MUHAMMED İBN ALİ İBN EBf TALİB

 

(Muhammed İbnu'l-Hanefiyye)

 

«Aliden alan ve ondan aldığını Muhammed İbn Ali'den daha çok veren hiç kimseyi bilmi­yorum,»[1]

Muhammet İbnu'l-Hanefiyye'yie kardeşi el-Hasen İbn Ali arasın­da bir anlaşmazlık oldu. İbnu'l-Hanefiyye, el-Hasen'e şu haberi gön­derdi:

Allah seni bana üstün kıldı...

Senin annen Hz. Muhammed îbn Abdillah'ın kızı Fatıma'dır. Be­nim annemse Benî Hanefiyye'den bir kadındır.

Senin annenin babası; Allah'ın elçisi, mahİukatının en iyist ve en seçkinidir.

Benim annemin babası ise Ga'fer İbn Kays'tır.

Bu mektubum sana geldiğinde bana gel ve benimle barış. Tabiî ki, sen benden üstünsün.               ,

Mektubunu alır almaz el-Hasen hemen Muhammed'in evine koş­tu ve onunla barıştı...

Acaba bu terbiyeli, zeki, becerikli ve yumuşak huylu Muhammed İbnu'l-Hanefiyye kimdi?

Geliniz onun hayatını başından itibaren anlatalım.

Bu hikâye Hz. Peygamber'in hayatının sonlarından itibaren başlar.

Bir gün Ali  İbn Ebî Talib Hz. Peyganiber'le birlikte oturuyordu. Hz. Alî şöyle dedi:

«Ey Allah'ın elçisi!

 Senden sonra bir oğlum olsa ona, senin adını koymama ne der­sin?                                                                              

Ona senin künyeni verebilir miyim?»

Hz. Peygamber:  «Evet» diye cevap verdi.

Sonra günler gelip geçti...

Peygamber (s.a.v.) Rafik-i  A'lâ'ya  kavuştu...

Birkaç ay sonra Hasan ve Hüseyin'in annesi olan kızı Fatımatu'l-Betul de babasına kavuştu.

Ali, Benî Hanefiyye'den bir kız istedi.

Ca'fer İbn Kays el-Hanefiyye'nin kızı Havle'yle evlendi ve ondan bir erkek çocuğu oldu.

Adını Muhammed koydu.

Resûlüliah'tan (s.a.v.) aldığı izinle ona Ebu'l-Kasım künyesini taktı.

Ancak halk onu, kardeşleri, Fatımatu'z-Zehra'nın oğulları olan Ha­san ve Hüseyin'den ayırdetmek için Muhammed İbnu'l-Hanefiyye di­ye çağırmaya başladılar.

Daha sonra o, tarihte böylece meşhur oldu.

Muhammed İbnu'l-Hanefiyye, Hz. Ebu Bekr'in halifeliğinin sonla­rında doğmuştu.

O, babası Ali îbn Ebî Talib'in gözetiminde büyüyüp yetişmiş ve onun okulundan mezun olmuştu.

İbadet ve takvasını ondan almıştı...

Onun güç ve cesaretini miras olarak almıştı...

Fesahat ve belagatını [güzel konuşma ve edebiyatını) ondan al­mıştı...

Böylece o, savaş alanlarında bir kahraman, insanların toplandığı yerlerde iyi bir konuşmacı...

Dünyaya karanlık çöküp gözler uykuya daldığında geceyi ibadet­le geçiren abidlerden birisiydi.

Babası,  katıldığı  savaşlara  onu  da  götürmüş...

Ona, kardeşleri  Hasan ve  Hüseyin'e yüklemediği yükleri yükle­mişti.

Onun  mızrağı  yenilmemiş,  azim ve  kararı kırılmamıştı. Bir defasında ona şöyle denilmişti:

«Baban niye, seni tehlikelere atıyor ve kardeşlerin Hasan ve Hü­seyin olmaksızın  niye seni  sıkıntılara sokuyor?»

O da şu cevabı vermişti:

«Bu şundan dolayıdır: Kardeşlerim babamın gözleridir.

Bense onun elleriyim...

O gözlerini elleriyle koruyor».

Ali İbn Ebî Talib'le Muaviye İbn Ebî Sufyan arasında yapılan Sıf-fîn savaşında Muhammed İbnu Hanefiyye babasının sancağını taşı­yordu.

İki taraf arasında savaş devam ederken bizzat kendisinin rivayet ettiği bir olay meydana geldi. Bunu şöyle anlatır:

Kendimizi Siffîn'de bulmuştuk. Muaviye'nin taraftarlarıyla karşı­laştık ve vuruşmaya başladık.

Zannettim ki bizden ve onlardan hiç kimse kalmıyacaktı. Durumu çok feci ve çok dehşetli buldum.

Çok geçmedi, arkamdan birinin şöyle haykırdığını duydum:

«Ey müslümanlar! Allah'tan kcrkun, Allah'tan. Ey müslümanlar!

Kadın ve çocukların imdadına kim koşacak?

Din ve namusları kim kurtaracak.

Bizanslıların ve Deylem'in [2]  imdadına kim koşacak?

Ey müslümanlar...

Allah'tan korkun, Allah'tan. Müslümanları kurtarın, ey müslüman­lar!»

O günden sonra kılıcımı, bir müslümana karşı kaldırılmaması için kendime söz verdim.

Daha sonra Hz. Ali (r.a.) zalim bir günahkâr tarafından şehid edil­di...

Halifelik Muaviye İbn Ebî Süfyan'a  geçti.

Munammed İbnu I-Hanefıyye, ister istemez, durumu düzeltmek, taraflar: birleştirmek, İslâm ve müsiümanların şerefi için ona itaat etmek üzere biat etti.

Muaviye [r.a.) bu biatin samimi ve art niyetsiz olduğunu anla­yıp içi   rahatlayınca  Muhammed   İbnu'l-Hanefiyye'nin ziyaretine  gel-

O da Şam'da Muaviye'yi birçok defa ve birçok sebepten dolayı

ziyaret etti...

Bunlardan  birisi  şöyle olmuştur:   Bizans   hükümdarı Muaviye'ye şöyle yazdı:

«Bizim hükümdarlarımız diğer hükümdarlarla haberleşiyor. Kendi ülkelerindeki garip şeylerden birbirlerini haberdar ediyorlar.

Memleketlerindeki tuhaf şeylerle aralarında yarışma yapıyorlar.

Onların aralarında yapılanların  bizim   aramızda da   yapılmasına müsaade eder misin?»

Muaviye ona olumlu cevap vererek böyle bir yarışın yapılmasına izin verdi.

Bizans hükümdarı ona, acayip özellikleri bulunan iki adamını gön­derdi.

Birinin boyu aşın derecede uzun, vücudu da çok iriydi.

Öyleki, sanki ormanda uzayıp giden bir ağaç veya şehirde uzun bir bina gibiydi.

İkincisi de son derece güçlü ve sağlamdı. Sanki yırtıcı bir hay­van gibiydi.

Oniarla  birlikte  Muaviye'ye şu  mektubu  göndermişti: «Senin memleketinde uzunluk ve güç bakımından bu iki adama denk kimseler var mı?»

Muaviye, Amr İbnu'l-Âs'a şöyie dedi:

«Boyu uzun olana denk veya ondan daha fazla olanı buldum.

Bu Kays İbn Sa'd  İbn Ubade'dir.

Güçlü olan konusunda senin fikrine ihtiyaç duydum».

Amr şu cevabı verdi:

«Bu iş için iki adam var. Ancak her ikisi de senden uzaktadır...

Bunlar: Muhammed İbnu'İ-Hanefiyye ve Abdullah İbnu'z-Zübeyr'-dir».

Muaviye şöyle dedi:

«Muhammed İbnu'İ-Hanefiyye bizden uzakta değildir».

Amr şu cevabı verdi: «Fakat, derecesinin ve kadrinin yüceliğiyle, halkın gözünün önün­de bizansh birisiyle güç yarışı yapacağını sanıyor musun?»

Muaviye de şöyle cevap verdi:

«Eğer o bunda islâm için bir şeref görüyorsa, bunu ve bundan fazlasını yapar».

Daha sonra Muaviye, Kays îbn Sa'd ve Muhammed İbnu'l-Hane-fiyye'den her birini çağırdı.

Toplantı başlayınca Kays İbn Sa'd ayağa kalktı, elbisesini çıka­rıp bizansh kâfire doğru attı ve ona giymesini söyledi. Bizanslı, Kays'ın elbisesini giydi. Ancak elbise vücudunun az bir kısmını örtebildi. Halk onun bu haline güldü.

Muhammed İbnu'l-Hanefiyye tercümana şöyle dedi:

«Bizanslıya söyle, eğer isterse o otursun, ben ayakta durayım. Daha sonra bana elini versin.

Ya ben onu ayağa kaldırayım, ya da o beni oturtsun...

İsterse, o ayakta dursun, ben oturayım».

Bizanslı oturmayı tercih etti.

Muhammecl İbnu'İ-Hanefiyye onun elinden tuttu, ayağa kaldırdı. Bizanslı onu oturtamadı...

Bizanslı bu durumu hazmedemedi ve kendisinin ayağa kalkması­nı, Muhammed'in oturmasını istedi. Muhammed onun elinden tuttu ve onu öyle bir çekti ki nerdeyse kolunu omuzundan çıkaracaktı.

Nihayet onu yere oturttu.

İki bizanslı kâfir yenik ve perişan bir halde hükümdarlarının ya­nına gittiler.

Günler yine gelip geçti...

Muaviye, oğlu Yezîd ve Mervan İbnu'l-Hakem Rablerine kavuştu­lar. Emevîlerin başkanlığı Abdülmelik İbn Mervan'a geçti. Kendisini müslümanların halifesi olarak ilân etti. Suriye halkı da ona biat etti.

Hicaz ve Irak halkı Abdullah İbnu'z-Zübeyr'e biat etmişlerdi.

İkisinden her biri kendisine biat etmeyeni biat etmeye davet et­meye,

Halka da, halifeliğe öbüründen daha lâyık olduğunu söylemeye

başladılar...

Böylece müslüman safları bir kere daha yarılmış oldu...

Bu arada Abdullah İbnu'z-Zübeyr'e  [3] Hicazliiar biat ettiğine göre, Muhammed İbnu'l-Hanefiyye'nin de kendisine biat etmesini istedi.

Ancak biatin, ona biat eden kimsenin boynuna birçok görev bin­dirdiği   Muhammed İbnu'l-Hanefiyye'ye gizli değildi...

Onu savunmak.ve desteklemek için kılıç çekme ve muhalifleriyle savaşmak  bu  vazifelerdendi.

Muhalifleri müslümanlardan başkası olmayan kimseler düşünüp taşınmışlar ve biat ettikleri kimseden başkasına biat etmişlerdi.

Akıllı ve olgun kişi Sıffin gününü unutmamıştı.

Uzun yıllar, arkasından seslenilirken duyduğu şu üzücü, sert ve boğucu sesi  kulaklarından silmemişti:

«Ey  müslümanlar...

Allah'tan  korkun, Allah'tan.  Ey müslümanlar!

Kadın ve çocukların imdadına kim koşacak?

Din ve  namusları kim  kurtaracak?

Bizans ve Deylem'in  imdadına  kim  koşacak?

Evet, bunların hiçbirini  unutmamıştı».

Abdullah Îbnu'z-Zübeyr'e şöyle dedi:

«Sen çok iyi biliyorsun ki, benim bu meselede niyet ve arzum yok.

Ben  ancak müslümanlardan birisiyim.

Onların konuşmaları senin veya Abdülmelik hakkında ittifak etti­ğinde ben, konuşmaların üzerinde ittifak ettiği kimseye biat ettim.

Şimdi ise, ne sana, ne de ona biat ediyorum...» Abdullah ona, bazan  iyi davranıyor, bazan da ondan yüz çevirip kaba davranıyordu.

Ancak çok geçmedi, Muhammed İbnu'l-Hanefiyye'nin görüşünü benimseyen ve ona uyan birçok kimse Muhammed İbnu'l-Hanifeyye'ye katıldı...

Öyleki onlar fitneden uzak durmayı tercih eden kimseler olarak yedi bin kişiye  ulaştılar.

Onlar kendilerini, tutuşan fitne ateşinin odunu yapmaktan çe­kindiler.

İbnu'l-Hanifeyye'ye uyanlar arttıkça İbnu'z-Zübeyr'in de öfkesi ar­tıyor, ondan biat istemekte ısrar ediyordu.

Bundan ümidini kesince, Muhammed'e, onunla birlikte olan Ha-şim oğullarına ve başkalarına Mekke'deki Şîb'lerindenf [4] ayrılmama­larını emretti ve onları  gözetlemek için  gözcüler dikti.

Daha sonra onlara şöyle dedi:

«Vallahi, ya biat edeceksiniz ya da sizi ateşte yakarım...»

Onları evlerine hapsedip yakmak için odun toplattı, duvarların te­pesine varıncaya kadar, evleri odunlarla çevirdi.

Öyleki, bir tek odun parçasını tutuştursa, onların hepsini cayır cayır yakardı.

O sırada, taraftarlarından bir grup ona gidip şöyle dediler:

«Bizi bırak da Îbnu'z-Zübeyr'i öldürelim ve halkı onun yaptıkların­dan  kurtarıp rahatlatalım».

O da şu cevabı verdi:

«Kendisinden uzak durduğumuz fitne ateşini kendi ellerimizle mi tutuşturacağız ve Resûlüllah'm (s.a.v.) sahabesinden ve sahabesinin oğullarından birisini mi öldüreceğiz?!

Hayır, Vallahi, Allah, ve elçisini kızdıracak hiçbir şey yapmıyacagız».

Muhammed İbnu'l-Hanefiyye ve beraberindekilerin, Abdullah İb-nu'z-Zübeyr'in baskısına karşı göğüs germeleri, Abdülmelik İbn Mer-van'a ulaşınca onları kendine çekmek için iyi bir fırsat buldu.

Bir adamıyla ona bir mektup gönderdi. Şayet onu çocuklarından birine yazsaydı ondan daha nazik bir söz ve daha güzel bir mektup olmazdı.

O mektupta şunlar yazıyordu:

«Öğrendim ki İbnu'z-Zübeyr, seni ve yanındakileri boğmakla teh­dit etmiş...

Akrabalarınla görüştürmemiş.., Hakkını hafife almış...

Bu Şam diyarı senin için açıktır. Seni ve beraberindekileri mem­nuniyetle bekliyor.

İstediğin zaman oraya yerleş, orada gerçek bir aileyle ve seni seven komşularla karşılaşacaksın...

İnşaallah sen bizi, hakkını tanıyan, faziletini takdir eden ve akra­bana ilgi gösteren kimseler olarak göreceksin...»

Muhammed İbnu'l-Hanefiyye ve   beraberindekiler  yüzlerini   Şam diyarına doğru  dönerek yürüdüler.

Eble'ye [5]   vardıklarında,   oraya  yerleştiler.

Eble'nin halkı onlara cömertçe davranıp çok iyi bir ilgi göster­diler.

Muhammed İbnu'I-Hanefiyye'yi sevip onda gördükleri ibadet derin­liği ve zühd samimiyetinden dolayı ona saygı gösterdiler.

O da onlara iyiliği emredip, kötülükten menetmeye başladı.

O, onların arasında sevgi bağlarını kuruyor, aralarını düzeltiyordu.

Halkın birbirine  haksızlık yapmasını önlüyordu.

Abdülmelik İbn   Men/an,   Muhammed'in   yaptıklarını   öğrenince dayanamadı. Adamlarıyla istişarede bulundu.

Ona şöyle dediler:

«O, bu halde yaşarken, onun senin mülkünde ikamet etm müsaade etmeni  uygun  görmüyoruz.

Ya o sana biat eder...

Ya da geldiği gibi dönüp gider...»

Abdülmelik ona şöyle yazdı:

«Sen benim ülkeme geldin ve benimle Abdullah İbnu'z-Zübeyr arasında bu savaş varken ülkemin bir ucuna yerleştin. Sen, müslü-rnanlar arasında adı ve mevkisi olan bir kimsesin. Ben topraklarımda, ancak bana biat ettiğin takdirde ikamet edebileceğini uygun görüyo­rum. Eğer bana biat edersen, benden sana, dün Ka!zem'den [6] gel­miş olan yüz gemi var. İçinde olan mal ve insanlarla birlikte onları al. Bunlardan başka sana, kendine, çocuklarına akrabalarına, mevaline ve beraberindekilere gerekenlerle birlikte iki milyon dirhem var...

Eğer kabul etmezsen, benim idarem altında olmayan bîr başka yere git».

Muhammed İbnu'l-Hanifeyye ona şöyle yazdı:

«Muhammed İbn Ali'den, Abdülmelik îbn Mervan'a,

Selâm senin  üzerine  olsun.

Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a hamdettiğimi sana bil­diririm...

Gelelim şimdi:

Belki sen benden korkuyorsun. Be"nim bu meseledeki tutumumun ne olduğunu bildiğini zannediyordum.

Vallahi, bütün millet benim için birleşse sadece bir köy halkı iti­raz etse, bunu yine de kabul etmezdim ve onları o köy halkıyla sa-

vaştırmazdım.

Ben, Mekke'de kaldım. Abdullah İbnu'z-Zübeyr kendisine biat etmemi istedi. Ben kabul etmeyince etrafındakilere kötü davrandı.

Daha sonra Şam diyarında ikamet etmem için bana mektup yaz­dın. Ben de fiyatlar ucuz ve senin idare merkezinden uzakta olsun diye senin topraklarının  kıyısındaki bir şehre yerleştim.

Ve en sonunda bana bunları yazdın... înşaallah biz buradan ayrılacağız».

Muhammed İbnu'l-Hanifeyye adamları ve ailesiyle birlikte Şam diyarından ayrıldı.

Nerede konaklasa oradan çıkması ve ayrılması isteniyordu.

Sanki bütün dertleri ona yetmemiş gibi Allah onu daha sert ve daha ağır başka dertlerle imtihan etmeyi dilemişti.

Çünkü taraftarlarından kalplerinde hastalık olan bir grup ve akıl­ları ermeyen başka bir grup şöyle demeye başladılar:

«Resûlüllah (s.a.v.), ilmin sırlarından, dinin kaidelerinden ve hazi­nelerinden birçoğunu Ali'nin  göğsüne bıraktı.

Başkalarına vermediği şeyleri özellikle Âl-i Beyt'ine (kendi aile­sinden olanlara) verdi».

Bu zeki, bilgili, bilgisini tatbik eden zat, bu sözlerin fikirlerde uyandıracağı sapmaları, İslâm'a ve müslümanlara getirebileceği teh­like ve zararları farketti.

Bunun üzerine müslümanlari  topladı ve onlara  konuşma  yapmak üzere ayağa kalktı.

Azîz ve Celîl Allah'a hamd ve senada bulundu. Peygamberi Mu-hammed'e (s.a.v.) salât ve selâm getirdikten sonra şöyle dedi:

«Bazıları  iddia ediyorlar ki; bizde yani ÂI~i  Beyt'te Resûlüilah'm (s.a.v.) özellikle bize verdiği, bizden başkasına vermediği, bir ilim varmış.

Vallahi -Mushafı göstererek- biz Resûlüllah'tan (s.a.v.) şu iki ka pağın arasındakilerden başka birşey almadık.

Bizde, Allah'ın kitabından başka okuduğumuz birşey olduğunu id dia eden kimse yalan söylemiştir».

Taraftarlarından bir kısmı ona şöyle selâm verirlerdi:

«Es-Selamü aleyke ey Mehdi [7]

O da şöyle derdi:

«Evet ben hayıra ulaştırılmışım (hayırda mehdiyim).

İnşaallah siz de mehdiler olacaksınız (hayıra ulaştırılacak

Ancak biriniz bana selâm verdiğinde bana adımla hitabetsin ve şöyle desin:

Es-Selamu aieyke ey Muhammed!»

Muhammed İbnu'İ-Hanefiyye'nin beraberindekilerle birlikte yerleş­miş olduğu yerdeki şaşkınlık ve tereddüdü uzamadi.

Bu arada, Haccac İbn Yusuf es-Sekafi, Abdullah İbnu'z-Zübeyr' [8]

öldürüp bütün halkın Abdülmelik İbn Mervan'a biat etmesini istedi.

Ancak o Abdülmelik'e şöyle yazdı:

«Müminlerin emîri Allah'ın kulu, Abdülmelik İbn Mervan'a, Muhammed İbn Ali'den.

Bu işin sana geçtiğini ve halkın sana biat ettiğini görünce, ben de onlardan birisi oldum ve senin Hicaz'daki valine biat ettim.

Bu biatimi sana yazılı olarak gönderdim. Ve's-se!âmü aleyke».

Abdülmelik mektubu arkadaşlarına okuyunca, onlar: «Eğer bize karşı gelmek ve bir tefrika çıkarmak isteseydi bunu yapabilirdi ve böyle bir yola başvuramazdi. Ona, kendisinin ve arkadaşlarından hiç­birinin rahatsız edilmiyeceğine dair teminat verildiği konusunda mek­tup yaz» dediler.

Abdüimelik ona böyle bir mektup yazdı,

Haccac'a da ona saygı göstermesini, hürmette kusur etmemesi­ni ve çok ikram etmesini emreden bir mektup yazdı.

Ancak Muhammed İbnu'l-Hanefiyye bundan sonra uzun süre ya­şamadı.

Birbirlerinden hoşnut.olarak Ailah onu kendi katına aldı.

Allah  Muhammed  İbnu'l-Hanefiyye'nin   kabrini   nur etsin. Ruhu­nu cennette parlak kılsın.

Şüphesiz o yeryüzünde bozgunculuk halk arasında da büyüklük istemiyenlerdendi. [9]

 

 



[1] İbnu'l-Cüneyd 

[2] Deylem:   Kazvin'in   kuzeyinde   büyük   bir  halk, Müslümanlar  onlarla   savaşmış, sonra İslâm'ı  kabul etmişlerdir

[3] Hz. Ebu Bekr'in kızı Esma'nın oğludur. KuzeyAfrika'nın fethi onun vasıtasıyla tamamlanmıştır. Onunla ilgili haberlerin bir kısmını «Sahabe Hayatından Tab­lolar»   kitabından  okuyunuz

[4] İki dağ arasında geniş bir yer (oturdukları mahalle).

[5] Akabe'nin  kuzeyinde bir şehir

[6] Nil deltasında eski bir liman. Ömer  Ibnu'l-Hattab Fustat'la   MekKe  arasında* müslüman  ordularını  nakletmek için oroyj inşa   ettirmişti.

[7] Mehdî'nin sözlük anlamı:  «Doğru yola girmiş, hidayete,  hayra ulaştırılmış»  demektir.  (Çeviren).

[8] Abdullah   İbnu'z-Zübeyr'in   Haccac'la aralannda   geçenleri,  yazarın   bu kitabında okuyunuz,

[9] Muhammed   İbnui-Hanefiyye   hakkında geniş   bilgi  İçin   aşağıdaki  eserlere   ba­kınız.

1. Ebu Nuaym Hılyetu'l-evliya, MI/174.

2. Tehzîbu't-tehzîb, IX/354.

3. İbnu'l-Cevzî, Sıfetu's-safve, II/77-79 (Haiep Baskısı).

4. İbn Sa'd, ei-Tabakatu'l-Kübra V/91.

5. El-Vafî, bi'l-vefeyat, İV/1583 (tercüme).

6. İbn Hailîkan, Vefeyalu'l-a'yan, İV/169.

7. El-Kâmil, 111/391; İV/250; 66. Senenin hadiselerine bakınız.

8. Şezeratu'z-Zeheb,  I/89.

9. Tehzîbu'l-Esma ve'i-luğat, I/88-89.

10. El-Bed'u ve't-tarih, V/75-76.

11. İbn Kuteybe, el-Maârif, s. 123.

12. İbn  Abdi  Rabbih, el-lkdu'1-Ferîd, Bkz: I!. III. v ve Vil. ciltlere bakınız,

Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2/309-321.