44 - SAHABE  (Radiyallahu anh)'ÜN FAZİLETLERİ BAHSİ. 4

1- Ebu Bekri Sıddıki (Radiyallahu anh) 'in Faziletlerinden Bir Bab. 4

2- Ömer (Radiyallahu anh) Faziletlerine Dair Bir Bab. 9

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 12

3- Osman B. Affan (Radiyallahü anh) 'ın Faziletlerine Dair Bir Bab. 14

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 16

4- Ali B. Ebi Talib (Radıvallahü anh)ın Faziletlerine Dair Bir Bab. 16

Bu Hadisden Çıkıarılan Hüümler:. 19

5- Sa'd b, Ebi Vakkas  (Radiyallahû anh)'ın Fazileti Hakkında Bir Bab. 20

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 21

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 22

6- Talha İle Zübeyr (Radiyallahu anh) 'nın Faziletlerine Dair Bir Bab. 23

7- Ebü Ubeyde b. Cerrah (Radiyaliahu anh) 'nın Faziletleri Babı. 25

8- Hasan'la Hüseyin (Radhallam anhûma) 'nın Faziletleri Babı. 26

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 27

9- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ehl-i Beytinin Faziletleri Babı. 28

10- Zeyd b. Harise İle Üsame b. Zeyd (Radiyallahu anhüma) 'nın Faziletleri  Babı  28

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 29

11- Abdullah b. Ca'fer (Radiyallahû anhüma) 'in Faziletleri Babı. 29

12- Ümmü'l-Mü'minin Hadice (Radiyallahû anhûma) 'nin Faziletleri Babı. 30

13- Aişe (Radiyallahü anhâ) 'nin Fazileti Hakkında Bir Bab. 33

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 37

14- Ümmü Zer Hadisinin Zikri Babı. 37

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 40

15- Fatime Binti Nebi (Aleyhisselâm)'in Faziletleri Babı. 40

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 42

16- Ümmü'l-Mü'minin Ümmü Seleme (Radiyallahü anha) 'nin Faziletlerinden Bir Bab  43

17- Ümmü'l-Mü'minin  Zeyneb (Radiyallahü anha) 'nin Faziletlerinden Bir Bab  43

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler. 44

18- Ümmü Eymen (Radiyallahu anha)'nın Faziletlerinden Bir Bab. 44

Bu Hadis-i Şerifden Şu Hükümler Çıkarılmıştır:. 44

19- Enes B.  Malik’in Anne Ümmü  Süleym İle Bilal (Radiyalîahâ ânha)’ın Faziletlerinden Bir Bab. 44

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 45

20- Ebu  Talhate'l-Ensari (Radryaüahuanh)'ın Faziletlerinden Bir Bab. 45

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 46

21- Bilal (Radiyallahu anha)’ın Faziletlerine Dair  Bir Bab. 46

22- Abdullah B. Mes'ud İle Annesi (Radiyallahu anha) Faziletlerinden Bir Bab. 46

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 48

23- Übey B. Ka'b ve Ensardan Bir Cemaat (Radiyallahu anhüm)’ın Faziletlerinden Bir Bab  49

24- Said B. Muaz (Radiyallahu anh) 'in Faziletlerinden Bir Bab. 50

25- Ebu Dücane Simak B. Hareşe (Radiyallahu anh)'ın Faziletlerinden Bir Bab. 52

26- Cabir'in Babası Abdullah B. Amr B. Hıram (Radiyallahu anha)’ın Faziletlerinden Bir Bab  52

27- Cüleybib Radiuallahu anh)’ın Faziletlerinden Bir  Bab. 53

28- Ebu Zer (Radiyalhhu anh)'ın Faziletlerinden Bir Bab. 53

29- Cerir B. Abdillah (Radiyallahu anh)'ın Faziletlerinden Bir Bab. 57

Çıkaılan Hükümler:. 57

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 58

30- Abdullah B. Abbas (Radiyallahû anh) 'nın Faziletleri Babı. 58

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 58

31- Abdullah B. Ömer (Radiyallahu anhuma)’nın Faziletlerinden Bir Bab. 58

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 59

32- Enes B. Malik (Radtyallahu arha)'in Faziletlerinden Bir Bab. 59

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 60

Hadisi Şerif'den Çıkarılan Hükümler:. 61

33 - Abdullah B. Selam (Radiyallahu anh) 'ın Faziletlerinden Bir Bab. 61

34 - Hassan B. Sait (Radiyallahu anh)ın  Faziletleri Babı. 63

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 63

35- Ebu H hüreyrete’d-Devsi(Radiyallahu anh) Faziletlerinden Bir Bab. 66

36- Bedir Gazilerinin (Radiyallahu anhüm) Faziletlerinden Bir Bab ve Hatib b. Ebi Beltea Kıssası. 67

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 68

37- Ashab-ı Şecerenin Yani Bey'at-ı Rıdvan'da Bulunanların (Radiyallahu anhüm) Faziletlerinden Bir Bab. 68

38- Ebü Musa'l-Eş'ari İle Ebü Âmiri Eş'ari (Radiyallahû anhüma) ‘ın Faziletlerinden Bir Bab  69

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :. 70

39- Eş'arillerin (Radiyallahu anhiim) Faziletlerinden Bir Bab. 71

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :. 71

40- Ebü Süfyan b. Harb (Radiyaüahu anh) 'in Faziletlerinden Bir Bab. 71

41- Ca'er b. Ebi Talib Île Esma Binti Umeys'in ve Gemilerindekilerin (Radiyallahu anhüm) Faziletlerinden Bir Bab. 72

42 - Selman, Suhayb ve Bilal (RadiyaHahû anhûm)’ün Faziletlerinden Bir Bab. 73

43- Ensar (Radiyalîahu anhüm) 'ün Faziletlerinden Bir Bab. 74

44- Ensar (Radiyallahu anhüm) 'ün Hanelerinin En Hayırlısı Hakkında Bir Bab  75

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 76

45- Ensar (Radiyallahu anhüm) İle Güzel Geçinme Hususunda Bir Bab. 76

46- Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'in Gıfar ve Eşlem Kabilelerine Duası Babı  76

47- Gıfar, Eslem, Cüheyne, Eşca Müzeyne, Temim, Devs ve Tayyi' Kabilelerinin Faziletlerinden Bir Bab. 78

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 80

48- İnsanların En Hayırlıları Babı. 81

49- Kureyş Kadınlarının Faziletlerine Dair Bir Bab. 81

50- Peygamber (Sallailahu Aleyhi ve Sellem) 'in Ashabı (Radiyallahu anhüm) Arasında Kardeşlik Akdetmesi Babı. 82

51- Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) 'in Bekası Ashabı İçin Emniyet, Ashabının Bekası da Ümmet İçin Emniyet Olduğunu Beyan Babı. 83

52- Sahabenin Fazileti, Sonra Onların Ardından Gelenlerin, Sonra Onların Ardından Gelenlerin Faziletleri Babı. 83

53- Peygamber (Sallaîlahii Aleyhi ve Sellem)in : «Hiç Bir Yüz  Sene Gelmez ki, Yeryüzünde Bugün Doğan Bir Kimse Kalsın» Hadisi Babı. 86

54- Sahabe (Radiyallahu anhüm)'e Sövmenin Haram Kılınması Babı. 87

55- Üveysü'l-Karani (Radiyailahü anh) 'in Faziletlerinden Bir Bab. 88

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 89

56- Peygamber (SatlallahU Aleyhi ve Sellem) 'in Mısırlılar Hakkındaki Vasiyyeti Babı  89

57- Umanlıların Fazileti Babı. 90

58- Sakif'in Yalancısının ve Onu Helak Edenin Beyanı Babı. 90

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 91

59- Acemlerin Fazileti Babı. 91

60- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in : «İnsanlar, İçlerinde Binilecek Bir Tane Bulamadığın Yüz Deve Gibidir.» Hadisi Babı. 92


44 - SAHABE  (Radiyallahu anh)'ÜN FAZİLETLERİ BAHSİ

 

1- Ebu Bekri Sıddıki (Radiyallahu anh) 'in Faziletlerinden Bir Bab

 

1- (2381) Bana Züheyr b. Harb ile Abd b. Humeyd ve Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî rivayet ettiler. Abdullah: Ahberana; ötekiler ise Haddesenâ tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Habbân b. Hilal rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bİie Sa­bit rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Enes b. Mâlik rivayet etti. Ona da Ebû Bekr'i Siddîk rivayet etmiş. Ebû Bekr şöyle demiş: Bii mağarada iken başlarımızın üzerinde müşriklerin ayaklarını gördüm. Ve :

— Yâ Resûlallah! Birisi ayaklarına baksa; ayaklarının altında bizi görecek! dedim.

«Yâ Ebâ Bekr, üçüncüsü Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyorsun!» buyurdular.

Bu hadîsi Buharı «Kitâbu-Fadâili-Eshab» ile «Hicret, bahsin­den;  Tirmizî  «Tefsîr»'de tahric etmişlerdir.

İki kişiden murad Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) île Hz. Ebû Bekr, üçüncüsü de Allah'ın kudret ve yardımıdır. Hadîsin bir rivaye­tinde :

«Sus yâ Ebâ Bekir! iki kişi; üçüncüsü Allah!» buyurulmuştur. Bu ha­dîsin mübtedası mahzufdur. Cümle: Biz iki kişiyiz, Allah bu iki kişiye yardımcıdır, takdirindedir.

İmam Kbû Abdullah El-Mâziri diyor ki : «Ulernâ sahabenin birbirlerinden üstün çıkarılması hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bir taife : Biz fark yapmayız, bilâkis bundan çekiniriz, demiş; cumhur far­ka kail olmuşlardır. Sonra ihtilâf etmişler; Ehl-i Sünnet: Sahabenin ef-dali Ebû Bekr-i Sıddîk 'dir demiş; Hattâbî'ye onların efdali Ömer b. Hattâb 'dır iddiasında bulunmuş; Kâvendiyye fırkası Abbâs'in hepsinden efdal olduğunu söylemiş, Şîiler ise bunun Hz. A1i olduğuna kail olmuşlardır. Ehl-i sünnet, saha­benin en faziletlisi Ebû Bekr, ondan sonra Ömer olduğuna ittifak etmiş; bunların cumhuru ondan sonra Osman, daha sonra A1i geldiğini söylemişlerdir. Küfe'li bâzı ehl-i sünnet âlimleri Ali'nin Osman'dan önce geldiğini söylemişlerse de, sahîh ve meşhur olan Osman'in Ali 'den efdal sayümasıdır.» Ebû Mansûr Bağ­dadî diyor ki: «Ulemâmız bu tertib üzere dört halifenin, sahabenin eri faziletlileri olduğuna, sonra cennetle müjdelenen on kişi, sonra Be­dir gazileri, sonra Uhud gazileri, sonra Bey'ati Rıdvan'da bulunanlar­la ensardan her iki Akebe bey'atmda bulunan meziyet sahipleri ve keza sabikûnu evvelûn geldiğine icma etmişlerdir. Sabikûnu evvelûndan mu­rad   nü Müseyye b ile bir taifeye göre, iki kıbleye doğru na­maz kılmış olanlardır. Şa'bi'nin kavline göre Bey'atü'r-Uıdvân'da bu­lunanlar Atâ üe Muhammed b. Ka'b'a göre de Bedir gazileridir.>

Kaadî Iyâz'm beyânına göre içlerinde İbni Abdi1 -Berr de bulunan bir takım ulemâ Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem)in hayatında vefat eden ashabın, onun hayatından sonra sağ kalanlardan daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Fakat mutlak olan bu söz kabul görmemiştir. Bu farkın kat'î olup olmadığında hem zahire, hem bâtına göre mi, yoksa sadece zahire göre mi olduğunda ulemâ ihtilâf etmişlerdir. İmam Ebû'l-Hasen El-Eş'arî kat'î olduğunu söylemiş r «Bunlar fazilet hususunda da halifelikleri tertibine göredir.» demiştir. Ebu Bekri Bakıllânî ise bu farkın kat'î değil, zannî ve içti­hadı olduğunu söylemiş, ulemanın bu fark hususundaki ihtilâfını zikret­miştir.

Ulemâ Hz. Âişe ile Hz. Hatic 'nin ve keza Âişe ile Fâtma (Radiyaliahü anha)'mn hangisi efdal olduğunda da ihtilâf etmiş­lerdir.

Nevevî diyor ki: «Osman (Radiyallahu anh) 'in halifeliği bilicma sahihtir. O mazlum -olarak şehid edilmiş, kendisini bir takım fasıklar öl­dürmüşlerdir. Ashab-ı kiram'dan onu öldürmeye iştirak eden yoktur. Onu el-ayak takımı ve.kabilelerin en adî ve sefilleri öldürmüşler, Ashab-ı ki­ramın mevcut olanları bunları defetmekten âciz kalmışlardır. Nihayet reziller gurubu onu muhasara ederek öldürmüşlerdir.

A1i (Raâiyallahu anh) 'a gelince onun hilâfeti bilicma sahihtir. Kendi zamanında Halife o idi. Başkasının hilâfet hakkı yoktu.

Muâviye (Radiyallahu anh) ise âdil, fâzıl ve necib Ashab-ı kirâm-dandır.

Olup biten harplere gelince : Bu harpler sebebiyle her taifede bir şüphe hâsıl olmuştu ki, bu şüphe sebebiyle her taife kendinin doğru ha­reket ettiğine inanıyordu. Ashabın hepsi âdildirler. Allah-onlardan razı olsun. Harblerinde ve sâirede ise tevilcidirler. Bu te'vilcilik onlardan hiç birini adaletten çıkarmamıştır. Çünkü onlar müctahiddirler. İctihadi bir takım meselelerde ihtilâf etmişlerdir. Nitekim onlardan sonra gelen müctehidler de kan ve şâire meselelerinde ihtilâf etmişlerdir. Bundan, onlar­dan herhangi birinin eksik taraflı olması lâzım gelmez.

Bilmiş ol ki, bu harblerin sebebi, dâvaların şiddetle birbirine benzer olmasıdır. Bundan dolayı ashabın icühadları muhtelif olmuş, kendileri üç kısma ayrılmışlardır.

Bir kısma göre ictihad sayesinde hakkın bu tarafda olduğu, muhali­finin âsî sayıldığı anlaşılmıştır. Bunların itikadına göre âsî ve bâği olan muhalifle harbetmek vâcibdir. Onlar da bunu yapmıştır...

İkinci kısım birincilerin tam aksinedir. Onlar da ictihad sayesinde hakkın karşı tarafda olduğunu anlamışlardır. Binâenaleyh o tarafa yar­dım etmek vâcibdir.

Üçüncü kısım hiç bir tarafı tercih edemeyip hayrette kalanlar ve ne hüküm vereceğini bilemeyenlerdir. Bunlar her iki fırkadan uzak kalmış­lardır. Bu hareket onlar hakkında vâcibdir. Çünkü: Bir müslümanın ölü­mü hakettiği anlaşılmadıkça üzerine hücum etmek helâl değildir. Bunlar iki tarafdan birinin tercih edileceğini ve hakkın onunla olduğunu anlasa­lar yardımdan geri kalmaları caiz olmazdı. Binâenaleyh hepsi mazurdur­lar, Allah kendilerinden razı olsun. Bundan dolayıdır ki, Ehl-i Hak ve icmâına îtimad olunan ulemâ bu zevatın şahitliklerinin ve rivayetlerinin kabulüne, adaletlerinin kemâline ittifak etmişlerdir.

Hadîs-i şerîf Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin bu kadar tehlikeli bir anda bile sonsuz tevekkül sahibi olduğuna ve Hz. Ebû B e k r 'in faziletine delildir.

 

2- (2382) Bize Abdullah b. Ca'fer b. Yahya b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'n rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik, Ebû'n-Nadr'-dan, o da Ubeyd b. Huneyn'den, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sailailahü A leyhı ve Sellem) minberin üzerine oturarak şöyle bu­yurmuş :

«Bİr kul ki, Allah kendisini dünya nimetlerini vermekle kendi nezdin-dekiler arasında muhayyer bırakmış, o da onun nezdindekileri seçmiştir.» Bunun' üzerine Ebû Bekr ağlamış ve ağlamış. Sonra şunu söylemiş ;

— Sana babalarımızı, annelerimizi feda ettik.

Ebû Saîd demiş ki, muhayyer bırakılan Resûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve Sellem) idi. Ebû Bekr de onu en iyi bilenimiz idi.

Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:

«Şüphesiz ki, bana matı ve sohbeti hususunda insanların en cömerdi Ebû Bekr'dir. Ben dost ittihaz edecek olsaydım mutlaka Ebû Bekr'i dost it­tihaz ederdim. Lâkın din kardeşliği (efdaldir).

Mescidde Ebû Bekr'in kapısından [1] başka hiç bir kapı bırakilmıyacaktır.»

 

(...) Bize Saîd b. Maıısûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Füleyh b. Sü­leyman, Sâlİm'den, o da Ebû'n-Nadr'dan, o da Ubeyd b. Huneyn ile Büsr b. Saîd'den, onlar da Ebû Said-i Hudrî'den naklen rivayet etti. ŞÖyle de­miş : Resûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve Sellem) bir gün hutbe okudu...

Râvi Mâlik'in hadîsi gibi rivayet etmiştir.

 

3- (2383) Bize Muhammed h. Beşşâr El-Abdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'he, İsmail b. Recâ'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Abdullah b. Ebî'l-Hüzeyli Ebû'l-Ahvas'dan naklen rivayet ederken dinledim. (Demiş ki) : Ben Abdullah b. Mes'ud'u Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selltem)den naklen rivayet eder. ken dinledim. Şöyle buyurmuşlar :

«Ben dost İttihaz edecek olsam mutlaka Ebû Bekr'i dost ittihaz eder­dim. Lâkin o benim kardeşim ve arkadaşımdır. Gerçekten Allah (Azze ve Celle) sahibinizi halil ittihaz etmiştir.»

 

4- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer riva­yet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ebû İshâk'dan, o da Ebû'l-Ahvas'dan, o da Abdullah'dan, o da Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki, şöyle buyurmuşlar :

«Ben ümmetimden birini dost ittihaz edecek olsam; mutlaka Ebû Bekr'i ittihaz ederdim.»

 

5- (...) Bize yine Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdürrahman rivayet etti. (Dedi ki) ; Bana Süfyân, Ebû İshâk'dan, o da Ebû'İ-Ahvas'dan, o da AbduIIah'dan naklen rivayet etti. H.

Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cafer b. Avn haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû Umeys, İbnü Ebî Müleyke'den, o da Ahdullah'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Ben dost ittihaz edecek olsam, mutlaka İbni Ebî Kuhafe'yi dost ittihaz ederdim!»  buyurdular.

 

6- (...) Bize Osman b. Ebî Şeyhe île Ziiheyr b. Harb ve İshâk b. İbrahim rivayet ettiler. İshâk: Ahberana, ötekiler : Haddesena tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Cerir, Muğîre'den, o da Vâstf b. Hayyan'-dan, o da Abdullah b. Ebî'l-Hüzeyl'den, o da Ebû'l-Ahvâs'dan, o da Abdullah'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti.

«Ben yeryüzü halkından dost ittihaz edecek olsam mutlaka İbni Ebî Kuhâfe'yi dost ittihaz ederdim. Lakin sîzin sahibiniz HaliMiah'dir.»buyurmuşlar.

 

7- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye ile Veki' rivayet ettiler. H.

Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir haber verdi. H.

Bize İbni Ebî Ömer dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. Bu râvilerden hepsi A'meş'den rivayet etmişlerdir. H.

Bize Muhammed b. Abdillah fe. Nümeyr ile Ebû Saîd EI-Eşecc de ri­vayet ettiler. Lâfız her ikisinindir. (Dediler ki) : Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş, Abdullah b. Mürra'dan, o da Ebû'l-Ahvâs'dan, o da AbduIIah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

«Dikkat edin, ben her dostun dostluğundan beraet ediyorum. Ben dost ittihaz edecek olsaydım mutlaka Ebu Bekr'i dost ittihaz ederdim. Muhakkak sahibiniz Halİlullah'dır.» buyurdular.

Ebû Saîd rivayetini Buhârî «Menâkıbu'l-Ensar» bahsinde tahric etmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ashabının ne dere­ce mütenebbih olup anlayacaklarını denemek için ismini söylemeyerek:

«Bir kul ki, Allah kendisini dünya nimetleri vermekle kendi nezdinde-kiler arasında muhayyer bırakmıştır.» demiş ve bununla Allah'ın kendisini yaşamakla ölmek arasında muhayyer bıraktığını, kendisinin de ölümü tercih ettiğini anlatmak istemiştir. Bu mânâyı Hz. Ebû Bekr der­hal anlayarak ağlamaya başlamış ve ağlaması dineceği yerde gittikçe art­mıştır. Sana babalarımızı, annelerimizi feda ettik demesi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in vefatının yakın olduğunu anladığı içindir. Sair ashab-ı kiram Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Seİlem) 'in maksadını an­layamamış; Ebû Bekr'in bu sözüne ve ağlamasına şaşmışlardır. Bu husûsda, Buharı 'nin rivayetinde şöyle denilmektedir : «Biz Ebû Bekr'e şaştık, cemâat birbirlerine : Şu şeyhe bakın! Resûlüllah {Sallallah'ü Aleyhi ve Sellem) Allah'ın kendisine dünya nimetleri vermesiyle kendi nez-dindekiler arasında muhayyer bıraktığı bir kulu haber veriyor, o ise: Sa­na babalarımızı, annelerimizi feda ettik, diyor! dediler.» Filhakika mu­hayyer bırakılan kulun Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) olduğunu Hz. Ebû Bekr  herkesten önce anlamıştı. Durmadan ağlaması bundandı.

Halil, yakın dost demektir. Kaadî Iyâz'm beyânına göre hai­lenin aslı hücet, fakirlik ve inkıta' mânâsına gelir. Halilullah'ın mânâsı başka şeylerden alâkasını kesip kendini Allah'a veren demektir. Bazıları hacetim yalnız Allah'dan bekleyen mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Bu kelime: «Hılle» ve «Hülle» şekillerinde de okunmuştur. Bazı­ları bunun ihtisas mânâsına geldiğini, diğerleri safisini süzmek olduğunu söylemişlerdir. Bu kelime esasen muhabbet ve sevgi manasınadır. Halil sevdiğinden başkasına kalbinde yer kalmayan sevgili manâsına gelir, di­yenler de vardır. Bazı hadîslerde Peygamfcer (Sallallahü Aleyhi ve Selietn) : «Ben Allah'ın habİbiyim...» buyurmuştur. Habib de sevgili demektir. Bundan dolayı kelâm ulemâsı habibin mi, yoksa haîiîin mi daha yüksek bir sevgi ifâde ettiği hususunda ihtilâfa düşmüşlerdir. Bâzıları bu iki ke­limenin aynı mânâya geldiğini söylemiş; bir takımları habibin daha yük­sek bir mânâ taşıdığını, diğerleri halilin ondan daha yüksek mânâ ifade ettiğini söylemişlerdir.    Demişlerdir ki:   «ResûlüIIah  (Sallaltahii Aleyhi ve Sellem):

«Lâkin sîzin sahibiniz Haliluilah'dır.» sözüyle kendisini kasdetmiştir. Yâni: Ben ancak Allah'ın haliliyim, demek istemiştir. Şu halde Halil, Habibden daha yakın sevgili mânâsına gelir. Çünkü bu hadîste Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Setlem> kullardan hiç bir kimseyi halil ittihaz etmedi­ğini bildirmektedir. Halbuki habiblik sıfatı yalnız Allah'a tahsis ettiği mu­habbete mahsus değildir. Onun Hz. Hatice'ye, Âişe'ye, Ebû Bekr'e, Üsâme'ye, onun babası Zeyd'e, Hz. Fâtıma'ya, oğulları Hasan ile Hüseyin'e ve diğer zevata karşı muhabbeti vardı.» Maamafih mânâ itibariyle habibin halilden daha yüksek olduğunu söyleyenlerin sayısı daha fazladır.

Allah'ın kulunu sevmesinden maksad, kendisine ibâdet ve tâat hu­susunda imkân vermesi, hidâyet ve rahmet buyurması, nice eltafma mu­vaffak kılmasıdır. Kaadî Iyâz diyor ki: «Bu muhabbetin başlan­gıcıdır. Nihayeti ise kulun kalbinden perdeyi açmasıdır. Tâ ki kul onu ba­sireti ile görmeye başlar. Nitekim sahîh hadîste :

«Ben kulumu seversem artık kendisiyle gördüğü gözü ben olurum... ilâh.»  buyurulmustur.»

Hz. Ebû Hüreyre gibi bazı Ashab-ı kiram Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında «Halİlim» tâbirini kullanmışlardır. Fakat bu tâbir inkıta mânâsında kullanıldığı için, buradaki mânâya mu­halif değildir. Sahâbinin her şeyden alâkasını keserek kendini Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e adaması güzel bir şeydir. Halil kelimesinden maksadı da budur.

 

8- (2384) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Abdillah, Hâlid'den, o da Ebû Osman'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Amr b. As" haber verdi. ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

Anır'ı zatı selâsil ordusuna kumandan göndermiş. Amr şöyle demiş : Ona vararak:

  Sana insanların en sevimlisi kimdir? diye sordum.

«Âtşe!»  cevâbını verdi.

  Yâ erkeklerden? dedim. «Babası!»   buyurdu.

  Sonra kim?» dedim.

«Ömer!»   buyurdu ve bir takım zevat saydı.

Bu hadîsi  Buhârî    «Fedâli ashao» ne «megmı» Tirmizî ile Nesâî  «Menâkıb»'de tahric etmişlerdir, Zatu Selâsil: Şam tarafında Benî Cüzam kabilesine ait bir sudur. Hicretin sekizinci yılında burada müslümanlarla küffar harb' ettiği için vak'aya bu yerin ismi verilmiştir. Mûte harbi bundan önce olmuştur. ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Amr İbni Âs'ı ordu kumandanı tayin etmişti. Halbuki ordunun içinde Hz. Ebû Bekr'le Ömer de vardı. Bunu görünce Hz. Amr b. Âs : Galiba beni Re­sûlüIIah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem} daha çok seviyor; rütbe itibariyle bun­lardan üstün tutuyor, diye düşünerek Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hadîste zikri geçen suali sordu.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşıldığına göre Amr b. Âs kendisini söyler ümidiyle : «Ondan sonra kimi seviyorsun?» diye sormakta devam etmiş, fakat Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hep başkalarını söylemiştir. Bunun üzerine Hz. Amr kendisine yakında sıra gelmeye­ceğini anlayarak sormaktan vazgeçmiştir. Siyer ulemâsının beyânlarına göre gerçekten o gün Hz. Amr 'dan daha üstün bir hayli Ashab-ı kiranı bulunmakta idi.

Nevevî : «Bu hadîs Hz. Ebû Bekr'le Ömer ve Âişe'nin pek büyük fazilet sahibi olduklarını açıkça göstermektedir. Bu hadîste Hz. Ebû Bekr'i, ondan sonra Ömer'i bütün sahabeden üstün kabul eden ehl-i sünnete açık delil vardır.» diyor.

 

9- (2385) Bana Hasan b. Alî El-Hulvâni rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ca'fer b. Avn, Ebû Umeys'den rivayet etti.

Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ca'fer b. Avn haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû Umeys, İbni Ebî Müley-ke'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Ben Âişe'den dinledim. Kendisine:

  Resulü!!ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yerine halife bıraksa, bu zât kim oturdu? diye soruldu da:

  Ebû Bekr! dedi. Müteakiben kendisine :

  Ebû Bekr'den sonra kim? olurdu denildi:

  Ömer! cevâbını verdi. Sonra kendisine:

  Ömer'den sonra kim? dediler.

  Ebû Ubeyde b. Cerrah!  Ve bunda karar kıldı.

Görülüyor ki: Hz. Âişe, Ebû Ubeyde de durmuş, bir daha bir şey söylememiştir. Nevevî diyor ki-: «Bu hadîs sahabenin icmaı ile birlikte hilâfet için evvelâ Ebû Bekr'i, sonra Ömer'i hak sahibi gören Ehl-i Sünnetin delilidir. Yine bu hadîs gösteriyor ki Ebû Bekr'in halife olması, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in nassan emriyle değil, Ashab-ı kiramın icmaı iledir. Eğer ortada ona yahut başkasına ait bir emir bulunsaydı evvelâ ensarla diğer ashab arasında münazaa çıkmazdı. Bu nassı belleyen hafız da onu rivayet eder, ashab ona müracaatta bulunurlardı. Lâkin evvel emirde ensar münazaa etmiş­lerdir. Ortada nassan bir emir de yoktur. Sonra Ebû Bekr'i halife seçmekte ittifak etmişler ve iş yatışmıştır.

Şiî1er'in Hz. A1i hakkında emir vardır, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun halife olmasını vasiyet etmiştir, şeklindeki iddiaları bâtıldır. Bütün müslümanlarm ittifakı ile asılsızdır. Onlann dâvalarıma bâtıl olduğuna Hz. Ali devrinden beri ittifak vardır. Kendilerini ilk yalanlayan: «Bizde şu sahifeden başka bir şey yoktur...» diyerek Ali (Radiyaiîahuanh) olmuştur. Onda bir emir olsaydı söylerdi. Böyle bir şey söyledi ise hiç bir zaman nakledilmemiş, kendisine böyle bir, şey anan da olmamıştır.»

 

10- (2386) Bana Abbad b. Musa rivayet etti, (Dedi ki) : Bize îbrâhim b. Sa'd rivayet etti.  (Dedi ki) : Bana babam Muharomed b. Cübeyr b. Mutim den, o da babasından naklen haber verdi ki : Bir kadın Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ den bir şey istemiş, o da kadına tekrar gelme­sini emir buyurmuş. Bunun üzerine kadın :

__ Yâ Resûlallah, ne buyurursun! Ya gelir de seni bulamazsam? demiş.

__Râvi diyor ki: Babam herhalde kadın ölümü kastediyordu, de­di.

— Resûlüilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'.

«Beni bulamazsan Ebû Bekr'e gıdiver!» buyurmuşlar.

 

(...) Bana bu hadîsi Haecâc b. Şâir de rivayet etti. (Dedi ki) : Ya'kub b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize babam, bahasından rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Muhammed b. Cübeyr b. Mut!ım hafcer verdi. Ona da babası Cübeyr b. Mut'un haber vermiş ki, kadının biri Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek tir şey hususunda onunla konuşmuş. O da kadına bir şey verilmesini emretmiş...

Râvi Abbâd b. Musa'nın hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.

Hafız îbni Hacer, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den bir şey isteyen bu kadının ismini bulamadığın! söylemiştir. Peygamber (Sollallahü Aleyhi ve Sellerriy'ın kadına tekrar gelmesini emir buyurması, yi­ne bir şey vererek yardımda bulunmak içindir.

Nevevî diyor ki: «Bu hadîsde Hz. Ebû Bekr'in halife olacağına dâir bîr emir yoktur. Hadîs Allah Teâlâ'mn bildirdiği gaibi haber vermekten ibarettir.»

 

11- (2387) Bize Ubeydullah b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Hânın rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim, b. Sa'd haber verdi. (Dedi ki) : Bize Salih b. Keysan, Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} hastalığında bana şöyle buyurdu:

«Bana EbÛ Bekr'i ve kardeşini çağır da bir yazı yazacağım. Çünkü ben bir arzukeşin temenni etmesinden ve birinin : Ben daha lâyıkım, demesin­den korkarım. —Halbuki bunu Allah ve mü'minler kabul etmez.— Yalnız Ebû Bekr müstesna!»

Bu hadîsin son cümlesi muhtelif şekillerde rivayet olunmuştur. Kaadî Iyâz: «Bu rivayetlerin en güzelidir.» demiştir.

Hadîsten murad şudur : Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) ölüm dö­şeğinde iken yerine bir halife bırakmayı düşünmüş, bunun için en lâyık Ebû Bekr'i gördüğünden oğlu ile ikisini çağırtarak bu husûsdaki va­siyetini' yazdırmak istemiştir. Buna sebep olarak da çıkması melhuz olan nizâyı göstermiş: «Çünkü ben halife olmaya hevesli *bir kimsenin, halife ben olacağım demesinden yahut birinin, bu hak benimdir diye iddia et­mesinden korkarım. Böyle bir iddiaya Allah ve mü'minler razı değildir. Yalnız Ebû Bekr müstesna. Bu husûsda o hak iddia ederse, onu Allah da, mü'minler de kabul eder.» demiştir.

Nevevî diyor ki: «Bu hadîsde Ebû Bekri Sıddîk'm faziletine açık delil vardır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefatın­dan sonra vuku bulacak bâzı şeylere işaret buyurmuş; müslümanlarm Ebû Bekr 'den başka kimsenin hilâfetini kabul etmeyeceklerini ha­ber vermiş ve bunların hepsi olmuştur.»

 

12- (1028) Bize Mulıammed b. Ebî Ömer El-Mekkî rivayet etti. {De­di ki) : Bİze Mervân b. Muavİyete'l-Fezârî Yezid'den (bu zat îbni Key-san'dır), o da Ebû Hâzhn El-Eşcaî'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen ri­vayet etti. Şöyle demiş: ResûlÜIlah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'.

«Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?» diye sordu. Ebû Bekr:

  Benî cevâbını verdi.

«Bugün sizden kim bir cenazenin arkasından gitti?» dedi. Ebû Bekr:

  Ben! cevâbını verdi.

«Bugün sizden kim bir fakiri doyurdu?» diye sordu. Ebû Bekr:

  Ben! cevâbını verdi.

«Ya bugün sizden hanginiz bir hastayı dolaştı?» buyurdular.   (Yine)

Ebû Bekr:

— Ben!  cevâbını verdi. Bunun üzerine Resûlüllab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bu hasletler bir kimsede toplanmaya görsün mutlaka cennete girer!» buyurdular.

Bu hadis zekât bahsinde geçmişti.

Kaadî Iyâz diyor ki: «Bunun mânâsı: Bu hasletler kendinde bulunan bir kimse kötü amelleri bulunmakla beraber soruşuz sualsiz cen­nete girer, demektir. Aksi takdirde mücerred iman dahi Allah'ın lûtfuyla cennete girmeyi iktiza eder.

 

13- (2388) Bana Ebû't-Tâhir Abmed b. Amr b. Şerh ile Harmele b. Yahya rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bİze Îbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Saîd b. Müseyyeb ile Ebû Seleme b. Abdirrahman rivayet ettiler. Onlar da Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmişler: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

«Vaktiyle bir adam bir ineğini sürüyordu, üzerine yük yüklemişti. İnek ona bakarak : Ben onun için yaratılmadım. Ben ancak çift sürmek için ya­ratıldım, dedi.»

Bunun üzerine cemâat şaşarak ve inek konuşur mu diye ürkerek: Sübhanellah! dediler. Resûlüllah '(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

«Ben buna inanıyorum. Ebû Bekr'le Ömer de!» buyurdu.

Ebû Hüreyre demiş ki: Resûlüllah" (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:

«Bir defa bir çoban koyunlarının içinde iken üzerine kurt saldırarak ko­yunlardan birini almış. Çoban onu tâkib etmiş, nihayet koyunu ondan kur­tarmış. (Bu sefer) Kurt ona bakarak : Bu koyunlara yırtıcı gününde benden başka çobanları olmadığı günde kim bakacak! demiş.» Cemâat (yine) : — Sübhanallah! dediler. Resûlüllah (Sallaîlahü A leyhi ve Setten)   de: «Ben buna inanıyorum. Benimie birlikte Ebû Bekr ile Ömer dei»buyur­dular.

 

(...) Bana Abdul-Melik Şuayb b. Leys de rivayet etti. (Dedi ki) : Ba­na babam dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana TJkayl b. Hâlid, İbni Şihab'dan bu isnadla kurt ve koyun hikâyesini rivayet etti. Ama inek kıs­sasını anmadı.

 

(...) Bize Muhamrned b. Abbâd dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne rivayet etti. H.

Bana ÎVJuhanuned b. Rafı' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Dâvud El-Haferî, Süfyân'dan rivayet etti.

Her iki râvi Ebû'z-Zinad'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Seleme'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Men naklen Yûnus'un Zührî'den rivayet ettiği hadîs mânâsında rivayette bu­lunmuşlardır. Bunların hadîsinde inekle koyun kıssaları beraberce zikre­dilmiştir. İkisi de hadîslerinde: «Ben buna inanıyorum. Benimle birlikte Ebû Bekr'le Ömer de! buyurdu. Ama Ebû Bekr'le Ömer orada yoktular.» demişlerdir.

 

(...) Bize bu hadisi Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr da riva­yet ettiler. - (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer de rivayet etti. (Dedi ki)': Bize Şu'be rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Abbad da rivayet etti. (Dedi kî) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Mis'ar'dan rivayet etti.

Her İki râvi Sa'd b. İbrahim'den, o da Ebû Seleme'den, o da Ebû Hü­reyre'den, o da P&ygamher(.SalUıllahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etmişlerdir.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu'I-Enbiya» ile «Kitâbu'!-Müzaraa«'da tahric etmiştir.

Buhârî'nin rivayetinden anlaşılıyor ki, inek ve koyun kıssaları İslâmiyetten önce ve ihtimal Benî İsrail zamanında vuku bul­muştur. Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in bunlara inandığım soyledikteh sonra orada olmadıkları halde Ebû Bekr'le Ömer'in de inandıklarını söylemesi, onların sadakatlarma ve imanlarının kuvveti­ne, Allah'ın kemâl kudretini bildiklerine güvendiğindendir. İneğin : Ben ancak çift sürmek için yaratıldım, dediği hasr edatı olan «İnnema» üe bil-dirilmişse de, burada hasr ve kasr bilittifak murad edilmemiştir. Çünkü çift sürmekten başka ineğin etinden ve sütünden de istifade olunur.

Yırtıcı günü diye terceme ettiğimiz «Yevmü's-Seb»'den ne kasdedil-diği ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bazılarına göre bundan murad mahşer yeridir. Yâni kurt, çobana: «Bu koyunlara mahşer gününde kim baka­cak?» demek istemiştir. Bir takımları bundan ihmal günü kastedildiğini söylemişlerdir. Yâni fitneler çoğaldığı, insanlar sürülerini çobansız bırak­tığı zaman bu koyunlara kim bakacak? demektir. Bir takımlarına göre «Yevmi seb»'den murad bayram günüdür. Arabların câhiliyyet devrinde bu isimde bir bayramları vardı. O gün işi gücü bırakarak oyun ve çeşitli eğlencelerle meşgul olurlar, koyunlarını da kurtlar yerdi. Bu kavillerin içinde en doğrusu fitneler zamanında sürülerin ihmal edilmesi mânâsıdır.

Bu rivayetler Hz. Ebû Bekr'le Ömer'in faziletlerine kera­met ve harikaların cevazına delildir ki: Ehl-i hakkın mezhebi de budur.

 

 2- Ömer (Radiyallahu anh) Faziletlerine Dair Bir Bab

 

14- (2389) Bize Saîd b. Amr EI-Eş'asî ile Ebû'r-Rabî' El-Atekî ve Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ* rivayet ettiler. Lâfız Ebû Küreyb'indir. Ebû'r-Rabi': Haddesenâ, ötekiler : Ahberana tâbirlerini kullandılar. (De­diler ki) : Bize lbni Mübarek, Ömer b. Saîd b. EM Hüseyn'den, o da İbni Ebî Müleyke'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Ben tbni Abbâs'ı şunu söylerken işittim: Ömer b. Hattâb teneşirinin üzerine kondu. Ve kaldırıl­madan önce halk ona dua ve sena ederek üzerine salâvat getirerek etra­fını sardılar. Ben de içlerinde idim. Arkamdan omuzumdan tutan bir adamdan başka beni belinleten olmadı. Ona baktım, bir de ne göreyim Ali imiş. Ömer'e rahmet okudu ve şunu söyledi: «Geriye hiç bir kimse bırakmadın ki, benim için onun ameli gibi amelle Allah'a kavuşmak se-ninkinden daha makbul olsun. Allah'a yemin olsun! Ben Allah'ın seni iki dostunla birlikte koyacağını biliyordum. Çünkü ben çok defalar Resûlüllab (SaUallahü Aleyhi ve Selle m)'i ;

«Ben Ebû Bekr ve Ömer'le beraber geldim; Ebû Bekr ve Ömer'le be­raber girdim; Ebû Bekr ve Ömer'le beraber çıktım.» buyururken işitiyor­dum. Ve seni Allah'ın onlarla beraber edeceğini umuyor, yahut biliyor­dum.»

 

(...) Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsa b. Yûnus, Ömer b. Saîd'den bu isnadda bu hadîsin mislini haber verdi.

Bu hadîsi Buhârî «Fedâilü's-Sahabe» bahsinin bir iki yerinde tahric etmiştir.

Hz. Ali 'nin buradaki sözü o günlerde Hz. Ömer'in yaptığın­dan daha faziletli amel sahibi bir kimse olmadığına inandığını gösterir. Hadîs-i şerif Hz. Ebû Bekr'le Ömer'in faziletlerine, Hz. Ali'nin buna şahit olduğuna ve şehadetinin doğruluğuna delildir.

 

15- (2390) Bize Mansûr b. Ebî Müzâhim rivayet etti. (Dedi ki.) : Bize İbrahim b. Sa'd, Salih b. Keysan'dan rivayet etti. H.

Bize Züheyr b. Harb ile Hasan b. Ali El-Hulvânî ve Abd b. Humeyd de rivayet etti. Lâfız hepsinindir. (Dediler ki) : Bize Ya'kub b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam Sâlİh'den, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebû Ümame b. Sehl rivayet etti : Eiıû Saîd-i Hudrî'yi şöyle derken işitmiş. Resûlüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Bir defa ben uyurken insanların üzerlerinde gömlekleri olduğu halde hana arzolunduklarını gördüm. Gömleklerin bazıları memelere, bazıları da daha aşağı varıyordu. Ömer b. HaHab da geçti. Üzerinde bir gömlek vardı ki, onu sürüklüyordu.» buyurdular. Ashab :

— Bunu neye te'viî ettin ya Resûlallah! dediler.

«Dine!.,» buyurdu.

 

16- (2391) Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus haber verdi. Ona da İbni Şihab, Hamza b. Abdillah b. Ömer b. Hattab'dan, o da babasından, o da Resûlüllah (SaUallahü A leyhi ve Seli em) 'den naklen haber verdi. Şöyle bu­yurmuşlar :

«Bir defa ben uyurken anîden bana getirilmiş bir tas gördüm. İçinde süt vardı. Ondan içtim. Hatta kanıklığın tırnaklanma cereyan ettiğim gö­rüyordum. Sonra benden artanı Ömer b. Hattab'a verdim.» Ashâb:

— Bunu neye te'vil ettin ya Resûlallah^ dedüer. «İlme!..»   buyurdu.

 

(...) Bize bu hadîsi Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys Ukayl'den rivayet etti. H.

Bize Hulvâni ile Abd b. Humeyd de ikisi birden Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş ki) : Bize babam, Sâlih'den Yûnus'un isnadtyla onun hadîsi gibi rivayette bulundu.

Ebû Saîd rivayetini Buhârî «Kitâbu'1-İman» ile tefsir ve ta'bîr bahislerinde İbni Ömer hadîsini «Kitâbu'l-İlim»'de tahric etmiştir,

«Gömleklerin bâzıları memelere, bâzıları da daha aşağıya varıyordu.» cümlesinden, onların daha kısa yahut daha uzun oldukları anlaşılabilir. Hakimi, Tirmizî 'nin rivayeti daha uzun olduğunu te'yid etmek­tedir. Mezkûr hadîsde:

«Onlardan bazısının gömleği göbeğine, bazısmınki dizlerine, bir ta­kımlarının da baldırlarının yarısına iniyordu.» denilmektedir.

Tâbir ulemâsı rü'yada gömlek görmenin din olduğunu, gömleği sü­rüklemenin müslümanlar arasında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in vefatından sonra dinin güzel eserlerinin devamı mânâsına geldiğini söylemişlerdir.

Sütün ilimle te'viline gelince ilimle süt çok fayda vermek hususunda müşterek oldukları ve ikisi de ıslâha sebep teşkil ettikleri içindir. Çünkü süt çocukların gıdası ve onların bedenen kuvvetlenip salâha ermesine sebebdir. İlim ise hem dünyanın, hem âhiretin salâhına sebep olur.

 

17- (2392) Bize Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. Ona da Saîd b. Miiseyyeb haber vermiş. O da Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş : Ben Resülüllah {SallaUahü Aleyhi ve Seüem)7i şöyle buyurur­ken dinledim:

«Bir defa ben uyurken kendimi bir su kuyusunun başında gördüm. Ku­yunun üzerinde bir kova vardı. Ve o kuyudan Allah'ın dilediği kadar su çıkardım. Sonra kovayı Ebû Kuhafe'nîn [2] oğlu aldı. Ve onunla bir yahut iki kova su çıkardı. Onun çekişinde —Allah kendisine mağfiret buyursun — zayıflık vardı. Sonra kova daha büyük kovaya döndü ve onu Hattab'm oğlu aldı. Artık insanlardan hiç bir yiğit görmedim ki, Ömer b. Hattâb'ın çıkardığı gibi su çıkarsın. Nihayet insanlar develerini ağıllarına kapadılar.»

 

(...) Bana Abdul-Melik b. Şuayb b. l«ys de rivayet etti. (Dedi ki) , Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayl b. Hâlid rivayet etti. H.

Bize Amru'n-Nâkid iîe Huivânî ve Abd b. Humeyd de Ya'kub b. İb­rahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş ki) : Bize baham, Sâlih'den Yû­nus'un isnadı ile, onun hadîsi gibi rivayette bulundu.

 

(...) Bize Huivânî ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ya'kub rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam Sâlih'den rivayet etti. (Demiş ki) : A'rac ve başkası şunu söyledi. Gerçekten Ebû Hüreyre dedi ki: Resülüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Ben Ebû Kuhafe'nin oğlunu su çekerken gördüm...» Râvi Zührî'nin hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.

 

18- (...) Bana Ahmed b. Abdirrahman b. Vehb rivayet etti. (Dedi kİ) : Bİze Amcam Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr b. Haris haber vercli. Ona da Ebû Hüreyre'nin azatlısı Ebû Yûnus, Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllab (Saltallahü Aleyhi ve Seliem) 'den naklen riva­yet etmiş. Şöyle buyurmuşlar :

«Bir defa ben uyurken, bana havzımdan su çekip insanları sulardığımı gösterildi. Derken bana Ebu Bekr geldi. Ve beni dinlendirmek için kovayı elimden alarak iki kova su çekti. Ama onun çekişinde za'f vardı. Allah kendisine mağfiret buyursun. Az sonra Hattab'ın oğlu gelerek kovayı on­dan aldı. Ondan daha kuvvetli su çeken adam hiç görmedim. Nihayet in­sanlar dönüp gittiler. Havuz hâlâ dolu fışkınyordu.»

 

19- (2393) Bİze Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dediler ki) : Bize Mu­hammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Ömer rivayet etti. (Dedijri) : Bana Ebû Bekr b. Salim, Salim b. Abdillah'dan, o da Ab­dullah b. Ömer'den naklen rivayet etti ki : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) şöyle buyurmuşlar:

«Bana gösterildi ki : Bir su kuyusunun başında deve kovası ile su çe­kiyormuşum. Derken Ebû Bekr geldi ve bîr yahut iki kova su çekti. Ama zayıf bir şekilde çekti. Allah Tebareke ve Teâia ona mağfiret buyursun. Sonra Umer geldi. O da su çekti ve kova büyük kovaya döndü. Artık in­sanlardan onun yaptığını yapacak bir yiğit görmedim. Nihayet İnsanlar suya  kandılar ve develeri ağıllara  kapadılar.»

 

(...) Bize Ahmed b. Abdillah b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Musa b. Ukbe, Salim b. Abdillah'-dan, o da babasından naklen Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'in Ebû Bekr'le Ömer b. Hattâb (Radtyallahû an/ıûmai'ahaklarındaki rü'yasmı yu-karkilerin hadîsi gibi rivayet etti.

Bu rivayetleri Buharı «Fedâilü-Eshabi-n-Nebi» bahsinde tahric etmiştir.

Kalîb; kazılıp toprağı atılmış ve henüz örülmemiş su kuyusu demek­tir. Zenûb, büyük su kovası; Garb, ondan da büyük su kovası mânâsına gelir. Abkari, seyyid demektir. Bazılarına göre kendisinden daha üstün bulunmayan mânâsına gelir. Bugün Arablar bu kelimeyi dâhi mânâsında kullanmaktadırlar.

Ulemânın beyânına göre bu rü'ya Hz. Ebû Bekr'le Ömer'in hilâfetleri hususunda açık bir temsildir. Hz. Ebû Bekr'le Ömer hilâfetleri esnasında gayet güzel hareket etmiş, insanlar kendilerinden faydalanmışlardır. Onların güzel siretleriyle eserleri Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bereket ve sohbetinden geçmiştir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tebliğ emrinin sahibidir. Onu en güzel şekilde ifa etmiş, İslâm'ın kaidelerini kurmuş, usûl ve fürûunu izah etmiş, bu sayede insan­lar takım takım Allah'ın dinine girmiştir. Ondan sonra Hz. Ebû Bekr halife olmuş ve bu makamda iki sene birkaç ay kalmıştır. Rü'yadaki bir veya iki kovadan murad budur. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'in bir mi, yoksa iki kova mı dediğinde râvi ştikketmiştir. Murad iki kova olmasıdır. Nitekim diğer rivayette tasrih edilmiştir. Hz. Ebû Bekr'in hilâfeti zamanında mürtedlerle harb olmuş, mürtedlerin kökü kurutularak islâm'ın dairesi genişletilmiştir.

Ondan sonra Hz. Ömer halife olmuş; onun zamanında İslâm'ın dairesi daha da genişlemiş, hükümleri misli görülmedik şekilde karar kıl­mıştır,

îşte rü'yada müslümanlann umuru su kuyusu ile temsil edilmiştir. Çünkü kuyuda insanların hayatını sağlayan su vardır. Müslümanların emîri de onlara su çekip dağıtan kimseye benzetilmiştir. Bundan murad onların işlerini görmek ve yoluna koymaktır.

Peygamber (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. Ebû Bekr hak­kında :

«Onun çekmesinde za'f vardı.» buyurması, Ebû Bekr'in mer­tebesini düşürmek veya Hz. Ömer'in ondan daha üstün olduğunu an­latmak için değil, sırf hilâfet müddetlerini haber vermek, Hz. Ömer'in hilâfeti daha uzun süreceği için İslâm'ın dâiresi daha genişleyip, halkın refaha ereceğini haber vermek maksadına mebnîdir. Resûlüllah [Sallallahü Ateyhı ve Seltem)in Hz. Ebû Bekr'e mağfiret dilemesi de onun sâ­nım düşürmek veya bir günahına işaret değildir. Bu kelimeyi söylemek müslümanların âdeti idi. Onunla sözlerini perçinleştirirlerdi.

Bu rü'yada Hz. Ebû Bekr gelerek Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellem) dinlendirmek için kovayı elinden almasını ulemâ ondan sonra 'Ebû Bekr'in halife olacağına ve Eesûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Setlem) in vefatıyle dünya meşakkatlerinden kurtulup rahata ereceğine te'vil et­mişlerdir. Nitekim bir hadîsde:

«Dünya mü'minin zindanı.» buyurulnıuş. ResûlüUah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) vefatından bir gün önce kızı Fâtıma'ya :

«Bugünden sonra babanın hiç bir sıkıntısı olmayacaktır.»  demiştir.

 

20- (2394) Bize Muhammed b. Abdillalı b. Nümeyr rivayet etti. (De­di ki) : Bise babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'la, İbni Mün-kir'den rivayet etti. Bunlar Câbir'i, Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) den naklen haber verirken işitmişler. H.

Bize Züheyr b. Harb da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Süfyân h. Uyeyfte, Ibni Münkedir ile Amr'dan, onlar da Câbir'den, o da Peygamber (Sallaüahü A leyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti. Şöyle bu­yurmuşlar ;

«Cennete girdim; orada bîr hâne yahut köşk gördüm. Ve, bu kimin? diye sordum da, Ömer b. Hattab'ın, dediler. Girmek istedim, fakat senin kıskançlığını hatırladım.» Bunun üzerine Ömer ağladı. Ve:

— Ey Resûlallah! Hiç senden kıskanılır mı! dedi.

Câbir'den naklen haber ver­diler. H.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'dan rivayet etti. Amr, Câbir'den dinlemiş. H.

Bize bu hadîsi Amru'n-Nâkıd dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süf­yân, İbni Münkedir'den rivayet etti. {Demiş ki) : Ben Câbir'i, Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellemyâen naklen rivayet ederken dinledim...

Râvi İbni Nümeyr ile Züheyr'in hadîsleri gibi rivayette bulunmuştur.

 

21- (2395) Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus haber verdi. O da İbni Şihab Saîd b, Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber vermiş ki: Şöyle buyurmuşlar :

«Bir defa ben uyurken anîden kendimi cennette gördüm. Bir de bak­tım bir kadın..Bir köşkün yanında abdest alıyor!

  Bu köşk kimin? dedim.

  Ömer b. Hatiab'ın cevâbını verdiler. Derhal Ömer'in kıskançlığını hatırladım ve dönüp geldim.»

Ebû Hüreyre şöyle demiş: Bunun üzerine Ömer ağladı. Biz de hepi­miz o meclisde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Settetn)le beraber (ağlagdık). Sonra Ömer:

  Babam sana feda olsun yâ Resûlallah! Seni mi kıskanacağım! dedi.

 

(...) Bana bu hadîsi Amru'n-Nakîd ile Hasen El-Hulvâni ve Abd b. Humeyd de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ya'kub b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam, SâHh'den, o da İbni Şihab'dan bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti,

Câbir rivayetini Buharı «Kitâbu'n-Nikâh» ile «Kitâbu'l-Meaâkîb*'de; Nesâî «Kitâbu'l-Menâkıb»'de; Ebû Hüreyre rivayetini Buhârî «Bed'ü'I-Halk» ve «Menâkıb» bahislerinde tahric etmişlerdir.

İbni Abbâs'm «Peygamberlerin rü'yası haktır,» dediği rivayet olunur. îmam Ahmed'inHz. Muâz dan rivayet ettiği bir hadîsde:

«Şüphesiz ki Ömer cennetliklerdendir.» Duyurulmuştur... Resûlüllah (Sallaillahü Aleyhi ve Sellem)'in uyanıkken gördüğü ile rü'yada gördükleri müsavidir.

Kastalânî 'nin beyânına göre : Cennette abdest alan kadın Hz. Enes'in validesi Ümmü Süleym 'dir. O zaman henüz hayatta imiş. Yine Kastalâni'ye göre kadının aldığı abdest şer-î abdesttir. Bundan onun cennette de namazla mükellef olması lâzım gelmez. Yahut te'vil olunur ve dünyada iken ibadete devam ederdi, denilir. Abdesti luğavî mânâsına alarak güzelliği ve parlaklığı artsın diye elini yüzünü yıka­mıştır, demek de mümkündür,

Hz. Ömer 'in bu rü'yayı işitince ağlaması, sevindiğinden ve o ânı şevkle arzu etmesindendir.

 

22- (2396) Bize Mansûr b. Ebl Müzahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim (yâni îbni Sa'd) rivayet etti. H.

Bize Hasen El-Hulvanî ile Abd b. Humeyd de rivayet ettiler. Abd: Ahheranî, Hasan ise : Haddesena tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Ya'kub — Bu zat İbni İbrahim b. Sa'd'dır — rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam Sâlih'den, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Abdulhamid b. Abdirrahman b. Zeyd haber verdi. Ona da Mu-hammed b. Sa'd b. Ebî Vakkas haber vermiş ki, babası Sa'd şunu söyle­miş: Ömer Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına girmek için izin istedi. Onun yanında Kureyş'den bir takım kadınlar vardı. Kendisi ile yüksek sesle konuşuypr ve ondan çok şeyler istiyorlardı. Ömer izin is­teyince kalkarak perdeye koştular. Resûlüllah {Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) de ona izin verdi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gülüyordu. Ömer;

— Allah yaşını güldürsün yâ Resûlallah! dedi. Bunun üzerine Re-, sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Şu benim yanımda olanlara şaştım, senin sesini İşitince perdeye koş­tular,»   dedi. Ömer :

— Yâ Eesûlallahî Onların çekinmesine sen daha lâyıksın! dedi. Sonra (kadınlara dönerek) :

  Ey nefislerinin düşmanları, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den çekînmîyorsunuz daf benden mi çekiniyor sunuz? dedi. Kadınlar:

— Evet! Sen ResûlüIIah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'den daha sert ve şahinsin, dediler. ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Nefsim yed-i kudretinde olcn Allah'a yemin olsun ki, şeytan sana bir caddede rastlamış olsa, mutlaka senin tuttuğun caddeden başkasını tu­tardı.»  buyurdular.

 

(2397) Bize Harun b. Ma'ruf rivayet etti. (Dedi ki) : Bize bunu Abdul-Aziz b. Muhamme'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Süheyl babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki, Ömer b. Hattâb, Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)1'e gelmiş. Onun yanında bir takım kadınlar var­mış ki, seslerini Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)in (sesi) üzerine yükseltmişler. Ömer izin isteyince perdeye koşmuşlar...

Râvi Zührî'nin hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'bed'ü'l-Halk)da; Nesâî «Menâ-kıb» ile «Yevm ve leyle» bahislerinde tahric etmişlerdir.

Kadınların çok şey istemeleri ondan çok cevab beklemeleri manasına­dır. Maddî şeyler istemiş olmaları da ihtimal dahilindedir. Hadîsin bir ri­vayetinde :

«Onlar nafaka istiyorlardı.» denilmiş olması da bunu te'ykl eder. Ka­dınların bağıra bağıra konuşmaları bu görüşmenin fazla bağırmak yasak edilmezden önce geçtiğine hamlolunur. Başka sebeplerle meselâ Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'in affına ve semahatına güvenerek yüksek ses­le konuşmuş da olabilirler. Perdeden murad kapıdır. Kapı yerine odalara birer perde çekilirdi.

Hz.    Ömer'in :

«Allah yaşını güldürsün.,.» sözünden muradı Allah seni memnun ve mesrur etsin, demektir. Yoksa çok gülmesini temenni değildir.

Fecc: Geniş yol demektir. Bazıları iki dağ arasındaki yol mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Kaadî  Iy âz diyor ki: «İhtimal Peygam­ber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) şeytanla yardımcılarının Hz. Ömer 'den uzak kalmalarına ve onun aleyhine yol bulamayacaklarına misal vermiş­tir. Yâni : Sen iyiliği, emir yahut kötülükten nehiy babında bir yol tuttun . mu onda yürür gidersin, onu terketmezsin! Bu sebeple şeytan o yolda sana vesvese vererek yanıltmaktan ümidini keser, demektir.

Burada maksad hakikaten yol değildir. Çünk'ü Allah Teâlâ:

«Şeytan  ve   kabilesi   sizi,   onları   göremiyeceğiniz  yerden   görürler.»

buyurmuştur. Şu halde şeytan ondan yolda da korkmaz. Çünkü Ömer onu göremez.» Fakat Nevevî hadîsi zahiri mânâsına hamletmeyi da­ha sahih bulmuş ve: «Şeytan her ne zaman Ömer'in bir yolda gider­diğini görse, ondan korkarak yolunu değiştirir.» demiştir.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Hadîs-i şerîf rıfku mülâyemete delildir.

2- Yine bu hadîs   Ömer   (Radiyallahü anh)’ın faziletine delildir.

3- Bir kimsenin yanına izinsiz girmek doğru değildir.

 

23- (2398) Bana Ebû't-Tahir Ahmed b. Amr b. Şerh rivayet,etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb, İbrahim b. Sa'd'dan, o da babası Sa'd b. İbrahim'den, o da Ebû Seleme'den, o da Âişe'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} 'den naklen rivayet etti. Şöyle buyururmuş :

«Sizden önce geçen ümmetlerde bozan ilham sahipleri bulunurdu. Şa­yet benim ümmetimde onlardan biri bulunursa, şüphesiz Ömer b. Hattab onlardandır.»

İbni Vehb : «Muhaddesûnun tefsiri: Mülhemlerdir.» demiştir.

 

(...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize Amru'n-Nakıd ile Züheyr lı. Harb da rivayet ettiler.  (Dediler ki) : Bize İbni Uyeyne rivayet etti.

Her iki râvi İbni Acîân'dan, o da Sa'd b İbrahim'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

Bu hadîsin isnadı için   Darekutni,   Müslim'e itiraz etmiş ve : «Bunda meşhur olan İbrahim b. Sa'd 'dan, onun da baba­sından, onun da Ebû Seleme 'den rivayet etmesidir. Ebû Se­leme: Duydum ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur­muştur, demiştir. Hadîsi Buhârî de bu tarikden Ebû Seleme'den, o da Ebû Hüreyre'den rivayet etmiştir.» demiştir.

Ulemâ Muhaddesûn tâbirinden ne murad edildiği hususunda ihtilâf etmişlerdir, tbni Vehb'e göre Mülhemûn yâni kendilerine ilham gelenler, demektir. Bâzılarına göre isabet edenler mânâsına gelir. Bir ta­kımları : Melekler onlarla konuşur mânâsına geldiğini söylemiş. Buhârî : Dillerine bir şeyin doğrusu geliverir, demiştir.

Hadîs-i şerîf evliyanın kerametlerini isbat etmektedir.

 

24- (2399) Bize Ukbe b. Mükrem El-Ammî rivayet etti. (Pedi ki) : Bize Saîd h. Âmir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cüveyriye fo. Esma Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen haber verdi. İbni Ömer şöyle demiş : Ömer: Rabbime üç şeyde muvafık düştüm : Makâm-i İbrahim'de, hicaba ve Bedir esirleri hakkında!» dedi.

Tîbî , Hz. Ömer'in bu sözünü pek beğenmiş ve : «Bu ibare pek güzel ve pek latîfdir. Çünkü Ömer güzel edebe riâyet etmiş: Rabbim oana muvafakat etti, dememiştir. Halbuki âyetler ancak Ömer'in yerine ve içtihadına muvafık olarak inmiştir.» demiştir.

İhtimal Ömer (Radiyallahû anh) kendi fiilinin hadis, Allah'ın ka­sasının ise kadîm ve her şeyden önce olduğuna işaret etmek istemiştir,  ska1âni diyor ki: «Üç şeyi tahsis etmekte ziyadesini nefiy yoktur. Zîra Hz. Ömer'in içtihadına muvafakat birçok şeylerde olmuştur. Bunların meşhurlarından biri Bedir esirleri, diğeri de münafıkların" izerine cenaze namazı kılınması meselesidir. Bunların ikisi Sahîh'de mev­cuttur. Bizim alettayin en çok bulabildiğimiz onbeşdir.»

Filhakika sahih bir hadîsde Ömer (Radiyallahû anh), Peygamber (SallallahU Aleyhi ve Sellem)'in kadınları bir kıskançlık meselesinde ittifak îttiler de ben : Ola ki o sizi boşarsa, sizin yerinize Rabbi ona sizden daha aayırli zevceler verir, dedim. Ve bu hususdaki âyet indi, demiş.

Bundan sonraki rivayette görüleceği vecihle münafıkların cenaze namazı kıhnmaması fikrinde bulunmuş, âyet onun fikrine muvafık olarak inmiş; şarabın haram kılınmasında dahi Öyle olmuştur.

 

25- (2400) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Abdullah b. Ubey b. Selûl vefat edince oğlu Abdullah b. Abdillah, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek bahasını içinde kefenlemek için gömleğini vermesini is­tedi. O da verdi. Sonra cenaze namazını kıldırmasını istedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de namazını kılmak üzere ayağa kalktı. Derken Ömer Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in elbisesini tutarak:

  Yâ Resûlallah! Allah sana onun namazını kılmayı yasak ettiği hal­de, onun cenaze namazını kılacak mısın? dedi.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Beni Allah sadece muhayyer bıraktı ve : Onlar için ister istiğfar et ister etme, onlar İçin yetmiş defa İstiğfar etsen...[3] buyurdu. Ben yetmişden de ziyâde yapacağım.»  dedi. Ömer:

  Hiç şüphe yok ki, o münafıktır!  dedi. Müteakiben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun cenaze namazını kıldı. Ama Allah   (Azze ve Celle):

«Onlardan Ölen bir kimsenin üzerine ebedîyyen cenaze namazı kılma. Kabrinin başında da durma!» [4] âyetini indirdi.

 

(...) Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ ile Ubeydullah b. Saîd le rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Yahya (bu zat Kattan'dır), Ubey-lullah'dan bu isnadla Ebû Üsame'nin hadîsi mânâsında rivayette bulundu. Şunu da ziyade etti: «Artık onların cenaze namazını kılmaktan vaz jjeçti, -dedi.»

Bu hadîsi Buhârî «Cenâiz» ve «Tefsir» bahislerinde tahric et­miştir.

Abdullah  b. Übeyy münafıklardandır. Babasının adı Übeyy, annesinin adı Se1û1'dur. Abdullah her ikisine bir­den nisbet edilmiş, kendisine Abdullah b. Ubey b. Se1û1 denilmiştir. Oğlu Abdullah Ashâb-ı kiramdandır.    Resûlüllah \(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in gömleğini vermesi, oğlu Abdu11ah'ın hatırını kırmamak içindir. Bâzılarına göre babasına bir mükâfat olmak ]|üzere vermiştir. Çünkü Bedir harbinde Hz. Abbâs esir edildiği rakit ona bir gömlek giydirmişti. ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in [gömleğini vermesine bunların ikisi de hattâ kavmu kabilesinin müslüman jolması emeli de sebep teşkil edebilir. Çünkü Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'in:

«Ona Allah huzurunda benim gömleğim bir fayda temin edecek de­ğildir. Ama ben bununla onun kavminden bin kişinin müslüman olmasını ümid ederimj» buyurduğu rivayet olunur.

Hülâsa : Bu meselede Hz. Ömer dinde sertlik ve münafıklara şid-Idet göstermek taraftarıydı. Resûliîllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) ise az çok dinle alâkası olanlara şefkat ve kavmu kabilesinin müslüman olmasını te­min edecek yatıştırma hareketini tasvib etmişti. Onun yaptığı iki şeyin en güzeli idi. Fakat Teâlâ Hazretleri bundan böyle münafıkların cenaze­sini kılmamasını, onlara dua etmemesini emreden âyetini indirdi. Bu su­retle 'Resûliilİah'(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de bu fiiline son verdi.

Hadîs-i şerîf Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in büyük ahlâkına-delildir. Çünkü kendisine eziyet eden bir münafığa gömleğini kefen et­mek suretiyle iyilikte bulunmuş; onun için Allah'dan mağfiret dilemiştir. Bu hadîs münafıkların üzerine cenaze namazı kılmanın ve onlara istiğfarda bulunmanın haram olduğuna delildir.

 

3- Osman B. Affan (Radiyallahü anh) 'ın Faziletlerine Dair Bir Bab

 

26- (2401) Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyub, (Kuteybe ve İbni Hucur rivayet ettiler. Yahya b. Yahya : Ahberana, ötekiler: Hadde-senâ tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize İsmail (yâni îbnî Cafer) Muhammed b. Ebî Harmele'den, o da Yesâr'ın iki oğlu Ata' ile Süleyman'­dan ve Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan naklen rivayet etti ki: Âişe şöyle demiş:

Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Stltem) benim evimde iki uyluğunu ve­ya iki baldırını açmış olarak yaslanmıştı. Derken Ebû Bekr (içeri girmek için) izin istedi. Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve SeHem> o halde iken ona izin verdi. Ve konuştu. Sonra Ömer izin istedi. Yine aynı halde ona da izin verdi. Ve konuştu. Sonra Osman izin istedi. Resûlülîah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) hemen oturdu. Ve elbisesini düzeltti. —Râvi Muham­med : Bu bir günde oldu demiyorum, demiş. — Ve Osman girdi. Onunla da konuştu. O çıktığı zaman Âişe şunları söyledi:

— Ebû Bekr girdi. Ona güleryüz göstermedin ve aldırış etmedin. Son­ra Ömer girdi. Ona da güleryüz göstermedin, aldırış etmedin. Sonra Os­man girdi. Hemen oturdun ve elbiseni düzelttin!

Bunun üzerine Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem):

«Kendisinden melekler utanan bir zattan ben utanmayayım mı?» buyurdular.

 

27- (2402) Bize Abdulmelik b. Şuayb b. Leys b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, dedemden rivayet etti. Bana Ukayl b. Hâlid, İb­ra Şihab'dan, o da Yahya b. Saîd b. Âs'dan rivayet etti. Ona da Saîd b. Âs haber vermiş; ona da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem)'in zevcesi Aişe ile Osman rivayet etmişler ki: Ebû Bekr, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına girmek için izin istemiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Âîşe'nin çarşafına bürünmüş olarak döşeğinin üzerine uzanmış imiş. Kendisi o halde iken Ebû Bekr'e izin vermiş ve onun hacetini gör­müş, sonra o gitmiş. Bilâhare Ömer izin istemiş. Aynı halde ona da izin vermiş ve onun da hacetini görmüş. Sonra Ömer gitmiş. Osman demiş ki: Sonra yanma girmek için ben izin istedim. Hemen oturdu. Âişe'ye de:

«Elbiseni üzerine topla!» dedi. Ben de hacetimi gördüm. Sonra ayrıl­dım. Bunun üzerine Âişe :

— Yâ Resûlallah! Acep neden Osman'dan endîşe ettiğin gibi Ebû Bekr'le, Ömer (Radiyallahû anhüma'dan da endişe ettiğini görmedim! de­miş. Resûlütlah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Şüphesiz Osman utangaç bir zattır. Ona bu halde girmek için izin versem hacetini bana ulaştıramiyacağından korktum!»   buyurmuşlar.

 

(...) Bize bu hadîsi Amru'n-Nâkıd ile Hasen b. AH Elhulvânî ve Abd b. Humeyd hep birden Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (De­miş ki) : Bize babam Salih b. Keysan'dan, o da İbni Şihab'dan naklen ri­vayet etti. (Demiş ki) : Bana Yahya b. Saîd b. Âs haber verdi. Ona da Saîd b. Âs haber vermiş. Ona da Osman ile Âişe rivayet etmişler ki, Ebû Bekr'i Siddîk, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem)"m yanma girmek için izin istemiş...

Ve râvi, Ükayl'in Zührî'den rivayet ettiği hadîs gibi nakletmiştir.

Bu hadîs uyluk avretten değildir diyen Mâlikiler'le, onlara muvafakat eden diğer bir takım ulemânın delillerindendir. Fakat Nevevî'nin de beyân ettiği vecihle hadîs onlara delil olamaz. Çünkü râvi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in uylukları mı, yoksa baldırları mı açık olduğunda şekketmiştir. Şüphe gösteren bir delille ise kat'î hüküm isbat edilemez.

Hadîs-i şerîf Hz. Osman'ın meleklerce bile hürmete değecek kı­ratta büyük bir zat olduğuna ve utanmanın Melek sıfatlarından sayılacak kadar' güzel bir haslet olduğuna delildir.

 

28- (2403) Bize Muhammed b. Müsennâ El-Anezî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Ebî Adiy, Osman h. Giyas'dan, o da Ebû Osman En-Nehdî'-den, o da Ebû Mûsa'l-Eş'arî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bin defa Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Medine'nin bahçelerinden birin­de dayanmış olduğu halde yanındaki bir değneği su ile çamur arasına dik­meye çalışırken aniden bir adam kapıyı çaldı.

Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),

«Aç! Ve onu cennetle müjdele!» buyurdular. Bir de baktık Ebû Bekr'-miş. Ben ona kapıyı açtım. Ve kendisini cennetle müjdeledim. Sonra başka bir zat kapının açılmasını istedi. Resûlüllalı  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) !(yine) :

«Aç! Ve onu cennetle müjdele!» buyurdular. Ben (kapıya) gittim. Bir de baktım ömer'miş. Ona da kapıyı açtım ve kendisini cennetle müjde­ledim. Sonra başka bir zat kapıyı çaldı. (Bu sefer) Peygamber (Sailaliahü Aleyhi ve Sellem)  oturdu. Ve:

«Aç da onu başa gelecek bir musibet şartıyle cennetle müjdele!» buyurdular. (Kapıya) gittim. Bir de baktım (gelen) Osman b. Affan'miş. Ona da kapıyı açtım. Ve kendisini cennetle müjdeledim. Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem)’in dediğim de söyledim. Osman:

__Allah'ım sabır! Yahut yardım dilenecek  (merci)  Allah'dır, dedi.

 

(...) Bize Ebû'r-Rabi' El-Atekî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad, Syûb'dan, o da Ebû Osman En-Nehdî'den, o da Ebû Musa'l-Eş'arî'den nak-en rivayet etti ki: Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) bir bahçeye gir­di. Bana da kapıyı beklememi emir buyurdu... demiş.

Râvî Osman b. Gıyâs'ın hadîsi mânâsında rivayette bulunmuştur.

 

29- (...) Bize Muhammed b. Miskin El-Yemâmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Hassan rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman (bu zat İbni Bilâl'dır.) Şerik b. Ebî Nemr'den, o da Saîd b. Müseyyeb'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebû Mûsa'l-Eş'arî haber verdi. Ki kendisi evinde abdest almış, sonra (dışarı) çıkarak: Bugün mutlaka Resûlüllah (Sallallahıü Aleyhi ve Sellem)’in yanına gideceğim. Ve onunla beraber olaca­ğım, demiş. Ve mescide gelmiş. Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'i sor­muş :

  O çıktı; şu tarafa doğru gitti, demişler. Ebû Musa diyor ki: Ben de onu soruşturarak izinden yola çıktım.    Nihayet Eriz kuyusuna girdi. Ben de kapıda oturdum.    Onun kapısı hurma dalından idi.    Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) hacetini görüp abdesti alınca kalkarak yanına vardım. Bir de baktım. Eriz kuyusunun kenarına oturmuş, kuyunun ke­narını ortalamış, baldırlarını açmış ve onları kuyunun içine  sarkıtmış. Ona selâm verdim. Sonra giderek kapının yanma oturdum. (Kendi ken­dime) Bugün mutlaka Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’ın kapıcısı olacağım, dedim. Az sonra Ebû Bekr geldi ve kapıyı çaldı.

  Kim o? dedim.              !

 Ağır ol! dedim. Sonra giderek: -   Ebû Bekr! cevâbım verdi.

__Yâ Resûlallah! Bu  (gelen)  Ebû Bekr'dir. İzin istiyor, dedim.

«Ona izin ver! Ve kendisini cennetle müjdele!» buyurdu. Ben dönüp geldim ve Ebû Bekr'e :

  Gir! Hem Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) seni cennetle müj­deliyor, dedim. Ebû Bekr girdi. Ve Resûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in sağ tarafına onunla birlikte kuyunun kenarına oturdu. Ayaklarını da Peygamber (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yaptığı gibi kuyuya sarkıttı. Ve baldırlarını açtı. Sonra ben (kapı yanma) döndüm ve oturdum. Kardeşimi abdest alırken bırakmıştım. Bana yetişecekti. (İçimden kardeşimi kasde-derek) Eğer Allah filâna hayr murad etti ise, onu (buraya) getirir, dedim. Bir de baktım. Bir insan kapıyı kıpırdatıyor:

  Kim o? dedim.

  Ömer b. HattâVım! dedi.

  Ağır ol! dedim. Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''e gele­rek selâm verdim ve:

  Bu (gelen) Ömer'dir, izin istiyor! dedim.

«Ona izin ver; ve kendisini cennetle müjdele!» buyurdular. Hemen Ömer'e gelerek:

  İzin verdi. Hem Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) seni cennetle müjdeliyor! dedim. O da girdi. Ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'le Dirlikte onun sol tarafına kuyu kenarına oturdu.   Ayaklarını da kuyuya sarkıttı. Sonra (ben kapı yanma) dönerek oturdum. Ve (kardeşimi kasde-derek) Allah filâna hayır murad etti ise onu (buraya) getirir, dedim. Der­ken az sonra bir insan gelerek kapıyı salladı:

  Kim o? dedim.

  Osman b. Affân'im! cevâbını verdi.

—Ağıf ol! dedim ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)^ gelerek kendisine haber verdim:

«Ona izin ver; ve başına gelecek bir belâ İle birlikte kendisini cen­netle müjdele!»  buyurdu. Hemen geldim ve:

  Gir! Hem Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) başına gelecek bir belâ ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedim. O da girdi. Fakat kuyu kenarını dolmuş buldu. Ve Öbür taraftan onların karşılarına oturdu.

Şerik demiş ki: Saîd b. Müseyyeb: Ben bunu kabirlerine yordum, dedi.

 

(...) Bana bu hadîsi Ebû Bekr b. İshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Ufeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Süleyman b. Bilâl rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Şerik b. Abdillah b. EM Nemir rivayet etti. (Dedi ki) : Saîd b. Müseyyeb'İ şunu söylerken işittim : Bana Ebû Musa'l-Eş'arî şurada rivayet etti. Süleyman köşe tarafına Saîd'in oturduğu yere işaret etti,

Ebû Musa demiş ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemfı murad ederek (evden) çıktım. Kendisini mallara doğru yol alırken buldum. Ve arkasından gittim. Onu bir malın içerisine girmiş buldum. Kuyunun çev­resine oturdu. Baldırlarını açtı ve onları kuyuya sarkıttı...

Râvi hadîsi Yahya b. Hassan'm hadîsi mânâsında nakletmiş, yalnız Saîd'in : «Ben bunu kabirlerine .yordum» sözünü anmamıştır.

 

(...) Bize Hasen b. Ali El-Hulvâni ile Ebü Bekr b. İshâk rivayet et­tiler. (Dediler ki) : Bize Saîd b. Ebî Meryem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer b. Ebî Kesir rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Şerik b. Abdillah b. Ebî Nemr, Saîd b. Müseyyeo'den, o da Ebû Mûsa'i-Eş'arî'den naklen haber verdi. Ebû Musa şöyle demiş: Bir gün Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) bir haceti için Medine'de bir bahçeye çıktı. Ben de izin­den çıktım...

Râvi hadîsi Süleyman b. Bilâl'in hadîsi mânâsında hikâye etmiştir. Bu hadîsde şunu da anmıştır : «İbni Müseyyeb dedi ki : Ben bunu onların kabirlerine yordum.-Üçü şurada toplanacaklar. Osman ayrılacak.»

Bu hadîsi Buhârî «Fedâilü Ashabi-n-Nebi» ve «Fiten» bahis­lerinde tahric etmiştir.

Hâit: Bahçe demektir.

Mal: Esas.itibariyle altın ve gümüş gibi milk edinilen şeylerdir. Son­ra kıymeti olan her maddeye mal denilmiştir. Arablarca mal denilince ekseriyetle deve kasdedilir. Burada maldan murad bahçelerdir.

Bi'rî Erîz: Yerinde de görüldüğü vecihle Medine'de Kûba'ya yakın bir su kuyusudur. Hz. Osman'ın parmağından Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'in yüzüğü bu kuyuya düşmüştü.

Kırf: Kuyunun etrafına taştan veya ağaçtan çevrilen çemberdir. As­lında yüksek yer demektir.

Hz. Ebû Bekr'le Ömer’in bu kuyuya ayaklarını sarkıtma­ları Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'e uymak ve onun rahatını boz­mamak içindir. Çünkü onun gibi oturmasalar, ihtimal onlardan utanır. Ve ayaklarını kuyudan çıkarırdı.

Hz, Saîd b. Müseyyeb'in: «Ben bunu kabirlerine yordum» sözü doğru bir firasetdir. Yâni üçünün bir arada oturmasını, Öldükten son­ra üçünün bir yere defnedileceklerine, Hz, O sman'in karşılarına otur­masının da vefatından sonra onlardan ayrı, fakat karşılarına gelen bir ye­re defnedileceğine yormuştur ki, bunda tamamıyle haklı olduğunu vukuat göstermiştir. Bugün Hz. Ebû Bekr'le Ömer Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)n iki tarafında Mescid-i Nebevî'de Hz. Os­man ise onların karşılarına düşen «El-Bâki'» kabristanında medfun-durlar.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Hadîs-i şerif üç halifenin ve Ebû Mûsa'l-Eş'arî 'nin faziletine ve cennetlik olduklarına delildir. Hz. Ebû Musa kendi­sine yetişmek niyetiyle abdest almakta olan kardeşinin de yetişerek bu bahtiyarlar araşma katılmasını gönülden dilemişse de; bu alenî müjde ona nasib olmamıştır. Ebû Musa 'nın Ebû Ruhm ve Ebû Bürde namlarında iki kardeşi vardır. Muhammed isminde üçüncü bir kardeşi olduğunu söyleyenler de vardır. Bunların içinde en meşhuru Ebû Bürde olup, ismi Âmir 'diri O gün beklediği kar­deşi ihtimal budur.

2- Şımarmayacağından emin olmak şartıyle bir insanı yüzüne karşı medhüsenâ etmek caizdir.

3- Bu hadîs bir yere girmek için izin isteme hususunda gösterilen terbiye ve nezakete örnektir,

4- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleın) 'in bu hadîsi bir mucizedir. Nitekim haber verdiği şekilde zuhur etmiş; Hz. Osman başına gelen bir fitne neticesinde şehid edilmiştir.

5- Baş sıkısında Hz. Osman'ın dediği gibi «Vallahul-Müsteân» demek müstehab'dır.

 

4- Ali B. Ebi Talib (Radıvallahü anh)ın Faziletlerine Dair Bir Bab

 

30- (2404) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî ile Ebû Cafer Muham­med b. Sabbah, Ubeydullah EI-Kavârîrî ve Sûreye b. Yûnus hep birden Yûsuf b. Mâcişun'dan naklen rivayet ettiler. Lâfız İbni Sabbah'ındır. (De­di ki) : Bize Yûsuf Ebû Selemete'l-Mâcişûn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Münkedir, Saîd b, Müseyyeb'den, o da Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkâs'dan, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlül­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ali'ye:

«Sen bana Musa'ya nisbetle Harun /erindesin. Şu kadar var ki, ben­den sonra Peygamber yoktur.» buyurdular.

Saîd demiş ki : Bunun üzerine ben bunu Sa'd'dan şifahen işitmeyi di­ledim ve Sa'd'la görüşerek bana Âmir'in rivayet ettiğini kendisine an­lattım.

  Bunu ben İşittim! dedi.

  Onu sen mi işittin? diye sordum. İki parmağını kulaklarına koyarak:

Evet! Yoksa bunlar sağır olsunlar, dedi.

 

31- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder Şu'be'den rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr d,âhi rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'-ibe Hakem'den, o da Mus'ab b. Sa'd b. Ebî Vakkas'dan, o da Sa'd h, Ebî İVakkas'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Tebûk gazasında Resûlül­lah (Saı'latlahü Aleyhi ve Setlem) Ali b. Ebî Tâlib'i halife bıraktı. Ali:

— Yâ Resûlallah! Beni kadınlarla çocukların içinde halife mi bıra­kıyorsun? dedi. Bunun üzerine :

«Benden Musa'ya nisbetle Harun yerinde olmana razı değil misin? jŞu kadar var ki, benden sonra Peygamber yoktur.» buyurdular.

 

(...)  Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize balam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be bu isnadda rivayet etti.

 

32- (...) Bize Kuteybe b. Saîd ile Muhammed b. Abbâd rivayet ettiler. Lâfız da birbirlerine yakındırlar. (Dediler ki) : Bize Hatim (bu zat İbni İsmail'dir) Bükeyr b. Mismar'dan, o da Âmir b. Sa'd b. Ebî Vak­kas'dan, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Muâviye b. Ebî Süfyân Sa'd'a emir verdi ve :

  Ebû't-Türab'a [5] sövmekten seni ne menetti? dedi. O da :

  Benim söyleyeceğim üç şey var ki; bunları onun için Resûlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Setleın) söylemiştir. Binâenaleyh ben ona asla sövemem.

Bu üç şeyden birinin benim olması bence kızıl develerden daha makbul­dür. Ben Resûlüllah (SaHallahü A leyhi ve Sellem) 'i gazalarından birinde onu yerine bıraktığı, Ali de ona :

  Yâ Resûlallah! Beni kadın ve çocuklarla beraber mi bıraktın? de­diği zaman;

«Benden Musa'ya nisbetle Harun yerinde olmana razı değil misin? Şu kadar var ki, benden sonra Peygamberlik yoktur.» buyururken işittim. Hayber gününde de :

«Bu sancağı mutlaka Allah ve Resulünü seven, Allah ve Resulü de ken­disini seven bir zata vereceğim.» buyururken işittim. Biz sancak için he­pimiz uzandık. Fakat o:

«Bana Ali'yi çağırın!» buyurdu. Ali gözlerinden rahatsız olduğu halde getirildi. Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun gözüne tükürdü ve sancağı kendisine verdi. Allah da ona fethi müyesser kıldı. Şu âyet:

«De ki : Gelin, bizim ve sizin çocuklarınızı çağıralım...» [6] inince Re­sûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ali'yi, Fatıme'yi ve Hasan'la Hüseyin'i çağırarak:

«Allahım! Benim ailem bunlardır.» buyurdu.

 

(...) Bize Ebû Bckr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gıınder Şu'be'den rivayet etti. H,

Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Sa'd b. İbrahim'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben İbrahim b. Sa'd b. Sa'ddan, o da Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) 'den nakletmiş olmak üze­re dinledim ki, Ali'ye :

«Bana Musa'ya nîsbetle Harun yerinde olmana razı değil misin?» buyurmuşlar.

Bu hadîsi Buhârî «Meğazî» bahsinde; Nesâî «Kitâbu'l-Menakıb»'de tahric etmişlerdir.

Resûlüllah (SalIallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. A1i'yi Medîne'de kendi yerine bırakarak Tebûk gazasına gitmiş. Bunu gören münafık­lar : «Muhammed Alî'yi istiskal için Medine'de bıraktı, bunu hiçe saydı.» demişlerdi. Hz. A1i bunu işitince silâhına sarılarak yolda Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)1e yetişti ve münafıkların söylediğini ona nak­letti. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Yalan söylemişler, ben seni ancak arkamda bıraktıklarıma halife ta­yin ettim. Hemen dön. Gerek benîm ailem, gerekse kendi ailen hususunda benîm halifem ol! Yâ AIi, bana Musa'ya nisbetle Harun yerinde olmaya razı değil misin?» buyurmuştu.

Kaadî Iyâz diyor ki: «Rafizîler'den bazıları ile İma-miye vesair Şîa fırkaları hilâfetin Hz. A1i'nin hakkı olduğunu ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hilâfeti ona vasiyet ettiğini iddi­ada bulunmuş ve bu hadîsle istidlal etmişlerdir. Sonra kendi aralarında ihtilâfa düşmüşler. Raiizî1er Hz. Ali 'den başkasını hilâfete ge­çirdiler diye ashâb-ı kiramı tekfir etmiş; bazıları daha ileri giderek Hz. A1i'ye kâfir demek ietisarmda bulunmuşlardır. Çünkü onlarca A1i (Radiyaliahüanh) hakkını aramamıştır. Bunların mezhebleri hepsinden bo­zuk, akılları da hepsinden fâsitdir. Kavilleri redde veya münazaraya değ­mez. Bunu söyleyenin küfründe şüphe yoktur. Çünkü bütün imamların ve ilk müslümanların küfrüne kail olan kimse şeriatın naklini iptal etmiş ve İslâm'ı yıkmış demektir. Bunlardan geri kalan taşkınlara gelince: On­lar bu mesleği tutmamışlardır,traami'ye taifesi ile    Mutezileden bazıları ilk müslümanların Hz. Ali meselesinde yanıldıklarını söy­lerler. Onlara kâfir demezler. Hattâ Mutezile 'den bazıları onları hataya bile nisbet etmezler. Çünkü onlara göre ehli varken daha aşağı dereceli bir kimseyi halife tayin etmek caizdir.

Halbuki bu hadîsde onların hiç birine delil yoktur. Hadîsde yalnız Hz. A1i'nin fazileti isbat edilmekte, onun başkasından efdal yahut baş­kasının misli olduğuna dair söz yoktur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''den sonra onun halife olacağına delâlet de yoktur. Çünkü Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Hz. A1i'ye bu sözü kendisini Tebûk gazasında Medine'de kendi yerine bıraktığı zaman söylemiştir. Hadîsi şerif de müşebbehinbih olan Harun (Aleyhisselâm)\n Hz. Musa'dan sonra halife olmayıp, onun hayatında hattâ Musa (Aleyhisselâm) m vefatından kırk sene kadar önce dünyadan gitmesi de bunu te'yid eder.»

Ulemârun beyânına göre zahir mânâsı itibariyle bir sahabiye müda-hele sayılan hadîslerin te'vili icab eder. Burada Hz. Muâviye'nin sözü Hz. A1i‘ye sövmesi için açık bir emir değildir. O yalnız sövmesi­ne ne mâni olduğunu sormuştur. Ve herhalde : «Vera' ve takvadan dolayı mı, yoksa korku gibi bir şey sebebiyle mi bundan vaz geçtin. Eğer takva ve ihtiram için sÖğmedinse isabet etmişsin, iyi yapmışsın, başka bir se­beple vazgeçtinse onun da cevâbı başkadır.» demek istemiştir, ihtimal Hz. Sa'd, Hz. A1i'ye söğen taife ile berabermişdir. Fakat bu sefer on­larla beraber söğmemiştir. Muâviye (Radiyaliahü anh) bunu sormuştur. Bu sözün başka te'vile de ihtimali vardır. O bununla : «Hz. A1i'nin rey ve içtihadında hata ettiğini söylemekten seni ne men etti. Bu meselede bizim rey ve içtihadımızın güzel, ofıunsa hatalı olduğunu halka açıklasaydın ya!» demek istemiş de olabilir.

 

33- (2405) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yakub (İbni Abdirrahman El-Kââri) Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki: Hayber günü Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bu sancağı mutlaka Allah ve Resulünü seven bir adama vereceğim. Alloh onun elinde fethi müyesser kılacaktır.» buyurmuşlar. Ömer b. Hattâb : Kumandan olmayı ancak o gün diledim, demiş. Sözüne şöyle devam etmiştir: Sancak için çağrılırım ümidiyle ona uzandım. Fakat Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ali b. Ebî Tâlib'i çağırdı, sancağı ona verdi ve :

«Yürü! Allah sana fethi müyesser, kıiıncaya kadar bakınma!» buyur­du. Derken Ali biraz yürüdü, sonra durdu ama bakınmadı. Ve :

— Yâ Resûlallah! İnsanlarla ne Üzerine harbedeceğİm? dîye haykırdı:

«Onlarla Allah'dan başka ilâh yoktur ve Muhammed Resûlüllahdir, diye şehadet getirinceye kadar harbet! Bunu yaptılar mı, kanlarını ve mal­larını senden korudular demektir. Ancak hakkıyle olursa o başka! Hesap­lan da Allah'a kalmıştır.»  buyurdular.

 

34- (2406) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'l-Aziz (yâni İbni Ebî Hâzini) Ebû Hâzim'den, o da Sehl'den naklen rivayet etti. H.

Bize yine Kuteybe b. Saîd rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Yâkub (yâni İbni Abdirrahman) Ebû Hâzim'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Sehl b. Sa'd haber verdi ki, Hayber günü Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi

ve Sellem):

«Bu sancağı Öyle bir adama vereceğim ki, Allah onun elinde fethi mü­yesser kılacak. Allah'ı ve Resulünü sever, Allah ve Resulü de onu sever.» buyurmuşlar. Sehl demiş ki: Artık insanlar o gece sancağı kime verecek diye konuşarak gecelediler. Sabahlayınca erken erken Resûlüllah (Sallatlahii Aleyhi ve Sellem) 'in yanma vardılar. Her biri sancağın kendine verilmesi­ni umuyordu. Derken Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem):

«Âli b. Ebî TâIifa nerede?»  diye sordu. Aslıab :

— Yâ Resûlallah! O gözlerinden rahatsızdır, dediler.

«Hemen ona haber gönderin!» buyurdu. Arka çığından Ali'yi getirdi­ler. Resûlüllah {Sallailahü Aleyhi ve Sellem) onun gözlerine tükürdü ve ken­disine dua etti. Ali derhal düzeldi. Hattâ hiç ağrısı yokmuş gibi oldu. Re­sûlüllah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem)   sancağı ona yerdi. Ali:

— Yâ Resûlallah! Onlarla tâ bizim gibi oluncaya kadar mı harbede-ceğim? diye sordu. Şöyle buyurdular :

«Yavaşça gir. Tâ onların sahasına İn, sonra kendilerini İslâm'a davet et! İslâm'da kendilerine vâcib olan Allah hakkını onlara haber ver. Vallahi senin.sayende Allah'ın bir adama hidâyet vermesi, senin için kırmızı deve­lerin senin  olmasından  daha  hayırlıdır.»

 

35- (2407) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ha­tim (yâni İbni İsmail),.Yezîd b. EM Ubeyd'den, o da Seleme b. Ekva' dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Haybcr'de Ali, Peygamber (Salkıllahii Aleyhi ve Sellem)1'den geri kalmıştı. Gözleri ağırıyordu. Ben Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)''den geri mi kalacağım, dedi. Ve Ali hemen yo­la fıkarak Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'e yetişti. Sabahında Al­lah'ın fethi müyesser kıldığı gecenin akşamı olunca Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem):

«Bu sancağı mutlaka vereceğim yahut bu sancağı yarın mutlaka Al­lah'ın ve Resulünün sevdiği bir adam alacaktır. Veya Allah'ı ve Resulünü seven bir adam alacaktır. Allah ona fethi müyesser kılacaktır.»   buyurdu

Bir de ne görelim, lau zât AH imiş. Halbuki biz onu ummuyorduk. Ashab r İşte Ali! dediler. Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) de sancağı ona ver­di. Ve Allah fethi ona müyesser kıldı.

Bu hadîsi   Buhârî    «Cihâd» bahsinde tahric etmiştir.

Hayber gazası hicretin yedinci senesinde vuku bulmuştur. İbni îshâk'ın Hz. Amr b. Ekvâ'dan rivayet ettiği bir hadîse göre Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem), Hz. Ebû Bekr'i Hayber karalarından birine göndermiş : Ebû Bekir (Radiyallahu anh) yahu-dileri hayli sıkıştırmış ise de kal'a fethedilemeden dönmüş. Ertesi gün Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Hz. Ömer'i göndermiş, yahudi-lerle o da harbetmiş, fakat kal'a yine alınamamış. Nihayet Resûlüllah (Sailallahü A leyhi ve Sellem):

«Yarın bu sancağı Allah'ın ve Resulünün sevdiği bîr adama verece­ğim... ilâh» buyurarak sancağı Hz. A1i'ye vermiş ve fetih onun eliyle müyesser olmuştur. îbni tshâk'ın beyânına göre Hayber'in ilk fethedilen kal'ası Nâim'dir. Mahmud b. Seleme orada şehid edilmiş, kal'adan üzerine bir değirmen taşı atılmıştır.

Hz. Ömer'in kumandan olmayı ancak o gün diledim, demesi bu kumandanlık Allah'ın ve Resulünün muhabbetlerine delâlet ettiği ve kal'a o kumandanın eliyle fethedileceği içindir.

Nevevî'ye göre: Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. A1i'ye :

«Bakınma...» emrini vermesinin iki veçhe ihtimâli vardır. Birinci veç­he göre bu sözden zahiri mânâsı kastedilmiştir. Yâni sağa sola bakınmadan dosdoğru git, demektir. İkinci ihtimale göre bu sözden murad harbe atıl­mak ve koşmaktır. Hz. A1i onu birinci mânâya hamletmiş; icab ettiği halde gözüyle bakınmamıştır. Bazılarına göre ihtimal buradaki emirden murad : «Düşmanınla karşılaştıktan sonra kal'ayı fethedineeye kadar ora­dan ayrılma» demektir.

Kızıl renkli develer Arablann en kıymetli malları idi. Bir şeyin ne­fasetini bildirmek için bunları misal gösterirlerdi. Yerinde de görüldüğü vecihle âhiret umurunu dünya işlerine benzetmek sadece zihinlere mânâyı yerleştirmek içindir. Yoksa baki olan âhiret nimetlerinin zerresi dünya­lardan daha hayırlıdır.

 

Bu Hadisden Çıkıarılan Hüümler:

 

1- Hadîs-i şerîf'de Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve sellem)'in kavli ve fiilî mucizeleri vardır. Kavlî mucizesi kal'anın Hz. A1i tarafından fet­hedileceğini haber vermesidir. Nitekim öyle de olmuştur. Fiilî mucizesi ise Hz.    A1i'nin gözlerine tükürmesi ve gözlerinin derhal iyüeşnıesidir.

2- Yine bu hadîs Hz. Ali 'nin faziletlerine cesurluğuna Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)in emrine son derece riâyetkârhğma, Allah ve Resulünü sevdiğine ve onların sevgisini kazandığına delildir.

3- Harbden Önce düşman İslâm dinini kabule davet edilir. Bazıları

bunun mutlak surette vâcib olduğunu söylemiş, diğerleri ise o ana kadar düşmana İslâm dini tebliğ edilmemişse bu davetin vâcib olduğuna, teb­liğ edilmişse vâcib'değil, müstehabhğma kail bulunmuşlardır. Bu mesele cihad bahsinin'başında geçmişti.

4- İslâmiyet harbde ve sulhda kabul edilebilir. «Hesaplan da Allah'a kalmıştır» cümlesinden murad : Kâfirler şehadet getirirlerse  biz onları serbest bırakırız. Çünkü biz zahire göre hüküm veririz. Kalblerindekini yalnız Allah bilir, hakikaten iman ettilerse bu kendilerine dünyada da, âhiretde de faydalı olur. Aksi takdirde münafık sayılırlar ve cehennemi boylarlar, demektir.

5- Müslüman olmak için iki kelimeyi şehadeti söylemek şarttır. Dil­sizin veya bir mâniden dolayı konuşamayanın işaretle imanı kâfidir.

 

36- (2408) Bana Züheyr b. Harb ile Şûca' b. Mabled hep birden İbnı Jleyye'den rivayet ettiler. Züheyr dedi ki: Bize İsmail b. İbrahim riva­yet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Hayyan rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ye-

b. Hayyân rivayet etti. (Dedi ki) : Ben Husayn b. Sebrâ ve Ömer b. Vlüslim Zeyd b. Erkam'e gittik. Yanına oturduğumuz vakit Husayn ona : Gerçekten ya Zeyd sen çok hayırla karşılaştın. Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve SeUem)'\ gördün; hadîsini dinledin; onunla beraber gaza ettin; ve arkasında namaz kıldın. Gerçekten yâ Zeyd, sen çok hayırla karşılaş­tın. Bize yâ Zeyd! Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittiklerini rivayet et! dedi. Zeyd :

Be kardeşim oğlu! Vallahi yaşım geçti; vaktim ilerledi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'dan bellediklerımin bazısını unuttum. Binâena­leyh size ne rivayet etmişsem kabul edin, neyi rivayet etmemişsem onu bana teklif etmeyin! dedi. Sonra şunu söyledi: Bir gün Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke ile Medine arasında Hum denilen bir su­yun başında aramızda hutbe okumak üzere ayağa kalktı ve Allah'a hamdü-sena etti. Va'z eyledi. Ve hatırlatma yaptı. Sonra şöyle buyurdu :

«Bundan sonra, dikkat edin ey cemaat! Ben ancak bir insanım. Rabbİ-min resulü gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki ağır yük bıra­kıyorum. Bunların birincisi içinde doğru yol ve nur bulunan Kitâbutlah'dır. Imdİ Kitâbullah'ı alın ve ona sarılın!» Müteakiben Kitabullah'a terğîb ve teşbîhde bulundu. Sonra :

«Bir de ehl-i beytimi (bırakıyorum)... Ehl-i beytim hakkında size Al­lah'ı hatırlatırım!.. Ehl-i beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım!.. Ehl-i beytim hakkında size Allah'ı  hatırlatırım!..» buyurdu. Husayn ona:

  Onun ehl-i beyti kimlerdir yâ Zeyd? Kadınları ehl-i beytinden de­ğil midir? diye sordu. Zeyd :

  Kadınları ehl-i beytlndendir. Lâkin onun ehl-i beyti ondan sonra sadakadan mahrum olanlardır, cevâbını verdi. Husayn :

  Kimdir onlar? diye sordu.

  Onlar Âli Ali, ÂIı Akîl, Âli Ca'fer ve Âli Abbâs'dır,  dedi. Husayn:

  Bunların hepsi sadakadan mahrum mudurlar? dedi. Zeyd:

  Evet! cevâbını verdi.

 

(...) Bize Muhammed b. Bekkâr b. Reyyân da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hassan (yâni İbni İbrahim) Saîd b. Mesrûk'dan, o da Yezid b. Hayyan'dan, o da Zeyd b. Erkam'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Ve hadîsi yukarki hadîs gibi Zuheyr'nı hadîsi mânâsında nakletti.

 

(...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu­hammed b. Fudayl rivayet etti. H.

Bize tshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir haber verdi.

Her iki râvi Ebû Hayyan'dan bu isnadla İsmail'in hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Cerir'in hadîsinde şu ziyade vardır :

«Allah'ın kitabı ki, onda doğru yol ve nur vardır. Her kim ona tutulur ve onunla amel ederse doğru yolda olur. Ve her kim ondan yanılırsa sapar.»

 

37- (...) Bize Muhammed b. Bekkâr b. Reyyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hassan (yâni İbni İbrahim) Saîd'den (bu zat İbni Mesruk'dur), o da Yezid b. Hayyan'dan, o da Zeyd b. Erkam'dan naklen rivayet etti. Zeyd şöyle demiş ; Onun yanma girdik ve kendisine : Gerçekten sen çok hayır gördün. Gerçekten Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "m sohbe­tinde bulundun ve arkasında namaz kıldın... dedik.

Ve râvi hadîsi, Ebû Hayyan'm hadîsi gibi nakletmiştir. Yalnız o şöyle demiştir : «Dikkat edin, ben sizin aranızda iki ağır yük bırakıyorum. Bun­ların biri Allah  (Azze ve Celle)yn\n kitabıdır. O Allah'ın ipidir. Her kim ona tâbi olursa doğru yolda ve kim terkcderse delâlette olur.» Bu hadîsde şu ibare de vardır : «Bunun üzerine biz :

__ Onun ehl-i beyti kimlerdir? Kadınları mı?  dedik.  Zeyd :

__ Hayır! Allah'a yemin olsun! Hakikaten kadın zamanın bir kısmın­da erkekle beraber olur. Sonra onu boşar da, kadın babasına ve kavmine döner. Onun ebl-i beyti, aslı ve ondan sonra sadakadan mahrum olan asa-besidir.» dedi.»

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'in Kitabullah ile ehl-i beyti hak­kında iki ağır yük tâbirini kullanması bunların sânı ve ehemmiyeti bü­yük olduğu içindir, Bazı ulemâya göre bu hususdaki amel ağır olduğu için bu tâbiri kullanmıştır.

Sadakadan murad zekâttır.

Âl: Hanedan yâni şerefli bir sülâlenin fertleri, demektir. Ulemâ Pey­gamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in sülâlesinden kimlerin zekât alamı-yacakları hususunda ihtilâf etmişlerdir. Hanefîler'le Şafiî1er'e göre bu hadîsde zikri geçen Benî Hâşim'e yâni Hz. Ali, Akîl, Ca'fer ve Abbâs (Radiyallahu anh) sülâlelerine ve onla­rın azatlılarına zekât-verilemez.

îmam Mâlik yalnız Benî Hâşim'e zekât verilemiyece-ğine kail olmuş, bir takımları da bütün Kureyş‘e zekât verîlemiye-ceğini söylemişlerdir. Bu hadîsde Hz.Zeyd'in Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem^ in kadınlarını ehl-i beytinden saymaması bütün Kureyş kabilesini ehl-i beyt kabul edenlerin sözünü iptal İçindir. Filhakika ez-vâcı tahirat arasında Âişe, Hafsa, Üramü Seleme, Şev­de ve Ümmü Habîbe (RadiyaUahu anh) gibi Kureyş'e men-sub kadınlar vardı.

Hz. Zeyd'in buradaki iki rivayeti zahiren birbirine zıt görünmek­tedir. Çünkü birinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'm zevcelerini ehl-i beytinden saymış, diğerinde saymamıştır. Müslim 'den başka­larının rivayetlerinde Hz, Zeyd ekseriyetle ezvâcı tahiratın ehl-i beyt-ten olmadıklarını söylemiştir. Şu halde birinci rivayetin te'vili gerekir ve : «Burada kadınlarının ehl-i beyti sayılması onunla beraber yaşayıp nafa­kalarım verdiği, onlara hürmet ve ikramda bulunmayı emir buyruduğu içindir. Yoksa onlar sadaka almak, kendilerine haram olan ehl-i beytte dâ­hil değildirler» denir. Nitekim birinci rivayette Hz. Zeyd: «Kadın­ları ehl-i beytindendîr. Lâkin onun ehl-i beyti kendilerine zekât almak haram olanlardır.» diyerek buna işaret etmiştir.

Hablüllah : Allah'ın ipi demektir. Burada ondan murad Allah'a verilen ahd ve sözdür. Bir takımları Allah'ın rızası ile rahmetine götüren ise-bepdir demiş; daha başkaları bunun hidayet nuru olduğunu söylemişlerdir.

 

38- (2409) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dü'1-Azîz (yâni İbni Ebi Hâzim) Ebû Hâzİm'den, o da Sehi b. Sa'd'dan naklen rivayet etti. Sehi şöyle demiş : Medine'ye Mervan hanedanından bir zât vali tâyin edildi. (Bu zat) Sehi b. Sa'd'i çağırarak Âli'ye sövme­sini emretti, Sehi buna razı olmadı. Vali ona :

  Madem ki, buna  razı  olmuyorsun   (hiç olmazsa)   Allah Ebû't-Tü-rab'a lanet etsin de! dedi. Bunun üzerine Sehi şunu söyledi:

  Ali'nin kendince Ebû't-Türab'dan daha sevimli bir ismi yoktu. Bu isimle çağrıldığı vakit gerçekten sevinirdi. Bu sefer vali:

  Bize onun kıssasını haber ver! Ona niçin Ebû Türab ismi verildi, dedi. Sehi şunu söyledi :

  Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)   Fâtıme'nin   evine   geldi  de Ali'yi evde bulamadı. Ve  (Fâtıme'ye)

«Amcan oğlu nerede?»   diye sordu- Fâtıma :

  Aramızda bir şey oldu. Beni kızdırdı da çıktı (gitti). Yanımda kaylule yapmadı, dedi. Bunun üzerine  Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir insana :

«Bak şu nerede!» dedi. (Adam gitti.) Geldi ve:

  Yâ Resûlallah, o mescidde uyuyor, dedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de onun yanma geldi. Ali uzanmış; örtüsü bir tarafından düşmüş, kendisi topraklanmıştı: Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Seiiem) topra­ğı ondan silmeye başladı, hem..:

«Kalk Eba't-Tiirabî Kalk Eba't-Türab!»  diyordu. Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu's-Salâtda tahric etmiştir. Ebû Türab: Toprak babası demektir. Bu hadîsde beyan edildiği ve-cihle kendisine Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)    Ebû    Türab diye hitab ederek latife yaptığı için Hz. Ali  bunu künye ittihaz etmiş ve sevmiştir.

Kaylûle: Yerinde de görüldüğü vecihle günün ortasında uykuya yat-.maktuv Bâzıları uyku olsun olmasın günün ortasında yapılan istirahata jkaylule denildiğini söylemişlerdir

Hadîs-i şerif rnescidde fakirlerle yabancılardan başkalarının da uyulyup kaylule yapabileceklerine ve kızmamak şartıyle dargın bir kimseye 1 kendi künyesinden başka bir künye ile hitab ederek şakalaşmanın caiz ol­duğuna delildir.

Söğme meselesi hakkındaki te'vili babımızın Muâviye hadîsinde gör­müştür.

 

5- Sa'd b, Ebi Vakkas  (Radiyallahû anh)'ın Fazileti Hakkında Bir Bab

 

39- (2410) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Bilâl, Yahya b. Saîd'den, o da Abdullah b. Amir b. Rabia'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Bİr gece Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Seiiem) uykusuz kaldı da:

«Keşke benim ashabımdan yararlı bir zat bu gece beni korusa.» dedi. Ve silâh sesi işittik. Resûlüllah   (Saliallahü Aleyhi ve Sellem): «Kİm o?» dedi. (Gelen zat) ;

— Sa'd b. Ebî Vakkâs yâ Resûlallah! Seni korumağa geldim, dedi. Âişe demiş ki: «Bunun üzerine Resûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uyudu. Hattâ horultusunu işittim.»

 

40- (...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Rumh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yah­ya b, Saîd'den, o da Abdullah b. Âmir b. Rabia'dan naklen haber verdi ki : Âişe şöyle demiş : Resûîüllah 'Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Medine'ye ge­lişinde bir gece uyuyamadı. Ve:

«Keşke ashabımdan yararlı bir zat bu akşam beni korusa!» dedi. Biz bu halde iken bir silâh hışırtısı işittik. Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):

«Kim o?» dedi. (Gelen zât) :

  Sa'd b. Ebî Vakkas'ım! cevâbını verdi. Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ona :

«Seni getiren nedir?» diye sordu. Sa'd:

  İçime Resûlüllah  (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında   bir   korku düştü de onu korumaya geldim, dedi. Bunun üzerine Resûlüllah, (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ona dua etti. Sonra uyudu.-

İbni Rumh'un rivayetinde : «Biz:

  Kim o? dedik...» ifadesi vardır.

 

(...) Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'l-Vehhab rivayet etti. (Dedi ki) :    Ben Yahya b. Saîd'i şunu söylerken işittim. Abdullah b. Âmir b. Rabia'yi dinledim. Şöyle diyordu: Âişe   dedi   ki:    Bir   gece   Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uykusuz kaldı...

Râvi Süleyman b. Bilâl'ın hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.

Bu hadîsi Buhârî «KHâbu'l-Cihad» ile «Kitâbu't-Temenni»'de; Tirmizî «Menâkıb»'de; Nesâi «Menâkib» ile «Siyer» bahislerin muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Peygamber (Sallallahû Aleyhi ve Sellem) 'in uykusuz kalması hicrette Medine'ye ilk geldiği zaman değildir. Çünkü Hz. Âişe o zaman yanında değildi. Hz, Sa'd dahi daha önceden müslüman olmuş değil­di. Ulemanın beyânına göre bu hadîs:

«Allah seni insanlardan korur» âyeti kerîmesi inmezden önce vârid olmuştur. Âyet indikten sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ko­runmaz olmuş. Ashabına da kendisini korumaktan vaz geçmelerini emir buyurmuştur.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Düşmandan korunmak ve ihtiyatlı olmak gerekir.

2- Müslümanların hükümdarlarını ölümden korumaları icab eder.

3- Tevekkül sebeplere tevessüle mâni değildir. Zîra tevekkül; kalbin ameli, sebeplerse bedenin amelidirler.

4- Hadîs-i şerîf kendiliğinden bir hayr işleyeni medhüsenâ etmekte ve ona salih kimse denilebileceğine işaret etmektedir.

5- Bu hadîsde Hz. Sa'd'm faziletine ve ilham sahiplerinden ol­duğuna delil vardır.

 

41- (2411) Bize Mansûr b. Ebî Müzâhim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim (yâni îbni Sa'd) babasından, o da Abdullah b, Şeddâd'dan nak­len rivayet etti. Abdullah şöyle demiş : Ben Ali'yi şunu söylerken işittim : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Sa'd b. Mâlik'den başka hiç bir kim­se için annesiyle babasının isimlerini bir araya getirmemiştir. Çünkü Uhud gününde ona: -,

«At! Babam ve gnnem sana feda olsun!..» demeye başlamıştı.

 

(...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler (De­diler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. H.

Bize Ebî Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb ile İshâk EI-Hanzalî dahi Muhammed b. Bişr'den, o da Mis'ar'dan naklen rivayet ettiler. H.           

Bize îbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân Mis'ar'­dan rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Sa'd b. İbrahim'den, o da Abdullah b. Şeddat'dan, o da Ali'den, o da Peygamber (Sallallahü A /ey/ı/ ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

 

42- (2412) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman (yâni İbni Bilâl) Yahya'dan (bu zât İbni Saîd'dir.) O da Saîd'den, o da Sa'd b. Ebî Vakkâs'dan naklen rivayet etti. Sa'd şöyle demiş: Gerçekten benim için Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Uhud gününde annesiyle babasını bir arada zikretti.

 

(...) Bize Kuteybe b. Saîd ile İlini Rumh, Leys b. Sa'd'dan rivayet ettiler. H.

Bize İbnü Müsennâ da rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Abdü'l-Vehhab rivayet etti.

Her İki râvi Yahya b. Saîd'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır.

 

(..,) Bize Muhammed b. Abbâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hatim (yâni İbni ismail) Bükeyr b. MUmar'dan, o da Âmir b. Sa'd'dan, o da ba­basından naklen rivayet etti ki: Peygamber {battalatıu Aleyhi ve Setıenıj Uhud gününde onun için annesi ile babasını bir arada zikretmiş, Sa'd şöy­le demiş: Müşriklerden bir adam Müslümanları (n canlarını) yakmıştı. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Ateyhı ve Setletn/ Sa'd'a :

«At! Babam ve annem sana feda olsun!» buyurmuştu. Sa'd demiş ki:

O müşrik için uçsuz bir ok attım ve yan tarafına vurdum. Derhal düştü. Ve avreti açıldı. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seaeni; gül­dü. Hattâ yan dişlerini gördüm.

Bu rivayetleri Buhârî «Cihâd», «Fadâilü Ashab», «Edeb» ve «Meğazi» bahislerinde;  Tirmizî «Menâkıb»'de; Nesâî «Elyevm vel-ieyle»'de; İbnü Mâce «Sünnet» bahsihde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Hz. Sa'd b. Ebî Vakkâs sağlıklarında Cennetle müjdele­nen on zattan biridir. Hattâbî : «Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem)'in : Annem babam sana feda olsun! demesi bir duadır. Onun dua­ları ise kabule şayestedir.» diyor.

El Mühe11eb Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in annesi ile babasını beraberce zikrederek feda etmesinin yalnız Hz. Sa'd'a mahsus olduğunu iddia etmişse de; doğru değildir. Çünkü sahıheynde ri­vayet olunan bir hadîsde Hz. Zübeyr'e de bu şekilde söylediği bildi­rilmektedir. İhtimal ki Hz.  Ali    bunu işitmemiştir.

Nevevî başkalarına da bu şekilde tefdiye yaptığını söylemiştir. [Tefdiye feda olsun cümlesini söylemektir.)

Müşrik yere düşünce Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in gülmesi ivret mahallinin açılmasından dolayı değil, amansız düşmanının tepelen-aiğine sevindiği içindir.

 

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

 

1- (Annem, babam sana feda olsun) şeklinde tefdiye yapmak câiz-lir. Cumhûr-u ulemânın mezhebi budur. Yalnız Hz. Ömer b. Hattab ile Hasen-i Basrî bunu kerih görmüşlerdir. Bâzıları müs-lümanın feda edilmesini mekruh saymışlardır. Fakat sahih olan mutlak surette cevazdır. Çünkü burada hakikî feda yoktur. Bu söz bir taltif ve muhabbet nişanesi olmak üzere gelişi güzel söyleniverir. Mutlak surette tefdiyenin caiz olduğunu gösteren birçok sahih hadîsler vardır.         

2- Hadîs-i şerîf atıcılığın faziletine ve hayr işleyen bir kimseye dua etmenin müstehab olduğuna delildir.

3- Yine bu rivayetler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nezdinde Ebeveyninin muhterem ve muazzez olduklarına delâlet etmektedir. Bi­nâenaleyh müslümana gereken onlar hakkında dilini tutup ileri geri ko­nuşmamaktır.                                                                           

 

43- (1748) Bize Ebû Bekr b. Ehî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ktiler.  (Dediler ki) : Bize Hasen b. Musa rivayet etti.   (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Simâk b. Harb rivayet etti.  (Dedi Ki) : Bana Mus'ab b. Sa'd babasından rivayet etti ki, Kur'an'dan bazı âyet iter onun hakkında inmiş. Sa'd şöyle demiş : Sa'd'm annesi [7]  dininden [ dönmedikçe ebediyyen onunla konuşmayacağına ve  yiyip  içmeyeceğine I   yemin etti. Dedi ki:

— Sen Allah'ın annenle babanı sana vasiyyet ettiğini söylüyorsun. Ben senin annenim, sana. bunu ben emrediyorum.

Sa'd (devamla) şunu söylemiş: Annem üç gece bekledi hattâ bîtab-lıktan bayıldı. Bunun üzerine Umare denilen bir oğlu kalkarak ona su ver­di. Annem Sa'd'a beddua etmeye başladı. Az sonra Allah (Azzeve Ceîie) Kur'ân'da şu âyeti indirdi:

«Biz İnsana annesiyle babasına güzel muamelede bulunmasını vasiyet ettik. Şayet bana şirk koşman için seninle mücahede ederlerse [8] ilah...» Bu âyette şu da vardır : «Ama onlarla dünyada iyi geçin.»

Sa'd demiş ki: Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) büyük bir gani­met almışdi. Bir de baktım ganimetin içinde bir kılıç var! Hemen onu alarak Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Seîleın)'e getirdim ve : Bu kılıcı bana bahşet! Ben hâlini bildiğin bir kimseyim, dedim :

«Onu aldığın yere iade et!» buyurdular. Ben de gittim tam onu gani­met yerine koymak istediğim sırada nefsim beni ayıpladı ve tekrar ona dönerek:

— Bunu bana ver! dedim. Bana sesini şiddetlendirerek :

«Onu aldığın yere koy!» buyurdu. Bunun üzerine Allah (Azzeve Celle):

«Sana ganimetleri soruyorlar...»! [9] âyetini indirdi.

Sa'd demiş ki: Ben hastalandım da Peygamber (Saîlallahü Aleyhi re Sellemj'e haber gönderdim. Hemen geldi.

  Bana müsaade buyur, malımı dilediğim yere taksim edeyim, de­dim. Razı olmadı.

  Yarısını! dedim. Yine razı olmadı.

  Öyle ise üçte birini! dedim. Ses çıkarmadı. Artık ondan sonra üçte bir (i vasiyet) caiz oldu.

Sa'd demiş ki : Ensar ve muhacirlerden müteşekkil birkaç kişinin ya­nına geldim de :

— Gel seni doyuralım ve sana şarab sunalım, dediler. Bu mesele şa-rab haram kılınmazdan Önce idi. Onların yanma bir haş içinde iken var­dım, —Haş, bahçe demektir.— Bir de baktım yanlarında kızartılmış hir deve kellesi, bir testi de §arab var! Onlarla beraber yedim, içtim. Derken onların yanında ensarla muhacirlerin lâfı oldu. Ben : Muhacirler ensardaıı daha hayırlıdır, dedim. Bunun üzerine bir adam başımın iki çenesini ya­kaladı ve bana o kelle ile vurarak burnumu yaraladı. Hemen Resûlüllah (SaUalîahü Aleyhi ve SeUem)'e gelerek ona haber verdim. Müteakiben Allah (Azze ve Celle) benim hakkımda — kendisini kasdediyor — şarabın hük­münü indirdi:

«Şarab, kumar, dikili taşlar ve oklar şeytan işi pis şeylerdir.» [10]

 

44 - (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr ri­vayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Sımak b. Harb'dan, o da Mus'ab fc. Sa'd'dan, o da babar sından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Benim hakkımda dört âyet indirildi...

Ve râvi hadîsi Züheyr'in Simak'den rivayet ettiği hadîs mânâsında nakletmiştir. Şu'be'nin hadîsinde şu ziyâde de vardır : «Yemek vermek istediler mi testinin ağzını sopa İle açarlar, sonra yiyeceği içine döner­lerdi.»

Yine Şu'be'nin hadîsinde: «O kelle ile Sa'd'ın burnuna vurdu ve onu yardı. Sa'd'ın burnu yarık idi.» cümlesi de vardır.

 

45- (2413) Bize Züheyr'b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdur-rahman, Süfyân'dan, o da Mıkdam b. Şureyh'den, o da babasından, o da Sa'd'dan naklen rivayet etti:

«Sabah akşam Rablerine dua eden kimseleri kovma!» [11] Benim hak­kımda indi, demiş.

Şunu da söylemiş: Bu âyet altı kişi hakkında inmiştir. Ben ve îbni Mes'ûd onlardanız. Müşrikler ona : «Sen bunları kendine yaklaştırıyor­sun.» demişlerdi.

 

46- (...) Bize Ebû Bekr b. Ehî Şeybe rivayet etti. (Dedi M) : Bize Muhammed b. Abdillah EI-Esedî İsrail'den, o da Mikdam b. Şureyh'den, o da babasından, o da Sa'd'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Pey­gamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'\Q birlikte altı nefer idik. Müşrikler Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) :

— Bunları kov! Bize karşı cüretkârlıkta bulunmasınlar, dediler. (Bu altı kişi), Ben, tbni Mes'ud, Hüzeyl kabilesinden bir zat, Bilâl ve isimle­rini veremiyeceğim iki adam idi.

Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kalbine Allah ne diledi ise o geldi. Ve içinden bir şeyler geçirdi. Bunun üzerine Allah  (Azze ve Cette):

«Allah'ın rızasını dileyerek akşam sabah ona dua eden kimseleri kovma.» âyet-i kerîmesini indirdi.

Hz. Sa'd kıssası hakkında «Cihâd» bahsinde «Enfal» babında iza­hat verilmişti.                                                                              

Buradaki rivayetlerde onun faziletini ve hakkında muhtelif ayetler indiğini bildirmektedir. Hz. Sa'd'in künyesi Ebû.lshâkı idi. Kendisine İslâm'ın süvarisi denir. Ve Allah yolunda ilk ok atanın o oldu­ğu rivayet edilir. Duası müstecab bir zât idi. Acem memleketlerinin bir­çok yerleri onun kumandasında fethedilmiştir. Seksen üç veya yetmiçüç yaşlarında ellîbeş tarihinde Medine'ye on mil mesafede bulunan Akîk'de vefat etmiş, cenazesi eller üzerinde Medîne'ye götürüle­rek «El-Bâki» namındaki meşhur kabristana defnedilmiştir. Cenaze nama­zını Mervân b. Hakem kaldırmıştır. Cennetle müjdelenen on zattan en son vefat eden odur. Hz. Sa'd ilk müslüman olan yedi kişi­nin yedincisidir. Annesi onun müslüman oluşuna pek üzülmüş, eski dinine dönmedikçe yiyip içmeyeceğine yemin etmiştir. Fakat annesinin bütün ısrarlarına rağmen Hz. Sa'd İslâm dininden dönmemiş ve annesine hitaben : «Anne, senin yüz tane canın olsa ve gözümün önünde bunlar bi­rer birer alınsa, ben yine dinimden vaz geçemem. Boşuna üzülme.» demiş­ti. Bunun üzerine âyet inmiş ve :

«Annenle babam bilmediğin bir şeyi bana şerik koşman hususunda se­ninle münakaşa ederlerse, onlara itaat etme! Ama dünyada onlarla iyi geçini» buyurulmuştur.

Hadîs-i şerîf'de görüldüğü vecihle kılıç, şarab ve tard meseleleri hak­kında da âyet inmesine Hz.    Sa'd   sebep olmuştur.

 

6- Talha İle Zübeyr (Radiyallahu anh) 'nın Faziletlerine Dair Bir Bab

 

47- (2414) Bize Muhammed b. Ebi Bekr El-Mukaddemî ile Hâmîd b. Ömer El-Bekrâvî ve Muhammed b. Abdi'1-A'la rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Mu'temir (bu zât İbni Süleyman'dır) rivayet etti. (Dedi ki) : Babamdan, o da Ebû Osman'dan naklen dinledim. Şöyle demiş : Kesûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ile onun harbetüği günlerin bazısında beraber bulunanlardan Talha ile Sa'd'dan başka kimse kalmadı. Bu söz onların hadîslerinden alınmadır.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu Fadâili-Ashabi'n-Nebİ»'de tahric et­miştir,

Hz. Talha cennetle müjdelenen o zattan biri, İslâm'a ilk giren sekiz kişinin biri, Hz. Ebû Bekr'in te'siriyle müslüman olan beş ki­şinin biri ve Peygamber (SaUaüahü Aleyhi ve Seliem)'in kendilerinden razı olarak dünyadan gittiği altı kişilik şûra heyetinin biridir. Künyesi Ebû Muh'ammed 'dr. Otuzaltı tarihinde Ceme1 vak'asmda okla vuru­larak şehid edilmiştir. Birçok rivayetlerden anlaşıldığına göre kendisini vuran Meryân.b. Hakem'dir. Kaç yaşında vefat ettiği ihtilaflı ise de ekser ulemânın kavline göre yetmiş beş yaşında şehid edilmiştir. Ceme1  vak'asmda ilk vurulan odur.

Bu hadîsdeki «günlerin bâzısında» ifadesinden murad Uhud har­bidir. Hz. Talha ordu kaçmaya başladığı zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında kalmıştır.

Bu harbde onun büyük bir menkabesi vardır.

«Bu söz onların hadîslerinden alınmadır.» ifadesinden murad : Râvi bû Osman bu hadisi  Talha ile Sa'd 'dan dinlemiştir, de­mektir,

 

48- (2415) Bize Amru'n-Nakıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân . Uyeyne Muhammed b. Münkedir'den, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen rivayet etti. İbni Münkedir demiş ki: Ben Câbir'i şunu söylerken işittim : Hendek .günü Resûlüllah (Sallallahü Altyhi ve Seliem) insanları (Cihada) ça­ğırdı. Ve Zübeyr buna icabet etti. Sonra tekrar çağırdı (yine) Zübeyr icabet etti. Sonra tekrar çağırdı (yine) Zübeyr icabet etti. Bunun üze­rine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem):

«Her  Peygamberin  havarileri  vardır.  Benim  havarim  de Zübeyr'dir.» buyurdul

 

(...) Bize Ebû-Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsame Hi-şam b. Urve'den rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb ile îshâk b. İbrahim hep birden Vekî'den rivayet ettiler. (Demiş ki) : Bize Süfyân rivayet etti.

Her iki râvi Muhammed b. Münkedir'den, o da Câbir'den, o da Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'den naklen İbnü Uyeyne'nin hadîsi mâ­nâsında rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîsi Buhârî «Cihâd» ve «Meğazî» bahislerinde; Tirmizî ile Nesâî «Menâkıb»'de; İbnü Mâce «Sünnet» bah­sinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) in harbe teşvik ettiği ashabı yahudilerden Benî Kureyze kabilesiyle cenk edeceklerdi. Bir rivayette çağırdığı zevat bu kabi­leden haber almağa gideceklerdi. Muhtelif rivayetlerden anlaşıldığına göre bu işi yalnız başına Zübeyr (Radiyallahu atıh) görmüş, yahudilerin ha­berini getirmiş. Sonra harb şiddetlenmiştir.

Havari: Yardımcı demektir. Bundan dolayı Hz. îsâ'nın samimî ar­kadaşlarına ve yardımcılarına Havariyyûn  denilmiştir.

Bâzıları kelimenin elbiseyi beyazlatmak mânâsına geldiğini, Hz. İsâ'nın havarilerinin de çamaşırcılar olduğunu söylemişlerdir. Ezherî : «Havariyyûn Peygamberlerin hâlis yakınlanâır> demiştir.

 

49- (2416) Bize İsmail b. Halil ile Süveyd b. Saîd ikisi birden İbni Müsbir'den rivayet ettiler. İsmail dedi ki: Bize Âli b. Müshir, Hişarn b. Urve'den, o da babasından, o da Abdullah b, Zübeyr'den naklen haber verdi. Abdullah şöyle demiş : Hendek günü ben ve Ömer b. Ebî Seleme kadınlarla birlikte Hassan'm kal'asında idik. Bâzan o bana belini eğiltir ben bakardım, Bazan da ben ona belimi eğiltir, o bakardı. Babamı atı üze­rinde silâh içinde Benî Kureyza'ya geçtiği vakit tanırdım.

Râvi diyor ki: Bana Abdullah b. Tirve dahi Abdullah b. Zübeyr men aklcn haber verdi. Abdullah demiş ki: Ben bunu babama andım da'.

  Beni gördün mü oğulcuğum? dedi. - Evet! cevâbını verdim.

  Beri bak! Vallahi o gün Resûlüllah (SalîallahÜ Aleyhi ve Se!km) be­nim için anne ve babasını cem ederek:

«Babam ve annem sana feda olsun...»   buyurdular, dedi.

 

(...) Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme, Hişam'dan, o da bahasından, o da Abdullah b. Züheyr'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Hendek (harbi) günü gelince ben ve Ömer b. Ebü Se­leme kadınların yâni Peygamber(Sallallahii Aleyhi ve Sellem) 'in kadınlarının bulunduğu kal'ada idik...

Râvi hadîsi tbni Müshir'in bu isnaddaki hadîsi mânâsında nakletmiş. O "bu hadîsde Abdullah b. Tirve'yi anmamıştır. Lâkin kıssayı Hîşâm'ın ba­basından, onun da İhni Zübeyr'den naklettiği hadîse dere etmiştir.

Anlaşılan kal'a içerisinde kimi Abdullah b. Zübeyr be­lini eğittir arkadaşı sırtına basarak dışarda olup biteni seyreder, kimi de arkadaşı eğilir Hz. Abdullah onun sırtına basarak dışarı bakarmış. Hz. Abdullah b. Zübeyr hicret senesi Medine'de doğ­muştur. Hendek harbi ise sahîh rivayete göre hicretin dördüncü yı­lında olmuştur. Şu halde bu vak'ayı gören Hz. Abdullah o zaman tam dört yaşında bile değildir. Bu da gösteriyor ki, cumhûr-u muhaddisi-nin: «Beş yaşma varmadıkça bir çocuğun hadîs dinlemesi sahîh olmaz» sözleri doğru değildir. Nevevî : «Doğrusu çocuk temyize kadir oldu­ğu zaman dört yaşında, yahut daha küçük de olsa hadîs dinlemesinin sahîh olmasıdır.» diyor.

Hadîs-i şerîf Hz. Abdul1ah b. Zübeyr'in bu yaşta bu vak'ayı güzelce zabdetmiş olmasiyle menkabesine delildir.

 

50- (2417) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'1-Aziz (yâni îbni Muhammed) Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki: Resûlüllah (SatlailahU Aleyhi ve Sellem i, Ebû Bekr, Ömer, Osman, AH, Talha ve Zübeyr Hira dağının üze­rinde bulunuyorlarmış. Derken kaya sarsılmış. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Sakin ol! Senin üzerinde ancak bir peygamber yahut sıddık, yahut şehid  bulunmaktadır.» buyurmuşlar.

 

(...) Bize Ubeydullah b.tMuhammed b. Yezîd b. Huneys ile Ahnıed b. Yûsuf El-Ezdî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail b. Ebî Üveys rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Süleyman b. Bilâl, Yahya b. Saîd'den, o da Süheyl h. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki: Resûlüllah (Sattatlahü Aleyhi ve Sellem) Hira dağının üzerin­de bulunuyormuş. Derken dağ sallanmış. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem):

«Sakin ol Hira! Senin üzerinde ancak bir Peygamber yahut sıddık ya­hut şehid bulunmaktadır.»   buyurmuşlar.     Dağın     üzerinde     Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübey ve Sa'd b. Ebi Vakkâs (Radiyallahû anhûm)   bulunuyorlarmış.

Bu hadîs-i şerîf Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Selle m) 'in mucizelerini haber vermektedir. Bunlardan biri Hira dağına: «Sakin ol!» demesi demesi ve dağın sallanmaz olmasıdır. İkincisi yanındaki zevatın şehid ola­caklarını bildirmesidir.

Nitekim Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) ile Hz. Ebû Bekr'den maadası şehid edilmişlerdir. Bunlardan Ömer, Osman, Âlî, Talha ve Zübeyr (Radiyallahu anh) zulmen şehid edilmişlerdir. Üç halifenin kıssaları meşhurdur. Hz. Zübeyr harbi terk ederek dö­nerken Basra 'ya yakın «Vad'i-s-Sıba'» denilen yerde şehid edilmiş, Talha (Radiyallahu anh) dahi harbi terk ederek ordudan uzaklaşırken kendisine bir ok isabet etmiş ve ölümüne sebep olmuştur. Sahih hadîsin haber verdiğine göre zulmen öldürülen bir müslüman şehiddir. Bundan murad âhiret hükümleri hakkında şehid sayılıp, şehidler sevabına nail olmasıdır. Yoksa böyleler! dünyada yıkanarak üzerlerine namazları kılı­nır. İkinci rivayette bunlarla beraber Sa'd b. Ebi Vakkas Hazretleri de zikredilmiştir. Kaadî Iyâz :' Cennetle müjdelendiği için ona da şehid denildiğini söylemiştir.

Gerçi hadîsde sıddîk ve şehid «ev» edâtıyla atfedilmişlerse de burada ondan ya nevi kastedilmiştir yahut (vav) mânâsında kullanılmıştır.

Hadîs-i şerîf bu zevatın faziletlerine, cemâdatta temyiz bulunduğuna, şımarmıyacağı bilinmek şartıyle bir insanın yüzüne karşı tezkiye ve med-hetmenin caiz olduğuna delildir.

Hira dağı Mekke 'nin şimalinde dört, beş kilometre mesafede bir dağdır. Besûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Seilem)'e Kur'ân-ı Ke­rîm 'in ük âyetleri burada nazil olmuştur.

 

51- (2418) Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Nümeyr ile Abde rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hişam, babasın­dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Âişe : «Vallahi senin iki baban ken­dilerine yara isabet etmişken, Allah ve Resulüne icabet edenlerdendir.» dedi.

 

(...) Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm bu i sn ad la ri­vayet etti. «Âişe bununla Ebû Bekr ve Zübeyr'i kasdediyor» cümlesini de ziyâde etti.

 

52- (...) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail, Behiy'den, o da Urve'-den naklen rivayet etti. Urve (Şöyle demiş) : Bana Âişe: «Senin iki ba­ban kendilerine yara isabet etmişken, Allah ve Resulüne icabet eyleyen kimselerdendir.» dedi.

Hz. Âişe 'nin Urve'ye : «Senin iki baban...» diye hitab etmesi, Urve, kız kardeşi Esma 'nin oğlu olduğundandır. İki babadan biri Urve 'nin kendi babası Zübeyr, diğeri de dedesi Ebû Bekr'-dir. Bu da icabında dedeye baba demenin caiz olduğunu gösterir.

«Müslim» sarihlerinden Übbî'nin beyânına göre Hz. Âişe bu hadîsi ile «Hamraü'1-Esed» vak'asına işaret etmiştir. Vak'a şudur: Uhud harbinden dönüşde müslümanlar aldıkları yaralardan pek bîtâb düşmüş­lerdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj, Ebû Süfyân'm müs-lümanları mağlûb ve perişan göstererek onlara tekrar hücum etmesinden endişelenerek müslümanlara:

«İçinizde düşmanı takibe çıkacak bir kimse yok mu?» diye seslenmiş. Hemen Hz. Ebû Bekr'le Hz. Zübeyr ortaya çıkmış ve yetmiş kişi hazırlayarak düşmanı takip etmişlerdi. Ebû Süfyân, Uhud'-dan ayrıldıktan sonra Ravha'ya gitmiş, orada yapmak istediği işi ne­den yarıda bıraktığına pişman olmuş, düşünmeğe başlamıştı. Düşmanı ta-kib eden müslümanlar Mekke 'den sekiz mil uzakta bulunan «Ham-raü'l-Eseds'e kadar gitmişlerdi. ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve.Seilem) bu­rada Huzâa'um reisi Ma'bed ile karşılaştı. Huzâa1ı1ar alenen müslüman olmamakla beraber kalben müslümanlara meyyaldiler. Ma'bed, Ebû Süfyân 'a giderek Peygamberimizin ashabı ile birlikte gelmekte olduklarını söylemiş, Ebû Süfyân da hücumdan vaz geçerek Mekke'ye doğru yürümüştü. Müverrihler bu hâdiseye «Hamraü'1-Esad» vak'a'sı derler. Ve onu müstakil bir gaza gibi kaydederler.

 

7- Ebü Ubeyde b. Cerrah (Radiyaliahu anh) 'nın Faziletleri Babı

 

53- (2419) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Uleyye, Halid'den rivayet etti. H. Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b, Uleyye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid, Ebû Kılâbe'den naklen haber verdi. (Demig ki) : Enes şunları söyledi:

Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem):

«Hor ümmetin bir emini vardır, bizim eminimiz de ey Ümmeti  Ebû Ubeyde b. Cerrâh'dir.» buyurdular.

 

54- (...) Bana Amru'n-Nâkid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Affân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad (bu zât İbni Seleme'dir.) Sâbit'-den, o da Enes'den naklen rivayet etti ki: Yemenliler Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setlemfa gelerek; Bizimle birlikte bizlere sünneti ve İslâm'ı öğ­retecek bir zât gönder, demişler. Enes demiş ki: Hemen Ebû Ubeyde'nin elinden tuttu ve:

«Bg ümmetin emini budur.» buyurdular.

Bu hadîsi Buhâri «Fedâili Eshab» ve «Meğazi» bahislerinde; Nesâî   «Menâkıb»'de tahric etmişlerdir.

Emin: Güvenilir kimse demektir. Emânet meselesinde diğer Ashab-i kiram da Ebû Ubeyde'ye ortak ise de, burada maksad onda bu hasletin diğerlerinden daha fazla olduğunu anlatmaktır. Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ashabının büyüklerinden her birini bir faziletle vasfeder. Bu faziletin o zatta diğerlerinden fazla olduğuna işaret buyurur­du.   Tirmizî'nin   Katâde   tarikiyle Hz.   Enes 'den rivayet ettiği bir hadîs bunu izah eder. Mezkûr hadîsde Resûlüllah    (Salîallahü Aleyhi ve Sellem):

«Ümmetimin ümmetime en merhametlisi Ebû Bekr; Allah'ın emri hu­susunda en şiddetlisi Ömer, haya itibariyle en sadıkı Osman, helâl ve ha­ramı en iyi bileni Muâz b. Cebel; en İyi ferâiz bİîeni Zeyd b. Sabit; en gü­zel Kur'ân okuyanı da, Ubeyy b. Ka'b'dır. Her ümmetin bîr emini vardır. Bu ümmetin emini iste Ebû Ubeyde b. Cerrah'dir.» buyurmuştur. Hadîsi İbni    Hıbbân    dahi rivayet etmiştir.

 

55- (2420) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet et­tiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Ebû İshâk'i Sile b. Züfer'den, o da Huzeyfe'den naklen rivayet ederken dinledim, Hu-zeyfe şöyle demiş: Necranhlar Resûlüilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e ge­lerek': Yâ Resûlallah! Bize emin bir zât gönder! dediler. Bunun üzerine :

«Size hakkıyle emin, hakkıyte emin bir zât göndereceğim!» buyurdu­lar. Halk bu vilâyete ermek için hemen ileri atıldılar. Fakat o Ebû Ubeyde b. Cerrâh'ı gönderdi.

 

(...) Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Dâvud El-Haferî haber verdi. (Dedi ki) : Bize Süfyân, ü& İshâk'dan bu isnadla bu hadîsin benzerini rivayet etti.

Bu hadîsi  Buhârî   «Fadâili Ashab», «Haberi Vâhid» ve «Meğari»

bahislerinde Tirmizî ile Nesâî  «Menâkib»'de;  İbiîü Mâce  «Kitâbu's-Sünne»'de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Necran : Yemen'de bir yerdir. Necranhlar 'dan murad Âkıb Seyyid, Ebû'l-Haris b. Alkame, kardeşi Kurs, Evs, Zeyd b. Kays, Şeybe, Huveylid, Amr ve Ubeydullah namlarındaki zevattır.  İbni Sa'd'm beyânına göre bunlar Hicretin dokuzuncu senesinde on dört kişilik bir hey'et olarak gelmişlerdir. Hepsi eşrafdan imişler. O zaman henüz hıristiyan bulunuyorlarrmş. Çok geçmeden içlerinden Seyyid ile Âkıb Resûlüllah [Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek müslüman olmuşlardır. Bu zevat Mescidi Nebevî'ye zinetler ve güzel elbiseler içinde gir­mişler, ikindi olmuş kalkarak şarka doğru ibadete başlamışlar. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sc'lcm) ashabına bunlara bir şey dememelerini tembih buyurmuş. Onunla Ebû'l-Hâris, Seyyid ve Âkıb ko­nuşmuşlar ve kendilerine emin bir zatın gönderilmesini istemişler. O da EbuUbeyde    b.    Cerrah'ı göndermiş.

Ashab-ı kiramın ileriye atılmaları, her biri va'd edilen eminin ken­disi olmasını dilediği içindir. Yoksa Vali olmakta gözleri olduğu için de­ğildir.

 

8- Hasan'la Hüseyin (Radhallam anhûma) 'nın Faziletleri Babı

 

56- (2421) Bana Ahmed b. Hanbel rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süf-/ân b. Uyeyne rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ubeydullah b. Ebî Yezid, Nâ-V b. Ciibeyr'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahiı Aleyhi •>? Sellemyden naklen rivayet etti ki: Hasan için :

«Allah'ım! Ben bunu seviyorum, onu sen de sev! Onu seveni de sev!» üye duâ buyurmuşlar.

 

57- (...) Bize İbni Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Ubey­dullah b. Ebî Yezid'den, o da Nâfi' b. Cübeyr b. Mut'im'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (SaliailahU Aleyhi ve Setlem)'\e birlikte günün bir kısmında sokağa çıktım. O benimlen konuşmuyor. Ben de onunla konuşmuyordum. Nihayet Benî Kaynuka Pa­zarına geldi. Sonra ayrıldı gitti. Ve Fâtıme'nin evine gelerek:

«Ufaklık burada mı? Ufaklık burada mı?» diye sordu. Hasan'ı kaste­diyordu. Anladık ki, annesi onu tertemiz yıkayıp giydirmek ve boynuna güzel kokulu gerdanlık takmak için alıkoymuş. Çok geçmeden koşarak geldi. Ve birbirlerine sarmaştılar. Bunun üzerine Resûlüllah {Salİallahü Aleyhi ve Sellem):

«Allah'ım! Ben bunu seviyorum. Onu sen de sev! Onu seveni de sev!» diye dua buyurdular.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'1-Büyu'» ile «Kitâbu'l-Libas»'da; Nesâî «Kitâbu'l-Menâkıb»'de; İbni Mâce «Sünnet» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yolda Ebû Hüreyre ile konuşmaması ihtimal vahy veya başka bir hususa dair düşündü­ğünden, Ebû Hüreyre 'nin konuşmaması ise hürmet ve tevkîrin-dendir. Ashab-ı kiramın âdetleri bu idi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de konuşmak için neşat görmezlerse hürmeten onlar da susarlardı.

Lükâ': Lügatte alçak, köle, pisT ahmak ve sıpa gibi birçok mânâlara gelirse de, burada bu mânâların hiç biri murad değildir. Burada ondan küçük kastedilmiştir. Zâten Benî Temîm'in lehçesinde lükâ' kü­çük demektir. Bilâl b. Cerîre bu kelimenin mânâsı sorulduk­ta : «Bizim lehçemizde lükâ' küçük demektir.» cevâbını vermiştir.

Sihâb: Karanfil, misk ve öd ağacı gibi şeylerden yapılan ve çocukların boynuna takılan gerdanlıktır.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Hadîs-i şerîf   Ashab-ı   kiramın   Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e karşı gösterdikleri sonsuz hürmet ve tevkîre delildir.

2- Çocukların boynuna gerdanlık gibi zînetler asmak caiz ve onları bilhassa büyüklerin huzuruna çıkacakları vakit yıkayıp temizlemek müs-tehabdır.

3- Çocuklara acıyarak onları sevmek kendileriyle şakalaşmak müs-tehabdır.

4- Çocuklara olsun, büyüklere karşı olsun tevazu göstermek müste-habdır.

5- Sarmaşmak caizdir. Fakat bu husûsda ihtilâf vardır. Muhammed b.   Şîrîn,  Abdullah b.  Avn , İmam   A'zam ve  îmam   Muhammed  sarmaşmanın mekruh olduğuna kaildir­ler. Şa'bi,    Ebû   Miclez,   Amr   b.   Meymûn,    Esved b. Hilâl ve İmam   Ebû   Yûsuf'a göre sarmaşmakta bir beis yoktur. Her iki tarafın istidlal ettikleri hadîsler vardır. Tahâvî,  As-hab-ı kiramdan bir cemâatin sarmaşırdıklarım rivayet etmiş ve : «Bu gös­terir ki,   Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seiiem) 'den sarmaşmanın   mubah olduğuna dair rivayet edilen hadîs sonraları vârid olmuştur.   Yasaklama hadîsi daha öncedir.» diyerek yasak hükmünün neshedildiğine işaret et­miştir. «Ettelvih» nam eserde de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'm Hz, Hasan'la "sarmaşması onu mubah kılmaktır, denilmiştir.

Erkekle erkeğin sarmaşmasına gelince : Bunu İmam Mâlik kerih görmüş, bid'at olduğunu söylemiş; Süfyân ve başkaları ise müstehab olduğunu bildirmişlerdir. Nevevî: «Sahih olan da budur. Ekser ulemâ ve mahakkıklerin mezhebi budur. Bu mes'eled'e İmam Mâlik ile Süfyân münazarada bulunmuşlar. Süfyân , Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ca'fer'le sarmaşdığını söylemiş. İmam Mâlik: Bu ona mahsustur, demişse de; Süfyân': Delil olmaksızın bunu tahsis eden nedir? diye mukabele etmiş. İmam Ma1ik  susmuştur.» diyor.

Kaadî Iyâz: «İmam Mâlik'in sükûtu Süfyân'm sözünü kabul ettiğine delildir.» demiştir.

Hanefî1er'den «Elhidâye» sahibi Merğînânî bu mesele hakkında şunları söyler : «Hilaf bir gömlek içinde sarmaşmanın caiz olup olamıyacağı hususundadır. Sarmaşan kimsenin üzerinde entari veya cübbe gibi bir şey bulunursa sarmaşmakta ulemamızın ittifakıyle bir beis yok­tur. Sahih olan da budur.»

6-  Hadîs-i şerîf Hz. Hasan'm faziletine delil ve onu sevmeye şevîkdir.

 

58- (2422) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Adiy'den rivayet etti. (Bu zât îbni Sâbit'tir, demiş ki) : Bize BeraJ b. Âzib rivayet etti. (Dedi ki) : Ha­san b. Ali'yi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in onıuzunda gördüm. Kendisi:

«Allah'ım! Ben bunu seviyorum; onu sen de sev!» diye duâ ediyordu.

 

59- (...) Bize Muhammed b. Beşşâr ile Ebû Bekr b. Nâfi' rivayet ettiler. İbnü Nâİi' dedi ki: Bize Gunder rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'­be, Adiy'den (bu zat İbni Sabit'dir.) O da Bera'dan naklen rivayet etti. Bera' şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hasan b. Alî'yi omuzuna koyduğunu gördüm:

«Allah'ım! Ben bunu seviyorum; onu sen de sev!» diyordu.

Bu hadîsi Buhârî «Kİtâbu-Fedâili Ashab»'da; Tirmizî ile Nesâî   «Kitâbu'l-Menâkıb»'de tahric etmişlerdir.

Hadîs-i şerîf çocukları okşayıp sevmenin müstehab olduğuna, yüzie-rindeki rutubet ve benzeri şeylerin temizliğine delildir. Nevevî: «Bu gibi şeylerden korunulacağı selefden nakledilmemiştir. Halbuki çocuklar ekseriyetle bunlardan hâli kalmazlar.» demiştir.

 

60- (2423) Bana Abdullah b. Rûmi El-Yemâmî ile Abbâs b. AbdîV-Azîm El-Anberî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Nadr b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İkrime (bu zât îbni Ammâr'dır.) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tyâz babasından rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ben Hasan ve Hüseyn'le birlikte Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'in alaca katırım yettim. Kendilerini ta Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hücresine götürdüm. Biri önünde, birr arkasında idi.

Bu hadîs de Hz. Hasan'la Hüseyn'in faziletlerine delildir. Onların faziletlerini gösteren daha nice hadîsler vardır.

Hasan 'la Hüseyin (Radiyallahu anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m kızı Hz. Fâtıme'nin oğullarıdır. Hasan (Radiyallahu atık) hilâfeti Allah rızası için terketmiş, ResûîüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in bir mucizesi bu suretle tahakkuk eylemişti. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}:

«Hasun'ic Allah iki taifenin arasmı yatıştıracaktır.»  buyurmuştu,  Nitekim öyle de oldu. Bu taifelerden biri rîz. Hasan 'm, diğeri Muâviye'nin idi. Hasan (Radiyallahu anh) kırk dokuz tarihinde Medîne'de zehirlenerek vefat etmiştir. Kardeşi Hüseyn (Radiyallahu anh)ı ise altmış bir tarihinde Kerbelâ'da Âşûre günü Sinan b.   Enes   namında biri şehid etmiştir.

Hadîs-i şerîf, hayvan takat getirebildiği takdirde üzerine üç kişinin binebileceğine delildir.

 

9- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ehl-i Beytinin Faziletleri Babı

 

61- (2424) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe Üe Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dediler ki) : Bize Mu­hammed b. Bişr Zekeriyya'dan, o da Mus'ab b. Şeybe'den, o da Safıyye binti Şeybe'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Âişe şunları söyledi: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), üzerinde siyah yünden ma'mul na­kışlı bir örtü olduğu halde sabahlayın (evden) çıktı. Derken Hasan b. AH geldi. Onu örtünün içine aldı, sonra Hüseyn geldi, o da beraberinde girdi. Sonra Fâtime geldi. Onula içeri aldı. Sonra Ali geldi. Onu da içeri aldı. Sonra :

«Ey Ehl-i Beyt! Allah ancak ve ancak sizden ricsİ gidermek ve sizi ter­temiz paklamak istiyor.» [12] âyetini okudu.

Mırt: Kisâ' yâni kilim demektir. Mirt-i Murahhal: Üzerine deve se­merleri resmedilen kilim veya Örtü demektir.

Rics: Bazılarına göre şek, diğer bazılarına göre azab demektir. Gü­nah mânâsına geldiğini söyleyenler de vardır. Ezherî: «Rics, her iğ­renç amelin ismidir.» demiştir.

Hadîs-i şerif Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Sellemy'm kadınlarının da ehl-i beytinden sayıldığına ve ehl-i beytinin faziletlerine delildir. Çünkü âyetin üst tarafında Peygamber'in kadınlarına hitab edilmiştir.

 

10- Zeyd b. Harise İle Üsame b. Zeyd (Radiyallahu anhüma) 'nın Faziletleri  Babı

 

62- (2425) Bize Kuteybe h. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'-kub b. Abdirrahman El-Kaâri, Musa b. Ukbe'den, o da Salim b. Abdillah'-dan, o da babasından naklen rivayet etti. Ki; babası şöyle diyormuş: Biz Zeyd b. Hârise'yi, Zeyd b. Muhammed'den başka bir isimle çağırmıyor­duk. Nihayet Kur'ân'da:

«Onları babalarınm adları ile çağırın. Allah indinde bu daha âdilâne bir harekettir.» [13] âyeti indi.

Şeyh Ebû Ahmed Muhammed b. İsa (Dedi ki) : Bize Ebû'l-Abbas Es-Serrâc ile Muhammed b. Abdillah b. Yûsuf Ed-Düveyrî haber verdiler. (Dediler ki) : Bize Kuteybe b. Saîd bu hadîsi rivayet etti.

 

(...) Bana Ahmed b. Saîd Ed-Bârimî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Habbân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Musa b. Ukbe rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Salim. Abdullah'dan bu ha­dîsin mislini rivayet etti.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu't-Tefsir-'de; Tirmizî «Tefsir» .île «Menâkıb»de'; Nesâî dahi «TefsûVde tahric etmişlerdir.

Hz. Zeyd b. Harise cahiliyyet devrinde esir edilmişti. Ken­disini Hâkim b, Hızâm halası Hatice için satın almıştı. Ondan da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hibe olarak aldı. Bu ha­ber babasının kulağına erişince fidyesini vererek onu geri almak için Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ıe geldi.

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Zeyd'i muhayyer bıraktı. İsterse onun yanında kalacak, dilerse babasıyle beraber gidecekti. Zeyd (Radiyallahu anh) onun yanında kalmayı tercih etti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de kendisini evlâtlık edindi. Ve ona Ümmü Eymen'i nikahladı. Artık herkes Hz. Zeyd'e, Zeyd b. Muhammed diyordu. Hz. Zeyd'in Ümmü Eymen 'den Üsâme namındaki oğlu dünyaya geldi.

Arablarda başkasının çocuğunu evlât edinmek âdeti vardı. Birisini evlât edindiler mi, artık o çocuk o hanenin öz evlâdı sayılır, mirasa da iştirak ederdi. Nihayet bu husûsda âyet inerek bu âdet yıkılmış, evlât edinmekle kimse kimsenin oğlu veya kızı sayılamıyacağı bildirilmiş, ev­lâtlıkları babalarının adlarıyie çağırmaları emrolunmuştur. Bunun üzerine

Hz. Zeyd azatlı kölelerden ilk müslüman olandır. Bir rivayette Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'! ilk gördüğü gün müslüman olmuş, diğer bir rivayete göre babasının kendisini almak için geldiği gün îslâ-miyeti kabul etmiştir. Hadîs-i şerîf Zeyd (Radiyallahu anh) 'm faziletine delildir. Onun faziletlerinden biri de Kur'ân-i Kerîm'de ismi­nin zikredilmesidir.

 

63- (2426) Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve İbni Hucr rivayet ettiler. Yahya b. Yahya : Ahberanâ, Ötekiler: Hadde-senâ tâbirini kullandılar. (Dediler ki) : Bize İsmail (yâni İbni Ca'fer) Ab­dullah b. Dinar'dan naklen rivayet etti ki: Kendisi İbnü Ömer'i şunu söy­lerken işitmiş: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir ordu gönderdi de üzerlerine Üsame b. Zeyd'i kumandan tayin etti. Halk onun kumandanlığına  ta'n  ettiler.     Bunun  üzerine  Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayağa kalkarak şöyle buyurdu:

«Siz bunun kumandanlığına dü uzatıyorsanız, bundan önce onun ba­basının kumandanlığına da dil uzatıyordunuz. Allah'a yemin olsun ki, o kumandanlığa lâyık idi. Ve gerçekten benim için insanların en sevimlile-rindendi. Hiç şüphe yok ki, ondan sonra bu da benim için insanların en sevimlilerindendîr.»'

 

64- (...) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme, Ömer'den (yâni İbni Hamza'dan), o da Sâlim'den, o da babasından naklen rivayet etti ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Minber üzerinde olduğu halde Üsame b. Zeyd'i kasdederek şöyle buyurmuşlar:

«Siz onun kumandanlığına dîl uzatıyorsanız, ondan evvel babasının kumandanlığına da dil uzatmıştınız. Allah'a yemin oktfn ki : O bu işe lâ­yıktı. Allah'a yemin olsun ki, benim için insanların en sevimlisi İdi. Allah'a yemin olsun ki : Bu da kumandanlığa layıktır. — Usame b. Zeyd'i kasde-diyor,— Allah'a yemin olsun kİ : Ondan sonra gerçekten benim İçin in­sanların en sevimlisi olmuştur : İmdi onu size tavsiye ederim. Çünkü o sizin yararlılarınızdandır.»

Bu hadîsi Buharı «Kitâbu Fadâili Ashabî-n-Nebi»'de tahric et­miştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Zeyd'i birkaç seriyye üzerine kumandan tayin etmişti. Bunların en büyüğü Mûte ordusu­dur. Halk onun hakkında dedikodu yapmış sonunda; Hz. Zeyd'in bu işe lâyık olduğunu anlamışlardı. Bilâhere ölüm döşeğinde iken Şam taraflarındaki Be1ka’ya gönderilmek üzere bir ordu teçhiz etti ve bu orduya Hz. Zeyd 'in oğlu Üsâme'yi kumandan tayin buyurdu. Bu orduda Ebû Bekr, Ömer ve Ebû "U beyde gibi ashabın büyükleri de bulunuyordu. Hz. Üsâme 'nin yaşı henüz on sekiz veya yirmi idi. Bu sefer onun hakkında da dedikodular başladı. Aynî, Ay­yaş b. Ebî Rebîa 'nın dedikoducular arasında olduğunu kaydet­miştir. Resûlüllab. (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) orduyu teşyi ettikten sonra dünyadan gitti. Onun yerine halife olan Hz. Ebû Bekr bu orduyu Hz. Üsâme'nin kumandasında harbe gönderdi.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Azatlı kölenin ordu kumandanı tayin edilmesi caizdir.

2- Yaşça küçük olanların büyüklere kumandan ve vâîi tayin edilmesi ve keza daha âlâsı varken ondan aşağı mertebedeki birinin iş basma ge­çirilmesi caizdir.

3- Bu hadîsler Hz. Zeyd'le oğlu Üsâme'nin faziletlerine de­lildirler.

 

11- Abdullah b. Ca'fer (Radiyallahû anhüma) 'in Faziletleri Babı

 

65- (2427) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Uleyye, Habib b. Şehîd'den, o da Abdullah b. Ebî Müleyke'den naklen rivayet etti. Abdullah b. Ca'fer tbnü Zübeyr'e:

  Hatırlar mısın hani ben, sen ve İbni Abbâs, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Selle my\ karşılamıştık, demiş. O da:

  Evet! cevâbını vermiş. (Abdullah) :

  Bizi hayvanına bindirdi de, seni bıraktı idi, demiş.

 

(...) Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme Habîb b. Şehîd'den naklen İbni Uleyye'nin hadîsi gibi ve onun isnadıyla haber verdi.

 

66- (2428) Bize Yahya b. Yahya İle Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. Ebû Bekr: Haddesenâ, Yahya ise : Ahberanâ tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Ebû Muaviye, Âsim El-Âhvel'-den, o da Müverrık El-İceîi'den, o da Abdullah b. Ca'fer'den naklen ha­ber verdi. Abdullah şöyle demiş: Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) seferden geldiği vakit ehl-i beytinden bir takım çocuklar tarafından kar­şılanırdı. Bir defa bir seferden geldi de herkesden önce beni karşılamaya götürdüler. Q da beni önüne aldı. Sonra Fâtıme'nİn iki oğlundan biri ge­tirildi. Onu da arkasına aldı. Böylece Medine'ye bir hayvan üzerinde üç kişi olarak götürüldük.

 

67- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahim b. Süleyman Asım'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Mü-verrik rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Ca'fer rivayet etti. (Şöy­le demiş): Peygamber '(Saliallahü A leyhi ve Sellem) seferden geldiği vakit bizim tarafımızdan karşılanırdı. Bir defa benimle Hasan veya Hüseyn ta­rafından karşılandı da birimizi önüne, öbürümüzü de arkasına bindirdi. Tâ ki Medine'ye dahil olduk.

 

68- (2429) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Meh-dî b. Meymûn rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Abdillah b. Ebî Ya'kub, Hasen b. Ali'nin azatlısı Hasan b. Sa'd'dan, o da Abdullah b. Cafer'den naklen rivayet etti. Abdullah (Şöyle demiş) : Bir gün Resûlüllah (SaliaHahü Aleyhi ve Sellem) beni terkisine bindirdi. Ve bana sır olarak bir şey söyledi ki, onu insanlardan hiç birine söylemem.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'I-Cihad»'da; Nesâî «Hac» bah­sinde tahric etmişlerdir.

Buhârî 'nin rivayetinde buradakinin aksine «İbnü Zübeyr, İbnü Cafer'e» denilmiştir. Müs1im'in rivayetine göre İbni Ca'fer, İbnü Zübeyr'e söz etmiştir, Ulemâdan bazıları Buhârî 'nin ri­vayetini-esah görmüşlerdir. Hadîsin rivayetleri birbirini tefsir etmektedir.

Anlaşılıyor ki, Abdullah b. Ca'fer, İbnü Zü­beyr 'e : «Peygarnber (SaUaüahü Aieyhi ve Sellem) beni ve İbni Abbâs'ı hayvanına bindirdi, seni bıraktı.» demiştir.

Hadîs-i şerîf, hayvan takat getirebilecekse, üzerine üç kişinin bin­mesi caiz olduğuna ve çocukların yoldan gelen yakınlarını karşıladıkları vakit onları hayvana bindirerek kendilerine hoş muamele yapılmasının istihbabma delildir. Nevevî bunun sünnet olduğunu söylemektedir.

 

12- Ümmü'l-Mü'minin Hadice (Radiyallahû anhûma) 'nin Faziletleri Babı

 

69- (2430) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Ntimeyr ile Ebû Üsâme rivayet ettiler. H.

Bize Ebû Küteyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme ile İbnü Nümeyr, Vekî' ve Ebû Muâviye rivayet ettiler. H.

Bize İshâk b. İbrahim dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde b. Sü­leyman haber verdi. Bu râvilerin hepsi Hişam b. Urve'den rivayet etmiş­lerdir. Lâfız Ebû Üsame'nin hadîsidir. H.

Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsame, Hi-şam'dan, o da babasından naklen rivayet etti. (Demiş ki) ; Ben Abdullah b. Ca'fer'i şunu söylerken işittim. Kûfe'de Ali'yi dinledim. Şunları söylü­yordu: Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)i :

«Bunların en hayırlı kadını Meryem binti Imran'dır. Ve bunların en ha­yırlı kadını Hadîce binti Huveylid'dir.» buyururken işittim.

Ebû Küreyb : «VekiJ  (bunu söylerken) yerle gökyüzüne işaret etti.»

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'l-Enbiya» ile «Kitâbu fadlı Hadîce» de; Nesâî ile  Tirmizî «Kitâbu'l-Menâkıb»'de tahric etmişlerdir.

Râvi Veki'in yerle gözyüzüne işaret etmesi, hadîsdeki zamirin on­lara râci olduğunu anlatmak içindir. Yâni; «Yerle göklerin kadınlarının en hayırlısı...» denilmek istenmiştir ki: Bundan murad yeryüzündeki bütün kadınlardır.

Nevevî diyor ki: «Hadîsin en açık mânâsı Hz. Meryem'le Hz. Hatice 'nin kendi zamanlarında bütün yeryüzü kadınlarından daha hayırlı olmalarıdır. İkisinin arasındaki farka gelince : Bu hususa dair bir şey söylenmemiştir. Kaadî lyâz: İhtimal ki murad : Bunlar yeryüzü kadınlarının en hayırlılarından dır, demişse de sahih olan birin-cisidir.

Kirmanî'ye göre bu hadîsle Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Meryem 'in Benî îsrâil kadınlarının en hayırlısı Hz. Hatîce 'nin de Arab kadınlarının yahut bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı olduklarını kasdetmiş olabilir.

 

70- (2431) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet et­tiler.  (Dediler ki) : Bize Veki' rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Müsenna ile tbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dedi­ler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. Bunların hepsi Şu'be'den Rivayet etmişlerdir. H.

Bize Ubeydullah b. Muâz EI-Anberî dahi rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Amr b. Mür-ra'dan, o da Mürra'dan, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. Ebû Musa şöyle demiş: Resûlüllah {Saitallahü Aleyhi ve Sellem);

«Erkeklerden kemâle erenler çoktur. Kadınlardan ise Meryem binti Imran ile Fİr'avn'ın karısı Âsiye'den başka kemâle eren yoktur. Kadınlar üzerine Âişe'nin üstünlüğü tiridin sâîr yiyecekler üzerine üstünlüğü gibidir.» buyurdular.

Bu hadîsi Buharı «Kitâbu'l-Enbiya» ile «Kitâbu'l-Et'ime»ıde; Tirmizî ile îbni Mâce «Kitâbu'l-Et'ınıe»'de; Nesâî «Me-nâkıb» ve «Îşretü'n-Nisâ» bahislerinde tahric etmişlerdir.

Bâzıları bununla istidlal ederek Âsiye ile Meryem'in Pey­gamber olduklarını söylemiş ve : «Çünkü insan nev'inin en kemâllileri Peygamberlerdir. Sonra veliler, sıddıklar ve şehidler gelir. Âsiye ile Meryem Peygamber olmasalar, kadınlar içerisinde hiç bir velî, sıddîk ve şehid bulunmamak lâzım gelir. Hakikatte ise bu sıfatlar birçok ka­dınlarda bulunmaktadır. Peygamber (Satlallahii Aleyhi ve SeLİem.) bu hadî­sinde kadınlardan Âsiye ile Meryem 'den başka Peygamber olan yoktur buyurmuş gibidir.» demişlerse de bu mütalâa kabul edilmemiş, kendilerine şöyle cevab verilmiştir : Kemâl sözünden onların peygamber olması lâzım gelmez. Çünkü bu söz birşeyin tamamına ve kendi nev'İnde son dereceye vardığı mânâsında kullanılır. Burada murad Âsiye ile Meryem'in kadınlar arasında bütün faziletlerin en üstün derecesine vardıklarını anlatmaktır.

Kirmanı: «Kadınlardan Peygamber gelmediğine icma naklolun-muştur.» demiş, buna mukabil İmam Eş'arî'nin kadınlardan altı Peygamber geldiğini söylediği rivayet olunmuştur. Bunlar Havva, Sâre , Hz. Musa 'nın annesi, Hâcer, Âsiye ve Mer­yem 'dir.

Kurtubî : «Sahih kavle göre Hz. Meryem Peygamberdir. Çünkü AHah ona melek vasıtasiyle vahy göndermiştir.

Âsiye'ye ge­lince onun Peygamberliğine delâlet eden bir rivayet yoktur.» diyor.

Hâsılı kadınlardan peygamber gelip gelmediği ihtilaflıdır. Ekser ule­ma gelmediğine kaildirler.

Âsiye binti Müzâhım, Firavn'm karışıdır. Rivayete göre  Musa (Aleyhisselâm) Firavn'm sihirbazlarına galebe çalınca Âsiye iman etmiştir. Firavn bunu anladığı vakit, onun ellerini, ayaklarını kazıklarla yere çakarak güneşe karşı üzerine büyük bir kaya konmasını emretmiş. Kaya getirildiği vakit Âsiye: «Yarabbi, benim için cennetinde bir ev yap!» diye niyazda bulunmuş. O anda cennette in­ciden yapılmış evini görmüştür. Allah oracıkta ruhunu kabzetmiş, kaya cansız cesedinin üzerine konmuştur.

Meryem binti Imran, İsa (Aîeyhisselâm)'m annesidir. Kıssası Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetlerinde ve hadîslerinde tafsilâtiyle beyân edilmiş olup, herkesçe malûm ve meşhurdur.

Hz. Âişe'ye gelince, hadîs-i şerif'de beyân buyurulan fazileti bu ümmetin kadınlarına nisbetledir. Hattâ efdaliyyetinden bahsedilmemiştir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) onun faziletini tiride benzet-mistir. Tirid, şâir yiyeceklere nisbetle Arabların o gün için en makbul ye­meklerinden biri idi. Zîra külfeti az, hazmı kolay bir yemekdir. Fakat bu hasletler onun her yönden efdaliyyetini gerektirmez. Hz. Âişe mese­lesi de Öyledir.

Bazı sahîh hadîslerde Hz. Hatice 'nin şâir kadınlardan efdal ol­duğu bildirilmiştir. Hz. Hatice ile Fâtıme (Radiyallahli anha) 'nın başkalarından efdal olduğunu bildiren rivayetler de vardır.

 

71- (2432) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb ve İbni Nü-meyr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni Fudayl Umâra'dan, o da Ebû Zür'a'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ebû Hüreyre'yi şunu söyler­ken işittim, Cibril, Peygamber (Sallallahü Aieyhive Sellem)'e gelerek:

— Yâ Resûlallah! İşte Hatice sana yönelmiştir. Beraberinde bir kab vardır ki, içinde katık yahut yiyecek veya içecek vardır. Sana geldiği va­kit ona Rabbi (Azze ve Celle)'den ve benden selâm söyle! Hem kendisini cennette (inci) kamış (in) dan bir evle müjdele! O evde ne gürültü ola­cak, ne de meşakkat! dedi.

Ebû Bekr kendi rivayetinde «Ebû Hüreyre'den» dedi. «İşittim» deme­di. Bu hadîsde o: «Benden de selâm et!» cümlesini söylemedi.

Bu hadîsi Buhârî «Menâkıbu'l-Ensar» ve «Tevhîd» bahislerin­de; Nesâî «Menâkıb»'de tahric etmişlerdir. Hadîs sahabenin mürsel-lerindendir. Çünkü Hz. Ebû Hüreyre, Hatîc e(RadiyaIlahü anha) nin günlerine yetişmemiştir. Fakat cumhûr-u ulemâya göre sahabenin mürselleri huccetdir. Ebû Hüreyre 'nin bunu ya Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellemj den yahut başka bir sahâbîden işittiğine hamlo-lunur.

Taberanî 'nin rivayetinden anlaşıldığına göre Cibril, Pey­gamber (Sallailahü Aleyhi ve Seüem) 'e, Hira dağında iken gelmiştir. Yi­ne Taberanî 'nin rivâvetine göre ona Hz. Hatîcenin karıştırma getirmekte olduğunu haber vermiştir. Müslim'in rivayetinde râvinm şekkettiği anlaşılıyor. Yâni Hz. Cibri1'in katık mı, yoksa yiyecek ve­ya içecek mi dediğini kestirememiştir. Babımızın rivayetinde Hz. Hatîce'nin selâmı nasıl kabul ettiğinden bahsedilmemiştir. Taberanî'nin rivayetinde bilmukabele : «Selâm odur ve selâm ondandır. Cibril'e de selâm olsun!» dediği bildirilmektedir.

Cumhur ulemâya göre hadîsde zikri geçen kamışdan murad; içi boş inci kamışıdır. Bâzıları üzerine cevher dizilmiş altın kamış olduğunu söy­lemişlerdir. Hattâbi ve diğer bazı ulemâya göre buradaki evden murad da köşktür.

Hadîs-i şerif Hatice (Hodiyallahü anhafnm faziletlerine delildir. Bâ-husüs selâmı alırken Allah'a da selâm olsun demeyip, «Selâm odur» ifa­desini kullanması zekâ ve idrâkinin pek büyük olduğunu gösterir. Çünkü selâm —yerinde de görüldüğü vecihle— Allah'ın isimlerinden biridir. Bundan dolayı Allah'a selâm olsun denilmez. Hz. Hatice 'nin yaptığı gibi, «Selâm odur> denilir.

 

72- (2433) Bîze Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize baham ve Muhammed b. Bişr El-Abdî, İsmail'den rivayet ettiler. (Demiş ki) : Abdullah b. EM Evfâ'ya:

— Resûliillah (Sallailahü Aleyhi ve Seltem) Hatice'ye cennette bir ev müjdele mi? diye sordum.

— Evet!  Ona cennette kamışdan, içinde gürültü ve meşakkat olma-yan bir ev müjdeledi, dedi.

 

(...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye haber verdi. H.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki* rivayet etti. H.

Bize İshâk b. İbrahim dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu'tenür b. Süleyman ile Cerir hafcer verdiler. H,

Bize İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. Bu râvilerin hepsi İsmail b. Ebî Hâîid'den, o da İbni Ebî Evfâ'dan, o da Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini ri­vayet etmişlerdir.

 

73- (2437) Bize Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde, Hişam b. Urve'den, o da babasından, o da Aişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) Hatice MnÜ Huveylid'i cennette bir evle müjdelemiştir.

Abdullah İbni Ebî Evfâ rivayetini Buhârî «Me-nâkıbu'I-Ensar» bahsinde tahric etmiştir. Hz. Âişe rivayeti mürseldir. Maamafih sahabinin mürselinin hüccet olduğunu az yukarda görmüştük.

Bu rivayetler mânâ itibariyle bundan öncekinin aynıdır.

 

74- (2435) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ' rivayet etü. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsame rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişam babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ben Hatice'yi kıskandı­ğım kadar hiç bir kadını kıskanmamışimdır. Halbuki o benimle evlenme­sinden üç sene evvel vefat etmişti. Onu andığını işitiyordum da onun için (kıskanıyordum). Filhakika Peygamber (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) 'e Rabbi (Azze ve Celie) ona cennette kamışdan bir ev müjdelemesini emir buyur­muştu. Bir de : — Koyun keser, sonra onu Hatice'nin yakınlarına hediyye ederdi.

 

75- (...) Bize Sehi b. Osman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs h. ıyâs, Hişam b. Urve'den, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet itli. (Şöyle demiş) : Ben Hatice'den başka Peygamber (Sallaliahü Aleyhi e Sellem)'in kadınlarım kıskanmadım. Halbuki ona yetişmedim.

Âişe demiş ki: Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Seilenı) koyunu kesti mi:

«Onu Hatice'nin dostlarına gönderin!» derdi.

Bir gün onu kızdırdım:

— Hatice mi? dedim. Bunun üzerine Resûlüllah ($allallahü Aleyhi ve tellem);

«Bana onun sevgisi bahşedildi.» buyurdular.

 

(...) Bize Züheyr b. Harb ile Ebû Küreyb hep birden Ebû Muâviye'-en rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hişam bu isnadla koyun kıssasına kadar Ebû Üsâme'nin hadîsi gibi rivayette bulundu. Ondan sonraki ziya­deyi anmadı.

 

76- (...) Bize Abd b. lîumeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-rezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verdi. (ŞÖyle demiş) : Ben Hatice'yi kıskandı­ğım kadar Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Seilenı) 'in kadınlarından hiç bi­rini kıskanmamışımdır. Çünkü onu çok anardı. Halbuki onu hiç görmemişdim.

 

77- (2436) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki).: Bize Ab-dürrezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer Zührî'den, o da Urve'den,

o da Âişe'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Peygamber   (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) Hatice vefat edinceye kadar onun üzerine evlenmedi.

Hz. Âişe rivayetlerini Buharı «Menâkıb-i Ensar» bahsin­de tahric etmiştir.

Hz. Âişe 'nin : «Halbuki ben onu hiç görmemişdim...» sözünden muradı; Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında iken görmediği­ni anlatmaktır. Ona yetişmediğini söylemesi de bu mânâyadır. Yoksa ken­disi Hz. Hatice'nin vefatında altı yaşında idi. Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Se!lem)'m Hz. Hatice'yi çok anmasından murad, onu medh-ıi senada bulunmasıdır. Çünkü Hz. Hatice > karşı muhabbeti vardı. Bir kimseyi seven, onu dilinden bırakmaz. Bu rivayetler kıskançlığın en faziletli kadınlarda bile görüldüğüne delildir.

Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. Hatice   hakkındadır

«Bana onun sevgisi bahşedildi.» buyurması, onu sevmenin bir fazîle-olduğuna işarettir.

 

78- (2437) Bize Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ali b, Müshir, Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Hatice'nin kız kardeşi Hâle binti Huveylid, Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma girmek için izin istedi de, Hatice'nin izin istemesini hatırladı. Ve bundan memnuniyet duyarak:

«Allah'ım! Huveylİd'in kızı Hâle!» dedi. Ben derhal kıskandım. Ve: — Allah sana yerine daha hayırlısını vermişken, zaman önce ölmüş

Kureyş'in kocakarılarından çenelerinin içi kırmızı bir kocakarıyı île anıp

duruyorsun! dedim.

Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Seilem), Hâle bİnti Huvey­lİd'in sesini işitince, onu Hz. Hatice 'nin sesine benzeterek sevin­cinden titremiş ve :

«Allah'ım bu Hâle'dir.» demiştir. Hz. Âişe onu kıskanmış ve hadîsde beyan edildiği vecihle karşılık vermiştir. Kocakarıdan muradı Ha­tice (Rad'ıyallahü anha)'âıv.

Şıdk: Ağzın kenarları demektir. Bunun kırmızılığından muradı, son derece ihtiyarlamış hattâ ihtiyarlıktan; dişleri dökülmüş de kıpkırmızı yer­leri kalmış olduğunu anlatmaktır.

İbni Tin diyor ki: «Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Scllem}'in bu söze karşı ses çıkarmaması Âişe'nin Hatice'den efdal olduğuna delildir. Meğer ki, buradaki daha hayırlı tâbirinden şekil güzelliği ve yaş küçüklüğü kastedilmiş olsun.»

Taberî ile diğer bâzı ulemâ kıskançlığın kadınlarda müsamaha götürdüğünü, bu hâl onların tabiatlarında bulunduğu için azabı mûcib ol­madığım, Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Seilem) 'in de bundan dolayı Hz. Âişe'yi men etmediğini söylemişlerdir. Aynî diyor ki: Şu halde Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Seiletn)'in bu söze karşı ses çıkarmaması Hz. Aişe'nin Hatice (Radiyatlahü anha) dan efdal olduğuna delâlet etmez. Maamafih bu söze cevab verdiği de rivayet olunmuştur. îmam Ahmed'le Taberanî 'nin tahric ettikleri bir hadîsde Hz. Âişe şöyle Üemiştir : «Allah senin için yaşlı yerine genci verdi, dedim. Bunun üzerine kızdı. Nihayet ben : Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin olsun kî, Hatice'yi bundan sonra ancak hayırla anacağım, dedim.»

 

13- Aişe (Radiyallahü anhâ) 'nin Fazileti Hakkında Bir Bab

 

79- (2438) Bize Halef b. Hişâm ile Ebu'r-Rabi' hep birden Hammad

b. Zeyd'den rivayet ettiler.   Lâfız Ebu'r-Rabi'indir.    (Dediler ki) :   Bize Hammad rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Hişanı babasından, o da Aişe'den

naklen   rivayet   etti   kir   (Şöyle   demiş):   Iiesûlüllah  ({Sallaliahü Aleyhi ve Seilem):

«Bana üç gece rüyamda gÖsterüdin. Seni bana melek beyaz bir parça ipek içinde getirdi. Ve : işte hanımın! dedi. Bîr de yüzünü açtım ne göre­yim, senmişsin. Artık : Eğer bü Allah'dansa, onu infaz etsin, dedim.» buyur­dular.

 

(...) Bize İbnü Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü İdris riva­yet etti. H.

Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. Bu râvilerin ikisi birden Hişam'dan bu isnadla rivayette bulunmuş­lardır.

Bu hadîsi   Buharı    «Menâkıb-i Ensar» bahsinde tahric etmiştir. Sereka: Beyaz ipek parçası demektir.

Kaadî Iyâz bu rü'yanm Peygamberlik gelmezden önce ve son­ra görülmüş olabileceğini mülâhaza ederek şunları söylemiştir : «Eğer bu rü'ya Peygamberlik gelmezden ve rü'yalan karışık düşlerden ayrılmazdan önce görülmüşse, mânâsı bu rü'ya hak rü'ya ise demektir. Peygamberlik geldikten sonra görülmüşse üç mânâsı vardır. Birincisi murad: Eğer bu rü'ya göründüğü gibi ise ta'bir ve tefsire muhtaç değildir. Allah Teâlâ onu infaz ve icra edecektir. Buradaki şek rü'yanm göründüğü gibi mi, yok­sa ta'bir ve değiştirmeye ihtiyacı var mı meselesindedir. İkincisi bundan murad: Eğer dünyada zevcem bu olacaksa Allah bu işi âsân eylesin, de­mektir. Binâenaleyh şek dünyada mı, yoksa cennette mi zevcesi olacağı hususundadır. Üçüncüsü Peygamber (Sallaliahü A leyhi ve Seilem) şekketme-miştir. Hakikati haber vermiş, yalnız şek suretinde ifade etmiştir. Sen mi­sin yoksa Ü m m ü Salim mi? demiş gibidir. Ki bu belagat ule-masınca bediin bir nevidir. Onlar buna tecahûli arif derler. Bazıları şekki yakînle karıştırmak demişlerdir.

 

80- (2439) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Ebû Seleme'den hadîs rivayet ettiğim kitabımda şunu buldum : Bize Hişâm ri­vayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den  naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bana Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):

«Ben senin benden razı olduğun ve bana dargın bulunduğun zamanı pekâla bilirim.» dedi. Ben:

  Bunu nerden biliyorsun? dedim.

«Benden razı İsen, hayır Muhammed'in Rabbi hakkı için; dargmsan, hayır İbrahim'in Rabbi hakkı için diyorsun.» buyurdu. Ben:

  Evet! Vallahi yâ Resûlallah! Ben yalnız senin ismini bırakıyorum, dedim.               

 

(...) Bize bu hadîsi İbni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde, Hişam b. Urve'den bu isnadla «Hayır İbrahim'in Rabbi hakkı için» cümlesine kadar rivayet etti;  ondan sonrasını anmadı.

Bu hadîsi   Buhârî   «Kitâbu'n-Nikâh»'da takric etmiştir.

Kaadî Iyâz'm beyânına göre Hz. Âişe'nin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)'e kızması ekseri ahvalde kadınlara affedilen kıskançlıktandır. Çünki onlar bundan hâli kalmazlar. Hattâ İmam Mâ1ik ve-diğer Medine uleması: «Kıskançlık dolayısiyle kadın kocasına kötülük isnadında bulunursa ondan had (yâni şer'î ceza) sakıt olur.» de­mişlerdir. İmam Mâlik bu husûsda Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Seüemyden rivayet edilen:

«Kıskanç kadın vadinin yukarısını aşağısından seçemez.» hadîsiyle istidlârı etmiş; bu olmasa bu meselede Âişe'ye olabildiğine günah olur­du. Çünkü Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Selletnj'e kızmak ve onu terk etmek büyük günahdır, demiştir.

Hz. Âişe'nin: «Ben yalnız senin ismini bırakıyorum» sözünden muradı; kalbim ve sana karşı olan sevgim yerindedir, demektir. Kadın­ların kıskançlığı fazla sevgiden ileri gelir.

Bu hadîs karineye istinaden hüküm verilebileceğine delildir. Çünkü Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Âişe'nin dargınlığına mü­cerret kendi ismini anmamasıyle hüküm vermiş; onun anlayış ve zekâsı­nın kuvvetine Peygamberler arasından İbrahim (Aleyhisselâm)'ı tah­sis etmesiyle istidlalde bulunmuştur. Çünkü Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi veSetletn)'\n en yakım odur. Hz. Âişe Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellemi'in ismini terk etmek mecburiyetinde kalınca tamamen onunla alâkayı kesmiş olmamak için yerine en yakınının ismini zikretmiştir.

Tîbî diyor ki: «(Ben yalnız senin ismini bırakıyorum) cümlesin­deki hasr son derece lâtifdir. Çünkü Âişe (Radiyallahü anha) akıl ve ih­tiyarı giderecek derecede kızmış olmasının, ruhuna karışmış olan kemâli muhabbetini değiştirmeyeceğini haber vermiştir. Terk yerine hecr keli­mesini kullanması ihtiyarî olarak yapmadığı bu işden elem duyduğunu göstermek içindir.»

 

81- (2440) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dü'1-Aziz b. Muhammed, Hişâm b. Urve'den, o da bahasından, o da Âişe'­den naklen haber verdi ki: Kendisi Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) in yanında kızlarla oynarmış. Âişe şöyle demiş: Arkadaşlarım bana gelir, fakat Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Se//em)'den utanarak saklanırlardı. Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)   de onları bana gönderirdi.

 

(...) Bize bu hadîsi Ebû Küreyb rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Ebû Üsame rivayet etti. H.

Bize Züheyr b. Harb  da rivayet etti.   (Dedi ki) :  Bize Cerir rivayet etti. H.

Bize İbnü Nümeyr dahi rivayet etti,  (Dedi ki) : Bize Mubammed b.

Bişr rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Hişâm'dan bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Derir'in hadîsinde :

«Ben onun evinde kızlarla oynardım.  Bunlar oyuncaklardı.» demiştir.

Bu hadîsi   Buhâri    «Kitâbu'I-Edeb»'de tahrie etmiştir.

Hadîsdekı kızlardan murad oyuncaklardır. Maamafih Dâvûdî : timal ki (bağ maa) manasınadır. (Ve benat)'dan murad kızlardır> di-or. Hz. Âişe'nin arkadaşları da gelir, beraberce bebek oyunu oynar­larmış. Âişe (Radiyallahü mıha) o zaman henüz baliğ değilmiş. Bazıları bu hadîsle istidlal ederek kız çocuklarının bebek oyununa cevaz vermiş­ler; haram kılman suretlerden bunun tahsis edildiğini söylemişlerdir. Saadî Iyâz buna cezmen kail olmuş ve cumhûr-u ulemânın kavli )lmak üzere nakletmiştir. Ulemâ buna kızları küçükten ev işlerine alış-;ırmak ve çocuk bakmağa öğrenmelerini sağlamak için cevaz vermişler-îir. Onlara göre bebek oyuncaklarını alıp satmak da caizdir. Bir takım-.arı bu hükmün neshedildiğini söylemişlerdir. İbni Battal buna tarafdardır. îbni Cevzî bu ruhsatın suretler haram kılınmazdan ünce ve Hz. Âişe'ye mahsûs olduğunu kat'iyetle ifade etmiştir. Hattabî de şunları söylemiştir: «Bebeklerle oynamak, hakkında tehdid vâ-' rid olan sair suretlerle eğlenmek gibi değildir. Hz. Âişe o zaman he­nüz baliğ olmadığı için kendisine bu hususta ruhsat verilmiştir.»

İmam Mâlik kukla ve bebek satışını kerih görmüştür. Ancak bu kerahet kız çocuklarının oynamasına değil, bebek satanların onu bir sanat ve kazanç vesilesi yapmasına hamlediimiştir. Hadîs-i şerif Peygamber (SalîaUahü Aleyhi ve Seilem)'in çocuklara karşı gösterdiği lütf ve merhamete delildir.

 

82- (2441) Bize Ebû Küreyb rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Abde, Hi-şâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki: Halk he­diyeleri için Âişe'nin   (Nevbet)   gününü araştırırlar;  bununla Resûlüllah

(Sallallghü Aleyhi ve Selîemj'in rızasını dilerlermiş.

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'I-Hibe»'de; Nesâî «Işretü'n-Nisa» bahsinde tahrie etmişlerdir.

Hadîsden murâd Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e hediye vermek isteyenlerin Hz. Âişe'nin nevbetinde onun yanında bulunduğu günü kolladıklarını anlatmaktır. Çünkü o gün verilen hediyenin kendisi­ni daha memnun edeceğini umarlardı. Bu da Hz. Âişe'nin faziletini

gösterir.

Hadîs-i şerîf hediye verilecek zatı memnun etmek için hediye husu­sunda titizlik gö-stermenin ve en münasibini seçmek için inceden inceye araştırmanın caiz oltluğuna delildir.

 

83- (2442) Bana Hasen b. Ali El-Hulvânî ile Ebû Bekr b. Nadr ve !bd b. Humeyd rivayet ettiler. Abd : Haddesenî, ötekiler : Haddesenâ tâ-irîerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd rivâ-et etti. (Dedi ki) : Bana babam, Sâlih'den, o da İbni Şihab'dan naklen jivâyet etti.  (Demiş ki) : Bana Muhammed b. Abdirralıman b. Haris b. işâm haber verdi ki:    Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîîem) Jin zevcesi _ işe şunu söylemiş: Peygamber   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "m  zevceleri, tâtıme binti Resûlillah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) 'i, Resûlüllah   (Sallallahü [leyhi ve Sellempe gönderdiler. O da yanma girmek için izin istedi. Ken-isi benimle beraber örtünün altında uzanmıştı. Ona izin verdi, Fâtıme:

  Yâ Resûlallah! Zevcelerin beni sana gönderdiler. Senden Ebû Ku-afe'nin kızı hakkında müsavat istiyorlar, dedi. Ben susuyordum. Resûlüllah

Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de ona:

«Ey kızcağızım! Sen benim sevdiğimi sevmez misin?» dedi. Fâtıme:

  Hay hay!  (Severim) dedi.

«O halde bunu sev!» buyurdular. Fâtıme Resûlüllah \Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den bunu işitince kalktı ve Peygamher(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in zevcelerine dönerek onlara kendi söylediğini ve kendisine Resûlüllah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in söylediğini haber verdi. Onlar da kendisine şunu söylediler:

— Bize hiç bir şey yaptığını görmüyoruz. Hemen Resûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e don ve ona: Gerçekten zevcelerin Ebû Kuhafe'nin kızı hakkında senden müsavat istiyorlar de! Fâtıme :

  Vallahi onun hakkında ben kendisine ebediyyen söz etmem, dedi. Âişe şunları söylemiş:    Bunun üzerine    Peygamber   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevceleri onun zevcesi Zeyneb binti Cahş'ı gönderdiler. Resûlül-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellc.m) Jin katında mertebece onlardan bana rakib olan da bu idi. Din hususunda Zeyneb'den daha hayırlı hiç bir kadın gör­medim. Allah'dan onun kadar korkan, onun kadar doğru söyleyen, onun kadar sılayı rahim yapan, ondan çok sadaka veren, verdiği sadakada nef­sini onun kadar horlayıp, o amelle Allah Teâlâ'ya yakınlık gösteren yok­tu. Ancak mizacındakİ hiddetten nâşi bir kükremesi vardı ki, ondan da çabuk dönerdi. Zeyneb, Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma girmek için izin istedu Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  işe Âişe ile beraber onun örtüsünün altında Fâtıme'nin girdiği zamanki halde bulu­nuyordu. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona da izin verdi. Zeyneb:

  Yâ Resûlallah! ^Zevcelerin beni sana gönderdiler; Ebû Kuhâfe'nin kızı hakkında senden müsavat istiyorlar, dedi. Sonra bana atıp tuttu ve hakkımda sözü uzattı. Ben Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gözetiyor;

bana onun hakkında konuşmaya izin verecek mi diye gözüne bakıyordum. Zeyneb devam etti. Nihayet anladım ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim kendimi müdafaa etmemi kerih "görmeyecek. Zeyneb'e ben atıp tutmaya başlayınca, ona yaptığım hücumda kendisine aman verme­dim. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gülümseyerek: «Bu Ebû Bekr'in kızıdır!» buyurdular.

 

(...) Bu hadîsi bana Muhammed b. Abdillah b. Kuhzâz rivayet elti. Abdullah b. Osman demiş ki: Bana bu hadîsi Abdullah b. Mübarek'den, o da Yûnus'dan, o da Zührî'den bu isnadla mânâ itibariyle mislini rivayet etti. Yalnız o şöyle demiştir : «Ona ben atıp tutmaya başladığım vakit kendisine galebe çalarak yenmedikçe aman vermedi.»

Ezvâcı Tâhirat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden sevgi ve kalb muhabbeti hususunda müsavat istiyorlardı. Kasm hususunda yâni yanlarında gecelemek, evlerinin gelirine giderine bakmak ve şâir husus­larda Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müsavata son derece riâyet ediyordu. Sevgi hususuna, gelince Hz. Âişe'ye karşı hepsinden fazla bir muhabbeti vardı. Ulemâ, muhabbet yada teklif olmadığına ve bu hususda müsavata riâyet lâzım gelmediğine ıcma' etmişlerdir. Çünkü bu­na Allah Teâlâ'dan başka kimsenin kudreti yoktur. Bundan dolayı yalnız fiillerde adalet ve müsavat emrolunmuştur.

Sevre : Birdenbire galeyana gelmek, feveran etmektir. Anlaşılıyor ki; Hz. Zeyneb son derece hayırsever, özü-sözü doğru, ahlâkı mü­kemmel bir kadınmış. Yalnız acele kızar, feveran eder, fakat hemen arka-cığından sükûnete dönermiş. Burada Hz. Âişe hakkında biraz atıp tuttukdan sonra Âişe (Radiyallahü anha) kendisine mukabelede bulunmuş ve onu iskât etmiştir. Nevevî diyor ki: «Bu hadîsde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Âişe'ye izm verdiğine veya gözüyle işa­ret ettiğine delil yoktur. Hattâ buna inanmak da helâl değildir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e göz işareti yasak edilmiştir. Hadîs-den anlaşılan yalnız Hz. Âişe 'nin kendini müdafaa etmesi ve Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''in de ona bir şey dememesidir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in :

«O Ebû Bekr'İn kızıdır.» buyurmasının mânâsı ise onun anlayış ve gö­rüş hususundaki kemâline işarettir.»

 

84- (2443) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Ki-tfibında Ebû Üsâme'den, onun da Hişâm'dan, onun da babasından, onun da Aişe'den naklen rivayet ettiğim şu hadîsi buldum. Aişe şöyle demiş: Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) aranıyor:

«Bugün ben neredeyim; yarın ben nerede olacağım.» diyor, Âlşe'nln nevbet gününü gecikti sanıyordu. Aişe demiş ki : Benim nevbet günüm gelince Allah onun ruhunu benim ciğerimle boğazım arasında kabzetti.

 

85- (2444) Bize Kuteybe b. Saîd MâUk b. Enes'den kendisine oku­nanlar meyanmda rivayet etti. O da Hişâm b. Urve'den, o da Abbâd b. Abdillah b. Zübeyr'den naklen rivayet etmiş. Ona da Aişe haber vermiş ki, kendisi Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) 'i vefatından önce göğsü­ne dayalı olduğu halde kulak verdiğinde:

«Allah'ım bana mağfiret buyur; bana acı ve benî Peygamberler ce­maatına ilhak eyle!» buyururken işitmiş.

 

(...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. (De­diler ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. H.

Bize îhni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize babam rivayet etti. H.

Bize îshâk b. İbrahim dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde b. Sü­leyman haber verdi.

Bu râvilerin hepsi Hişâm'dan bu İsnadla İm hadîsin mislim rivayet etmişlerdir.

 

86- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'-fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Sa'd b. İbrahim'den, o da Urve'­den, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Aişe şöyle demiş : İşitirdim ki, hiç bir Peygamber dünya ile âhiret arasında muhayyer bırakılmadıkça vefat etmezmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj 'i vefat ettiği hastalığın­da sesi ağırlaşmca :

«Peygamberlerle sıddîklerden, şehidlerden ve sulehâdan kendilerine in'amcla bulunduklarınla beraber (eyle). Bunlar ne güzel arkadaşlardır.» [14] derken işittim.

Âişe : Anladım ki, o anda muhayyer bırakıldı, demiş.

 

(,..) Bu hadîsi bize  Ebû Bekir b. Ebî Şeybe   rivayet etti.  deaı ki; : Bize Veki rivayet etti. H.

Bize Ubeydullah b. Muaz da rivayet etti, (Dedi ki) : Bize babam ri­vayet etti.

Her iki râvi: «Bize Şu'be Sa'd'dan bu isnadla bu hadîsin mislini ri­vayet etti» demişler.

 

87- (...) Bana Abdu'l-Melik b. Şuayb b. Leys b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayî b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : İbni Şihab şunu söyledi: Bana Saîd o. Müseyyeb ile Urve b. Zübeyr, ulemâdan bir takım zevatın içinde haber verdi ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Âişe şöyle de­miş :

Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) sağlam iken:

«Hiç bir Peygamber kendisine cennetteki yeri gösterilip, sonra muhay­yer bırakılmadıkça ruhu kabzedİlmemiştİr.» buyururdu,

Âişe şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m. vefatı yak­laşınca başı benim dizimin üzerinde olduğu halde bir müddet bayıldı. Son­ra ayildı. Ve gözünü tavana dikti. Sonra :

«Allah'ım! Refik-ı Â'laya!» dedi.

Âişe demiş ki: Şu halde bizi ihtiyar etmiyor, dedim.

Âişe şunu söylemiş : Ve anladım ki, bize sağlamken söylediği hadîs ki:

«Hİç bir Peygamber cennetteki yerini görüp, sonra muhayyer bırakıl­madıkça ruhu kabzolunmamıştır.» sözüdür, sahihmiş.

Âişe şöyle demiş: Bu Uesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in söyle­diği son söz oldu :   «Allah'ım! Refîk-ı A'laya!»

Bu rivayetleri Buhârî «Kitâbu'l-Meğâzi» ile «Kitâbu't-Tefsir* ve «Kitâbu't-Tıb»'da; bâzılarını Tirmizî «Kitâbu'd-DeavâU'da; Nesâî   «KUâbu'1-Yevm ve'l-leyle»'de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Refik: Cumhurun kavline göre illiyyinde sakin olan Peygamberler demektir. Kelime müfred ve cem'inde aynı lâfızla kullanılır. Bâzıları bun-, dan murad Allah Teâlâ'dır. Kullarına rıfku merhamet eden odur, demiş-lerse de   Ezherî   bu sözü kabul etmemiştir. Bir takımları refikdan murad; cennet taamları olduğunu söylemişlerdir.

Hz. Âişe ilk rivayette Peygamberlerin vefatları ânında dünya ile âhiret arasında muhayyer bırakıldıklarını kimden işittiğini bildirmemişse de hadîsin sonraki rivayetinde bunu bizzat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Setlem)'den duyduğunu açıklamıştır. Buradaki muhayyerlikten murad yaşamakla öîmekden birini tercih etmektir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefatı anmda Refîk-ı Alayı dileyince Hz. Âişe onun da ölümle kalım arasında muhayyer bırakıldığını anlamıştır.

 

88- (2445) Bize İshâk b. İbrahim El-Hanzalî ile Abd b. Humeyd ikisi birden Ebû Nuaym'dan rivayet ettiler, Abd dedi ki: Bize Ebû Nuaym rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'l-Vâhid b. Eymen rivayet etti. (Dedi ki) : Bana İbni Ebî Müleyke, Kaâsını b. Muhanımed'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (sefere) çıktığı vakit kadınları arasında kur'a çekerdi. Bir defa kur'a Âişe ile Hafsa'ya düştü de, onunla beraber ikisi birden çıktılar. Re­sûlüllah (Sallallahü A leylıi ve Sellem) gece oldu mu Âişe ile birlikte yürür; onunla konuşurdu. Derken Hafsa, Ââşe'ye : Bu gece benim deveme bin­mez misin? Ben de senin devene bineyim. Sen de gör, ben de göreyim, dedi. Âişe:

  Hay hay! cevâbını verdi. Ve Hafsa'mn devesine bindi. Hafsa da lişe'nin devesine bindi. Az  sonra  Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Lişe'nin devesine geldi. Üzerinde Hafsa vardı. Selâm verdi, sonra onunla nrlikte yürüdü.   Nihayet  (bir yere) indiler.   Âişe,   Resûlüllah (Saltatlahü

(Aleyhi ve Sellem) 'i aradı ve kıskandı  (konağa)  indikleri vakit ayaklarım flzhır otlarının içine koydu. Ve:

  Yârabbi! Bana bir akreb veya yılan musallat et de beni soksun. [Resulün (dür), ona bir şey söyleyemiyorum, demeğe başladı.

Bu hadîsi    Buhârî    «Kitâbu'n-Nikâh»'da;    Nesai   «Işretü'n-İNisâ» bahsinde tahric etmişlerdir.

Nevevî diyor ki: «Kur'a Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) |den maada bütün tnüslümanlara vâcibdir. Peygamber (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) hakkında ise zevceleri arasında adaletin vâcib olup olmaması ih­tilaflıdır. Vâcibdir diyenlere göre kur'a çektirmek de vâcibdir, Vâcib ol­madığını söyleyenlere göre İse bunu yapmak geçim güzelliğinden ve iyi ahlâkdan ma'duddur. Gönüllerini almak için yapılır.»

Hanefî1er'ce kadınların sefer hâlinde kasm hakları yoktur. Ko­caları dilediği kadınıyle sefere çıkabilir. Ancak evlâ olan yine de kur'a çektirmektir. Kurtubî kur'a çektirmenin İmam Mâlik 'e göre de vâcib olmadığını söylemiştir.

İzhir : Kendisinden boya çıkarılan bir ottur. Ekseriyetle içerisinde yılanlar, akrebler bulunur.

.Hz. Âişe 'nin kendisini yılanlara, akreblere helak ettirmek iste­mesi Hafsa ının dileğini yerine getirmekle cinayet işlediğini bildiği içindir. Bu suretle suçunu cezalandırmak istemiştir. El-Mühelleb bu hadîsle istidlal ederek baş sıkısında insanın kendine bedduada bulun­masının af edileceği kuvvetle me'mul olduğunu söylemiştir.

 

89- (2446) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet, etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman (yâni İbni Bilâl) Abdullah b. Abdirrahman'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Resûlüllah (Salialîahü Aleyhi ve Sellem)i:

«Âişe'nin sĞİr kadınlara üstünlüğü tiridin şâir yemeklere üstünlüğü gi­bidir.»   buyururken işittim.

 

(...) Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybe ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail (yâni İbni Ca'fer) rivayet etti. H.

Bize Kuteybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdûl Aziz (yâni, îbni Muhammed) rivayet etti.

Her iki râvi Abdullah b. Abdirrahman'dan, o da Enes'den, o da Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Bunların hadîslerinde: «Resûlüllah  (Aleyhi ve Sellem) den işittim» ibaresi yoktur. İsmail'in hadîsinde : «O da Enes b. Mâlik'den işitmiş» cümlesi vardır.

 

90- (2447) Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrahim b, Süleyman ile Ya'la b. Ubeyd, Zekeriyya'dan, o da Şa'bî'-den, o da Ebû Selemc'den naklen rivayet etti. Ona da Âişe rivayet etmiş ki: Peygamber (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem)  kendisine:

«Gerçekten Cibril sana selâm ediyor.» demiş. Âişe demiş ki: — Ben ona da Allah'ın selâm ve rahmeti olsun, .dedim.

 

(...) Bize bu hadîsi İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mülâî haber verdi. (Dedi ki) : Bize Zekeriyya b. Ebî Zaide rivayet etti. (Dedi ki) : Âmiri şöyle derken işittim. Bana Ebû Seleme b, Abdirrahman rivayet etti. Ona da Âişe rivayet etmiş kî: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} kendisine yukardakilerin hadîsi gibi söylemiş.

 

(...) Bize bu hadîsi yine İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Esbat b. Muhammed, Zekeriyya'dan bu isnadîa bu hadîsin mislini haber verdi.

 

91- (,,,) Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî rivayet etti. Î^Dedi ki) : Bize Ebû'l-Yeman haber verdi. (Dedi ki) : Bize Şuayb Zührî'-den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Ebû Seleme b. Abdirrahman rivayet etti ki : Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Âişe şöyle demiş : Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Ey Âişe! Bu Cibril'dir. Sana selâm ediyor!» buyurdu. Ben : — Ona da Allah'ın selâm ve rahmeti olsun! dedim. Aİşe : O benim görmediğimi görüyordu,  demiş.

Tirid hadîsi az yukarda Hz. Hatice 'nin faziletleri babında geç­mişti. Ondan sonraki rivayeti Buhârî «Bed'ü'1-Halk», «İstizan», «Edeb» ve «Rikâk» bahislerinde; Tirmizî «Menâkıb»'de, Nesâî fdşretu'n-Nisâ» ile «Elyevm ve'1-Leyle» bahislerinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir,

Yâ Âişti», yahut «Yâ Âişe» tâbirleri murahham münadadır. (Kelime­yi hafifletmek için sonunu hazfetmeye terhim derler. Kelime müennes «te» si ile sona ererse terhimi mutlak surette caizdir. Burada da öyledir.; Hadîs-i şerif Hz.    Âişe 'nin büyük menkabesini göstermektedir.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- Hadîs-i şerîf Hz.    Âişe 'nin faziletine delildir.

2- Selâm.göndermek müstehabdır. Selâmı götüren kimsenin onu ye­rine iletmesi ise vâcibdir.

3- Mefsedet çıkacağından korkulmamak,    bir de selâm gönderilen kimsenin onu kabul etmesi şartiyle ecnebi bir kimsenin, namuslu ecnebi bir kadına selâm göndermesi caizdir.

4- Selâmı alırken «Ve aleyke's-Selâm» yahut -Ve aleykümü's-Selâm» demek müstehabdır. Maamafih vavsız olarak sadece «Aleykümü's-Selâm» demek de kâfidir.

 

14- Ümmü Zer Hadisinin Zikri Babı

 

92- (2448) Bize Ali b. Hucur Es-Sa'dî Üe Ahmed b. Cenab ikisi bir­den isa'dan rivayet ettiler. Lâfe İbni Hucur'undur. (Dediler ki) : Bize İsâ b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm b. Urve kardeşi Abdullah b. Urve den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki, şöyle demiş:                                                      

— Onbir kadın oturmuşlar da kocalarının haberlerinden hiç bir şeyi gızlememiye ahdü peyman etmişler.

Birincisi: Benim kocam sarP dag başında arık deve etidir. (Dai*) Düz değildi, ki çıkıbın!  (Deve) Semiz değildir ki Sürülsün! demiş.    '

ikincisi: Kocamın haberini ifşa edemem, çünkü korkarım. O,au (bitirmeden) bırakamam. Onu anarsam irisini ufağını