44 - SAHABE
(Radiyallahu anh)'ÜN FAZİLETLERİ BAHSİ
1- Ebu Bekri Sıddıki (Radiyallahu anh) 'in Faziletlerinden Bir Bab
2- Ömer (Radiyallahu anh) Faziletlerine Dair Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
3- Osman B. Affan (Radiyallahü anh) 'ın Faziletlerine Dair Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
4- Ali B. Ebi Talib (Radıvallahü anh)ın Faziletlerine Dair Bir Bab
Bu Hadisden Çıkıarılan Hüümler:
5- Sa'd b, Ebi Vakkas (Radiyallahû
anh)'ın Fazileti Hakkında Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:
6- Talha İle Zübeyr (Radiyallahu anh) 'nın Faziletlerine Dair Bir Bab
7- Ebü Ubeyde b. Cerrah (Radiyaliahu anh) 'nın Faziletleri Babı
8- Hasan'la Hüseyin (Radhallam anhûma) 'nın Faziletleri Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
9- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ehl-i Beytinin Faziletleri
Babı
10- Zeyd b. Harise İle Üsame b. Zeyd (Radiyallahu anhüma) 'nın
Faziletleri Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
11- Abdullah b. Ca'fer (Radiyallahû anhüma) 'in Faziletleri Babı
12- Ümmü'l-Mü'minin Hadice (Radiyallahû anhûma) 'nin Faziletleri Babı
13- Aişe (Radiyallahü anhâ) 'nin Fazileti Hakkında Bir Bab
Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:
14- Ümmü Zer Hadisinin Zikri Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
15- Fatime Binti Nebi (Aleyhisselâm)'in Faziletleri Babı
Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:
16- Ümmü'l-Mü'minin Ümmü Seleme (Radiyallahü anha) 'nin Faziletlerinden
Bir Bab
17- Ümmü'l-Mü'minin Zeyneb
(Radiyallahü anha) 'nin Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler
18- Ümmü Eymen (Radiyallahu anha)'nın Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadis-i Şerifden Şu Hükümler Çıkarılmıştır:
19- Enes B. Malik’in Anne
Ümmü Süleym İle Bilal (Radiyalîahâ
ânha)’ın Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
20- Ebu Talhate'l-Ensari
(Radryaüahuanh)'ın Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
21- Bilal (Radiyallahu anha)’ın Faziletlerine Dair Bir Bab
22- Abdullah B. Mes'ud İle Annesi (Radiyallahu anha) Faziletlerinden Bir
Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
23- Übey B. Ka'b ve Ensardan Bir Cemaat (Radiyallahu anhüm)’ın Faziletlerinden
Bir Bab
24- Said B. Muaz (Radiyallahu anh) 'in Faziletlerinden Bir Bab
25- Ebu Dücane Simak B. Hareşe (Radiyallahu anh)'ın Faziletlerinden Bir
Bab
26- Cabir'in Babası Abdullah B. Amr B. Hıram (Radiyallahu anha)’ın
Faziletlerinden Bir Bab
27- Cüleybib Radiuallahu anh)’ın Faziletlerinden Bir Bab
28- Ebu Zer (Radiyalhhu anh)'ın Faziletlerinden Bir Bab
29- Cerir B. Abdillah (Radiyallahu anh)'ın Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
30- Abdullah B. Abbas (Radiyallahû anh) 'nın Faziletleri Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
31- Abdullah B. Ömer (Radiyallahu anhuma)’nın Faziletlerinden Bir Bab
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:
32- Enes B. Malik (Radtyallahu arha)'in Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
Hadisi Şerif'den Çıkarılan Hükümler:
33 - Abdullah B. Selam (Radiyallahu anh) 'ın Faziletlerinden Bir Bab
34 - Hassan B. Sait (Radiyallahu anh)ın
Faziletleri Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
35- Ebu H hüreyrete’d-Devsi(Radiyallahu anh) Faziletlerinden Bir Bab
36- Bedir Gazilerinin (Radiyallahu anhüm) Faziletlerinden Bir Bab ve
Hatib b. Ebi Beltea Kıssası
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:
38- Ebü Musa'l-Eş'ari İle Ebü Âmiri Eş'ari (Radiyallahû anhüma) ‘ın
Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :
39- Eş'arillerin (Radiyallahu anhiim) Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :
40- Ebü Süfyan b. Harb (Radiyaüahu anh) 'in Faziletlerinden Bir Bab
42 - Selman, Suhayb ve Bilal (RadiyaHahû anhûm)’ün Faziletlerinden Bir
Bab
43- Ensar (Radiyalîahu anhüm) 'ün Faziletlerinden Bir Bab
44- Ensar (Radiyallahu anhüm) 'ün Hanelerinin En Hayırlısı Hakkında Bir
Bab
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:
45- Ensar (Radiyallahu anhüm) İle Güzel Geçinme Hususunda Bir Bab
46- Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'in Gıfar ve Eşlem
Kabilelerine Duası Babı
47- Gıfar, Eslem, Cüheyne, Eşca Müzeyne, Temim, Devs ve Tayyi'
Kabilelerinin Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
48- İnsanların En Hayırlıları Babı
49- Kureyş Kadınlarının Faziletlerine Dair Bir Bab
54- Sahabe (Radiyallahu anhüm)'e Sövmenin Haram Kılınması Babı
55- Üveysü'l-Karani (Radiyailahü anh) 'in Faziletlerinden Bir Bab
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
56- Peygamber (SatlallahU Aleyhi ve Sellem) 'in Mısırlılar Hakkındaki
Vasiyyeti Babı
58- Sakif'in Yalancısının ve Onu Helak Edenin Beyanı Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
1- (2381)
Bana Züheyr b. Harb ile Abd b. Humeyd ve Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî
rivayet ettiler. Abdullah: Ahberana; ötekiler ise Haddesenâ tâbirlerini
kullandılar. (Dediler ki) : Bize Habbân b. Hilal rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bİie Sabit rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Enes b. Mâlik rivayet etti. Ona da Ebû Bekr'i Siddîk rivayet etmiş. Ebû Bekr
şöyle demiş: Bii mağarada iken başlarımızın üzerinde müşriklerin ayaklarını
gördüm. Ve :
— Yâ Resûlallah!
Birisi ayaklarına baksa; ayaklarının altında bizi görecek! dedim.
«Yâ Ebâ Bekr, üçüncüsü
Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyorsun!» buyurdular.
Bu hadîsi Buharı
«Kitâbu-Fadâili-Eshab» ile «Hicret, bahsinden;
Tirmizî «Tefsîr»'de tahric
etmişlerdir.
İki kişiden murad
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) île Hz. Ebû Bekr, üçüncüsü de Allah'ın
kudret ve yardımıdır. Hadîsin bir rivayetinde :
«Sus yâ Ebâ Bekir! iki
kişi; üçüncüsü Allah!» buyurulmuştur. Bu hadîsin mübtedası mahzufdur. Cümle:
Biz iki kişiyiz, Allah bu iki kişiye yardımcıdır, takdirindedir.
İmam Kbû Abdullah
El-Mâziri diyor ki : «Ulernâ sahabenin birbirlerinden üstün çıkarılması
hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bir taife : Biz fark yapmayız, bilâkis bundan
çekiniriz, demiş; cumhur farka kail olmuşlardır. Sonra ihtilâf etmişler; Ehl-i
Sünnet: Sahabenin ef-dali Ebû Bekr-i Sıddîk 'dir demiş; Hattâbî'ye onların
efdali Ömer b. Hattâb 'dır iddiasında bulunmuş; Kâvendiyye fırkası Abbâs'in
hepsinden efdal olduğunu söylemiş, Şîiler ise bunun Hz. A1i olduğuna kail
olmuşlardır. Ehl-i sünnet, sahabenin en faziletlisi Ebû Bekr, ondan sonra Ömer
olduğuna ittifak etmiş; bunların cumhuru ondan sonra Osman, daha sonra A1i
geldiğini söylemişlerdir. Küfe'li bâzı ehl-i sünnet âlimleri Ali'nin Osman'dan
önce geldiğini söylemişlerse de, sahîh ve meşhur olan Osman'in Ali 'den efdal
sayümasıdır.» Ebû Mansûr Bağdadî diyor ki: «Ulemâmız bu tertib üzere dört
halifenin, sahabenin eri faziletlileri olduğuna, sonra cennetle müjdelenen on
kişi, sonra Bedir gazileri, sonra Uhud gazileri, sonra Bey'ati Rıdvan'da
bulunanlarla ensardan her iki Akebe bey'atmda bulunan meziyet sahipleri ve
keza sabikûnu evvelûn geldiğine icma etmişlerdir. Sabikûnu evvelûndan murad nü Müseyye b ile bir taifeye göre, iki
kıbleye doğru namaz kılmış olanlardır. Şa'bi'nin kavline göre Bey'atü'r-Uıdvân'da
bulunanlar Atâ üe Muhammed b. Ka'b'a göre de Bedir gazileridir.>
Kaadî Iyâz'm beyânına
göre içlerinde İbni Abdi1 -Berr de bulunan bir takım ulemâ Peygamber
(Sallallahü A leyhi ve Sellem)in hayatında vefat eden ashabın, onun hayatından
sonra sağ kalanlardan daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Fakat mutlak olan
bu söz kabul görmemiştir. Bu farkın kat'î olup olmadığında hem zahire, hem
bâtına göre mi, yoksa sadece zahire göre mi olduğunda ulemâ ihtilâf
etmişlerdir. İmam Ebû'l-Hasen El-Eş'arî kat'î olduğunu söylemiş r «Bunlar
fazilet hususunda da halifelikleri tertibine göredir.» demiştir. Ebu Bekri
Bakıllânî ise bu farkın kat'î değil, zannî ve içtihadı olduğunu söylemiş,
ulemanın bu fark hususundaki ihtilâfını zikretmiştir.
Ulemâ Hz. Âişe ile Hz.
Hatic 'nin ve keza Âişe ile Fâtma (Radiyaliahü anha)'mn hangisi efdal olduğunda
da ihtilâf etmişlerdir.
Nevevî diyor ki: «Osman
(Radiyallahu anh) 'in halifeliği bilicma sahihtir. O mazlum -olarak şehid
edilmiş, kendisini bir takım fasıklar öldürmüşlerdir. Ashab-ı kiram'dan onu
öldürmeye iştirak eden yoktur. Onu el-ayak takımı ve.kabilelerin en adî ve
sefilleri öldürmüşler, Ashab-ı kiramın mevcut olanları bunları defetmekten
âciz kalmışlardır. Nihayet reziller gurubu onu muhasara ederek öldürmüşlerdir.
A1i (Raâiyallahu anh)
'a gelince onun hilâfeti bilicma sahihtir. Kendi zamanında Halife o idi.
Başkasının hilâfet hakkı yoktu.
Muâviye (Radiyallahu
anh) ise âdil, fâzıl ve necib Ashab-ı kirâm-dandır.
Olup biten harplere
gelince : Bu harpler sebebiyle her taifede bir şüphe hâsıl olmuştu ki, bu şüphe
sebebiyle her taife kendinin doğru hareket ettiğine inanıyordu. Ashabın hepsi
âdildirler. Allah-onlardan razı olsun. Harblerinde ve sâirede ise tevilcidirler.
Bu te'vilcilik onlardan hiç birini adaletten çıkarmamıştır. Çünkü onlar
müctahiddirler. İctihadi bir takım meselelerde ihtilâf etmişlerdir. Nitekim
onlardan sonra gelen müctehidler de kan ve şâire meselelerinde ihtilâf
etmişlerdir. Bundan, onlardan herhangi birinin eksik taraflı olması lâzım
gelmez.
Bilmiş ol ki, bu
harblerin sebebi, dâvaların şiddetle birbirine benzer olmasıdır. Bundan dolayı
ashabın icühadları muhtelif olmuş, kendileri üç kısma ayrılmışlardır.
Bir kısma göre ictihad
sayesinde hakkın bu tarafda olduğu, muhalifinin âsî sayıldığı anlaşılmıştır.
Bunların itikadına göre âsî ve bâği olan muhalifle harbetmek vâcibdir. Onlar da
bunu yapmıştır...
İkinci kısım
birincilerin tam aksinedir. Onlar da ictihad sayesinde hakkın karşı tarafda
olduğunu anlamışlardır. Binâenaleyh o tarafa yardım etmek vâcibdir.
Üçüncü kısım hiç bir
tarafı tercih edemeyip hayrette kalanlar ve ne hüküm vereceğini
bilemeyenlerdir. Bunlar her iki fırkadan uzak kalmışlardır. Bu hareket onlar
hakkında vâcibdir. Çünkü: Bir müslümanın ölümü hakettiği anlaşılmadıkça
üzerine hücum etmek helâl değildir. Bunlar iki tarafdan birinin tercih
edileceğini ve hakkın onunla olduğunu anlasalar yardımdan geri kalmaları caiz
olmazdı. Binâenaleyh hepsi mazurdurlar, Allah kendilerinden razı olsun. Bundan
dolayıdır ki, Ehl-i Hak ve icmâına îtimad olunan ulemâ bu zevatın
şahitliklerinin ve rivayetlerinin kabulüne, adaletlerinin kemâline ittifak
etmişlerdir.
Hadîs-i şerîf
Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin bu kadar tehlikeli bir anda
bile sonsuz tevekkül sahibi olduğuna ve Hz. Ebû B e k r 'in faziletine
delildir.
2- (2382)
Bize Abdullah b. Ca'fer b. Yahya b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'n
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik, Ebû'n-Nadr'-dan, o da Ubeyd b.
Huneyn'den, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sailailahü A
leyhı ve Sellem) minberin üzerine oturarak şöyle buyurmuş :
«Bİr kul ki, Allah
kendisini dünya nimetlerini vermekle kendi nezdin-dekiler arasında muhayyer
bırakmış, o da onun nezdindekileri seçmiştir.» Bunun' üzerine Ebû Bekr ağlamış
ve ağlamış. Sonra şunu söylemiş ;
— Sana babalarımızı,
annelerimizi feda ettik.
Ebû Saîd demiş ki,
muhayyer bırakılan Resûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve Sellem) idi. Ebû Bekr de
onu en iyi bilenimiz idi.
Resûlüllah (Sallailahü
Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:
«Şüphesiz ki, bana
matı ve sohbeti hususunda insanların en cömerdi Ebû Bekr'dir. Ben dost ittihaz
edecek olsaydım mutlaka Ebû Bekr'i dost ittihaz ederdim. Lâkın din kardeşliği
(efdaldir).
Mescidde Ebû Bekr'in
kapısından [1] başka hiç bir kapı
bırakilmıyacaktır.»
(...) Bize
Saîd b. Maıısûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Füleyh b. Süleyman, Sâlİm'den,
o da Ebû'n-Nadr'dan, o da Ubeyd b. Huneyn ile Büsr b. Saîd'den, onlar da Ebû
Said-i Hudrî'den naklen rivayet etti. ŞÖyle demiş : Resûlüllah (Sailailahü
Aleyhi ve Sellem) bir gün hutbe okudu...
Râvi Mâlik'in hadîsi
gibi rivayet etmiştir.
3- (2383)
Bize Muhammed h. Beşşâr El-Abdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b.
Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'he, İsmail b. Recâ'dan rivayet etti.
(Demiş ki) : Ben Abdullah b. Ebî'l-Hüzeyli Ebû'l-Ahvas'dan naklen rivayet
ederken dinledim. (Demiş ki) : Ben Abdullah b. Mes'ud'u Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Selltem)den naklen rivayet eder. ken dinledim. Şöyle buyurmuşlar :
«Ben dost İttihaz
edecek olsam mutlaka Ebû Bekr'i dost ittihaz ederdim. Lâkin o benim kardeşim
ve arkadaşımdır. Gerçekten Allah (Azze ve Celle) sahibinizi halil ittihaz
etmiştir.»
4- (...)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbni
Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Şu'be, Ebû İshâk'dan, o da Ebû'l-Ahvas'dan, o da Abdullah'dan, o da
Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki, şöyle
buyurmuşlar :
«Ben ümmetimden birini
dost ittihaz edecek olsam; mutlaka Ebû Bekr'i ittihaz ederdim.»
5- (...)
Bize yine Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize Abdürrahman rivayet etti. (Dedi ki) ; Bana Süfyân, Ebû İshâk'dan, o da
Ebû'İ-Ahvas'dan, o da AbduIIah'dan naklen rivayet etti. H.
Bize Abd b. Humeyd de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cafer b. Avn haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû
Umeys, İbnü Ebî Müleyke'den, o da Ahdullah'dan naklen haber verdi. (Şöyle
demiş) : ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
«Ben dost ittihaz
edecek olsam, mutlaka İbni Ebî Kuhafe'yi dost ittihaz ederdim!» buyurdular.
6- (...)
Bize Osman b. Ebî Şeyhe île Ziiheyr b. Harb ve İshâk b. İbrahim rivayet
ettiler. İshâk: Ahberana, ötekiler : Haddesena tâbirlerini kullandılar.
(Dediler ki) : Bize Cerir, Muğîre'den, o da Vâstf b. Hayyan'-dan, o da Abdullah
b. Ebî'l-Hüzeyl'den, o da Ebû'l-Ahvâs'dan, o da Abdullah'dan, o da Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti.
«Ben yeryüzü halkından
dost ittihaz edecek olsam mutlaka İbni Ebî Kuhâfe'yi dost ittihaz ederdim.
Lakin sîzin sahibiniz HaliMiah'dir.»buyurmuşlar.
7- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye ile Veki'
rivayet ettiler. H.
Bize İshâk b. İbrahim
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir haber verdi. H.
Bize İbni Ebî Ömer
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. Bu râvilerden hepsi
A'meş'den rivayet etmişlerdir. H.
Bize Muhammed b.
Abdillah fe. Nümeyr ile Ebû Saîd EI-Eşecc de rivayet ettiler. Lâfız her
ikisinindir. (Dediler ki) : Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş,
Abdullah b. Mürra'dan, o da Ebû'l-Ahvâs'dan, o da AbduIIah'dan naklen rivayet
etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);
«Dikkat edin, ben her
dostun dostluğundan beraet ediyorum. Ben dost ittihaz edecek olsaydım mutlaka
Ebu Bekr'i dost ittihaz ederdim. Muhakkak sahibiniz Halİlullah'dır.»
buyurdular.
Ebû Saîd rivayetini
Buhârî «Menâkıbu'l-Ensar» bahsinde tahric etmiştir. Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Ashabının ne derece mütenebbih olup anlayacaklarını denemek
için ismini söylemeyerek:
«Bir kul ki, Allah
kendisini dünya nimetleri vermekle kendi nezdinde-kiler arasında muhayyer
bırakmıştır.» demiş ve bununla Allah'ın kendisini yaşamakla ölmek arasında
muhayyer bıraktığını, kendisinin de ölümü tercih ettiğini anlatmak istemiştir.
Bu mânâyı Hz. Ebû Bekr derhal anlayarak ağlamaya başlamış ve ağlaması dineceği
yerde gittikçe artmıştır. Sana babalarımızı, annelerimizi feda ettik demesi
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in vefatının yakın olduğunu anladığı
içindir. Sair ashab-ı kiram Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Seİlem) 'in
maksadını anlayamamış; Ebû Bekr'in bu sözüne ve ağlamasına şaşmışlardır. Bu
husûsda, Buharı 'nin rivayetinde şöyle denilmektedir : «Biz Ebû Bekr'e şaştık,
cemâat birbirlerine : Şu şeyhe bakın! Resûlüllah {Sallallah'ü Aleyhi ve Sellem)
Allah'ın kendisine dünya nimetleri vermesiyle kendi nez-dindekiler arasında
muhayyer bıraktığı bir kulu haber veriyor, o ise: Sana babalarımızı,
annelerimizi feda ettik, diyor! dediler.» Filhakika muhayyer bırakılan kulun
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) olduğunu Hz. Ebû Bekr herkesten önce anlamıştı. Durmadan ağlaması
bundandı.
Halil, yakın dost
demektir. Kaadî Iyâz'm beyânına göre hailenin aslı hücet, fakirlik ve inkıta'
mânâsına gelir. Halilullah'ın mânâsı başka şeylerden alâkasını kesip kendini
Allah'a veren demektir. Bazıları hacetim yalnız Allah'dan bekleyen mânâsına
geldiğini söylemişlerdir. Bu kelime: «Hılle» ve «Hülle» şekillerinde de
okunmuştur. Bazıları bunun ihtisas mânâsına geldiğini, diğerleri safisini
süzmek olduğunu söylemişlerdir. Bu kelime esasen muhabbet ve sevgi manasınadır.
Halil sevdiğinden başkasına kalbinde yer kalmayan sevgili manâsına gelir, diyenler
de vardır. Bazı hadîslerde Peygamfcer (Sallallahü Aleyhi ve Selietn) : «Ben
Allah'ın habİbiyim...» buyurmuştur. Habib de sevgili demektir. Bundan dolayı
kelâm ulemâsı habibin mi, yoksa haîiîin mi daha yüksek bir sevgi ifâde ettiği
hususunda ihtilâfa düşmüşlerdir. Bâzıları bu iki kelimenin aynı mânâya
geldiğini söylemiş; bir takımları habibin daha yüksek bir mânâ taşıdığını,
diğerleri halilin ondan daha yüksek mânâ ifade ettiğini söylemişlerdir. Demişlerdir ki: «ResûlüIIah
(Sallaltahii Aleyhi ve Sellem):
«Lâkin sîzin sahibiniz
Haliluilah'dır.» sözüyle kendisini kasdetmiştir. Yâni: Ben ancak Allah'ın
haliliyim, demek istemiştir. Şu halde Halil, Habibden daha yakın sevgili
mânâsına gelir. Çünkü bu hadîste Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Setlem>
kullardan hiç bir kimseyi halil ittihaz etmediğini bildirmektedir. Halbuki
habiblik sıfatı yalnız Allah'a tahsis ettiği muhabbete mahsus değildir. Onun
Hz. Hatice'ye, Âişe'ye, Ebû Bekr'e, Üsâme'ye, onun babası Zeyd'e, Hz.
Fâtıma'ya, oğulları Hasan ile Hüseyin'e ve diğer zevata karşı muhabbeti vardı.»
Maamafih mânâ itibariyle habibin halilden daha yüksek olduğunu söyleyenlerin
sayısı daha fazladır.
Allah'ın kulunu
sevmesinden maksad, kendisine ibâdet ve tâat hususunda imkân vermesi, hidâyet
ve rahmet buyurması, nice eltafma muvaffak kılmasıdır. Kaadî Iyâz diyor ki:
«Bu muhabbetin başlangıcıdır. Nihayeti ise kulun kalbinden perdeyi açmasıdır.
Tâ ki kul onu basireti ile görmeye başlar. Nitekim sahîh hadîste :
«Ben kulumu seversem
artık kendisiyle gördüğü gözü ben olurum... ilâh.» buyurulmustur.»
Hz. Ebû Hüreyre gibi
bazı Ashab-ı kiram Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında «Halİlim»
tâbirini kullanmışlardır. Fakat bu tâbir inkıta mânâsında kullanıldığı için,
buradaki mânâya muhalif değildir. Sahâbinin her şeyden alâkasını keserek
kendini Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e adaması güzel bir şeydir.
Halil kelimesinden maksadı da budur.
8- (2384)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Abdillah,
Hâlid'den, o da Ebû Osman'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Amr b.
As" haber verdi. ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
Anır'ı zatı selâsil
ordusuna kumandan göndermiş. Amr şöyle demiş : Ona vararak:
— Sana insanların en sevimlisi kimdir? diye
sordum.
«Âtşe!» cevâbını verdi.
— Yâ erkeklerden? dedim. «Babası!» buyurdu.
— Sonra kim?» dedim.
«Ömer!» buyurdu ve bir takım zevat saydı.
Bu hadîsi Buhârî
«Fedâli ashao» ne «megmı» Tirmizî ile Nesâî «Menâkıb»'de tahric etmişlerdir, Zatu Selâsil:
Şam tarafında Benî Cüzam kabilesine ait bir sudur. Hicretin sekizinci yılında
burada müslümanlarla küffar harb' ettiği için vak'aya bu yerin ismi
verilmiştir. Mûte harbi bundan önce olmuştur. ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) Hz. Amr İbni Âs'ı ordu kumandanı tayin etmişti. Halbuki ordunun içinde Hz.
Ebû Bekr'le Ömer de vardı. Bunu görünce Hz. Amr b. Âs : Galiba beni ResûlüIIah
{Sallallahü Aleyhi ve Sellem} daha çok seviyor; rütbe itibariyle bunlardan
üstün tutuyor, diye düşünerek Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hadîste
zikri geçen suali sordu.
Hadîsin muhtelif rivayetlerinden
anlaşıldığına göre Amr b. Âs kendisini söyler ümidiyle : «Ondan sonra kimi
seviyorsun?» diye sormakta devam etmiş, fakat Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) hep başkalarını söylemiştir. Bunun üzerine Hz. Amr kendisine yakında
sıra gelmeyeceğini anlayarak sormaktan vazgeçmiştir. Siyer ulemâsının
beyânlarına göre gerçekten o gün Hz. Amr 'dan daha üstün bir hayli Ashab-ı
kiranı bulunmakta idi.
Nevevî : «Bu hadîs Hz.
Ebû Bekr'le Ömer ve Âişe'nin pek büyük fazilet sahibi olduklarını açıkça göstermektedir.
Bu hadîste Hz. Ebû Bekr'i, ondan sonra Ömer'i bütün sahabeden üstün kabul eden
ehl-i sünnete açık delil vardır.» diyor.
9- (2385)
Bana Hasan b. Alî El-Hulvâni rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ca'fer b. Avn, Ebû
Umeys'den rivayet etti.
Bize Abd b. Humeyd de
rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ca'fer b. Avn haber verdi. (Dedi
ki) : Bize Ebû Umeys, İbni Ebî Müley-ke'den naklen haber verdi. (Demiş ki) :
Ben Âişe'den dinledim. Kendisine:
— Resulü!!ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
yerine halife bıraksa, bu zât kim oturdu? diye soruldu da:
— Ebû Bekr! dedi. Müteakiben kendisine :
— Ebû Bekr'den sonra kim? olurdu denildi:
— Ömer! cevâbını verdi. Sonra kendisine:
— Ömer'den sonra kim? dediler.
— Ebû Ubeyde b. Cerrah! Ve bunda karar kıldı.
Görülüyor ki: Hz.
Âişe, Ebû Ubeyde de durmuş, bir daha bir şey söylememiştir. Nevevî diyor ki-:
«Bu hadîs sahabenin icmaı ile birlikte hilâfet için evvelâ Ebû Bekr'i, sonra
Ömer'i hak sahibi gören Ehl-i Sünnetin delilidir. Yine bu hadîs gösteriyor ki Ebû
Bekr'in halife olması, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in nassan emriyle
değil, Ashab-ı kiramın icmaı iledir. Eğer ortada ona yahut başkasına ait bir
emir bulunsaydı evvelâ ensarla diğer ashab arasında münazaa çıkmazdı. Bu nassı
belleyen hafız da onu rivayet eder, ashab ona müracaatta bulunurlardı. Lâkin
evvel emirde ensar münazaa etmişlerdir. Ortada nassan bir emir de yoktur.
Sonra Ebû Bekr'i halife seçmekte ittifak etmişler ve iş yatışmıştır.
Şiî1er'in Hz. A1i
hakkında emir vardır, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun halife
olmasını vasiyet etmiştir, şeklindeki iddiaları bâtıldır. Bütün müslümanlarm
ittifakı ile asılsızdır. Onlann dâvalarıma bâtıl olduğuna Hz. Ali devrinden
beri ittifak vardır. Kendilerini ilk yalanlayan: «Bizde şu sahifeden başka bir
şey yoktur...» diyerek Ali (Radiyaiîahuanh) olmuştur. Onda bir emir olsaydı
söylerdi. Böyle bir şey söyledi ise hiç bir zaman nakledilmemiş, kendisine
böyle bir, şey anan da olmamıştır.»
10- (2386)
Bana Abbad b. Musa rivayet etti, (Dedi ki) : Bize îbrâhim b. Sa'd rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana babam Muharomed
b. Cübeyr b. Mutim den, o da babasından naklen haber verdi ki : Bir kadın
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ den bir şey istemiş, o da kadına
tekrar gelmesini emir buyurmuş. Bunun üzerine kadın :
__ Yâ Resûlallah, ne
buyurursun! Ya gelir de seni bulamazsam? demiş.
__Râvi diyor ki: Babam
herhalde kadın ölümü kastediyordu, dedi.
— Resûlüilah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'.
«Beni bulamazsan Ebû
Bekr'e gıdiver!» buyurmuşlar.
(...) Bana
bu hadîsi Haecâc b. Şâir de rivayet etti. (Dedi ki) : Ya'kub b. İbrahim rivayet
etti. (Dedi ki) ; Bize babam, bahasından rivayet etti. (Demiş ki) : Bana
Muhammed b. Cübeyr b. Mut!ım hafcer verdi. Ona da babası Cübeyr b. Mut'un haber
vermiş ki, kadının biri Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek tir
şey hususunda onunla konuşmuş. O da kadına bir şey verilmesini emretmiş...
Râvi Abbâd b. Musa'nın
hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
Hafız îbni Hacer,
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den bir şey isteyen bu kadının ismini
bulamadığın! söylemiştir. Peygamber (Sollallahü Aleyhi ve Sellerriy'ın kadına
tekrar gelmesini emir buyurması, yine bir şey vererek yardımda bulunmak
içindir.
Nevevî diyor ki: «Bu
hadîsde Hz. Ebû Bekr'in halife olacağına dâir bîr emir yoktur. Hadîs Allah
Teâlâ'mn bildirdiği gaibi haber vermekten ibarettir.»
11- (2387)
Bize Ubeydullah b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Hânın rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim, b. Sa'd haber verdi. (Dedi ki) : Bize Salih b.
Keysan, Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle
demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} hastalığında bana şöyle
buyurdu:
«Bana EbÛ Bekr'i ve
kardeşini çağır da bir yazı yazacağım. Çünkü ben bir arzukeşin temenni etmesinden
ve birinin : Ben daha lâyıkım, demesinden korkarım. —Halbuki bunu Allah ve
mü'minler kabul etmez.— Yalnız Ebû Bekr müstesna!»
Bu hadîsin son cümlesi
muhtelif şekillerde rivayet olunmuştur. Kaadî Iyâz: «Bu rivayetlerin en
güzelidir.» demiştir.
Hadîsten murad şudur :
Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) ölüm döşeğinde iken yerine bir halife
bırakmayı düşünmüş, bunun için en lâyık Ebû Bekr'i gördüğünden oğlu ile ikisini
çağırtarak bu husûsdaki vasiyetini' yazdırmak istemiştir. Buna sebep olarak da
çıkması melhuz olan nizâyı göstermiş: «Çünkü ben halife olmaya hevesli *bir
kimsenin, halife ben olacağım demesinden yahut birinin, bu hak benimdir diye
iddia etmesinden korkarım. Böyle bir iddiaya Allah ve mü'minler razı değildir.
Yalnız Ebû Bekr müstesna. Bu husûsda o hak iddia ederse, onu Allah da,
mü'minler de kabul eder.» demiştir.
Nevevî diyor ki: «Bu
hadîsde Ebû Bekri Sıddîk'm faziletine açık delil vardır. Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) vefatından sonra vuku bulacak bâzı şeylere işaret buyurmuş;
müslümanlarm Ebû Bekr 'den başka kimsenin hilâfetini kabul etmeyeceklerini haber
vermiş ve bunların hepsi olmuştur.»
12- (1028)
Bize Mulıammed b. Ebî Ömer El-Mekkî rivayet etti. {Dedi ki) : Bİze Mervân b.
Muavİyete'l-Fezârî Yezid'den (bu zat îbni Key-san'dır), o da Ebû Hâzhn
El-Eşcaî'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:
ResûlÜIlah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'.
«Bugün sizden kim
oruçlu olarak sabahladı?» diye sordu. Ebû Bekr:
— Benî cevâbını verdi.
«Bugün sizden kim bir
cenazenin arkasından gitti?» dedi. Ebû Bekr:
— Ben! cevâbını verdi.
«Bugün sizden kim bir
fakiri doyurdu?» diye sordu. Ebû Bekr:
— Ben! cevâbını verdi.
«Ya bugün sizden
hanginiz bir hastayı dolaştı?» buyurdular.
(Yine)
Ebû Bekr:
— Ben! cevâbını verdi. Bunun üzerine Resûlüllab
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Bu hasletler bir
kimsede toplanmaya görsün mutlaka cennete girer!» buyurdular.
Bu hadis zekât
bahsinde geçmişti.
Kaadî Iyâz diyor ki:
«Bunun mânâsı: Bu hasletler kendinde bulunan bir kimse kötü amelleri bulunmakla
beraber soruşuz sualsiz cennete girer, demektir. Aksi takdirde mücerred iman
dahi Allah'ın lûtfuyla cennete girmeyi iktiza eder.
13- (2388)
Bana Ebû't-Tâhir Abmed b. Amr b. Şerh ile Harmele b. Yahya rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bİze Îbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni
Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Saîd b. Müseyyeb ile Ebû Seleme
b. Abdirrahman rivayet ettiler. Onlar da Ebû Hüreyre'yi şöyle derken
işitmişler: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:
«Vaktiyle bir adam bir
ineğini sürüyordu, üzerine yük yüklemişti. İnek ona bakarak : Ben onun için
yaratılmadım. Ben ancak çift sürmek için yaratıldım, dedi.»
Bunun üzerine cemâat
şaşarak ve inek konuşur mu diye ürkerek: Sübhanellah! dediler. Resûlüllah
'(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:
«Ben buna inanıyorum.
Ebû Bekr'le Ömer de!» buyurdu.
Ebû Hüreyre demiş ki:
Resûlüllah" (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:
«Bir defa bir çoban
koyunlarının içinde iken üzerine kurt saldırarak koyunlardan birini almış.
Çoban onu tâkib etmiş, nihayet koyunu ondan kurtarmış. (Bu sefer) Kurt ona
bakarak : Bu koyunlara yırtıcı gününde benden başka çobanları olmadığı günde
kim bakacak! demiş.» Cemâat (yine) : — Sübhanallah! dediler. Resûlüllah (Sallaîlahü
A leyhi ve Setten) de: «Ben buna
inanıyorum. Benimie birlikte Ebû Bekr ile Ömer dei»buyurdular.
(...) Bana
Abdul-Melik Şuayb b. Leys de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam dedemden
rivayet etti. (Demiş ki) : Bana TJkayl b. Hâlid, İbni Şihab'dan bu isnadla kurt
ve koyun hikâyesini rivayet etti. Ama inek kıssasını anmadı.
(...) Bize
Muhamrned b. Abbâd dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne rivayet
etti. H.
Bana ÎVJuhanuned b.
Rafı' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Dâvud El-Haferî, Süfyân'dan rivayet
etti.
Her iki râvi
Ebû'z-Zinad'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Seleme'den, o da Ebû Hüreyre'den, o
da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Men naklen Yûnus'un Zührî'den
rivayet ettiği hadîs mânâsında rivayette bulunmuşlardır. Bunların hadîsinde
inekle koyun kıssaları beraberce zikredilmiştir. İkisi de hadîslerinde: «Ben
buna inanıyorum. Benimle birlikte Ebû Bekr'le Ömer de! buyurdu. Ama Ebû Bekr'le
Ömer orada yoktular.» demişlerdir.
(...) Bize
bu hadisi Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. - (Dediler
ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer de rivayet etti. (Dedi ki)': Bize Şu'be rivayet
etti. H.
Bize Muhammed b. Abbad
da rivayet etti. (Dedi kî) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Mis'ar'dan rivayet etti.
Her İki râvi Sa'd b.
İbrahim'den, o da Ebû Seleme'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da
P&ygamher(.SalUıllahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etmişlerdir.
Bu hadîsi Buhâri
«Kitâbu'I-Enbiya» ile «Kitâbu'!-Müzaraa«'da tahric etmiştir.
Buhârî'nin
rivayetinden anlaşılıyor ki, inek ve koyun kıssaları İslâmiyetten önce ve
ihtimal Benî İsrail zamanında vuku bulmuştur. Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve
Sellem) 'in bunlara inandığım soyledikteh sonra orada olmadıkları halde Ebû
Bekr'le Ömer'in de inandıklarını söylemesi, onların sadakatlarma ve imanlarının
kuvvetine, Allah'ın kemâl kudretini bildiklerine güvendiğindendir. İneğin :
Ben ancak çift sürmek için yaratıldım, dediği hasr edatı olan «İnnema» üe
bil-dirilmişse de, burada hasr ve kasr bilittifak murad edilmemiştir. Çünkü
çift sürmekten başka ineğin etinden ve sütünden de istifade olunur.
Yırtıcı günü diye
terceme ettiğimiz «Yevmü's-Seb»'den ne kasdedil-diği ulemâ arasında
ihtilaflıdır. Bazılarına göre bundan murad mahşer yeridir. Yâni kurt, çobana:
«Bu koyunlara mahşer gününde kim bakacak?» demek istemiştir. Bir takımları
bundan ihmal günü kastedildiğini söylemişlerdir. Yâni fitneler çoğaldığı,
insanlar sürülerini çobansız bıraktığı zaman bu koyunlara kim bakacak?
demektir. Bir takımlarına göre «Yevmi seb»'den murad bayram günüdür. Arabların
câhiliyyet devrinde bu isimde bir bayramları vardı. O gün işi gücü bırakarak
oyun ve çeşitli eğlencelerle meşgul olurlar, koyunlarını da kurtlar yerdi. Bu
kavillerin içinde en doğrusu fitneler zamanında sürülerin ihmal edilmesi
mânâsıdır.
Bu rivayetler Hz. Ebû
Bekr'le Ömer'in faziletlerine keramet ve harikaların cevazına delildir ki:
Ehl-i hakkın mezhebi de budur.
14- (2389)
Bize Saîd b. Amr EI-Eş'asî ile Ebû'r-Rabî' El-Atekî ve Ebû Küreyb Muhammed b.
Alâ* rivayet ettiler. Lâfız Ebû Küreyb'indir. Ebû'r-Rabi': Haddesenâ, ötekiler
: Ahberana tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize lbni Mübarek, Ömer b.
Saîd b. EM Hüseyn'den, o da İbni Ebî Müleyke'den naklen haber verdi. (Demiş ki)
: Ben tbni Abbâs'ı şunu söylerken işittim: Ömer b. Hattâb teneşirinin üzerine
kondu. Ve kaldırılmadan önce halk ona dua ve sena ederek üzerine salâvat
getirerek etrafını sardılar. Ben de içlerinde idim. Arkamdan omuzumdan tutan
bir adamdan başka beni belinleten olmadı. Ona baktım, bir de ne göreyim Ali
imiş. Ömer'e rahmet okudu ve şunu söyledi: «Geriye hiç bir kimse bırakmadın ki,
benim için onun ameli gibi amelle Allah'a kavuşmak se-ninkinden daha makbul
olsun. Allah'a yemin olsun! Ben Allah'ın seni iki dostunla birlikte koyacağını
biliyordum. Çünkü ben çok defalar Resûlüllab (SaUallahü Aleyhi ve Selle m)'i ;
«Ben Ebû Bekr ve
Ömer'le beraber geldim; Ebû Bekr ve Ömer'le beraber girdim; Ebû Bekr ve
Ömer'le beraber çıktım.» buyururken işitiyordum. Ve seni Allah'ın onlarla
beraber edeceğini umuyor, yahut biliyordum.»
(...) Bize
İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsa b. Yûnus, Ömer b.
Saîd'den bu isnadda bu hadîsin mislini haber verdi.
Bu hadîsi Buhârî
«Fedâilü's-Sahabe» bahsinin bir iki yerinde tahric etmiştir.
Hz. Ali 'nin buradaki
sözü o günlerde Hz. Ömer'in yaptığından daha faziletli amel sahibi bir kimse
olmadığına inandığını gösterir. Hadîs-i şerif Hz. Ebû Bekr'le Ömer'in
faziletlerine, Hz. Ali'nin buna şahit olduğuna ve şehadetinin doğruluğuna delildir.
15- (2390)
Bize Mansûr b. Ebî Müzâhim rivayet etti. (Dedi ki.) : Bize İbrahim b. Sa'd,
Salih b. Keysan'dan rivayet etti. H.
Bize Züheyr b. Harb
ile Hasan b. Ali El-Hulvânî ve Abd b. Humeyd de rivayet etti. Lâfız
hepsinindir. (Dediler ki) : Bize Ya'kub b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize babam Sâlİh'den, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) :
Bana Ebû Ümame b. Sehl rivayet etti : Eiıû Saîd-i Hudrî'yi şöyle derken
işitmiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem)
«Bir defa ben uyurken
insanların üzerlerinde gömlekleri olduğu halde hana arzolunduklarını gördüm.
Gömleklerin bazıları memelere, bazıları da daha aşağı varıyordu. Ömer b. HaHab
da geçti. Üzerinde bir gömlek vardı ki, onu sürüklüyordu.» buyurdular. Ashab :
— Bunu neye te'viî
ettin ya Resûlallah! dediler.
«Dine!.,» buyurdu.
16- (2391)
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus haber verdi. Ona da İbni Şihab, Hamza b. Abdillah b.
Ömer b. Hattab'dan, o da babasından, o da Resûlüllah (SaUallahü A leyhi ve Seli
em) 'den naklen haber verdi. Şöyle buyurmuşlar :
«Bir defa ben uyurken
anîden bana getirilmiş bir tas gördüm. İçinde süt vardı. Ondan içtim. Hatta
kanıklığın tırnaklanma cereyan ettiğim görüyordum. Sonra benden artanı Ömer b.
Hattab'a verdim.» Ashâb:
— Bunu neye te'vil
ettin ya Resûlallah^ dedüer. «İlme!..»
buyurdu.
(...) Bize
bu hadîsi Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys Ukayl'den
rivayet etti. H.
Bize Hulvâni ile Abd
b. Humeyd de ikisi birden Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş
ki) : Bize babam, Sâlih'den Yûnus'un isnadtyla onun hadîsi gibi rivayette
bulundu.
Ebû Saîd rivayetini
Buhârî «Kitâbu'1-İman» ile tefsir ve ta'bîr bahislerinde İbni Ömer hadîsini
«Kitâbu'l-İlim»'de tahric etmiştir,
«Gömleklerin bâzıları
memelere, bâzıları da daha aşağıya varıyordu.» cümlesinden, onların daha kısa
yahut daha uzun oldukları anlaşılabilir. Hakimi, Tirmizî 'nin rivayeti daha
uzun olduğunu te'yid etmektedir. Mezkûr hadîsde:
«Onlardan bazısının
gömleği göbeğine, bazısmınki dizlerine, bir takımlarının da baldırlarının
yarısına iniyordu.» denilmektedir.
Tâbir ulemâsı rü'yada
gömlek görmenin din olduğunu, gömleği sürüklemenin müslümanlar arasında
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in vefatından sonra dinin güzel
eserlerinin devamı mânâsına geldiğini söylemişlerdir.
Sütün ilimle te'viline
gelince ilimle süt çok fayda vermek hususunda müşterek oldukları ve ikisi de
ıslâha sebep teşkil ettikleri içindir. Çünkü süt çocukların gıdası ve onların
bedenen kuvvetlenip salâha ermesine sebebdir. İlim ise hem dünyanın, hem
âhiretin salâhına sebep olur.
17- (2392)
Bize Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. Ona da Saîd b.
Miiseyyeb haber vermiş. O da Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş : Ben
Resülüllah {SallaUahü Aleyhi ve Seüem)7i şöyle buyururken dinledim:
«Bir defa ben uyurken
kendimi bir su kuyusunun başında gördüm. Kuyunun üzerinde bir kova vardı. Ve o
kuyudan Allah'ın dilediği kadar su çıkardım. Sonra kovayı Ebû Kuhafe'nîn [2] oğlu
aldı. Ve onunla bir yahut iki kova su çıkardı. Onun çekişinde —Allah kendisine
mağfiret buyursun — zayıflık vardı. Sonra kova daha büyük kovaya döndü ve onu
Hattab'm oğlu aldı. Artık insanlardan hiç bir yiğit görmedim ki, Ömer b.
Hattâb'ın çıkardığı gibi su çıkarsın. Nihayet insanlar develerini ağıllarına
kapadılar.»
(...) Bana
Abdul-Melik b. Şuayb b. l«ys de rivayet etti. (Dedi ki) , Bana babam, dedemden
rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayl b. Hâlid rivayet etti. H.
Bize Amru'n-Nâkid iîe
Huivânî ve Abd b. Humeyd de Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler.
(Demiş ki) : Bize baham, Sâlih'den Yûnus'un isnadı ile, onun hadîsi gibi
rivayette bulundu.
(...) Bize
Huivânî ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ya'kub rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize babam Sâlih'den rivayet etti. (Demiş ki) : A'rac ve
başkası şunu söyledi. Gerçekten Ebû Hüreyre dedi ki: Resülüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Ben Ebû Kuhafe'nin
oğlunu su çekerken gördüm...» Râvi Zührî'nin hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
18- (...)
Bana Ahmed b. Abdirrahman b. Vehb rivayet etti. (Dedi kİ) : Bİze Amcam Abdullah
b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr b. Haris haber vercli. Ona da Ebû
Hüreyre'nin azatlısı Ebû Yûnus, Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllab (Saltallahü
Aleyhi ve Seliem) 'den naklen rivayet etmiş. Şöyle buyurmuşlar :
«Bir defa ben uyurken,
bana havzımdan su çekip insanları sulardığımı gösterildi. Derken bana Ebu Bekr
geldi. Ve beni dinlendirmek için kovayı elimden alarak iki kova su çekti. Ama
onun çekişinde za'f vardı. Allah kendisine mağfiret buyursun. Az sonra
Hattab'ın oğlu gelerek kovayı ondan aldı. Ondan daha kuvvetli su çeken adam
hiç görmedim. Nihayet insanlar dönüp gittiler. Havuz hâlâ dolu fışkınyordu.»
19- (2393)
Bİze Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet ettiler.
Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Ubeydullah b. Ömer rivayet etti. (Dedijri) : Bana Ebû Bekr b. Salim,
Salim b. Abdillah'dan, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etti ki :
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) şöyle buyurmuşlar:
«Bana gösterildi ki :
Bir su kuyusunun başında deve kovası ile su çekiyormuşum. Derken Ebû Bekr
geldi ve bîr yahut iki kova su çekti. Ama zayıf bir şekilde çekti. Allah
Tebareke ve Teâia ona mağfiret buyursun. Sonra Umer geldi. O da su çekti ve
kova büyük kovaya döndü. Artık insanlardan onun yaptığını yapacak bir yiğit
görmedim. Nihayet İnsanlar suya kandılar
ve develeri ağıllara kapadılar.»
(...) Bize
Ahmed b. Abdillah b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti.
(Dedi ki) : Bana Musa b. Ukbe, Salim b. Abdillah'-dan, o da babasından naklen
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'in Ebû Bekr'le Ömer b. Hattâb
(Radtyallahû an/ıûmai'ahaklarındaki rü'yasmı yu-karkilerin hadîsi gibi rivayet
etti.
Bu rivayetleri Buharı
«Fedâilü-Eshabi-n-Nebi» bahsinde tahric etmiştir.
Kalîb; kazılıp toprağı
atılmış ve henüz örülmemiş su kuyusu demektir. Zenûb, büyük su kovası; Garb,
ondan da büyük su kovası mânâsına gelir. Abkari, seyyid demektir. Bazılarına
göre kendisinden daha üstün bulunmayan mânâsına gelir. Bugün Arablar bu
kelimeyi dâhi mânâsında kullanmaktadırlar.
Ulemânın beyânına göre
bu rü'ya Hz. Ebû Bekr'le Ömer'in hilâfetleri hususunda açık bir temsildir. Hz.
Ebû Bekr'le Ömer hilâfetleri esnasında gayet güzel hareket etmiş, insanlar
kendilerinden faydalanmışlardır. Onların güzel siretleriyle eserleri Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bereket ve sohbetinden geçmiştir. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tebliğ emrinin sahibidir. Onu en güzel şekilde
ifa etmiş, İslâm'ın kaidelerini kurmuş, usûl ve fürûunu izah etmiş, bu sayede
insanlar takım takım Allah'ın dinine girmiştir. Ondan sonra Hz. Ebû Bekr
halife olmuş ve bu makamda iki sene birkaç ay kalmıştır. Rü'yadaki bir veya iki
kovadan murad budur. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'in bir mi, yoksa
iki kova mı dediğinde râvi ştikketmiştir. Murad iki kova olmasıdır. Nitekim
diğer rivayette tasrih edilmiştir. Hz. Ebû Bekr'in hilâfeti zamanında
mürtedlerle harb olmuş, mürtedlerin kökü kurutularak islâm'ın dairesi
genişletilmiştir.
Ondan sonra Hz. Ömer
halife olmuş; onun zamanında İslâm'ın dairesi daha da genişlemiş, hükümleri
misli görülmedik şekilde karar kılmıştır,
îşte rü'yada
müslümanlann umuru su kuyusu ile temsil edilmiştir. Çünkü kuyuda insanların
hayatını sağlayan su vardır. Müslümanların emîri de onlara su çekip dağıtan
kimseye benzetilmiştir. Bundan murad onların işlerini görmek ve yoluna
koymaktır.
Peygamber (Satlallahü
Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. Ebû Bekr hakkında :
«Onun çekmesinde za'f
vardı.» buyurması, Ebû Bekr'in mertebesini düşürmek veya Hz. Ömer'in ondan
daha üstün olduğunu anlatmak için değil, sırf hilâfet müddetlerini haber
vermek, Hz. Ömer'in hilâfeti daha uzun süreceği için İslâm'ın dâiresi daha
genişleyip, halkın refaha ereceğini haber vermek maksadına mebnîdir. Resûlüllah
[Sallallahü Ateyhı ve Seltem)in Hz. Ebû Bekr'e mağfiret dilemesi de onun sânım
düşürmek veya bir günahına işaret değildir. Bu kelimeyi söylemek müslümanların
âdeti idi. Onunla sözlerini perçinleştirirlerdi.
Bu rü'yada Hz. Ebû Bekr
gelerek Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellem) dinlendirmek için kovayı elinden
almasını ulemâ ondan sonra 'Ebû Bekr'in halife olacağına ve Eesûlüllah
(Sallatlahü Aleyhi ve Setlem) in vefatıyle dünya meşakkatlerinden kurtulup
rahata ereceğine te'vil etmişlerdir. Nitekim bir hadîsde:
«Dünya mü'minin
zindanı.» buyurulnıuş. ResûlüUah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) vefatından bir
gün önce kızı Fâtıma'ya :
«Bugünden sonra
babanın hiç bir sıkıntısı olmayacaktır.»
demiştir.
20- (2394)
Bize Muhammed b. Abdillalı b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bise babam
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'la, İbni Mün-kir'den rivayet etti.
Bunlar Câbir'i, Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) den naklen haber
verirken işitmişler. H.
Bize Züheyr b. Harb da
rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Süfyân h. Uyeyfte, Ibni Münkedir
ile Amr'dan, onlar da Câbir'den, o da Peygamber (Sallaüahü A leyhi ve Sellem)
'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar ;
«Cennete girdim; orada
bîr hâne yahut köşk gördüm. Ve, bu kimin? diye sordum da, Ömer b. Hattab'ın,
dediler. Girmek istedim, fakat senin kıskançlığını hatırladım.» Bunun üzerine
Ömer ağladı. Ve:
— Ey Resûlallah! Hiç
senden kıskanılır mı! dedi.
Câbir'den naklen haber
verdiler. H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'dan rivayet etti. Amr,
Câbir'den dinlemiş. H.
Bize bu hadîsi
Amru'n-Nâkıd dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, İbni Münkedir'den
rivayet etti. {Demiş ki) : Ben Câbir'i, Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve
Sellemyâen naklen rivayet ederken dinledim...
Râvi İbni Nümeyr ile
Züheyr'in hadîsleri gibi rivayette bulunmuştur.
21- (2395)
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus haber verdi. O da İbni Şihab Saîd b, Müseyyeb'den, o da
Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber
vermiş ki: Şöyle buyurmuşlar :
«Bir defa ben uyurken
anîden kendimi cennette gördüm. Bir de baktım bir kadın..Bir köşkün yanında
abdest alıyor!
— Bu köşk kimin? dedim.
— Ömer b. Hatiab'ın cevâbını verdiler. Derhal
Ömer'in kıskançlığını hatırladım ve dönüp geldim.»
Ebû Hüreyre şöyle
demiş: Bunun üzerine Ömer ağladı. Biz de hepimiz o meclisde Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Settetn)le beraber (ağlagdık). Sonra Ömer:
— Babam sana feda olsun yâ Resûlallah! Seni mi
kıskanacağım! dedi.
(...) Bana
bu hadîsi Amru'n-Nakîd ile Hasen El-Hulvâni ve Abd b. Humeyd de rivayet
ettiler. (Dediler ki) : Bize Ya'kub b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
babam, SâHh'den, o da İbni Şihab'dan bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet
etti,
Câbir rivayetini
Buharı «Kitâbu'n-Nikâh» ile «Kitâbu'l-Meaâkîb*'de; Nesâî «Kitâbu'l-Menâkıb»'de;
Ebû Hüreyre rivayetini Buhârî «Bed'ü'I-Halk» ve «Menâkıb» bahislerinde tahric
etmişlerdir.
İbni Abbâs'm
«Peygamberlerin rü'yası haktır,» dediği rivayet olunur. îmam Ahmed'inHz. Muâz
dan rivayet ettiği bir hadîsde:
«Şüphesiz ki Ömer
cennetliklerdendir.» Duyurulmuştur... Resûlüllah (Sallaillahü Aleyhi ve Sellem)'in
uyanıkken gördüğü ile rü'yada gördükleri müsavidir.
Kastalânî 'nin
beyânına göre : Cennette abdest alan kadın Hz. Enes'in validesi Ümmü Süleym 'dir.
O zaman henüz hayatta imiş. Yine Kastalâni'ye göre kadının aldığı abdest şer-î
abdesttir. Bundan onun cennette de namazla mükellef olması lâzım gelmez. Yahut
te'vil olunur ve dünyada iken ibadete devam ederdi, denilir. Abdesti luğavî
mânâsına alarak güzelliği ve parlaklığı artsın diye elini yüzünü yıkamıştır,
demek de mümkündür,
Hz. Ömer 'in bu
rü'yayı işitince ağlaması, sevindiğinden ve o ânı şevkle arzu etmesindendir.
22- (2396)
Bize Mansûr b. Ebl Müzahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim (yâni îbni
Sa'd) rivayet etti. H.
Bize Hasen El-Hulvanî
ile Abd b. Humeyd de rivayet ettiler. Abd: Ahheranî, Hasan ise : Haddesena
tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Ya'kub — Bu zat İbni İbrahim b.
Sa'd'dır — rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam Sâlih'den, o da İbni Şihab'dan
naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Abdulhamid b. Abdirrahman b. Zeyd haber
verdi. Ona da Mu-hammed b. Sa'd b. Ebî Vakkas haber vermiş ki, babası Sa'd şunu
söylemiş: Ömer Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına girmek için
izin istedi. Onun yanında Kureyş'den bir takım kadınlar vardı. Kendisi ile
yüksek sesle konuşuypr ve ondan çok şeyler istiyorlardı. Ömer izin isteyince
kalkarak perdeye koştular. Resûlüllah {Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) de ona izin
verdi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gülüyordu. Ömer;
— Allah yaşını
güldürsün yâ Resûlallah! dedi. Bunun üzerine Re-, sûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem):
«Şu benim yanımda
olanlara şaştım, senin sesini İşitince perdeye koştular,» dedi. Ömer :
— Yâ Eesûlallahî
Onların çekinmesine sen daha lâyıksın! dedi. Sonra (kadınlara dönerek) :
— Ey nefislerinin düşmanları, Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den çekînmîyorsunuz daf benden mi çekiniyor
sunuz? dedi. Kadınlar:
— Evet! Sen ResûlüIIah
(Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'den daha sert ve şahinsin, dediler. ResûlüIIah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Nefsim yed-i
kudretinde olcn Allah'a yemin olsun ki, şeytan sana bir caddede rastlamış olsa,
mutlaka senin tuttuğun caddeden başkasını tutardı.» buyurdular.
(2397) Bize
Harun b. Ma'ruf rivayet etti. (Dedi ki) : Bize bunu Abdul-Aziz b. Muhamme'd
rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Süheyl babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen
haber verdi ki, Ömer b. Hattâb, Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)1'e
gelmiş. Onun yanında bir takım kadınlar varmış ki, seslerini Resûlüllah
(Sallailahü Aleyhi ve Sellem)in (sesi) üzerine yükseltmişler. Ömer izin
isteyince perdeye koşmuşlar...
Râvi Zührî'nin hadîsi
gibi rivayette bulunmuştur.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'bed'ü'l-Halk)da; Nesâî «Menâ-kıb» ile «Yevm ve leyle» bahislerinde
tahric etmişlerdir.
Kadınların çok şey
istemeleri ondan çok cevab beklemeleri manasınadır. Maddî şeyler istemiş
olmaları da ihtimal dahilindedir. Hadîsin bir rivayetinde :
«Onlar nafaka
istiyorlardı.» denilmiş olması da bunu te'ykl eder. Kadınların bağıra bağıra
konuşmaları bu görüşmenin fazla bağırmak yasak edilmezden önce geçtiğine
hamlolunur. Başka sebeplerle meselâ Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)
'in affına ve semahatına güvenerek yüksek sesle konuşmuş da olabilirler.
Perdeden murad kapıdır. Kapı yerine odalara birer perde çekilirdi.
Hz. Ömer'in :
«Allah yaşını
güldürsün.,.» sözünden muradı Allah seni memnun ve mesrur etsin, demektir.
Yoksa çok gülmesini temenni değildir.
Fecc: Geniş
yol demektir. Bazıları iki dağ arasındaki yol mânâsına geldiğini
söylemişlerdir. Kaadî Iy âz diyor ki:
«İhtimal Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) şeytanla yardımcılarının Hz.
Ömer 'den uzak kalmalarına ve onun aleyhine yol bulamayacaklarına misal vermiştir.
Yâni : Sen iyiliği, emir yahut kötülükten nehiy babında bir yol tuttun . mu
onda yürür gidersin, onu terketmezsin! Bu sebeple şeytan o yolda sana vesvese
vererek yanıltmaktan ümidini keser, demektir.
Burada maksad
hakikaten yol değildir. Çünk'ü Allah Teâlâ:
«Şeytan ve
kabilesi sizi, onları
göremiyeceğiniz yerden görürler.»
buyurmuştur. Şu halde
şeytan ondan yolda da korkmaz. Çünkü Ömer onu göremez.» Fakat Nevevî hadîsi
zahiri mânâsına hamletmeyi daha sahih bulmuş ve: «Şeytan her ne zaman Ömer'in
bir yolda giderdiğini görse, ondan korkarak yolunu değiştirir.» demiştir.
1- Hadîs-i
şerîf rıfku mülâyemete delildir.
2- Yine bu hadîs Ömer
(Radiyallahü anh)’ın faziletine delildir.
3- Bir
kimsenin yanına izinsiz girmek doğru değildir.
23- (2398)
Bana Ebû't-Tahir Ahmed b. Amr b. Şerh rivayet,etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah
b. Vehb, İbrahim b. Sa'd'dan, o da babası Sa'd b. İbrahim'den, o da Ebû
Seleme'den, o da Âişe'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} 'den
naklen rivayet etti. Şöyle buyururmuş :
«Sizden önce geçen
ümmetlerde bozan ilham sahipleri bulunurdu. Şayet benim ümmetimde onlardan
biri bulunursa, şüphesiz Ömer b. Hattab onlardandır.»
İbni Vehb :
«Muhaddesûnun tefsiri: Mülhemlerdir.» demiştir.
(...) Bize
Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.
Bize Amru'n-Nakıd ile
Züheyr lı. Harb da rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize İbni Uyeyne rivayet etti.
Her iki râvi İbni
Acîân'dan, o da Sa'd b İbrahim'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet
etmişlerdir.
Bu hadîsin isnadı
için Darekutni, Müslim'e itiraz etmiş ve : «Bunda meşhur
olan İbrahim b. Sa'd 'dan, onun da babasından, onun da Ebû Seleme 'den rivayet
etmesidir. Ebû Seleme: Duydum ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuştur, demiştir. Hadîsi Buhârî de bu tarikden Ebû Seleme'den, o da
Ebû Hüreyre'den rivayet etmiştir.» demiştir.
Ulemâ Muhaddesûn
tâbirinden ne murad edildiği hususunda ihtilâf etmişlerdir, tbni Vehb'e göre
Mülhemûn yâni kendilerine ilham gelenler, demektir. Bâzılarına göre isabet
edenler mânâsına gelir. Bir takımları : Melekler onlarla konuşur mânâsına
geldiğini söylemiş. Buhârî : Dillerine bir şeyin doğrusu geliverir, demiştir.
Hadîs-i şerîf
evliyanın kerametlerini isbat etmektedir.
24- (2399)
Bize Ukbe b. Mükrem El-Ammî rivayet etti. (Pedi ki) : Bize Saîd h. Âmir rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Cüveyriye fo. Esma Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen
haber verdi. İbni Ömer şöyle demiş : Ömer: Rabbime üç şeyde muvafık düştüm : Makâm-i
İbrahim'de, hicaba ve Bedir esirleri hakkında!» dedi.
Tîbî , Hz. Ömer'in bu
sözünü pek beğenmiş ve : «Bu ibare pek güzel ve pek latîfdir. Çünkü Ömer güzel
edebe riâyet etmiş: Rabbim oana muvafakat etti, dememiştir. Halbuki âyetler
ancak Ömer'in yerine ve içtihadına muvafık olarak inmiştir.» demiştir.
İhtimal Ömer
(Radiyallahû anh) kendi fiilinin hadis, Allah'ın kasasının ise kadîm ve her
şeyden önce olduğuna işaret etmek istemiştir,
ska1âni diyor ki: «Üç şeyi tahsis etmekte ziyadesini nefiy yoktur. Zîra
Hz. Ömer'in içtihadına muvafakat birçok şeylerde olmuştur. Bunların
meşhurlarından biri Bedir esirleri, diğeri de münafıkların" izerine cenaze
namazı kılınması meselesidir. Bunların ikisi Sahîh'de mevcuttur. Bizim
alettayin en çok bulabildiğimiz onbeşdir.»
Filhakika sahih bir
hadîsde Ömer (Radiyallahû anh), Peygamber (SallallahU Aleyhi ve Sellem)'in
kadınları bir kıskançlık meselesinde ittifak îttiler de ben : Ola ki o sizi
boşarsa, sizin yerinize Rabbi ona sizden daha aayırli zevceler verir, dedim. Ve
bu hususdaki âyet indi, demiş.
Bundan sonraki
rivayette görüleceği vecihle münafıkların cenaze namazı kıhnmaması fikrinde
bulunmuş, âyet onun fikrine muvafık olarak inmiş; şarabın haram kılınmasında
dahi Öyle olmuştur.
25- (2400)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet
etti. (Şöyle demiş) : Abdullah b. Ubey b. Selûl vefat edince oğlu Abdullah b.
Abdillah, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek bahasını içinde
kefenlemek için gömleğini vermesini istedi. O da verdi. Sonra cenaze namazını
kıldırmasını istedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de namazını
kılmak üzere ayağa kalktı. Derken Ömer Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
'in elbisesini tutarak:
— Yâ Resûlallah! Allah sana onun namazını
kılmayı yasak ettiği halde, onun cenaze namazını kılacak mısın? dedi.
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem):
«Beni Allah sadece
muhayyer bıraktı ve : Onlar için ister istiğfar et ister etme, onlar İçin yetmiş
defa İstiğfar etsen...[3]
buyurdu. Ben yetmişden de ziyâde yapacağım.»
dedi. Ömer:
— Hiç şüphe yok ki, o münafıktır! dedi. Müteakiben Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) onun cenaze namazını kıldı. Ama Allah (Azze ve Celle):
«Onlardan Ölen bir
kimsenin üzerine ebedîyyen cenaze namazı kılma. Kabrinin başında da durma!» [4]
âyetini indirdi.
(...) Bize
bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ ile Ubeydullah b. Saîd le rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Yahya (bu zat Kattan'dır), Ubey-lullah'dan bu isnadla Ebû
Üsame'nin hadîsi mânâsında rivayette bulundu. Şunu da ziyade etti: «Artık
onların cenaze namazını kılmaktan vaz jjeçti, -dedi.»
Bu hadîsi Buhârî
«Cenâiz» ve «Tefsir» bahislerinde tahric etmiştir.
Abdullah b. Übeyy münafıklardandır. Babasının adı
Übeyy, annesinin adı Se1û1'dur. Abdullah her ikisine birden nisbet edilmiş,
kendisine Abdullah b. Ubey b. Se1û1 denilmiştir. Oğlu Abdullah Ashâb-ı
kiramdandır. Resûlüllah \(Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) in gömleğini vermesi, oğlu Abdu11ah'ın hatırını kırmamak
içindir. Bâzılarına göre babasına bir mükâfat olmak ]|üzere vermiştir. Çünkü
Bedir harbinde Hz. Abbâs esir edildiği rakit ona bir gömlek giydirmişti.
ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in [gömleğini vermesine bunların ikisi
de hattâ kavmu kabilesinin müslüman jolması emeli de sebep teşkil edebilir.
Çünkü Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)'in:
«Ona Allah huzurunda
benim gömleğim bir fayda temin edecek değildir. Ama ben bununla onun kavminden
bin kişinin müslüman olmasını ümid ederimj» buyurduğu rivayet olunur.
Hülâsa : Bu meselede
Hz. Ömer dinde sertlik ve münafıklara şid-Idet göstermek taraftarıydı. Resûliîllah
(Sailallahü Aleyhi ve Sellem) ise az çok dinle alâkası olanlara şefkat ve kavmu
kabilesinin müslüman olmasını temin edecek yatıştırma hareketini tasvib
etmişti. Onun yaptığı iki şeyin en güzeli idi. Fakat Teâlâ Hazretleri bundan
böyle münafıkların cenazesini kılmamasını, onlara dua etmemesini emreden
âyetini indirdi. Bu suretle 'Resûliilİah'(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de bu
fiiline son verdi.
Hadîs-i şerîf
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in büyük ahlâkına-delildir. Çünkü
kendisine eziyet eden bir münafığa gömleğini kefen etmek suretiyle iyilikte
bulunmuş; onun için Allah'dan mağfiret dilemiştir. Bu hadîs münafıkların
üzerine cenaze namazı kılmanın ve onlara istiğfarda bulunmanın haram olduğuna
delildir.
26- (2401)
Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyub, (Kuteybe ve İbni Hucur rivayet ettiler.
Yahya b. Yahya : Ahberana, ötekiler: Hadde-senâ tâbirlerini kullandılar.
(Dediler ki) : Bize İsmail (yâni îbnî Cafer) Muhammed b. Ebî Harmele'den, o da
Yesâr'ın iki oğlu Ata' ile Süleyman'dan ve Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan
naklen rivayet etti ki: Âişe şöyle demiş:
Resûlüllah (Sailallahü
Aleyhi ve Stltem) benim evimde iki uyluğunu veya iki baldırını açmış olarak
yaslanmıştı. Derken Ebû Bekr (içeri girmek için) izin istedi. Resûlüllah
(Sailallahü Aleyhi ve SeHem> o halde iken ona izin verdi. Ve konuştu. Sonra
Ömer izin istedi. Yine aynı halde ona da izin verdi. Ve konuştu. Sonra Osman
izin istedi. Resûlülîah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) hemen oturdu. Ve
elbisesini düzeltti. —Râvi Muhammed : Bu bir günde oldu demiyorum, demiş. — Ve
Osman girdi. Onunla da konuştu. O çıktığı zaman Âişe şunları söyledi:
— Ebû Bekr girdi. Ona
güleryüz göstermedin ve aldırış etmedin. Sonra Ömer girdi. Ona da güleryüz
göstermedin, aldırış etmedin. Sonra Osman girdi. Hemen oturdun ve elbiseni
düzelttin!
Bunun üzerine
Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem):
«Kendisinden melekler
utanan bir zattan ben utanmayayım mı?» buyurdular.
27- (2402)
Bize Abdulmelik b. Şuayb b. Leys b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam,
dedemden rivayet etti. Bana Ukayl b. Hâlid, İbra Şihab'dan, o da Yahya b. Saîd
b. Âs'dan rivayet etti. Ona da Saîd b. Âs haber vermiş; ona da Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Selîem)'in zevcesi Aişe ile Osman rivayet etmişler ki:
Ebû Bekr, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına girmek için izin
istemiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Âîşe'nin çarşafına bürünmüş
olarak döşeğinin üzerine uzanmış imiş. Kendisi o halde iken Ebû Bekr'e izin
vermiş ve onun hacetini görmüş, sonra o gitmiş. Bilâhare Ömer izin istemiş.
Aynı halde ona da izin vermiş ve onun da hacetini görmüş. Sonra Ömer gitmiş.
Osman demiş ki: Sonra yanma girmek için ben izin istedim. Hemen oturdu. Âişe'ye
de:
«Elbiseni üzerine
topla!» dedi. Ben de hacetimi gördüm. Sonra ayrıldım. Bunun üzerine Âişe :
— Yâ Resûlallah! Acep
neden Osman'dan endîşe ettiğin gibi Ebû Bekr'le, Ömer (Radiyallahû anhüma'dan
da endişe ettiğini görmedim! demiş. Resûlütlah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Şüphesiz Osman
utangaç bir zattır. Ona bu halde girmek için izin versem hacetini bana
ulaştıramiyacağından korktum!»
buyurmuşlar.
(...) Bize
bu hadîsi Amru'n-Nâkıd ile Hasen b. AH Elhulvânî ve Abd b. Humeyd hep birden
Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş ki) : Bize babam Salih
b. Keysan'dan, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana
Yahya b. Saîd b. Âs haber verdi. Ona da Saîd b. Âs haber vermiş. Ona da Osman
ile Âişe rivayet etmişler ki, Ebû Bekr'i Siddîk, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Seltem)"m yanma girmek için izin istemiş...
Ve râvi, Ükayl'in
Zührî'den rivayet ettiği hadîs gibi nakletmiştir.
Bu hadîs uyluk avretten
değildir diyen Mâlikiler'le, onlara muvafakat eden diğer bir takım ulemânın
delillerindendir. Fakat Nevevî'nin de beyân ettiği vecihle hadîs onlara delil
olamaz. Çünkü râvi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in uylukları mı,
yoksa baldırları mı açık olduğunda şekketmiştir. Şüphe gösteren bir delille ise
kat'î hüküm isbat edilemez.
Hadîs-i şerîf Hz.
Osman'ın meleklerce bile hürmete değecek kıratta büyük bir zat olduğuna ve
utanmanın Melek sıfatlarından sayılacak kadar' güzel bir haslet olduğuna
delildir.
28- (2403)
Bize Muhammed b. Müsennâ El-Anezî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Ebî Adiy,
Osman h. Giyas'dan, o da Ebû Osman En-Nehdî'-den, o da Ebû Mûsa'l-Eş'arî'den
naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bin defa Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) Medine'nin bahçelerinden birinde dayanmış olduğu halde yanındaki bir
değneği su ile çamur arasına dikmeye çalışırken aniden bir adam kapıyı çaldı.
Bunun üzerine
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),
«Aç! Ve onu cennetle
müjdele!» buyurdular. Bir de baktık Ebû Bekr'-miş. Ben ona kapıyı açtım. Ve
kendisini cennetle müjdeledim. Sonra başka bir zat kapının açılmasını istedi.
Resûlüllalı (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) !(yine) :
«Aç! Ve onu cennetle
müjdele!» buyurdular. Ben (kapıya) gittim. Bir de baktım ömer'miş. Ona da
kapıyı açtım ve kendisini cennetle müjdeledim. Sonra başka bir zat kapıyı
çaldı. (Bu sefer) Peygamber (Sailaliahü Aleyhi ve Sellem) oturdu. Ve:
«Aç da onu başa
gelecek bir musibet şartıyle cennetle müjdele!» buyurdular. (Kapıya) gittim.
Bir de baktım (gelen) Osman b. Affan'miş. Ona da kapıyı açtım. Ve kendisini cennetle
müjdeledim. Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem)’in dediğim de söyledim.
Osman:
__Allah'ım sabır! Yahut
yardım dilenecek (merci) Allah'dır, dedi.
(...) Bize
Ebû'r-Rabi' El-Atekî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad, Syûb'dan, o da Ebû
Osman En-Nehdî'den, o da Ebû Musa'l-Eş'arî'den nak-en rivayet etti ki:
Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) bir bahçeye girdi. Bana da kapıyı
beklememi emir buyurdu... demiş.
Râvî Osman b. Gıyâs'ın
hadîsi mânâsında rivayette bulunmuştur.
29- (...)
Bize Muhammed b. Miskin El-Yemâmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b.
Hassan rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman (bu zat İbni Bilâl'dır.) Şerik
b. Ebî Nemr'den, o da Saîd b. Müseyyeb'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) :
Bana Ebû Mûsa'l-Eş'arî haber verdi. Ki kendisi evinde abdest almış, sonra
(dışarı) çıkarak: Bugün mutlaka Resûlüllah (Sallallahıü Aleyhi ve Sellem)’in yanına
gideceğim. Ve onunla beraber olacağım, demiş. Ve mescide gelmiş. Peygamber
(Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'i sormuş :
— O çıktı; şu tarafa doğru gitti, demişler. Ebû
Musa diyor ki: Ben de onu soruşturarak izinden yola çıktım. Nihayet Eriz kuyusuna girdi. Ben de kapıda
oturdum. Onun kapısı hurma dalından
idi. Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve
Sellem) hacetini görüp abdesti alınca kalkarak yanına vardım. Bir de baktım.
Eriz kuyusunun kenarına oturmuş, kuyunun kenarını ortalamış, baldırlarını açmış
ve onları kuyunun içine sarkıtmış. Ona
selâm verdim. Sonra giderek kapının yanma oturdum. (Kendi kendime) Bugün
mutlaka Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’ın kapıcısı olacağım, dedim.
Az sonra Ebû Bekr geldi ve kapıyı çaldı.
— Kim o? dedim. !
— Ağır ol! dedim. Sonra giderek: - Ebû Bekr! cevâbım verdi.
__Yâ Resûlallah!
Bu (gelen) Ebû Bekr'dir. İzin istiyor, dedim.
«Ona izin ver! Ve
kendisini cennetle müjdele!» buyurdu. Ben dönüp geldim ve Ebû Bekr'e :
— Gir! Hem Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) seni cennetle müjdeliyor, dedim. Ebû Bekr girdi. Ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in sağ tarafına
onunla birlikte kuyunun kenarına oturdu. Ayaklarını da Peygamber (Satlallahü
Aleyhi ve Sellem) 'in yaptığı gibi kuyuya sarkıttı. Ve baldırlarını açtı. Sonra
ben (kapı yanma) döndüm ve oturdum. Kardeşimi abdest alırken bırakmıştım. Bana
yetişecekti. (İçimden kardeşimi kasde-derek) Eğer Allah filâna hayr murad etti
ise, onu (buraya) getirir, dedim. Bir de baktım. Bir insan kapıyı kıpırdatıyor:
— Kim o? dedim.
— Ömer b. HattâVım! dedi.
— Ağır ol! dedim. Sonra Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)''e gelerek selâm verdim ve:
— Bu (gelen) Ömer'dir, izin istiyor! dedim.
«Ona izin ver; ve
kendisini cennetle müjdele!» buyurdular. Hemen Ömer'e gelerek:
— İzin verdi. Hem Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) seni cennetle müjdeliyor! dedim. O da girdi. Ve Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'le Dirlikte onun sol tarafına kuyu kenarına
oturdu. Ayaklarını da kuyuya sarkıttı.
Sonra (ben kapı yanma) dönerek oturdum. Ve (kardeşimi kasde-derek) Allah filâna
hayır murad etti ise onu (buraya) getirir, dedim. Derken az sonra bir insan
gelerek kapıyı salladı:
— Kim o? dedim.
— Osman b. Affân'im! cevâbını verdi.
—Ağıf ol! dedim ve
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)^ gelerek kendisine haber verdim:
«Ona izin ver; ve
başına gelecek bir belâ İle birlikte kendisini cennetle müjdele!» buyurdu. Hemen geldim ve:
— Gir! Hem Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) başına gelecek bir belâ ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedim. O
da girdi. Fakat kuyu kenarını dolmuş buldu. Ve Öbür taraftan onların
karşılarına oturdu.
Şerik demiş ki: Saîd
b. Müseyyeb: Ben bunu kabirlerine yordum, dedi.
(...) Bana
bu hadîsi Ebû Bekr b. İshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Ufeyr
rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Süleyman b. Bilâl rivayet etti. (Dedi ki) : Bana
Şerik b. Abdillah b. EM Nemir rivayet etti. (Dedi ki) : Saîd b. Müseyyeb'İ şunu
söylerken işittim : Bana Ebû Musa'l-Eş'arî şurada rivayet etti. Süleyman köşe
tarafına Saîd'in oturduğu yere işaret etti,
Ebû Musa demiş ki:
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemfı murad ederek (evden) çıktım.
Kendisini mallara doğru yol alırken buldum. Ve arkasından gittim. Onu bir malın
içerisine girmiş buldum. Kuyunun çevresine oturdu. Baldırlarını açtı ve onları
kuyuya sarkıttı...
Râvi hadîsi Yahya b.
Hassan'm hadîsi mânâsında nakletmiş, yalnız Saîd'in : «Ben bunu kabirlerine
.yordum» sözünü anmamıştır.
(...) Bize
Hasen b. Ali El-Hulvâni ile Ebü Bekr b. İshâk rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize Saîd b. Ebî Meryem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer b.
Ebî Kesir rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Şerik b. Abdillah b. Ebî Nemr, Saîd b.
Müseyyeo'den, o da Ebû Mûsa'i-Eş'arî'den naklen haber verdi. Ebû Musa şöyle
demiş: Bir gün Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) bir haceti için
Medine'de bir bahçeye çıktı. Ben de izinden çıktım...
Râvi hadîsi Süleyman
b. Bilâl'in hadîsi mânâsında hikâye etmiştir. Bu hadîsde şunu da anmıştır :
«İbni Müseyyeb dedi ki : Ben bunu onların kabirlerine yordum.-Üçü şurada
toplanacaklar. Osman ayrılacak.»
Bu hadîsi Buhârî
«Fedâilü Ashabi-n-Nebi» ve «Fiten» bahislerinde tahric etmiştir.
Hâit: Bahçe demektir.
Mal: Esas.itibariyle
altın ve gümüş gibi milk edinilen şeylerdir. Sonra kıymeti olan her maddeye
mal denilmiştir. Arablarca mal denilince ekseriyetle deve kasdedilir. Burada
maldan murad bahçelerdir.
Bi'rî Erîz: Yerinde de
görüldüğü vecihle Medine'de Kûba'ya yakın bir su kuyusudur. Hz. Osman'ın
parmağından Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'in yüzüğü bu kuyuya
düşmüştü.
Kırf: Kuyunun etrafına
taştan veya ağaçtan çevrilen çemberdir. Aslında yüksek yer demektir.
Hz. Ebû Bekr'le Ömer’in
bu kuyuya ayaklarını sarkıtmaları Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'e
uymak ve onun rahatını bozmamak içindir. Çünkü onun gibi oturmasalar, ihtimal
onlardan utanır. Ve ayaklarını kuyudan çıkarırdı.
Hz, Saîd b.
Müseyyeb'in: «Ben bunu kabirlerine yordum» sözü doğru bir firasetdir. Yâni
üçünün bir arada oturmasını, Öldükten sonra üçünün bir yere defnedileceklerine,
Hz, O sman'in karşılarına oturmasının da vefatından sonra onlardan ayrı, fakat
karşılarına gelen bir yere defnedileceğine yormuştur ki, bunda tamamıyle haklı
olduğunu vukuat göstermiştir. Bugün Hz. Ebû Bekr'le Ömer Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)n iki tarafında Mescid-i Nebevî'de Hz. Osman ise onların
karşılarına düşen «El-Bâki'» kabristanında medfun-durlar.
1- Hadîs-i
şerif üç halifenin ve Ebû Mûsa'l-Eş'arî 'nin faziletine ve cennetlik
olduklarına delildir. Hz. Ebû Musa kendisine yetişmek niyetiyle abdest almakta
olan kardeşinin de yetişerek bu bahtiyarlar araşma katılmasını gönülden
dilemişse de; bu alenî müjde ona nasib olmamıştır. Ebû Musa 'nın Ebû Ruhm ve Ebû
Bürde namlarında iki kardeşi vardır. Muhammed isminde üçüncü bir kardeşi
olduğunu söyleyenler de vardır. Bunların içinde en meşhuru Ebû Bürde olup, ismi
Âmir 'diri O gün beklediği kardeşi ihtimal budur.
2-
Şımarmayacağından emin olmak şartıyle bir insanı yüzüne karşı medhüsenâ etmek
caizdir.
3- Bu hadîs
bir yere girmek için izin isteme hususunda gösterilen terbiye ve nezakete
örnektir,
4- Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Selleın) 'in bu hadîsi bir mucizedir. Nitekim haber
verdiği şekilde zuhur etmiş; Hz. Osman başına gelen bir fitne neticesinde şehid
edilmiştir.
5- Baş
sıkısında Hz. Osman'ın dediği gibi «Vallahul-Müsteân» demek müstehab'dır.
30- (2404)
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî ile Ebû Cafer Muhammed b. Sabbah, Ubeydullah
EI-Kavârîrî ve Sûreye b. Yûnus hep birden Yûsuf b. Mâcişun'dan naklen rivayet
ettiler. Lâfız İbni Sabbah'ındır. (Dedi ki) : Bize Yûsuf Ebû
Selemete'l-Mâcişûn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Münkedir, Saîd b,
Müseyyeb'den, o da Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkâs'dan, o da babasından naklen
rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ali'ye:
«Sen bana Musa'ya
nisbetle Harun /erindesin. Şu kadar var ki, benden sonra Peygamber yoktur.» buyurdular.
Saîd demiş ki : Bunun
üzerine ben bunu Sa'd'dan şifahen işitmeyi diledim ve Sa'd'la görüşerek bana
Âmir'in rivayet ettiğini kendisine anlattım.
— Bunu ben İşittim! dedi.
— Onu sen mi işittin? diye sordum. İki
parmağını kulaklarına koyarak:
Evet! Yoksa bunlar
sağır olsunlar, dedi.
31- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder Şu'be'den
rivayet etti. H.
Bize Muhammed b.
Müsennâ ile İbni Beşşâr d,âhi rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b.
Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'-ibe Hakem'den, o da Mus'ab b. Sa'd b.
Ebî Vakkas'dan, o da Sa'd h, Ebî İVakkas'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş)
: Tebûk gazasında Resûlüllah (Saı'latlahü Aleyhi ve Setlem) Ali b. Ebî Tâlib'i
halife bıraktı. Ali:
— Yâ Resûlallah! Beni
kadınlarla çocukların içinde halife mi bırakıyorsun? dedi. Bunun üzerine :
«Benden Musa'ya
nisbetle Harun yerinde olmana razı değil misin? jŞu kadar var ki, benden sonra
Peygamber yoktur.» buyurdular.
(...) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize balam rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Şu'be bu isnadda rivayet etti.
32- (...)
Bize Kuteybe b. Saîd ile Muhammed b. Abbâd rivayet ettiler. Lâfız da
birbirlerine yakındırlar. (Dediler ki) : Bize Hatim (bu zat İbni İsmail'dir)
Bükeyr b. Mismar'dan, o da Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkas'dan, o da babasından
naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Muâviye b. Ebî Süfyân Sa'd'a emir verdi ve
:
— Ebû't-Türab'a [5]
sövmekten seni ne menetti? dedi. O da :
— Benim söyleyeceğim üç şey var ki; bunları onun
için Resûlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Setleın) söylemiştir. Binâenaleyh ben ona
asla sövemem.
Bu üç şeyden birinin
benim olması bence kızıl develerden daha makbuldür. Ben Resûlüllah (SaHallahü
A leyhi ve Sellem) 'i gazalarından birinde onu yerine bıraktığı, Ali de ona :
— Yâ Resûlallah! Beni kadın ve çocuklarla
beraber mi bıraktın? dediği zaman;
«Benden Musa'ya
nisbetle Harun yerinde olmana razı değil misin? Şu kadar var ki, benden sonra
Peygamberlik yoktur.» buyururken işittim. Hayber gününde de :
«Bu sancağı mutlaka
Allah ve Resulünü seven, Allah ve Resulü de kendisini seven bir zata
vereceğim.» buyururken işittim. Biz sancak için hepimiz uzandık. Fakat o:
«Bana Ali'yi çağırın!»
buyurdu. Ali gözlerinden rahatsız olduğu halde getirildi. Resûlüllah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) onun gözüne tükürdü ve sancağı kendisine verdi. Allah da ona
fethi müyesser kıldı. Şu âyet:
«De ki : Gelin, bizim
ve sizin çocuklarınızı çağıralım...» [6]
inince Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ali'yi, Fatıme'yi ve Hasan'la
Hüseyin'i çağırarak:
«Allahım! Benim ailem
bunlardır.» buyurdu.
(...) Bize
Ebû Bckr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gıınder Şu'be'den rivayet
etti. H,
Bize Muhammed b.
Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b.
Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Sa'd b. İbrahim'den rivayet etti.
(Demiş ki) : Ben İbrahim b. Sa'd b. Sa'ddan, o da Peygamber (Sallallahii Aleyhi
ve Sellem) 'den nakletmiş olmak üzere dinledim ki, Ali'ye :
«Bana Musa'ya nîsbetle
Harun yerinde olmana razı değil misin?» buyurmuşlar.
Bu hadîsi Buhârî
«Meğazî» bahsinde; Nesâî «Kitâbu'l-Menakıb»'de tahric etmişlerdir.
Resûlüllah (SalIallahü
Aleyhi ve Sellem) Hz. A1i'yi Medîne'de kendi yerine bırakarak Tebûk gazasına
gitmiş. Bunu gören münafıklar : «Muhammed Alî'yi istiskal için Medine'de
bıraktı, bunu hiçe saydı.» demişlerdi. Hz. A1i bunu işitince silâhına sarılarak
yolda Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)1e yetişti ve münafıkların
söylediğini ona nakletti. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Yalan söylemişler,
ben seni ancak arkamda bıraktıklarıma halife tayin ettim. Hemen dön. Gerek
benîm ailem, gerekse kendi ailen hususunda benîm halifem ol! Yâ AIi, bana
Musa'ya nisbetle Harun yerinde olmaya razı değil misin?» buyurmuştu.
Kaadî Iyâz diyor ki:
«Rafizîler'den bazıları ile İma-miye vesair Şîa fırkaları hilâfetin Hz. A1i'nin
hakkı olduğunu ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hilâfeti ona
vasiyet ettiğini iddiada bulunmuş ve bu hadîsle istidlal etmişlerdir. Sonra
kendi aralarında ihtilâfa düşmüşler. Raiizî1er Hz. Ali 'den başkasını hilâfete
geçirdiler diye ashâb-ı kiramı tekfir etmiş; bazıları daha ileri giderek Hz.
A1i'ye kâfir demek ietisarmda bulunmuşlardır. Çünkü onlarca A1i
(Radiyaliahüanh) hakkını aramamıştır. Bunların mezhebleri hepsinden bozuk,
akılları da hepsinden fâsitdir. Kavilleri redde veya münazaraya değmez. Bunu
söyleyenin küfründe şüphe yoktur. Çünkü bütün imamların ve ilk müslümanların
küfrüne kail olan kimse şeriatın naklini iptal etmiş ve İslâm'ı yıkmış
demektir. Bunlardan geri kalan taşkınlara gelince: Onlar bu mesleği
tutmamışlardır,traami'ye taifesi ile
Mutezileden bazıları ilk müslümanların Hz. Ali meselesinde
yanıldıklarını söylerler. Onlara kâfir demezler. Hattâ Mutezile 'den bazıları
onları hataya bile nisbet etmezler. Çünkü onlara göre ehli varken daha aşağı
dereceli bir kimseyi halife tayin etmek caizdir.
Halbuki bu hadîsde
onların hiç birine delil yoktur. Hadîsde yalnız Hz. A1i'nin fazileti isbat
edilmekte, onun başkasından efdal yahut başkasının misli olduğuna dair söz
yoktur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''den sonra onun halife
olacağına delâlet de yoktur. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),
Hz. A1i'ye bu sözü kendisini Tebûk gazasında Medine'de kendi yerine bıraktığı
zaman söylemiştir. Hadîsi şerif de müşebbehinbih olan Harun (Aleyhisselâm)\n
Hz. Musa'dan sonra halife olmayıp, onun hayatında hattâ Musa (Aleyhisselâm) m
vefatından kırk sene kadar önce dünyadan gitmesi de bunu te'yid eder.»
Ulemârun beyânına göre
zahir mânâsı itibariyle bir sahabiye müda-hele sayılan hadîslerin te'vili icab
eder. Burada Hz. Muâviye'nin sözü Hz. A1i‘ye sövmesi için açık bir emir
değildir. O yalnız sövmesine ne mâni olduğunu sormuştur. Ve herhalde : «Vera'
ve takvadan dolayı mı, yoksa korku gibi bir şey sebebiyle mi bundan vaz geçtin.
Eğer takva ve ihtiram için sÖğmedinse isabet etmişsin, iyi yapmışsın, başka bir
sebeple vazgeçtinse onun da cevâbı başkadır.» demek istemiştir, ihtimal Hz.
Sa'd, Hz. A1i'ye söğen taife ile berabermişdir. Fakat bu sefer onlarla beraber
söğmemiştir. Muâviye (Radiyaliahü anh) bunu sormuştur. Bu sözün başka te'vile
de ihtimali vardır. O bununla : «Hz. A1i'nin rey ve içtihadında hata ettiğini
söylemekten seni ne men etti. Bu meselede bizim rey ve içtihadımızın güzel,
ofıunsa hatalı olduğunu halka açıklasaydın ya!» demek istemiş de olabilir.
33- (2405)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yakub (İbni Abdirrahman
El-Kââri) Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti
ki: Hayber günü Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Bu sancağı mutlaka
Allah ve Resulünü seven bir adama vereceğim. Alloh onun elinde fethi müyesser
kılacaktır.» buyurmuşlar. Ömer b. Hattâb : Kumandan olmayı ancak o gün diledim,
demiş. Sözüne şöyle devam etmiştir: Sancak için çağrılırım ümidiyle ona uzandım.
Fakat Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ali b. Ebî Tâlib'i çağırdı,
sancağı ona verdi ve :
«Yürü! Allah sana
fethi müyesser, kıiıncaya kadar bakınma!» buyurdu. Derken Ali biraz yürüdü,
sonra durdu ama bakınmadı. Ve :
— Yâ Resûlallah!
İnsanlarla ne Üzerine harbedeceğİm? dîye haykırdı:
«Onlarla Allah'dan
başka ilâh yoktur ve Muhammed Resûlüllahdir, diye şehadet getirinceye kadar
harbet! Bunu yaptılar mı, kanlarını ve mallarını senden korudular demektir.
Ancak hakkıyle olursa o başka! Hesaplan da Allah'a kalmıştır.» buyurdular.
34- (2406)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'l-Aziz (yâni İbni Ebî
Hâzini) Ebû Hâzim'den, o da Sehl'den naklen rivayet etti. H.
Bize yine Kuteybe b.
Saîd rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Yâkub (yâni İbni
Abdirrahman) Ebû Hâzim'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Sehl b. Sa'd haber
verdi ki, Hayber günü Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi
ve Sellem):
«Bu sancağı Öyle bir
adama vereceğim ki, Allah onun elinde fethi müyesser kılacak. Allah'ı ve
Resulünü sever, Allah ve Resulü de onu sever.» buyurmuşlar. Sehl demiş ki:
Artık insanlar o gece sancağı kime verecek diye konuşarak gecelediler.
Sabahlayınca erken erken Resûlüllah (Sallatlahii Aleyhi ve Sellem) 'in yanma
vardılar. Her biri sancağın kendine verilmesini umuyordu. Derken Resûlüllah
(Sallailahü Aleyhi ve Sellem):
«Âli b. Ebî TâIifa
nerede?» diye sordu. Aslıab :
— Yâ Resûlallah! O
gözlerinden rahatsızdır, dediler.
«Hemen ona haber
gönderin!» buyurdu. Arka çığından Ali'yi getirdiler. Resûlüllah {Sallailahü
Aleyhi ve Sellem) onun gözlerine tükürdü ve kendisine dua etti. Ali derhal
düzeldi. Hattâ hiç ağrısı yokmuş gibi oldu. Resûlüllah (SaUallahii Aleyhi ve
Sellem) sancağı ona yerdi. Ali:
— Yâ Resûlallah!
Onlarla tâ bizim gibi oluncaya kadar mı harbede-ceğim? diye sordu. Şöyle
buyurdular :
«Yavaşça gir. Tâ
onların sahasına İn, sonra kendilerini İslâm'a davet et! İslâm'da kendilerine
vâcib olan Allah hakkını onlara haber ver. Vallahi senin.sayende Allah'ın bir
adama hidâyet vermesi, senin için kırmızı develerin senin olmasından
daha hayırlıdır.»
35- (2407)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hatim (yâni İbni
İsmail),.Yezîd b. EM Ubeyd'den, o da Seleme b. Ekva' dan naklen rivayet etti.
Şöyle demiş: Haybcr'de Ali, Peygamber (Salkıllahii Aleyhi ve Sellem)1'den geri
kalmıştı. Gözleri ağırıyordu. Ben Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)''den
geri mi kalacağım, dedi. Ve Ali hemen yola fıkarak Peygamber (Sallailahü
Aleyhi ve Sellem) 'e yetişti. Sabahında Allah'ın fethi müyesser kıldığı
gecenin akşamı olunca Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem):
«Bu sancağı mutlaka
vereceğim yahut bu sancağı yarın mutlaka Allah'ın ve Resulünün sevdiği bir
adam alacaktır. Veya Allah'ı ve Resulünü seven bir adam alacaktır. Allah ona
fethi müyesser kılacaktır.» buyurdu
Bir de ne görelim, lau
zât AH imiş. Halbuki biz onu ummuyorduk. Ashab r İşte Ali! dediler. Resûlüllah
(Sailallahü Aleyhi ve Sellem) de sancağı ona verdi. Ve Allah fethi ona
müyesser kıldı.
Bu hadîsi Buhârî «Cihâd» bahsinde tahric etmiştir.
Hayber gazası hicretin
yedinci senesinde vuku bulmuştur. İbni îshâk'ın Hz. Amr b. Ekvâ'dan rivayet
ettiği bir hadîse göre Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem), Hz. Ebû Bekr'i
Hayber karalarından birine göndermiş : Ebû Bekir (Radiyallahu anh) yahu-dileri
hayli sıkıştırmış ise de kal'a fethedilemeden dönmüş. Ertesi gün Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem), Hz. Ömer'i göndermiş, yahudi-lerle o da harbetmiş, fakat
kal'a yine alınamamış. Nihayet Resûlüllah (Sailallahü A leyhi ve Sellem):
«Yarın bu sancağı
Allah'ın ve Resulünün sevdiği bîr adama vereceğim... ilâh» buyurarak sancağı
Hz. A1i'ye vermiş ve fetih onun eliyle müyesser olmuştur. îbni tshâk'ın
beyânına göre Hayber'in ilk fethedilen kal'ası Nâim'dir. Mahmud b. Seleme orada
şehid edilmiş, kal'adan üzerine bir değirmen taşı atılmıştır.
Hz. Ömer'in kumandan
olmayı ancak o gün diledim, demesi bu kumandanlık Allah'ın ve Resulünün
muhabbetlerine delâlet ettiği ve kal'a o kumandanın eliyle fethedileceği
içindir.
Nevevî'ye göre:
Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. A1i'ye :
«Bakınma...» emrini
vermesinin iki veçhe ihtimâli vardır. Birinci veçhe göre bu sözden zahiri
mânâsı kastedilmiştir. Yâni sağa sola bakınmadan dosdoğru git, demektir. İkinci
ihtimale göre bu sözden murad harbe atılmak ve koşmaktır. Hz. A1i onu birinci
mânâya hamletmiş; icab ettiği halde gözüyle bakınmamıştır. Bazılarına göre
ihtimal buradaki emirden murad : «Düşmanınla karşılaştıktan sonra kal'ayı
fethedineeye kadar oradan ayrılma» demektir.
Kızıl renkli develer
Arablann en kıymetli malları idi. Bir şeyin nefasetini bildirmek için bunları
misal gösterirlerdi. Yerinde de görüldüğü vecihle âhiret umurunu dünya işlerine
benzetmek sadece zihinlere mânâyı yerleştirmek içindir. Yoksa baki olan âhiret
nimetlerinin zerresi dünyalardan daha hayırlıdır.
1- Hadîs-i
şerîf'de Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve sellem)'in kavli ve fiilî mucizeleri
vardır. Kavlî mucizesi kal'anın Hz. A1i tarafından fethedileceğini haber
vermesidir. Nitekim öyle de olmuştur. Fiilî mucizesi ise Hz. A1i'nin gözlerine tükürmesi ve gözlerinin
derhal iyüeşnıesidir.
2- Yine bu
hadîs Hz. Ali 'nin faziletlerine cesurluğuna Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve
Sellem)in emrine son derece riâyetkârhğma, Allah ve Resulünü sevdiğine ve
onların sevgisini kazandığına delildir.
3- Harbden
Önce düşman İslâm dinini kabule davet edilir. Bazıları
bunun mutlak surette
vâcib olduğunu söylemiş, diğerleri ise o ana kadar düşmana İslâm dini tebliğ
edilmemişse bu davetin vâcib olduğuna, tebliğ edilmişse vâcib'değil,
müstehabhğma kail bulunmuşlardır. Bu mesele cihad bahsinin'başında geçmişti.
4- İslâmiyet
harbde ve sulhda kabul edilebilir. «Hesaplan da Allah'a kalmıştır» cümlesinden murad
: Kâfirler şehadet getirirlerse biz
onları serbest bırakırız. Çünkü biz zahire göre hüküm veririz. Kalblerindekini
yalnız Allah bilir, hakikaten iman ettilerse bu kendilerine dünyada da,
âhiretde de faydalı olur. Aksi takdirde münafık sayılırlar ve cehennemi
boylarlar, demektir.
5- Müslüman
olmak için iki kelimeyi şehadeti söylemek şarttır. Dilsizin veya bir mâniden
dolayı konuşamayanın işaretle imanı kâfidir.
36- (2408)
Bana Züheyr b. Harb ile Şûca' b. Mabled hep birden İbnı Jleyye'den rivayet ettiler.
Züheyr dedi ki: Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû
Hayyan rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ye-
b. Hayyân rivayet
etti. (Dedi ki) : Ben Husayn b. Sebrâ ve Ömer b. Vlüslim Zeyd b. Erkam'e
gittik. Yanına oturduğumuz vakit Husayn ona : Gerçekten ya Zeyd sen çok hayırla
karşılaştın. Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve SeUem)'\ gördün; hadîsini
dinledin; onunla beraber gaza ettin; ve arkasında namaz kıldın. Gerçekten yâ
Zeyd, sen çok hayırla karşılaştın. Bize yâ Zeyd! Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) 'den işittiklerini rivayet et! dedi. Zeyd :
Be kardeşim oğlu!
Vallahi yaşım geçti; vaktim ilerledi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'dan bellediklerımin bazısını unuttum. Binâenaleyh size ne rivayet
etmişsem kabul edin, neyi rivayet etmemişsem onu bana teklif etmeyin! dedi.
Sonra şunu söyledi: Bir gün Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke ile
Medine arasında Hum denilen bir suyun başında aramızda hutbe okumak üzere
ayağa kalktı ve Allah'a hamdü-sena etti. Va'z eyledi. Ve hatırlatma yaptı.
Sonra şöyle buyurdu :
«Bundan sonra, dikkat
edin ey cemaat! Ben ancak bir insanım. Rabbİ-min resulü gelip de ona icabet
etmem yakındır. Ben size iki ağır yük bırakıyorum. Bunların birincisi içinde
doğru yol ve nur bulunan Kitâbutlah'dır. Imdİ Kitâbullah'ı alın ve ona
sarılın!» Müteakiben Kitabullah'a terğîb ve teşbîhde bulundu. Sonra :
«Bir de ehl-i beytimi
(bırakıyorum)... Ehl-i beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım!.. Ehl-i
beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım!.. Ehl-i beytim hakkında size
Allah'ı hatırlatırım!..» buyurdu. Husayn
ona:
— Onun ehl-i beyti kimlerdir yâ Zeyd? Kadınları
ehl-i beytinden değil midir? diye sordu. Zeyd :
— Kadınları ehl-i beytlndendir. Lâkin onun
ehl-i beyti ondan sonra sadakadan mahrum olanlardır, cevâbını verdi. Husayn :
— Kimdir onlar? diye sordu.
— Onlar Âli Ali, ÂIı Akîl, Âli Ca'fer ve Âli
Abbâs'dır, dedi. Husayn:
— Bunların hepsi sadakadan mahrum mudurlar?
dedi. Zeyd:
— Evet! cevâbını verdi.
(...) Bize
Muhammed b. Bekkâr b. Reyyân da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hassan (yâni
İbni İbrahim) Saîd b. Mesrûk'dan, o da Yezid b. Hayyan'dan, o da Zeyd b.
Erkam'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet
etti. Ve hadîsi yukarki hadîs gibi Zuheyr'nı hadîsi mânâsında nakletti.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Fudayl
rivayet etti. H.
Bize tshâk b. İbrahim
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir haber verdi.
Her iki râvi Ebû
Hayyan'dan bu isnadla İsmail'in hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Cerir'in
hadîsinde şu ziyade vardır :
«Allah'ın kitabı ki,
onda doğru yol ve nur vardır. Her kim ona tutulur ve onunla amel ederse doğru
yolda olur. Ve her kim ondan yanılırsa sapar.»
37- (...)
Bize Muhammed b. Bekkâr b. Reyyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hassan (yâni
İbni İbrahim) Saîd'den (bu zat İbni Mesruk'dur), o da Yezid b. Hayyan'dan, o da
Zeyd b. Erkam'dan naklen rivayet etti. Zeyd şöyle demiş ; Onun yanma girdik ve
kendisine : Gerçekten sen çok hayır gördün. Gerçekten Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) "m sohbetinde bulundun ve arkasında namaz kıldın...
dedik.
Ve râvi hadîsi, Ebû
Hayyan'm hadîsi gibi nakletmiştir. Yalnız o şöyle demiştir : «Dikkat edin, ben
sizin aranızda iki ağır yük bırakıyorum. Bunların biri Allah (Azze ve Celle)yn\n kitabıdır. O Allah'ın
ipidir. Her kim ona tâbi olursa doğru yolda ve kim terkcderse delâlette olur.»
Bu hadîsde şu ibare de vardır : «Bunun üzerine biz :
__ Onun ehl-i beyti
kimlerdir? Kadınları mı? dedik. Zeyd :
__ Hayır! Allah'a
yemin olsun! Hakikaten kadın zamanın bir kısmında erkekle beraber olur. Sonra
onu boşar da, kadın babasına ve kavmine döner. Onun ebl-i beyti, aslı ve ondan
sonra sadakadan mahrum olan asa-besidir.» dedi.»
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellemj'in Kitabullah ile ehl-i beyti hakkında iki ağır yük tâbirini
kullanması bunların sânı ve ehemmiyeti büyük olduğu içindir, Bazı ulemâya göre
bu hususdaki amel ağır olduğu için bu tâbiri kullanmıştır.
Sadakadan murad
zekâttır.
Âl: Hanedan yâni
şerefli bir sülâlenin fertleri, demektir. Ulemâ Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi
ve Sellem) 'in sülâlesinden kimlerin zekât alamı-yacakları hususunda ihtilâf
etmişlerdir. Hanefîler'le Şafiî1er'e göre bu hadîsde zikri geçen Benî Hâşim'e
yâni Hz. Ali, Akîl, Ca'fer ve Abbâs (Radiyallahu anh) sülâlelerine ve onların
azatlılarına zekât-verilemez.
îmam Mâlik yalnız Benî
Hâşim'e zekât verilemiyece-ğine kail olmuş, bir takımları da bütün Kureyş‘e
zekât verîlemiye-ceğini söylemişlerdir. Bu hadîsde Hz.Zeyd'in Peygamber
(Sallailahü Aleyhi ve Sellem^ in kadınlarını ehl-i beytinden saymaması bütün
Kureyş kabilesini ehl-i beyt kabul edenlerin sözünü iptal İçindir. Filhakika
ez-vâcı tahirat arasında Âişe, Hafsa, Üramü Seleme, Şevde ve Ümmü Habîbe (RadiyaUahu
anh) gibi Kureyş'e men-sub kadınlar vardı.
Hz. Zeyd'in buradaki
iki rivayeti zahiren birbirine zıt görünmektedir. Çünkü birinde Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'm zevcelerini ehl-i beytinden saymış, diğerinde
saymamıştır. Müslim 'den başkalarının rivayetlerinde Hz, Zeyd ekseriyetle ezvâcı
tahiratın ehl-i beyt-ten olmadıklarını söylemiştir. Şu halde birinci rivayetin
te'vili gerekir ve : «Burada kadınlarının ehl-i beyti sayılması onunla beraber
yaşayıp nafakalarım verdiği, onlara hürmet ve ikramda bulunmayı emir buyruduğu
içindir. Yoksa onlar sadaka almak, kendilerine haram olan ehl-i beytte dâhil
değildirler» denir. Nitekim birinci rivayette Hz. Zeyd: «Kadınları ehl-i
beytindendîr. Lâkin onun ehl-i beyti kendilerine zekât almak haram olanlardır.»
diyerek buna işaret etmiştir.
Hablüllah : Allah'ın
ipi demektir. Burada ondan murad Allah'a verilen ahd ve sözdür. Bir takımları
Allah'ın rızası ile rahmetine götüren ise-bepdir demiş; daha başkaları bunun
hidayet nuru olduğunu söylemişlerdir.
38- (2409)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dü'1-Azîz (yâni İbni Ebi
Hâzim) Ebû Hâzİm'den, o da Sehi b. Sa'd'dan naklen rivayet etti. Sehi şöyle
demiş : Medine'ye Mervan hanedanından bir zât vali tâyin edildi. (Bu zat) Sehi
b. Sa'd'i çağırarak Âli'ye sövmesini emretti, Sehi buna razı olmadı. Vali ona
:
— Madem ki, buna razı
olmuyorsun (hiç olmazsa) Allah Ebû't-Tü-rab'a lanet etsin de! dedi.
Bunun üzerine Sehi şunu söyledi:
— Ali'nin kendince Ebû't-Türab'dan daha sevimli
bir ismi yoktu. Bu isimle çağrıldığı vakit gerçekten sevinirdi. Bu sefer vali:
— Bize onun kıssasını haber ver! Ona niçin Ebû
Türab ismi verildi, dedi. Sehi şunu söyledi :
— Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) Fâtıme'nin
evine geldi de Ali'yi evde bulamadı. Ve (Fâtıme'ye)
«Amcan oğlu
nerede?» diye sordu- Fâtıma :
— Aramızda bir şey oldu. Beni kızdırdı da çıktı
(gitti). Yanımda kaylule yapmadı, dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir
insana :
«Bak şu nerede!» dedi.
(Adam gitti.) Geldi ve:
— Yâ Resûlallah, o mescidde uyuyor, dedi.
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de onun yanma geldi. Ali uzanmış;
örtüsü bir tarafından düşmüş, kendisi topraklanmıştı: Resûlüllah (Saliallahü
Aleyhi ve Seiiem) toprağı ondan silmeye başladı, hem..:
«Kalk Eba't-Tiirabî
Kalk Eba't-Türab!» diyordu. Bu hadîsi
Buhârî «Kitâbu's-Salâtda tahric etmiştir. Ebû Türab: Toprak babası demektir. Bu
hadîsde beyan edildiği ve-cihle kendisine Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû
Türab diye hitab ederek latife yaptığı için Hz. Ali bunu künye ittihaz etmiş ve sevmiştir.
Kaylûle:
Yerinde de görüldüğü vecihle günün ortasında uykuya yat-.maktuv Bâzıları uyku
olsun olmasın günün ortasında yapılan istirahata jkaylule denildiğini
söylemişlerdir
Hadîs-i şerif
rnescidde fakirlerle yabancılardan başkalarının da uyulyup kaylule
yapabileceklerine ve kızmamak şartıyle dargın bir kimseye 1 kendi künyesinden
başka bir künye ile hitab ederek şakalaşmanın caiz olduğuna delildir.
Söğme meselesi
hakkındaki te'vili babımızın Muâviye hadîsinde görmüştür.
39- (2410)
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b.
Bilâl, Yahya b. Saîd'den, o da Abdullah b. Amir b. Rabia'dan, o da Âişe'den
naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Bİr gece Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi
ve Seiiem) uykusuz kaldı da:
«Keşke benim
ashabımdan yararlı bir zat bu gece beni korusa.» dedi. Ve silâh sesi işittik.
Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve
Sellem): «Kİm o?» dedi. (Gelen zat) ;
— Sa'd b. Ebî Vakkâs
yâ Resûlallah! Seni korumağa geldim, dedi. Âişe demiş ki: «Bunun üzerine
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
uyudu. Hattâ horultusunu işittim.»
40- (...)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Leys rivayet etti. H.
Bize Muhammed b. Rumh
da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yahya b, Saîd'den, o da Abdullah b.
Âmir b. Rabia'dan naklen haber verdi ki : Âişe şöyle demiş : Resûîüllah
'Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Medine'ye gelişinde bir gece uyuyamadı. Ve:
«Keşke ashabımdan
yararlı bir zat bu akşam beni korusa!» dedi. Biz bu halde iken bir silâh
hışırtısı işittik. Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):
«Kim o?» dedi. (Gelen
zât) :
— Sa'd b. Ebî Vakkas'ım! cevâbını verdi.
Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ona :
«Seni getiren nedir?»
diye sordu. Sa'd:
— İçime Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında bir
korku düştü de onu korumaya geldim, dedi. Bunun üzerine Resûlüllah,
(Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ona dua etti. Sonra uyudu.-
İbni Rumh'un
rivayetinde : «Biz:
— Kim o? dedik...» ifadesi vardır.
(...) Bize
bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'l-Vehhab
rivayet etti. (Dedi ki) : Ben Yahya b.
Saîd'i şunu söylerken işittim. Abdullah b. Âmir b. Rabia'yi dinledim. Şöyle
diyordu: Âişe dedi ki:
Bir gece Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
uykusuz kaldı...
Râvi Süleyman b.
Bilâl'ın hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
Bu hadîsi Buhârî
«KHâbu'l-Cihad» ile «Kitâbu't-Temenni»'de; Tirmizî «Menâkıb»'de; Nesâi «Menâkib»
ile «Siyer» bahislerin muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Peygamber (Sallallahû
Aleyhi ve Sellem) 'in uykusuz kalması hicrette Medine'ye ilk geldiği zaman
değildir. Çünkü Hz. Âişe o zaman yanında değildi. Hz, Sa'd dahi daha önceden
müslüman olmuş değildi. Ulemanın beyânına göre bu hadîs:
«Allah seni
insanlardan korur» âyeti kerîmesi inmezden önce vârid olmuştur. Âyet indikten
sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) korunmaz olmuş. Ashabına da
kendisini korumaktan vaz geçmelerini emir buyurmuştur.
1- Düşmandan
korunmak ve ihtiyatlı olmak gerekir.
2-
Müslümanların hükümdarlarını ölümden korumaları icab eder.
3- Tevekkül
sebeplere tevessüle mâni değildir. Zîra tevekkül; kalbin ameli, sebeplerse
bedenin amelidirler.
4- Hadîs-i
şerîf kendiliğinden bir hayr işleyeni medhüsenâ etmekte ve ona salih kimse
denilebileceğine işaret etmektedir.
5- Bu
hadîsde Hz. Sa'd'm faziletine ve ilham sahiplerinden olduğuna delil vardır.
41- (2411)
Bize Mansûr b. Ebî Müzâhim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim (yâni îbni
Sa'd) babasından, o da Abdullah b, Şeddâd'dan naklen rivayet etti. Abdullah
şöyle demiş : Ben Ali'yi şunu söylerken işittim : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) Sa'd b. Mâlik'den başka hiç bir kimse için annesiyle babasının
isimlerini bir araya getirmemiştir. Çünkü Uhud gününde ona: -,
«At! Babam ve gnnem
sana feda olsun!..» demeye başlamıştı.
(...) Bize
Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler (Dediler ki) : Bize
Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. H.
Bize Ebî Bekir b. Ebî
Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' rivayet etti. H.
Bize Ebû Küreyb ile
İshâk EI-Hanzalî dahi Muhammed b. Bişr'den, o da Mis'ar'dan naklen rivayet
ettiler. H.
Bize îbni Ebî Ömer de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân Mis'ar'dan rivayet etti. Bu râvilerin
hepsi Sa'd b. İbrahim'den, o da Abdullah b. Şeddat'dan, o da Ali'den, o da
Peygamber (Sallallahü A /ey/ı/ ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini
rivayet etmişlerdir.
42- (2412)
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman
(yâni İbni Bilâl) Yahya'dan (bu zât İbni Saîd'dir.) O da Saîd'den, o da Sa'd b.
Ebî Vakkâs'dan naklen rivayet etti. Sa'd şöyle demiş: Gerçekten benim için
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Uhud gününde annesiyle babasını bir
arada zikretti.
(...) Bize
Kuteybe b. Saîd ile İlini Rumh, Leys b. Sa'd'dan rivayet ettiler. H.
Bize İbnü Müsennâ da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Abdü'l-Vehhab rivayet etti.
Her İki râvi Yahya b.
Saîd'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır.
(..,) Bize
Muhammed b. Abbâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hatim (yâni İbni ismail)
Bükeyr b. MUmar'dan, o da Âmir b. Sa'd'dan, o da babasından naklen rivayet
etti ki: Peygamber {battalatıu Aleyhi ve Setıenıj Uhud gününde onun için annesi
ile babasını bir arada zikretmiş, Sa'd şöyle demiş: Müşriklerden bir adam
Müslümanları (n canlarını) yakmıştı. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Ateyhı
ve Setletn/ Sa'd'a :
«At! Babam ve annem
sana feda olsun!» buyurmuştu. Sa'd demiş ki:
O müşrik için uçsuz
bir ok attım ve yan tarafına vurdum. Derhal düştü. Ve avreti açıldı. Bunun
üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seaeni; güldü. Hattâ yan dişlerini
gördüm.
Bu rivayetleri Buhârî
«Cihâd», «Fadâilü Ashab», «Edeb» ve «Meğazi» bahislerinde; Tirmizî «Menâkıb»'de; Nesâî «Elyevm
vel-ieyle»'de; İbnü Mâce «Sünnet» bahsihde muhtelif râvilerden tahric
etmişlerdir.
Hz. Sa'd b. Ebî Vakkâs
sağlıklarında Cennetle müjdelenen on zattan biridir. Hattâbî : «Resûlüllah
(Sallatlahü Aleyhi ve Sellem)'in : Annem babam sana feda olsun! demesi bir
duadır. Onun duaları ise kabule şayestedir.» diyor.
El Mühe11eb Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in annesi ile babasını beraberce zikrederek feda
etmesinin yalnız Hz. Sa'd'a mahsus olduğunu iddia etmişse de; doğru değildir.
Çünkü sahıheynde rivayet olunan bir hadîsde Hz. Zübeyr'e de bu şekilde
söylediği bildirilmektedir. İhtimal ki Hz.
Ali bunu işitmemiştir.
Nevevî başkalarına da
bu şekilde tefdiye yaptığını söylemiştir. [Tefdiye feda olsun cümlesini
söylemektir.)
Müşrik yere düşünce
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in gülmesi ivret mahallinin açılmasından
dolayı değil, amansız düşmanının tepelen-aiğine sevindiği içindir.
1- (Annem,
babam sana feda olsun) şeklinde tefdiye yapmak câiz-lir. Cumhûr-u ulemânın
mezhebi budur. Yalnız Hz. Ömer b. Hattab ile Hasen-i Basrî bunu kerih
görmüşlerdir. Bâzıları müs-lümanın feda edilmesini mekruh saymışlardır. Fakat
sahih olan mutlak surette cevazdır. Çünkü burada hakikî feda yoktur. Bu söz bir
taltif ve muhabbet nişanesi olmak üzere gelişi güzel söyleniverir. Mutlak
surette tefdiyenin caiz olduğunu gösteren birçok sahih hadîsler vardır.
2- Hadîs-i
şerîf atıcılığın faziletine ve hayr işleyen bir kimseye dua etmenin müstehab
olduğuna delildir.
3- Yine bu
rivayetler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nezdinde Ebeveyninin
muhterem ve muazzez olduklarına delâlet etmektedir. Binâenaleyh müslümana
gereken onlar hakkında dilini tutup ileri geri konuşmamaktır.
43- (1748)
Bize Ebû Bekr b. Ehî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ktiler. (Dediler ki) : Bize Hasen b. Musa rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Simâk b. Harb
rivayet etti. (Dedi Ki) : Bana Mus'ab b.
Sa'd babasından rivayet etti ki, Kur'an'dan bazı âyet iter onun hakkında inmiş.
Sa'd şöyle demiş : Sa'd'm annesi [7] dininden [ dönmedikçe ebediyyen onunla
konuşmayacağına ve yiyip içmeyeceğine I yemin etti. Dedi ki:
— Sen Allah'ın annenle
babanı sana vasiyyet ettiğini söylüyorsun. Ben senin annenim, sana. bunu ben
emrediyorum.
Sa'd (devamla) şunu
söylemiş: Annem üç gece bekledi hattâ bîtab-lıktan bayıldı. Bunun üzerine Umare
denilen bir oğlu kalkarak ona su verdi. Annem Sa'd'a beddua etmeye başladı. Az
sonra Allah (Azzeve Ceîie) Kur'ân'da şu âyeti indirdi:
«Biz İnsana annesiyle
babasına güzel muamelede bulunmasını vasiyet ettik. Şayet bana şirk koşman için
seninle mücahede ederlerse [8]
ilah...» Bu âyette şu da vardır : «Ama onlarla dünyada iyi geçin.»
Sa'd demiş ki: Resûlüllah
(Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) büyük bir ganimet almışdi. Bir de baktım
ganimetin içinde bir kılıç var! Hemen onu alarak Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi
ve Seîleın)'e getirdim ve : Bu kılıcı bana bahşet! Ben hâlini bildiğin bir
kimseyim, dedim :
«Onu aldığın yere iade
et!» buyurdular. Ben de gittim tam onu ganimet yerine koymak istediğim sırada
nefsim beni ayıpladı ve tekrar ona dönerek:
— Bunu bana ver!
dedim. Bana sesini şiddetlendirerek :
«Onu aldığın yere
koy!» buyurdu. Bunun üzerine Allah (Azzeve Celle):
«Sana ganimetleri
soruyorlar...»! [9] âyetini indirdi.
Sa'd demiş ki: Ben
hastalandım da Peygamber (Saîlallahü Aleyhi re Sellemj'e haber gönderdim. Hemen
geldi.
— Bana müsaade buyur, malımı dilediğim yere
taksim edeyim, dedim. Razı olmadı.
— Yarısını! dedim. Yine razı olmadı.
— Öyle ise üçte birini! dedim. Ses çıkarmadı.
Artık ondan sonra üçte bir (i vasiyet) caiz oldu.
Sa'd demiş ki : Ensar
ve muhacirlerden müteşekkil birkaç kişinin yanına geldim de :
— Gel seni doyuralım
ve sana şarab sunalım, dediler. Bu mesele şa-rab haram kılınmazdan Önce idi.
Onların yanma bir haş içinde iken vardım, —Haş, bahçe demektir.— Bir de baktım
yanlarında kızartılmış hir deve kellesi, bir testi de §arab var! Onlarla
beraber yedim, içtim. Derken onların yanında ensarla muhacirlerin lâfı oldu.
Ben : Muhacirler ensardaıı daha hayırlıdır, dedim. Bunun üzerine bir adam
başımın iki çenesini yakaladı ve bana o kelle ile vurarak burnumu yaraladı.
Hemen Resûlüllah (SaUalîahü Aleyhi ve SeUem)'e gelerek ona haber verdim.
Müteakiben Allah (Azze ve Celle) benim hakkımda — kendisini kasdediyor —
şarabın hükmünü indirdi:
«Şarab, kumar, dikili
taşlar ve oklar şeytan işi pis şeylerdir.» [10]
44 - (...)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki)
: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Sımak b.
Harb'dan, o da Mus'ab fc. Sa'd'dan, o da babar sından naklen rivayet etti.
(Şöyle demiş) : Benim hakkımda dört âyet indirildi...
Ve râvi hadîsi
Züheyr'in Simak'den rivayet ettiği hadîs mânâsında nakletmiştir. Şu'be'nin
hadîsinde şu ziyâde de vardır : «Yemek vermek istediler mi testinin ağzını sopa
İle açarlar, sonra yiyeceği içine dönerlerdi.»
Yine Şu'be'nin
hadîsinde: «O kelle ile Sa'd'ın burnuna vurdu ve onu yardı. Sa'd'ın burnu yarık
idi.» cümlesi de vardır.
45- (2413)
Bize Züheyr'b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdur-rahman, Süfyân'dan, o
da Mıkdam b. Şureyh'den, o da babasından, o da Sa'd'dan naklen rivayet etti:
«Sabah akşam Rablerine
dua eden kimseleri kovma!» [11]
Benim hakkımda indi, demiş.
Şunu da söylemiş: Bu
âyet altı kişi hakkında inmiştir. Ben ve îbni Mes'ûd onlardanız. Müşrikler ona
: «Sen bunları kendine yaklaştırıyorsun.» demişlerdi.
46- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ehî Şeybe rivayet etti. (Dedi M) : Bize Muhammed b. Abdillah
EI-Esedî İsrail'den, o da Mikdam b. Şureyh'den, o da babasından, o da Sa'd'dan
naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve
Sellem)'\Q birlikte altı nefer idik. Müşrikler Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve
Sellem) :
— Bunları kov! Bize
karşı cüretkârlıkta bulunmasınlar, dediler. (Bu altı kişi), Ben, tbni Mes'ud,
Hüzeyl kabilesinden bir zat, Bilâl ve isimlerini veremiyeceğim iki adam idi.
Resûlüllah (Saliallahü
Aleyhi ve Sellem) 'in kalbine Allah ne diledi ise o geldi. Ve içinden bir
şeyler geçirdi. Bunun üzerine Allah
(Azze ve Cette):
«Allah'ın rızasını
dileyerek akşam sabah ona dua eden kimseleri kovma.» âyet-i kerîmesini indirdi.
Hz. Sa'd kıssası
hakkında «Cihâd» bahsinde «Enfal» babında izahat verilmişti.
Buradaki rivayetlerde
onun faziletini ve hakkında muhtelif ayetler indiğini bildirmektedir. Hz. Sa'd'in
künyesi Ebû.lshâkı idi. Kendisine İslâm'ın süvarisi denir. Ve Allah yolunda ilk
ok atanın o olduğu rivayet edilir. Duası müstecab bir zât idi. Acem
memleketlerinin birçok yerleri onun kumandasında fethedilmiştir. Seksen üç
veya yetmiçüç yaşlarında ellîbeş tarihinde Medine'ye on mil mesafede bulunan
Akîk'de vefat etmiş, cenazesi eller üzerinde Medîne'ye götürülerek «El-Bâki»
namındaki meşhur kabristana defnedilmiştir. Cenaze namazını Mervân b. Hakem
kaldırmıştır. Cennetle müjdelenen on zattan en son vefat eden odur. Hz. Sa'd
ilk müslüman olan yedi kişinin yedincisidir. Annesi onun müslüman oluşuna pek
üzülmüş, eski dinine dönmedikçe yiyip içmeyeceğine yemin etmiştir. Fakat
annesinin bütün ısrarlarına rağmen Hz. Sa'd İslâm dininden dönmemiş ve annesine
hitaben : «Anne, senin yüz tane canın olsa ve gözümün önünde bunlar birer
birer alınsa, ben yine dinimden vaz geçemem. Boşuna üzülme.» demişti. Bunun
üzerine âyet inmiş ve :
«Annenle babam
bilmediğin bir şeyi bana şerik koşman hususunda seninle münakaşa ederlerse,
onlara itaat etme! Ama dünyada onlarla iyi geçini» buyurulmuştur.
Hadîs-i şerîf'de
görüldüğü vecihle kılıç, şarab ve tard meseleleri hakkında da âyet inmesine
Hz. Sa'd sebep olmuştur.
47- (2414)
Bize Muhammed b. Ebi Bekr El-Mukaddemî ile Hâmîd b. Ömer El-Bekrâvî ve Muhammed
b. Abdi'1-A'la rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Mu'temir (bu zât İbni
Süleyman'dır) rivayet etti. (Dedi ki) : Babamdan, o da Ebû Osman'dan naklen dinledim.
Şöyle demiş : Kesûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) ile onun harbetüği
günlerin bazısında beraber bulunanlardan Talha ile Sa'd'dan başka kimse
kalmadı. Bu söz onların hadîslerinden alınmadır.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu Fadâili-Ashabi'n-Nebİ»'de tahric etmiştir,
Hz. Talha cennetle
müjdelenen o zattan biri, İslâm'a ilk giren sekiz kişinin biri, Hz. Ebû Bekr'in
te'siriyle müslüman olan beş kişinin biri ve Peygamber (SaUaüahü Aleyhi ve
Seliem)'in kendilerinden razı olarak dünyadan gittiği altı kişilik şûra
heyetinin biridir. Künyesi Ebû Muh'ammed 'dr. Otuzaltı tarihinde Ceme1
vak'asmda okla vurularak şehid edilmiştir. Birçok rivayetlerden anlaşıldığına
göre kendisini vuran Meryân.b. Hakem'dir. Kaç yaşında vefat ettiği ihtilaflı
ise de ekser ulemânın kavline göre yetmiş beş yaşında şehid edilmiştir. Ceme1 vak'asmda ilk vurulan odur.
Bu hadîsdeki «günlerin
bâzısında» ifadesinden murad Uhud harbidir. Hz. Talha ordu kaçmaya başladığı
zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında kalmıştır.
Bu harbde onun büyük
bir menkabesi vardır.
«Bu söz onların
hadîslerinden alınmadır.» ifadesinden murad : Râvi bû Osman bu hadisi Talha ile Sa'd 'dan dinlemiştir, demektir,
48- (2415) Bize
Amru'n-Nakıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân . Uyeyne Muhammed b.
Münkedir'den, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen rivayet etti. İbni Münkedir
demiş ki: Ben Câbir'i şunu söylerken işittim : Hendek .günü Resûlüllah
(Sallallahü Altyhi ve Seliem) insanları (Cihada) çağırdı. Ve Zübeyr buna
icabet etti. Sonra tekrar çağırdı (yine) Zübeyr icabet etti. Sonra tekrar
çağırdı (yine) Zübeyr icabet etti. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi
ve Seliem):
«Her Peygamberin
havarileri vardır. Benim
havarim de Zübeyr'dir.» buyurdul
(...) Bize
Ebû-Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsame Hi-şam b. Urve'den rivayet
etti. H.
Bize Ebû Küreyb ile
îshâk b. İbrahim hep birden Vekî'den rivayet ettiler. (Demiş ki) : Bize Süfyân
rivayet etti.
Her iki râvi Muhammed
b. Münkedir'den, o da Câbir'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)
'den naklen İbnü Uyeyne'nin hadîsi mânâsında rivayette bulunmuşlardır.
Bu hadîsi Buhârî
«Cihâd» ve «Meğazî» bahislerinde; Tirmizî ile Nesâî «Menâkıb»'de; İbnü Mâce
«Sünnet» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Seliem) in harbe teşvik ettiği ashabı yahudilerden Benî Kureyze
kabilesiyle cenk edeceklerdi. Bir rivayette çağırdığı zevat bu kabileden haber
almağa gideceklerdi. Muhtelif rivayetlerden anlaşıldığına göre bu işi yalnız
başına Zübeyr (Radiyallahu atıh) görmüş, yahudilerin haberini getirmiş. Sonra
harb şiddetlenmiştir.
Havari:
Yardımcı demektir. Bundan dolayı Hz. îsâ'nın samimî arkadaşlarına ve
yardımcılarına Havariyyûn denilmiştir.
Bâzıları kelimenin
elbiseyi beyazlatmak mânâsına geldiğini, Hz. İsâ'nın havarilerinin de
çamaşırcılar olduğunu söylemişlerdir. Ezherî : «Havariyyûn Peygamberlerin hâlis
yakınlanâır> demiştir.
49- (2416) Bize
İsmail b. Halil ile Süveyd b. Saîd ikisi birden İbni Müsbir'den rivayet
ettiler. İsmail dedi ki: Bize Âli b. Müshir, Hişarn b. Urve'den, o da
babasından, o da Abdullah b, Zübeyr'den naklen haber verdi. Abdullah şöyle
demiş : Hendek günü ben ve Ömer b. Ebî Seleme kadınlarla birlikte Hassan'm
kal'asında idik. Bâzan o bana belini eğiltir ben bakardım, Bazan da ben ona
belimi eğiltir, o bakardı. Babamı atı üzerinde silâh içinde Benî Kureyza'ya
geçtiği vakit tanırdım.
Râvi diyor ki: Bana
Abdullah b. Tirve dahi Abdullah b. Zübeyr men aklcn haber verdi. Abdullah demiş
ki: Ben bunu babama andım da'.
— Beni gördün mü oğulcuğum? dedi. - Evet!
cevâbını verdim.
— Beri bak! Vallahi o gün Resûlüllah
(SalîallahÜ Aleyhi ve Se!km) benim için anne ve babasını cem ederek:
«Babam ve annem sana
feda olsun...» buyurdular, dedi.
(...) Bize
Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme, Hişam'dan, o da
bahasından, o da Abdullah b. Züheyr'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:
Hendek (harbi) günü gelince ben ve Ömer b. Ebü Seleme kadınların yâni
Peygamber(Sallallahii Aleyhi ve Sellem) 'in kadınlarının bulunduğu kal'ada
idik...
Râvi hadîsi tbni
Müshir'in bu isnaddaki hadîsi mânâsında nakletmiş. O "bu hadîsde Abdullah
b. Tirve'yi anmamıştır. Lâkin kıssayı Hîşâm'ın babasından, onun da İhni
Zübeyr'den naklettiği hadîse dere etmiştir.
Anlaşılan kal'a
içerisinde kimi Abdullah b. Zübeyr belini eğittir arkadaşı sırtına basarak
dışarda olup biteni seyreder, kimi de arkadaşı eğilir Hz. Abdullah onun sırtına
basarak dışarı bakarmış. Hz. Abdullah b. Zübeyr hicret senesi Medine'de doğmuştur.
Hendek harbi ise sahîh rivayete göre hicretin dördüncü yılında olmuştur. Şu
halde bu vak'ayı gören Hz. Abdullah o zaman tam dört yaşında bile değildir. Bu
da gösteriyor ki, cumhûr-u muhaddisi-nin: «Beş yaşma varmadıkça bir çocuğun
hadîs dinlemesi sahîh olmaz» sözleri doğru değildir. Nevevî : «Doğrusu çocuk
temyize kadir olduğu zaman dört yaşında, yahut daha küçük de olsa hadîs
dinlemesinin sahîh olmasıdır.» diyor.
Hadîs-i şerîf Hz.
Abdul1ah b. Zübeyr'in bu yaşta bu vak'ayı güzelce zabdetmiş olmasiyle
menkabesine delildir.
50- (2417)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'1-Aziz (yâni îbni
Muhammed) Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti
ki: Resûlüllah (SatlailahU Aleyhi ve Sellem i, Ebû Bekr, Ömer, Osman, AH, Talha
ve Zübeyr Hira dağının üzerinde bulunuyorlarmış. Derken kaya sarsılmış. Bunun
üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Sakin ol! Senin
üzerinde ancak bir peygamber yahut sıddık, yahut şehid bulunmaktadır.» buyurmuşlar.
(...) Bize
Ubeydullah b.tMuhammed b. Yezîd b. Huneys ile Ahnıed b. Yûsuf El-Ezdî rivayet
ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmail b. Ebî Üveys rivayet etti. (Dedi ki) : Bana
Süleyman b. Bilâl, Yahya b. Saîd'den, o da Süheyl h. Ebî Sâlih'den, o da
babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki: Resûlüllah (Sattatlahü
Aleyhi ve Sellem) Hira dağının üzerinde bulunuyormuş. Derken dağ sallanmış.
Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem):
«Sakin ol Hira! Senin
üzerinde ancak bir Peygamber yahut sıddık yahut şehid bulunmaktadır.» buyurmuşlar. Dağın
üzerinde Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) ile Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübey ve Sa'd b. Ebi Vakkâs
(Radiyallahû anhûm) bulunuyorlarmış.
Bu hadîs-i şerîf
Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Selle m) 'in mucizelerini haber vermektedir.
Bunlardan biri Hira dağına: «Sakin ol!» demesi demesi ve dağın sallanmaz
olmasıdır. İkincisi yanındaki zevatın şehid olacaklarını bildirmesidir.
Nitekim Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Seilem) ile Hz. Ebû Bekr'den maadası şehid edilmişlerdir.
Bunlardan Ömer, Osman, Âlî, Talha ve Zübeyr (Radiyallahu anh) zulmen şehid
edilmişlerdir. Üç halifenin kıssaları meşhurdur. Hz. Zübeyr harbi terk ederek
dönerken Basra 'ya yakın «Vad'i-s-Sıba'» denilen yerde şehid edilmiş, Talha
(Radiyallahu anh) dahi harbi terk ederek ordudan uzaklaşırken kendisine bir ok
isabet etmiş ve ölümüne sebep olmuştur. Sahih hadîsin haber verdiğine göre
zulmen öldürülen bir müslüman şehiddir. Bundan murad âhiret hükümleri hakkında
şehid sayılıp, şehidler sevabına nail olmasıdır. Yoksa böyleler! dünyada
yıkanarak üzerlerine namazları kılınır. İkinci rivayette bunlarla beraber Sa'd
b. Ebi Vakkas Hazretleri de zikredilmiştir. Kaadî Iyâz :' Cennetle müjdelendiği
için ona da şehid denildiğini söylemiştir.
Gerçi hadîsde sıddîk
ve şehid «ev» edâtıyla atfedilmişlerse de burada ondan ya nevi kastedilmiştir
yahut (vav) mânâsında kullanılmıştır.
Hadîs-i şerîf bu
zevatın faziletlerine, cemâdatta temyiz bulunduğuna, şımarmıyacağı bilinmek
şartıyle bir insanın yüzüne karşı tezkiye ve med-hetmenin caiz olduğuna
delildir.
Hira dağı Mekke 'nin
şimalinde dört, beş kilometre mesafede bir dağdır. Besûlüllah (Sallaliahü
Aleyhi ve Seilem)'e Kur'ân-ı Kerîm 'in ük âyetleri burada nazil olmuştur.
51- (2418)
Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Nümeyr ile Abde
rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hişam, babasından rivayet etti. (Demiş
ki) : Bana Âişe : «Vallahi senin iki baban kendilerine yara isabet etmişken,
Allah ve Resulüne icabet edenlerdendir.» dedi.
(...) Bize
bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm bu i sn ad la rivayet etti. «Âişe bununla
Ebû Bekr ve Zübeyr'i kasdediyor» cümlesini de ziyâde etti.
52- (...)
Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize İsmail, Behiy'den, o da Urve'-den naklen rivayet etti.
Urve (Şöyle demiş) : Bana Âişe: «Senin iki baban kendilerine yara isabet
etmişken, Allah ve Resulüne icabet eyleyen kimselerdendir.» dedi.
Hz. Âişe 'nin Urve'ye
: «Senin iki baban...» diye hitab etmesi, Urve, kız kardeşi Esma 'nin oğlu
olduğundandır. İki babadan biri Urve 'nin kendi babası Zübeyr, diğeri de dedesi
Ebû Bekr'-dir. Bu da icabında dedeye baba demenin caiz olduğunu gösterir.
«Müslim» sarihlerinden
Übbî'nin beyânına göre Hz. Âişe bu hadîsi ile «Hamraü'1-Esed» vak'asına işaret
etmiştir. Vak'a şudur: Uhud harbinden dönüşde müslümanlar aldıkları yaralardan
pek bîtâb düşmüşlerdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemj, Ebû Süfyân'm
müs-lümanları mağlûb ve perişan göstererek onlara tekrar hücum etmesinden
endişelenerek müslümanlara:
«İçinizde düşmanı
takibe çıkacak bir kimse yok mu?» diye seslenmiş. Hemen Hz. Ebû Bekr'le Hz.
Zübeyr ortaya çıkmış ve yetmiş kişi hazırlayarak düşmanı takip etmişlerdi. Ebû
Süfyân, Uhud'-dan ayrıldıktan sonra Ravha'ya gitmiş, orada yapmak istediği işi
neden yarıda bıraktığına pişman olmuş, düşünmeğe başlamıştı. Düşmanı ta-kib
eden müslümanlar Mekke 'den sekiz mil uzakta bulunan «Ham-raü'l-Eseds'e kadar
gitmişlerdi. ResûlüHah (Sallallahü Aleyhi ve.Seilem) burada Huzâa'um reisi
Ma'bed ile karşılaştı. Huzâa1ı1ar alenen müslüman olmamakla beraber kalben
müslümanlara meyyaldiler. Ma'bed, Ebû Süfyân 'a giderek Peygamberimizin ashabı
ile birlikte gelmekte olduklarını söylemiş, Ebû Süfyân da hücumdan vaz geçerek
Mekke'ye doğru yürümüştü. Müverrihler bu hâdiseye «Hamraü'1-Esad» vak'a'sı
derler. Ve onu müstakil bir gaza gibi kaydederler.
53- (2419)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Uleyye, Halid'den
rivayet etti. H. Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail
b, Uleyye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid, Ebû Kılâbe'den naklen haber
verdi. (Demig ki) : Enes şunları söyledi:
Resûlüllah (Sallailahü
Aleyhi ve Sellem):
«Hor ümmetin bir emini
vardır, bizim eminimiz de ey Ümmeti Ebû
Ubeyde b. Cerrâh'dir.» buyurdular.
54- (...)
Bana Amru'n-Nâkid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Affân rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Hammad (bu zât İbni Seleme'dir.) Sâbit'-den, o da Enes'den naklen
rivayet etti ki: Yemenliler Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setlemfa gelerek;
Bizimle birlikte bizlere sünneti ve İslâm'ı öğretecek bir zât gönder,
demişler. Enes demiş ki: Hemen Ebû Ubeyde'nin elinden tuttu ve:
«Bg ümmetin emini
budur.» buyurdular.
Bu hadîsi Buhâri
«Fedâili Eshab» ve «Meğazi» bahislerinde; Nesâî «Menâkıb»'de tahric etmişlerdir.
Emin: Güvenilir kimse
demektir. Emânet meselesinde diğer Ashab-i kiram da Ebû Ubeyde'ye ortak ise de,
burada maksad onda bu hasletin diğerlerinden daha fazla olduğunu anlatmaktır.
Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ashabının büyüklerinden her birini bir
faziletle vasfeder. Bu faziletin o zatta diğerlerinden fazla olduğuna işaret
buyururdu. Tirmizî'nin Katâde
tarikiyle Hz. Enes 'den rivayet ettiği
bir hadîs bunu izah eder. Mezkûr hadîsde Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem):
«Ümmetimin ümmetime en
merhametlisi Ebû Bekr; Allah'ın emri hususunda en şiddetlisi Ömer, haya
itibariyle en sadıkı Osman, helâl ve haramı en iyi bileni Muâz b. Cebel; en
İyi ferâiz bİîeni Zeyd b. Sabit; en güzel Kur'ân okuyanı da, Ubeyy b.
Ka'b'dır. Her ümmetin bîr emini vardır. Bu ümmetin emini iste Ebû Ubeyde b.
Cerrah'dir.» buyurmuştur. Hadîsi İbni
Hıbbân dahi rivayet etmiştir.
55- (2420)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbni
Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Ebû İshâk'i Sile b. Züfer'den, o da
Huzeyfe'den naklen rivayet ederken dinledim, Hu-zeyfe şöyle demiş: Necranhlar
Resûlüilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek': Yâ Resûlallah! Bize emin
bir zât gönder! dediler. Bunun üzerine :
«Size hakkıyle emin,
hakkıyte emin bir zât göndereceğim!» buyurdular. Halk bu vilâyete ermek için
hemen ileri atıldılar. Fakat o Ebû Ubeyde b. Cerrâh'ı gönderdi.
(...) Bize
İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Dâvud El-Haferî haber
verdi. (Dedi ki) : Bize Süfyân, ü& İshâk'dan bu isnadla bu hadîsin
benzerini rivayet etti.
Bu hadîsi Buhârî
«Fadâili Ashab», «Haberi Vâhid» ve «Meğari»
bahislerinde Tirmizî
ile Nesâî «Menâkib»'de; İbiîü Mâce
«Kitâbu's-Sünne»'de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Necran :
Yemen'de bir yerdir. Necranhlar 'dan murad Âkıb Seyyid, Ebû'l-Haris b. Alkame,
kardeşi Kurs, Evs, Zeyd b. Kays, Şeybe, Huveylid, Amr ve Ubeydullah namlarındaki
zevattır. İbni Sa'd'm beyânına göre
bunlar Hicretin dokuzuncu senesinde on dört kişilik bir hey'et olarak
gelmişlerdir. Hepsi eşrafdan imişler. O zaman henüz hıristiyan bulunuyorlarrmş.
Çok geçmeden içlerinden Seyyid ile Âkıb Resûlüllah [Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'e gelerek müslüman olmuşlardır. Bu zevat Mescidi Nebevî'ye zinetler ve
güzel elbiseler içinde girmişler, ikindi olmuş kalkarak şarka doğru ibadete
başlamışlar. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sc'lcm) ashabına bunlara bir şey
dememelerini tembih buyurmuş. Onunla Ebû'l-Hâris, Seyyid ve Âkıb konuşmuşlar
ve kendilerine emin bir zatın gönderilmesini istemişler. O da EbuUbeyde b.
Cerrah'ı göndermiş.
Ashab-ı kiramın
ileriye atılmaları, her biri va'd edilen eminin kendisi olmasını dilediği
içindir. Yoksa Vali olmakta gözleri olduğu için değildir.
56- (2421) Bana
Ahmed b. Hanbel rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süf-/ân b. Uyeyne rivayet etti.
(Dedi ki) : Bana Ubeydullah b. Ebî Yezid, Nâ-V b. Ciibeyr'den, o da Ebû
Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahiı Aleyhi •>? Sellemyden naklen
rivayet etti ki: Hasan için :
«Allah'ım! Ben bunu
seviyorum, onu sen de sev! Onu seveni de sev!» üye duâ buyurmuşlar.
57- (...)
Bize İbni Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Ubeydullah b. Ebî
Yezid'den, o da Nâfi' b. Cübeyr b. Mut'im'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen
rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (SaliailahU Aleyhi ve Setlem)'\e
birlikte günün bir kısmında sokağa çıktım. O benimlen konuşmuyor. Ben de onunla
konuşmuyordum. Nihayet Benî Kaynuka Pazarına geldi. Sonra ayrıldı gitti. Ve
Fâtıme'nin evine gelerek:
«Ufaklık burada mı?
Ufaklık burada mı?» diye sordu. Hasan'ı kastediyordu. Anladık ki, annesi onu
tertemiz yıkayıp giydirmek ve boynuna güzel kokulu gerdanlık takmak için
alıkoymuş. Çok geçmeden koşarak geldi. Ve birbirlerine sarmaştılar. Bunun
üzerine Resûlüllah {Salİallahü Aleyhi ve Sellem):
«Allah'ım! Ben bunu
seviyorum. Onu sen de sev! Onu seveni de sev!» diye dua buyurdular.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'1-Büyu'» ile «Kitâbu'l-Libas»'da; Nesâî «Kitâbu'l-Menâkıb»'de; İbni
Mâce «Sünnet» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Hz. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yolda Ebû Hüreyre ile konuşmaması ihtimal vahy
veya başka bir hususa dair düşündüğünden, Ebû Hüreyre 'nin konuşmaması ise
hürmet ve tevkîrin-dendir. Ashab-ı kiramın âdetleri bu idi. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de konuşmak için neşat görmezlerse hürmeten onlar
da susarlardı.
Lükâ':
Lügatte alçak, köle, pisT ahmak ve sıpa gibi birçok mânâlara gelirse de, burada
bu mânâların hiç biri murad değildir. Burada ondan küçük kastedilmiştir. Zâten
Benî Temîm'in lehçesinde lükâ' küçük demektir. Bilâl b. Cerîre bu kelimenin
mânâsı soruldukta : «Bizim lehçemizde lükâ' küçük demektir.» cevâbını
vermiştir.
Sihâb: Karanfil, misk
ve öd ağacı gibi şeylerden yapılan ve çocukların boynuna takılan gerdanlıktır.
1- Hadîs-i
şerîf Ashab-ı kiramın
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e karşı gösterdikleri sonsuz
hürmet ve tevkîre delildir.
2-
Çocukların boynuna gerdanlık gibi zînetler asmak caiz ve onları bilhassa
büyüklerin huzuruna çıkacakları vakit yıkayıp temizlemek müs-tehabdır.
3- Çocuklara
acıyarak onları sevmek kendileriyle şakalaşmak müs-tehabdır.
4- Çocuklara
olsun, büyüklere karşı olsun tevazu göstermek müste-habdır.
5- Sarmaşmak
caizdir. Fakat bu husûsda ihtilâf vardır. Muhammed b. Şîrîn,
Abdullah b. Avn , İmam A'zam ve
îmam Muhammed sarmaşmanın mekruh olduğuna kaildirler.
Şa'bi, Ebû Miclez,
Amr b. Meymûn,
Esved b. Hilâl ve İmam Ebû Yûsuf'a göre sarmaşmakta bir beis yoktur.
Her iki tarafın istidlal ettikleri hadîsler vardır. Tahâvî, As-hab-ı kiramdan bir cemâatin
sarmaşırdıklarım rivayet etmiş ve : «Bu gösterir ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seiiem) 'den
sarmaşmanın mubah olduğuna dair rivayet
edilen hadîs sonraları vârid olmuştur.
Yasaklama hadîsi daha öncedir.» diyerek yasak hükmünün neshedildiğine
işaret etmiştir. «Ettelvih» nam eserde de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellemy'm Hz, Hasan'la "sarmaşması onu mubah kılmaktır, denilmiştir.
Erkekle erkeğin sarmaşmasına
gelince : Bunu İmam Mâlik kerih görmüş, bid'at olduğunu söylemiş; Süfyân ve
başkaları ise müstehab olduğunu bildirmişlerdir. Nevevî: «Sahih olan da budur.
Ekser ulemâ ve mahakkıklerin mezhebi budur. Bu mes'eled'e İmam Mâlik ile Süfyân
münazarada bulunmuşlar. Süfyân , Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in
Ca'fer'le sarmaşdığını söylemiş. İmam Mâlik: Bu ona mahsustur, demişse de; Süfyân':
Delil olmaksızın bunu tahsis eden nedir? diye mukabele etmiş. İmam Ma1ik susmuştur.» diyor.
Kaadî Iyâz: «İmam
Mâlik'in sükûtu Süfyân'm sözünü kabul ettiğine delildir.» demiştir.
Hanefî1er'den
«Elhidâye» sahibi Merğînânî bu mesele hakkında şunları söyler : «Hilaf bir
gömlek içinde sarmaşmanın caiz olup olamıyacağı hususundadır. Sarmaşan kimsenin
üzerinde entari veya cübbe gibi bir şey bulunursa sarmaşmakta ulemamızın
ittifakıyle bir beis yoktur. Sahih olan da budur.»
6- Hadîs-i şerîf Hz. Hasan'm faziletine delil ve
onu sevmeye şevîkdir.
58- (2422)
Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Şu'be Adiy'den rivayet etti. (Bu zât îbni Sâbit'tir, demiş ki)
: Bize BeraJ b. Âzib rivayet etti. (Dedi ki) : Hasan b. Ali'yi, Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in onıuzunda gördüm. Kendisi:
«Allah'ım! Ben bunu
seviyorum; onu sen de sev!» diye duâ ediyordu.
59- (...)
Bize Muhammed b. Beşşâr ile Ebû Bekr b. Nâfi' rivayet ettiler. İbnü Nâİi' dedi
ki: Bize Gunder rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Adiy'den (bu zat İbni
Sabit'dir.) O da Bera'dan naklen rivayet etti. Bera' şöyle demiş : Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Hasan b. Alî'yi omuzuna koyduğunu gördüm:
«Allah'ım! Ben bunu
seviyorum; onu sen de sev!» diyordu.
Bu hadîsi Buhârî
«Kİtâbu-Fedâili Ashab»'da; Tirmizî ile Nesâî
«Kitâbu'l-Menâkıb»'de tahric etmişlerdir.
Hadîs-i şerîf
çocukları okşayıp sevmenin müstehab olduğuna, yüzie-rindeki rutubet ve benzeri
şeylerin temizliğine delildir. Nevevî: «Bu gibi şeylerden korunulacağı selefden
nakledilmemiştir. Halbuki çocuklar ekseriyetle bunlardan hâli kalmazlar.»
demiştir.
60- (2423)
Bana Abdullah b. Rûmi El-Yemâmî ile Abbâs b. AbdîV-Azîm El-Anberî rivayet
ettiler. (Dediler ki) : Bize Nadr b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
İkrime (bu zât îbni Ammâr'dır.) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tyâz babasından
rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ben Hasan ve Hüseyn'le birlikte Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'in alaca katırım yettim. Kendilerini ta Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hücresine götürdüm. Biri önünde, birr
arkasında idi.
Bu hadîs de Hz. Hasan'la
Hüseyn'in faziletlerine delildir. Onların faziletlerini gösteren daha nice
hadîsler vardır.
Hasan 'la Hüseyin
(Radiyallahu anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m kızı Hz. Fâtıme'nin
oğullarıdır. Hasan (Radiyallahu atık) hilâfeti Allah rızası için terketmiş,
ResûîüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in bir mucizesi bu suretle tahakkuk
eylemişti. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}:
«Hasun'ic Allah iki
taifenin arasmı yatıştıracaktır.»
buyurmuştu, Nitekim öyle de oldu.
Bu taifelerden biri rîz. Hasan 'm, diğeri Muâviye'nin idi. Hasan (Radiyallahu
anh) kırk dokuz tarihinde Medîne'de zehirlenerek vefat etmiştir. Kardeşi Hüseyn
(Radiyallahu anh)ı ise altmış bir tarihinde Kerbelâ'da Âşûre günü Sinan b. Enes
namında biri şehid etmiştir.
Hadîs-i şerîf, hayvan
takat getirebildiği takdirde üzerine üç kişinin binebileceğine delildir.
61- (2424)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe Üe Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet ettiler.
Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Bişr Zekeriyya'dan, o da
Mus'ab b. Şeybe'den, o da Safıyye binti Şeybe'den naklen rivayet etti. (Demiş
ki) : Âişe şunları söyledi: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), üzerinde
siyah yünden ma'mul nakışlı bir örtü olduğu halde sabahlayın (evden) çıktı.
Derken Hasan b. AH geldi. Onu örtünün içine aldı, sonra Hüseyn geldi, o da
beraberinde girdi. Sonra Fâtime geldi. Onula içeri aldı. Sonra Ali geldi. Onu
da içeri aldı. Sonra :
«Ey Ehl-i Beyt! Allah
ancak ve ancak sizden ricsİ gidermek ve sizi tertemiz paklamak istiyor.» [12]
âyetini okudu.
Mırt: Kisâ'
yâni kilim demektir. Mirt-i Murahhal: Üzerine deve semerleri resmedilen kilim
veya Örtü demektir.
Rics:
Bazılarına göre şek, diğer bazılarına göre azab demektir. Günah mânâsına
geldiğini söyleyenler de vardır. Ezherî: «Rics, her iğrenç amelin ismidir.»
demiştir.
Hadîs-i şerif
Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Sellemy'm kadınlarının da ehl-i beytinden
sayıldığına ve ehl-i beytinin faziletlerine delildir. Çünkü âyetin üst
tarafında Peygamber'in kadınlarına hitab edilmiştir.
62- (2425)
Bize Kuteybe h. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'-kub b. Abdirrahman
El-Kaâri, Musa b. Ukbe'den, o da Salim b. Abdillah'-dan, o da babasından naklen
rivayet etti. Ki; babası şöyle diyormuş: Biz Zeyd b. Hârise'yi, Zeyd b.
Muhammed'den başka bir isimle çağırmıyorduk. Nihayet Kur'ân'da:
«Onları babalarınm
adları ile çağırın. Allah indinde bu daha âdilâne bir harekettir.» [13]
âyeti indi.
Şeyh Ebû Ahmed
Muhammed b. İsa (Dedi ki) : Bize Ebû'l-Abbas Es-Serrâc ile Muhammed b. Abdillah
b. Yûsuf Ed-Düveyrî haber verdiler. (Dediler ki) : Bize Kuteybe b. Saîd bu
hadîsi rivayet etti.
(...) Bana
Ahmed b. Saîd Ed-Bârimî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Habbân rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Musa b. Ukbe rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Salim. Abdullah'dan bu hadîsin mislini rivayet etti.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu't-Tefsir-'de; Tirmizî «Tefsir» .île «Menâkıb»de'; Nesâî dahi «TefsûVde
tahric etmişlerdir.
Hz. Zeyd b. Harise
cahiliyyet devrinde esir edilmişti. Kendisini Hâkim b, Hızâm halası Hatice
için satın almıştı. Ondan da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hibe
olarak aldı. Bu haber babasının kulağına erişince fidyesini vererek onu geri
almak için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ıe geldi.
Resûlullah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Zeyd'i muhayyer bıraktı. İsterse onun yanında kalacak,
dilerse babasıyle beraber gidecekti. Zeyd (Radiyallahu anh) onun yanında
kalmayı tercih etti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de kendisini evlâtlık
edindi. Ve ona Ümmü Eymen'i nikahladı. Artık herkes Hz. Zeyd'e, Zeyd b. Muhammed
diyordu. Hz. Zeyd'in Ümmü Eymen 'den Üsâme namındaki oğlu dünyaya geldi.
Arablarda başkasının
çocuğunu evlât edinmek âdeti vardı. Birisini evlât edindiler mi, artık o çocuk
o hanenin öz evlâdı sayılır, mirasa da iştirak ederdi. Nihayet bu husûsda âyet
inerek bu âdet yıkılmış, evlât edinmekle kimse kimsenin oğlu veya kızı sayılamıyacağı
bildirilmiş, evlâtlıkları babalarının adlarıyie çağırmaları emrolunmuştur.
Bunun üzerine
Hz. Zeyd azatlı
kölelerden ilk müslüman olandır. Bir rivayette Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'! ilk gördüğü gün müslüman olmuş, diğer bir rivayete göre babasının
kendisini almak için geldiği gün îslâ-miyeti kabul etmiştir. Hadîs-i şerîf Zeyd
(Radiyallahu anh) 'm faziletine delildir. Onun faziletlerinden biri de Kur'ân-i
Kerîm'de isminin zikredilmesidir.
63- (2426)
Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve İbni Hucr rivayet ettiler.
Yahya b. Yahya : Ahberanâ, Ötekiler: Hadde-senâ tâbirini kullandılar. (Dediler
ki) : Bize İsmail (yâni İbni Ca'fer) Abdullah b. Dinar'dan naklen rivayet etti
ki: Kendisi İbnü Ömer'i şunu söylerken işitmiş: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) bir ordu gönderdi de üzerlerine Üsame b. Zeyd'i kumandan tayin etti.
Halk onun kumandanlığına ta'n ettiler.
Bunun üzerine Resûlullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayağa kalkarak şöyle buyurdu:
«Siz bunun kumandanlığına
dü uzatıyorsanız, bundan önce onun babasının kumandanlığına da dil
uzatıyordunuz. Allah'a yemin olsun ki, o kumandanlığa lâyık idi. Ve gerçekten
benim için insanların en sevimlile-rindendi. Hiç şüphe yok ki, ondan sonra bu
da benim için insanların en sevimlilerindendîr.»'
64- (...)
Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme,
Ömer'den (yâni İbni Hamza'dan), o da Sâlim'den, o da babasından naklen rivayet
etti ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Minber üzerinde olduğu halde
Üsame b. Zeyd'i kasdederek şöyle buyurmuşlar:
«Siz onun
kumandanlığına dîl uzatıyorsanız, ondan evvel babasının kumandanlığına da dil
uzatmıştınız. Allah'a yemin oktfn ki : O bu işe lâyıktı. Allah'a yemin olsun
ki, benim için insanların en sevimlisi İdi. Allah'a yemin olsun ki : Bu da
kumandanlığa layıktır. — Usame b. Zeyd'i kasde-diyor,— Allah'a yemin olsun kİ :
Ondan sonra gerçekten benim İçin insanların en sevimlisi olmuştur : İmdi onu
size tavsiye ederim. Çünkü o sizin yararlılarınızdandır.»
Bu hadîsi Buharı
«Kitâbu Fadâili Ashabî-n-Nebi»'de tahric etmiştir.
Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Hz. Zeyd'i birkaç seriyye üzerine kumandan tayin etmişti.
Bunların en büyüğü Mûte ordusudur. Halk onun hakkında dedikodu yapmış sonunda;
Hz. Zeyd'in bu işe lâyık olduğunu anlamışlardı. Bilâhere ölüm döşeğinde iken
Şam taraflarındaki Be1ka’ya gönderilmek üzere bir ordu teçhiz etti ve bu orduya
Hz. Zeyd 'in oğlu Üsâme'yi kumandan tayin buyurdu. Bu orduda Ebû Bekr, Ömer ve
Ebû "U beyde gibi ashabın büyükleri de bulunuyordu. Hz. Üsâme 'nin yaşı
henüz on sekiz veya yirmi idi. Bu sefer onun hakkında da dedikodular başladı.
Aynî, Ayyaş b. Ebî Rebîa 'nın dedikoducular arasında olduğunu kaydetmiştir.
Resûlüllab. (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) orduyu teşyi ettikten sonra dünyadan
gitti. Onun yerine halife olan Hz. Ebû Bekr bu orduyu Hz. Üsâme'nin
kumandasında harbe gönderdi.
1- Azatlı
kölenin ordu kumandanı tayin edilmesi caizdir.
2- Yaşça
küçük olanların büyüklere kumandan ve vâîi tayin edilmesi ve keza daha âlâsı
varken ondan aşağı mertebedeki birinin iş basma geçirilmesi caizdir.
3- Bu
hadîsler Hz. Zeyd'le oğlu Üsâme'nin faziletlerine delildirler.
65- (2427)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Uleyye,
Habib b. Şehîd'den, o da Abdullah b. Ebî Müleyke'den naklen rivayet etti.
Abdullah b. Ca'fer tbnü Zübeyr'e:
— Hatırlar mısın hani ben, sen ve İbni Abbâs,
Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Selle my\ karşılamıştık, demiş. O da:
— Evet! cevâbını vermiş. (Abdullah) :
— Bizi hayvanına bindirdi de, seni bıraktı idi,
demiş.
(...) Bize
İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme Habîb b. Şehîd'den
naklen İbni Uleyye'nin hadîsi gibi ve onun isnadıyla haber verdi.
66- (2428)
Bize Yahya b. Yahya İle Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet ettiler. Lâfız
Yahya'nındır. Ebû Bekr: Haddesenâ, Yahya ise : Ahberanâ tâbirlerini
kullandılar. (Dediler ki) : Bize Ebû Muaviye, Âsim El-Âhvel'-den, o da Müverrık
El-İceîi'den, o da Abdullah b. Ca'fer'den naklen haber verdi. Abdullah şöyle
demiş: Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) seferden geldiği vakit ehl-i
beytinden bir takım çocuklar tarafından karşılanırdı. Bir defa bir seferden
geldi de herkesden önce beni karşılamaya götürdüler. Q da beni önüne aldı.
Sonra Fâtıme'nİn iki oğlundan biri getirildi. Onu da arkasına aldı. Böylece
Medine'ye bir hayvan üzerinde üç kişi olarak götürüldük.
67- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahim b.
Süleyman Asım'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Mü-verrik rivayet etti. (Dedi
ki) : Bana Abdullah b. Ca'fer rivayet etti. (Şöyle demiş): Peygamber
'(Saliallahü A leyhi ve Sellem) seferden geldiği vakit bizim tarafımızdan
karşılanırdı. Bir defa benimle Hasan veya Hüseyn tarafından karşılandı da
birimizi önüne, öbürümüzü de arkasına bindirdi. Tâ ki Medine'ye dahil olduk.
68- (2429)
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Meh-dî b. Meymûn rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b.
Abdillah b. Ebî Ya'kub, Hasen b. Ali'nin azatlısı Hasan b. Sa'd'dan, o da
Abdullah b. Cafer'den naklen rivayet etti. Abdullah (Şöyle demiş) : Bir gün
Resûlüllah (SaliaHahü Aleyhi ve Sellem) beni terkisine bindirdi. Ve bana sır olarak
bir şey söyledi ki, onu insanlardan hiç birine söylemem.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'I-Cihad»'da; Nesâî «Hac» bahsinde tahric etmişlerdir.
Buhârî 'nin
rivayetinde buradakinin aksine «İbnü Zübeyr, İbnü Cafer'e» denilmiştir. Müs1im'in
rivayetine göre İbni Ca'fer, İbnü Zübeyr'e söz etmiştir, Ulemâdan bazıları
Buhârî 'nin rivayetini-esah görmüşlerdir. Hadîsin rivayetleri birbirini tefsir
etmektedir.
Anlaşılıyor ki,
Abdullah b. Ca'fer, İbnü Zübeyr 'e : «Peygarnber (SaUaüahü Aieyhi ve Sellem)
beni ve İbni Abbâs'ı hayvanına bindirdi, seni bıraktı.» demiştir.
Hadîs-i şerîf, hayvan
takat getirebilecekse, üzerine üç kişinin binmesi caiz olduğuna ve çocukların
yoldan gelen yakınlarını karşıladıkları vakit onları hayvana bindirerek
kendilerine hoş muamele yapılmasının istihbabma delildir. Nevevî bunun sünnet
olduğunu söylemektedir.
69- (2430)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Ntimeyr
ile Ebû Üsâme rivayet ettiler. H.
Bize Ebû Küteyb de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme ile İbnü Nümeyr, Vekî' ve Ebû Muâviye
rivayet ettiler. H.
Bize İshâk b. İbrahim
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde b. Süleyman haber verdi. Bu râvilerin
hepsi Hişam b. Urve'den rivayet etmişlerdir. Lâfız Ebû Üsame'nin hadîsidir. H.
Bize Ebû Küreyb de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsame, Hi-şam'dan, o da babasından naklen
rivayet etti. (Demiş ki) ; Ben Abdullah b. Ca'fer'i şunu söylerken işittim.
Kûfe'de Ali'yi dinledim. Şunları söylüyordu: Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem)i :
«Bunların en hayırlı
kadını Meryem binti Imran'dır. Ve bunların en hayırlı kadını Hadîce binti
Huveylid'dir.» buyururken işittim.
Ebû Küreyb :
«VekiJ (bunu söylerken) yerle gökyüzüne
işaret etti.»
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'l-Enbiya» ile «Kitâbu fadlı Hadîce» de; Nesâî ile Tirmizî «Kitâbu'l-Menâkıb»'de tahric
etmişlerdir.
Râvi Veki'in yerle
gözyüzüne işaret etmesi, hadîsdeki zamirin onlara râci olduğunu anlatmak
içindir. Yâni; «Yerle göklerin kadınlarının en hayırlısı...» denilmek
istenmiştir ki: Bundan murad yeryüzündeki bütün kadınlardır.
Nevevî diyor ki:
«Hadîsin en açık mânâsı Hz. Meryem'le Hz. Hatice 'nin kendi zamanlarında bütün
yeryüzü kadınlarından daha hayırlı olmalarıdır. İkisinin arasındaki farka
gelince : Bu hususa dair bir şey söylenmemiştir. Kaadî lyâz: İhtimal ki murad :
Bunlar yeryüzü kadınlarının en hayırlılarından dır, demişse de sahih olan
birin-cisidir.
Kirmanî'ye göre bu
hadîsle Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Meryem 'in Benî îsrâil
kadınlarının en hayırlısı Hz. Hatîce 'nin de Arab kadınlarının yahut bu ümmetin
kadınlarının en hayırlısı olduklarını kasdetmiş olabilir.
70- (2431)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Veki' rivayet etti. H.
Bize Muhammed b.
Müsenna ile tbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b.
Ca'fer rivayet etti. Bunların hepsi Şu'be'den Rivayet etmişlerdir. H.
Bize Ubeydullah b.
Muâz EI-Anberî dahi rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize babam rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Amr b. Mür-ra'dan, o da Mürra'dan, o da Ebû
Musa'dan naklen rivayet etti. Ebû Musa şöyle demiş: Resûlüllah {Saitallahü
Aleyhi ve Sellem);
«Erkeklerden kemâle
erenler çoktur. Kadınlardan ise Meryem binti Imran ile Fİr'avn'ın karısı
Âsiye'den başka kemâle eren yoktur. Kadınlar üzerine Âişe'nin üstünlüğü tiridin
sâîr yiyecekler üzerine üstünlüğü gibidir.» buyurdular.
Bu hadîsi Buharı
«Kitâbu'l-Enbiya» ile «Kitâbu'l-Et'ime»ıde; Tirmizî ile îbni Mâce «Kitâbu'l-Et'ınıe»'de;
Nesâî «Me-nâkıb» ve «Îşretü'n-Nisâ» bahislerinde tahric etmişlerdir.
Bâzıları bununla
istidlal ederek Âsiye ile Meryem'in Peygamber olduklarını söylemiş ve : «Çünkü
insan nev'inin en kemâllileri Peygamberlerdir. Sonra veliler, sıddıklar ve
şehidler gelir. Âsiye ile Meryem Peygamber olmasalar, kadınlar içerisinde hiç
bir velî, sıddîk ve şehid bulunmamak lâzım gelir. Hakikatte ise bu sıfatlar
birçok kadınlarda bulunmaktadır. Peygamber (Satlallahii Aleyhi ve SeLİem.) bu
hadîsinde kadınlardan Âsiye ile Meryem 'den başka Peygamber olan yoktur
buyurmuş gibidir.» demişlerse de bu mütalâa kabul edilmemiş, kendilerine şöyle
cevab verilmiştir : Kemâl sözünden onların peygamber olması lâzım gelmez. Çünkü
bu söz birşeyin tamamına ve kendi nev'İnde son dereceye vardığı mânâsında
kullanılır. Burada murad Âsiye ile Meryem'in kadınlar arasında bütün
faziletlerin en üstün derecesine vardıklarını anlatmaktır.
Kirmanı: «Kadınlardan
Peygamber gelmediğine icma naklolun-muştur.» demiş, buna mukabil İmam Eş'arî'nin
kadınlardan altı Peygamber geldiğini söylediği rivayet olunmuştur. Bunlar
Havva, Sâre , Hz. Musa 'nın annesi, Hâcer, Âsiye ve Meryem 'dir.
Kurtubî : «Sahih kavle
göre Hz. Meryem Peygamberdir. Çünkü AHah ona melek vasıtasiyle vahy
göndermiştir.
Âsiye'ye gelince onun
Peygamberliğine delâlet eden bir rivayet yoktur.» diyor.
Hâsılı kadınlardan
peygamber gelip gelmediği ihtilaflıdır. Ekser ulema gelmediğine kaildirler.
Âsiye binti Müzâhım,
Firavn'm karışıdır. Rivayete göre Musa
(Aleyhisselâm) Firavn'm sihirbazlarına galebe çalınca Âsiye iman etmiştir.
Firavn bunu anladığı vakit, onun ellerini, ayaklarını kazıklarla yere çakarak
güneşe karşı üzerine büyük bir kaya konmasını emretmiş. Kaya getirildiği vakit
Âsiye: «Yarabbi, benim için cennetinde bir ev yap!» diye niyazda bulunmuş. O
anda cennette inciden yapılmış evini görmüştür. Allah oracıkta ruhunu
kabzetmiş, kaya cansız cesedinin üzerine konmuştur.
Meryem binti Imran,
İsa (Aîeyhisselâm)'m annesidir. Kıssası Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetlerinde ve
hadîslerinde tafsilâtiyle beyân edilmiş olup, herkesçe malûm ve meşhurdur.
Hz. Âişe'ye gelince,
hadîs-i şerif'de beyân buyurulan fazileti bu ümmetin kadınlarına nisbetledir.
Hattâ efdaliyyetinden bahsedilmemiştir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Seltem) onun faziletini tiride benzet-mistir. Tirid, şâir yiyeceklere nisbetle
Arabların o gün için en makbul yemeklerinden biri idi. Zîra külfeti az, hazmı
kolay bir yemekdir. Fakat bu hasletler onun her yönden efdaliyyetini
gerektirmez. Hz. Âişe meselesi de Öyledir.
Bazı sahîh hadîslerde
Hz. Hatice 'nin şâir kadınlardan efdal olduğu bildirilmiştir. Hz. Hatice ile
Fâtıme (Radiyallahli anha) 'nın başkalarından efdal olduğunu bildiren
rivayetler de vardır.
71- (2432)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb ve İbni Nü-meyr rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize İbni Fudayl Umâra'dan, o da Ebû Zür'a'dan naklen rivayet
etti. (Demiş ki) : Ebû Hüreyre'yi şunu söylerken işittim, Cibril, Peygamber
(Sallallahü Aieyhive Sellem)'e gelerek:
— Yâ Resûlallah! İşte
Hatice sana yönelmiştir. Beraberinde bir kab vardır ki, içinde katık yahut
yiyecek veya içecek vardır. Sana geldiği vakit ona Rabbi (Azze ve Celle)'den
ve benden selâm söyle! Hem kendisini cennette (inci) kamış (in) dan bir evle
müjdele! O evde ne gürültü olacak, ne de meşakkat! dedi.
Ebû Bekr kendi
rivayetinde «Ebû Hüreyre'den» dedi. «İşittim» demedi. Bu hadîsde o: «Benden de
selâm et!» cümlesini söylemedi.
Bu hadîsi Buhârî
«Menâkıbu'l-Ensar» ve «Tevhîd» bahislerinde; Nesâî «Menâkıb»'de tahric
etmişlerdir. Hadîs sahabenin mürsel-lerindendir. Çünkü Hz. Ebû Hüreyre, Hatîc
e(RadiyaIlahü anha) nin günlerine yetişmemiştir. Fakat cumhûr-u ulemâya göre
sahabenin mürselleri huccetdir. Ebû Hüreyre 'nin bunu ya Peygamber (Sallatlahü
Aleyhi ve Sellemj den yahut başka bir sahâbîden işittiğine hamlo-lunur.
Taberanî 'nin
rivayetinden anlaşıldığına göre Cibril, Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Seüem)
'e, Hira dağında iken gelmiştir. Yine Taberanî 'nin rivâvetine göre ona Hz.
Hatîcenin karıştırma getirmekte olduğunu haber vermiştir. Müslim'in rivayetinde
râvinm şekkettiği anlaşılıyor. Yâni Hz. Cibri1'in katık mı, yoksa yiyecek veya
içecek mi dediğini kestirememiştir. Babımızın rivayetinde Hz. Hatîce'nin selâmı
nasıl kabul ettiğinden bahsedilmemiştir. Taberanî'nin rivayetinde bilmukabele :
«Selâm odur ve selâm ondandır. Cibril'e de selâm olsun!» dediği
bildirilmektedir.
Cumhur ulemâya göre
hadîsde zikri geçen kamışdan murad; içi boş inci kamışıdır. Bâzıları üzerine
cevher dizilmiş altın kamış olduğunu söylemişlerdir. Hattâbi ve diğer bazı
ulemâya göre buradaki evden murad da köşktür.
Hadîs-i şerif Hatice
(Hodiyallahü anhafnm faziletlerine delildir. Bâ-husüs selâmı alırken Allah'a da
selâm olsun demeyip, «Selâm odur» ifadesini kullanması zekâ ve idrâkinin pek
büyük olduğunu gösterir. Çünkü selâm —yerinde de görüldüğü vecihle— Allah'ın
isimlerinden biridir. Bundan dolayı Allah'a selâm olsun denilmez. Hz. Hatice
'nin yaptığı gibi, «Selâm odur> denilir.
72- (2433)
Bîze Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize baham ve
Muhammed b. Bişr El-Abdî, İsmail'den rivayet ettiler. (Demiş ki) : Abdullah b.
EM Evfâ'ya:
— Resûliillah
(Sallailahü Aleyhi ve Seltem) Hatice'ye cennette bir ev müjdele mi? diye
sordum.
— Evet! Ona cennette kamışdan, içinde gürültü ve
meşakkat olma-yan bir ev müjdeledi, dedi.
(...) Bize
Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye haber verdi. H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki* rivayet etti. H.
Bize İshâk b. İbrahim
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu'tenür b. Süleyman ile Cerir hafcer
verdiler. H,
Bize İbni Ebî Ömer de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. Bu râvilerin hepsi İsmail
b. Ebî Hâîid'den, o da İbni Ebî Evfâ'dan, o da Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve
Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
73- (2437)
Bize Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde, Hişam b. Urve'den,
o da babasından, o da Aişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah
(Sallailahü Aleyhi ve Sellem) Hatice MnÜ Huveylid'i cennette bir evle
müjdelemiştir.
Abdullah İbni Ebî Evfâ
rivayetini Buhârî «Me-nâkıbu'I-Ensar» bahsinde tahric etmiştir. Hz. Âişe
rivayeti mürseldir. Maamafih sahabinin mürselinin hüccet olduğunu az yukarda
görmüştük.
Bu rivayetler mânâ
itibariyle bundan öncekinin aynıdır.
74- (2435)
Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ' rivayet etü. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsame
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişam babasından, o da Âişe'den naklen rivayet
etti. (Şöyle demiş) : Ben Hatice'yi kıskandığım kadar hiç bir kadını kıskanmamışimdır.
Halbuki o benimle evlenmesinden üç sene evvel vefat etmişti. Onu andığını
işitiyordum da onun için (kıskanıyordum). Filhakika Peygamber (Salîalîahü
Aleyhi ve Sellem) 'e Rabbi (Azze ve Celie) ona cennette kamışdan bir ev
müjdelemesini emir buyurmuştu. Bir de : — Koyun keser, sonra onu Hatice'nin
yakınlarına hediyye ederdi.
75- (...)
Bize Sehi b. Osman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs h. ıyâs, Hişam b.
Urve'den, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet itli. (Şöyle demiş) :
Ben Hatice'den başka Peygamber (Sallaliahü Aleyhi e Sellem)'in kadınlarım
kıskanmadım. Halbuki ona yetişmedim.
Âişe demiş ki:
Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Seilenı) koyunu kesti mi:
«Onu Hatice'nin
dostlarına gönderin!» derdi.
Bir gün onu kızdırdım:
— Hatice mi? dedim.
Bunun üzerine Resûlüllah ($allallahü Aleyhi ve tellem);
«Bana onun sevgisi
bahşedildi.» buyurdular.
(...) Bize
Züheyr b. Harb ile Ebû Küreyb hep birden Ebû Muâviye'-en rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Hişam bu isnadla koyun kıssasına kadar Ebû Üsâme'nin hadîsi
gibi rivayette bulundu. Ondan sonraki ziyadeyi anmadı.
76- (...)
Bize Abd b. lîumeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-rezzâk haber verdi.
(Dedi ki) : Bize Ma'mer Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen haber
verdi. (ŞÖyle demiş) : Ben Hatice'yi kıskandığım kadar Peygamber (Sallaliahü
Aleyhi ve Seilenı) 'in kadınlarından hiç birini kıskanmamışımdır. Çünkü onu
çok anardı. Halbuki onu hiç görmemişdim.
77- (2436)
Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki).: Bize Ab-dürrezzâk haber verdi.
(Dedi ki) : Bize Ma'mer Zührî'den, o da Urve'den,
o da Âişe'den naklen
haber verdi. (Şöyle demiş) : Peygamber
(Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) Hatice vefat edinceye kadar onun üzerine
evlenmedi.
Hz. Âişe rivayetlerini
Buharı «Menâkıb-i Ensar» bahsinde tahric etmiştir.
Hz. Âişe 'nin :
«Halbuki ben onu hiç görmemişdim...» sözünden muradı; Peygamber (Sallaliahü
Aleyhi ve Sellem)'in yanında iken görmediğini anlatmaktır. Ona yetişmediğini
söylemesi de bu mânâyadır. Yoksa kendisi Hz. Hatice'nin vefatında altı yaşında
idi. Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Se!lem)'m Hz. Hatice'yi çok anmasından
murad, onu medh-ıi senada bulunmasıdır. Çünkü Hz. Hatice > karşı muhabbeti
vardı. Bir kimseyi seven, onu dilinden bırakmaz. Bu rivayetler kıskançlığın en
faziletli kadınlarda bile görüldüğüne delildir.
Resûlüllah (Sallaliahü
Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. Hatice
hakkındadır
«Bana onun sevgisi
bahşedildi.» buyurması, onu sevmenin bir fazîle-olduğuna işarettir.
78- (2437)
Bize Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ali b, Müshir, Hişâm'dan, o
da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Hatice'nin
kız kardeşi Hâle binti Huveylid, Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in
yanma girmek için izin istedi de, Hatice'nin izin istemesini hatırladı. Ve
bundan memnuniyet duyarak:
«Allah'ım! Huveylİd'in
kızı Hâle!» dedi. Ben derhal kıskandım. Ve: — Allah sana yerine daha
hayırlısını vermişken, zaman önce ölmüş
Kureyş'in
kocakarılarından çenelerinin içi kırmızı bir kocakarıyı île anıp
duruyorsun! dedim.
Peygamber (Sallaliahü
Aleyhi ve Seilem), Hâle bİnti Huveylİd'in sesini işitince, onu Hz. Hatice 'nin
sesine benzeterek sevincinden titremiş ve :
«Allah'ım bu
Hâle'dir.» demiştir. Hz. Âişe onu kıskanmış ve hadîsde beyan edildiği vecihle
karşılık vermiştir. Kocakarıdan muradı Hatice (Rad'ıyallahü anha)'âıv.
Şıdk: Ağzın
kenarları demektir. Bunun kırmızılığından muradı, son derece ihtiyarlamış hattâ
ihtiyarlıktan; dişleri dökülmüş de kıpkırmızı yerleri kalmış olduğunu
anlatmaktır.
İbni Tin diyor ki:
«Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Scllem}'in bu söze karşı ses çıkarmaması
Âişe'nin Hatice'den efdal olduğuna delildir. Meğer ki, buradaki daha hayırlı
tâbirinden şekil güzelliği ve yaş küçüklüğü kastedilmiş olsun.»
Taberî ile diğer bâzı
ulemâ kıskançlığın kadınlarda müsamaha götürdüğünü, bu hâl onların
tabiatlarında bulunduğu için azabı mûcib olmadığım, Peygamber (Sallaliahü Aleyhi
ve Seilem) 'in de bundan dolayı Hz. Âişe'yi men etmediğini söylemişlerdir. Aynî
diyor ki: Şu halde Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Seiletn)'in bu söze karşı
ses çıkarmaması Hz. Aişe'nin Hatice (Radiyatlahü anha) dan efdal olduğuna
delâlet etmez. Maamafih bu söze cevab verdiği de rivayet olunmuştur. îmam Ahmed'le
Taberanî 'nin tahric ettikleri bir hadîsde Hz. Âişe şöyle Üemiştir : «Allah
senin için yaşlı yerine genci verdi, dedim. Bunun üzerine kızdı. Nihayet ben :
Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin olsun kî, Hatice'yi bundan sonra ancak
hayırla anacağım, dedim.»
79- (2438)
Bize Halef b. Hişâm ile Ebu'r-Rabi' hep birden Hammad
b. Zeyd'den rivayet
ettiler. Lâfız Ebu'r-Rabi'indir. (Dediler ki) : Bize Hammad rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişanı babasından, o da
Aişe'den
naklen rivayet
etti kir (Şöyle
demiş): Iiesûlüllah ({Sallaliahü Aleyhi ve Seilem):
«Bana üç gece rüyamda
gÖsterüdin. Seni bana melek beyaz bir parça ipek içinde getirdi. Ve : işte
hanımın! dedi. Bîr de yüzünü açtım ne göreyim, senmişsin. Artık : Eğer bü
Allah'dansa, onu infaz etsin, dedim.» buyurdular.
(...) Bize
İbnü Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü İdris rivayet etti. H.
Bize Ebû Küreyb de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. Bu râvilerin ikisi
birden Hişam'dan bu isnadla rivayette bulunmuşlardır.
Bu hadîsi Buharı
«Menâkıb-i Ensar» bahsinde tahric etmiştir. Sereka: Beyaz ipek parçası
demektir.
Kaadî Iyâz bu rü'yanm
Peygamberlik gelmezden önce ve sonra görülmüş olabileceğini mülâhaza ederek
şunları söylemiştir : «Eğer bu rü'ya Peygamberlik gelmezden ve rü'yalan karışık
düşlerden ayrılmazdan önce görülmüşse, mânâsı bu rü'ya hak rü'ya ise demektir.
Peygamberlik geldikten sonra görülmüşse üç mânâsı vardır. Birincisi murad: Eğer
bu rü'ya göründüğü gibi ise ta'bir ve tefsire muhtaç değildir. Allah Teâlâ onu infaz
ve icra edecektir. Buradaki şek rü'yanm göründüğü gibi mi, yoksa ta'bir ve
değiştirmeye ihtiyacı var mı meselesindedir. İkincisi bundan murad: Eğer
dünyada zevcem bu olacaksa Allah bu işi âsân eylesin, demektir. Binâenaleyh
şek dünyada mı, yoksa cennette mi zevcesi olacağı hususundadır. Üçüncüsü
Peygamber (Sallaliahü A leyhi ve Seilem) şekketme-miştir. Hakikati haber
vermiş, yalnız şek suretinde ifade etmiştir. Sen misin yoksa Ü m m ü Salim mi?
demiş gibidir. Ki bu belagat ule-masınca bediin bir nevidir. Onlar buna
tecahûli arif derler. Bazıları şekki yakînle karıştırmak demişlerdir.
80- (2439)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Ebû Seleme'den hadîs
rivayet ettiğim kitabımda şunu buldum : Bize Hişâm rivayet etti. H.
Bize Ebû Küreyb
Muhammed b. Ala' da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme Hişâm'dan, o da
babasından, o da Âişe'den naklen rivayet
etti. (Şöyle demiş) : Bana Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):
«Ben senin benden razı
olduğun ve bana dargın bulunduğun zamanı pekâla bilirim.» dedi. Ben:
— Bunu nerden biliyorsun? dedim.
«Benden razı İsen,
hayır Muhammed'in Rabbi hakkı için; dargmsan, hayır İbrahim'in Rabbi hakkı için
diyorsun.» buyurdu. Ben:
— Evet! Vallahi yâ Resûlallah! Ben yalnız senin
ismini bırakıyorum, dedim.
(...) Bize
bu hadîsi İbni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde, Hişam b. Urve'den
bu isnadla «Hayır İbrahim'in Rabbi hakkı için» cümlesine kadar rivayet
etti; ondan sonrasını anmadı.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'n-Nikâh»'da takric etmiştir.
Kaadî Iyâz'm beyânına
göre Hz. Âişe'nin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)'e kızması ekseri
ahvalde kadınlara affedilen kıskançlıktandır. Çünki onlar bundan hâli
kalmazlar. Hattâ İmam Mâ1ik ve-diğer Medine uleması: «Kıskançlık dolayısiyle
kadın kocasına kötülük isnadında bulunursa ondan had (yâni şer'î ceza) sakıt
olur.» demişlerdir. İmam Mâlik bu husûsda Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve
Seüemyden rivayet edilen:
«Kıskanç kadın vadinin
yukarısını aşağısından seçemez.» hadîsiyle istidlârı etmiş; bu olmasa bu
meselede Âişe'ye olabildiğine günah olurdu. Çünkü Peygamber (SaUallahü Aleyhi
ve Selletnj'e kızmak ve onu terk etmek büyük günahdır, demiştir.
Hz. Âişe'nin: «Ben
yalnız senin ismini bırakıyorum» sözünden muradı; kalbim ve sana karşı olan
sevgim yerindedir, demektir. Kadınların kıskançlığı fazla sevgiden ileri
gelir.
Bu hadîs karineye
istinaden hüküm verilebileceğine delildir. Çünkü Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi
ve Sellem) Hz. Âişe'nin dargınlığına mücerret kendi ismini anmamasıyle hüküm
vermiş; onun anlayış ve zekâsının kuvvetine Peygamberler arasından İbrahim
(Aleyhisselâm)'ı tahsis etmesiyle istidlalde bulunmuştur. Çünkü Resûlüllah
(Sallaîlahü Aleyhi veSetletn)'\n en yakım odur. Hz. Âişe Peygamber (Sallaîlahü
Aleyhi ve Sellemi'in ismini terk etmek mecburiyetinde kalınca tamamen onunla
alâkayı kesmiş olmamak için yerine en yakınının ismini zikretmiştir.
Tîbî diyor ki: «(Ben
yalnız senin ismini bırakıyorum) cümlesindeki hasr son derece lâtifdir. Çünkü
Âişe (Radiyallahü anha) akıl ve ihtiyarı giderecek derecede kızmış olmasının,
ruhuna karışmış olan kemâli muhabbetini değiştirmeyeceğini haber vermiştir.
Terk yerine hecr kelimesini kullanması ihtiyarî olarak yapmadığı bu işden elem
duyduğunu göstermek içindir.»
81- (2440)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dü'1-Aziz b. Muhammed,
Hişâm b. Urve'den, o da bahasından, o da Âişe'den naklen haber verdi ki:
Kendisi Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) in yanında kızlarla oynarmış.
Âişe şöyle demiş: Arkadaşlarım bana gelir, fakat Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi
ve Se//em)'den utanarak saklanırlardı. Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve
Sellem) de onları bana gönderirdi.
(...) Bize
bu hadîsi Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Ebû Üsame rivayet etti. H.
Bize Züheyr b.
Harb da rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Cerir rivayet etti. H.
Bize İbnü Nümeyr dahi
rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Mubammed
b.
Bişr rivayet etti.
Bu râvilerin hepsi
Hişâm'dan bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Derir'in hadîsinde :
«Ben onun evinde
kızlarla oynardım. Bunlar oyuncaklardı.»
demiştir.
Bu hadîsi Buhâri
«Kitâbu'I-Edeb»'de tahrie etmiştir.
Hadîsdekı kızlardan
murad oyuncaklardır. Maamafih Dâvûdî : timal ki (bağ maa) manasınadır. (Ve
benat)'dan murad kızlardır> di-or. Hz. Âişe'nin arkadaşları da gelir,
beraberce bebek oyunu oynarlarmış. Âişe (Radiyallahü mıha) o zaman henüz baliğ
değilmiş. Bazıları bu hadîsle istidlal ederek kız çocuklarının bebek oyununa
cevaz vermişler; haram kılman suretlerden bunun tahsis edildiğini söylemişlerdir.
Saadî Iyâz buna cezmen kail olmuş ve cumhûr-u ulemânın kavli )lmak üzere
nakletmiştir. Ulemâ buna kızları küçükten ev işlerine alış-;ırmak ve çocuk
bakmağa öğrenmelerini sağlamak için cevaz vermişler-îir. Onlara göre bebek
oyuncaklarını alıp satmak da caizdir. Bir takım-.arı bu hükmün neshedildiğini
söylemişlerdir. İbni Battal buna tarafdardır. îbni Cevzî bu ruhsatın suretler
haram kılınmazdan ünce ve Hz. Âişe'ye mahsûs olduğunu kat'iyetle ifade
etmiştir. Hattabî de şunları söylemiştir: «Bebeklerle oynamak, hakkında tehdid
vâ-' rid olan sair suretlerle eğlenmek gibi değildir. Hz. Âişe o zaman henüz
baliğ olmadığı için kendisine bu hususta ruhsat verilmiştir.»
İmam Mâlik kukla ve
bebek satışını kerih görmüştür. Ancak bu kerahet kız çocuklarının oynamasına
değil, bebek satanların onu bir sanat ve kazanç vesilesi yapmasına
hamlediimiştir. Hadîs-i şerif Peygamber (SalîaUahü Aleyhi ve Seilem)'in
çocuklara karşı gösterdiği lütf ve merhamete delildir.
82- (2441)
Bize Ebû Küreyb rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Abde, Hi-şâm'dan, o da
babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki: Halk hediyeleri için
Âişe'nin (Nevbet) gününü araştırırlar; bununla Resûlüllah
(Sallallghü Aleyhi ve
Selîemj'in rızasını dilerlermiş.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'I-Hibe»'de; Nesâî «Işretü'n-Nisa» bahsinde tahrie etmişlerdir.
Hadîsden murâd
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e hediye vermek isteyenlerin Hz. Âişe'nin
nevbetinde onun yanında bulunduğu günü kolladıklarını anlatmaktır. Çünkü o gün
verilen hediyenin kendisini daha memnun edeceğini umarlardı. Bu da Hz. Âişe'nin
faziletini
gösterir.
Hadîs-i şerîf hediye
verilecek zatı memnun etmek için hediye hususunda titizlik gö-stermenin ve en
münasibini seçmek için inceden inceye araştırmanın caiz oltluğuna delildir.
83- (2442)
Bana Hasen b. Ali El-Hulvânî ile Ebû Bekr b. Nadr ve !bd b. Humeyd rivayet
ettiler. Abd : Haddesenî, ötekiler : Haddesenâ tâ-irîerini kullandılar.
(Dediler ki) : Bize Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd rivâ-et etti. (Dedi ki) : Bana
babam, Sâlih'den, o da İbni Şihab'dan naklen jivâyet etti. (Demiş ki) : Bana Muhammed b. Abdirralıman b.
Haris b. işâm haber verdi ki:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seîîem) Jin zevcesi _ işe şunu söylemiş:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
"m zevceleri, tâtıme binti Resûlillah
(Sallallahü Aleyhi ve Seltem) 'i, Resûlüllah
(Sallallahü [leyhi ve Sellempe gönderdiler. O da yanma girmek için izin
istedi. Ken-isi benimle beraber örtünün altında uzanmıştı. Ona izin verdi,
Fâtıme:
— Yâ Resûlallah! Zevcelerin beni sana
gönderdiler. Senden Ebû Ku-afe'nin kızı hakkında müsavat istiyorlar, dedi. Ben
susuyordum. Resûlüllah
Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) de ona:
«Ey kızcağızım! Sen
benim sevdiğimi sevmez misin?» dedi. Fâtıme:
— Hay hay!
(Severim) dedi.
«O halde bunu sev!»
buyurdular. Fâtıme Resûlüllah \Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den bunu işitince
kalktı ve Peygamher(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in zevcelerine dönerek onlara
kendi söylediğini ve kendisine Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'in söylediğini haber verdi. Onlar da kendisine şunu söylediler:
— Bize hiç bir şey
yaptığını görmüyoruz. Hemen Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e don ve ona: Gerçekten zevcelerin Ebû
Kuhafe'nin kızı hakkında senden müsavat istiyorlar de! Fâtıme :
— Vallahi onun hakkında ben kendisine ebediyyen
söz etmem, dedi. Âişe şunları söylemiş:
Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevceleri
onun zevcesi Zeyneb binti Cahş'ı gönderdiler. Resûlül-lah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellc.m) Jin katında mertebece onlardan bana rakib olan da bu idi. Din
hususunda Zeyneb'den daha hayırlı hiç bir kadın görmedim. Allah'dan onun kadar
korkan, onun kadar doğru söyleyen, onun kadar sılayı rahim yapan, ondan çok
sadaka veren, verdiği sadakada nefsini onun kadar horlayıp, o amelle Allah
Teâlâ'ya yakınlık gösteren yoktu. Ancak mizacındakİ hiddetten nâşi bir
kükremesi vardı ki, ondan da çabuk dönerdi. Zeyneb, Resûlüllah {Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in yanma girmek için izin istedu Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) işe Âişe ile beraber onun
örtüsünün altında Fâtıme'nin girdiği zamanki halde bulunuyordu. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona da izin verdi. Zeyneb:
— Yâ Resûlallah! ^Zevcelerin beni sana
gönderdiler; Ebû Kuhâfe'nin kızı hakkında senden müsavat istiyorlar, dedi. Sonra
bana atıp tuttu ve hakkımda sözü uzattı. Ben Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) gözetiyor;
bana onun hakkında
konuşmaya izin verecek mi diye gözüne bakıyordum. Zeyneb devam etti. Nihayet
anladım ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim kendimi müdafaa
etmemi kerih "görmeyecek. Zeyneb'e ben atıp tutmaya başlayınca, ona
yaptığım hücumda kendisine aman vermedim. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) gülümseyerek: «Bu Ebû Bekr'in kızıdır!» buyurdular.
(...) Bu
hadîsi bana Muhammed b. Abdillah b. Kuhzâz rivayet elti. Abdullah b. Osman
demiş ki: Bana bu hadîsi Abdullah b. Mübarek'den, o da Yûnus'dan, o da
Zührî'den bu isnadla mânâ itibariyle mislini rivayet etti. Yalnız o şöyle
demiştir : «Ona ben atıp tutmaya başladığım vakit kendisine galebe çalarak
yenmedikçe aman vermedi.»
Ezvâcı Tâhirat
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden sevgi ve kalb muhabbeti hususunda
müsavat istiyorlardı. Kasm hususunda yâni yanlarında gecelemek, evlerinin
gelirine giderine bakmak ve şâir hususlarda Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) müsavata son derece riâyet ediyordu. Sevgi hususuna, gelince Hz. Âişe'ye
karşı hepsinden fazla bir muhabbeti vardı. Ulemâ, muhabbet yada teklif
olmadığına ve bu hususda müsavata riâyet lâzım gelmediğine ıcma' etmişlerdir.
Çünkü buna Allah Teâlâ'dan başka kimsenin kudreti yoktur. Bundan dolayı yalnız
fiillerde adalet ve müsavat emrolunmuştur.
Sevre : Birdenbire
galeyana gelmek, feveran etmektir. Anlaşılıyor ki; Hz. Zeyneb son derece
hayırsever, özü-sözü doğru, ahlâkı mükemmel bir kadınmış. Yalnız acele kızar,
feveran eder, fakat hemen arka-cığından sükûnete dönermiş. Burada Hz. Âişe
hakkında biraz atıp tuttukdan sonra Âişe (Radiyallahü anha) kendisine
mukabelede bulunmuş ve onu iskât etmiştir. Nevevî diyor ki: «Bu hadîsde
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Âişe'ye izm verdiğine veya gözüyle
işaret ettiğine delil yoktur. Hattâ buna inanmak da helâl değildir. Çünkü Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e göz işareti yasak edilmiştir. Hadîs-den
anlaşılan yalnız Hz. Âişe 'nin kendini müdafaa etmesi ve Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)''in de ona bir şey dememesidir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem)'in :
«O Ebû Bekr'İn
kızıdır.» buyurmasının mânâsı ise onun anlayış ve görüş hususundaki kemâline
işarettir.»
84- (2443)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Ki-tfibında Ebû Üsâme'den,
onun da Hişâm'dan, onun da babasından, onun da Aişe'den naklen rivayet ettiğim
şu hadîsi buldum. Aişe şöyle demiş: Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
aranıyor:
«Bugün ben neredeyim;
yarın ben nerede olacağım.» diyor, Âlşe'nln nevbet gününü gecikti sanıyordu.
Aişe demiş ki : Benim nevbet günüm gelince Allah onun ruhunu benim ciğerimle
boğazım arasında kabzetti.
85- (2444)
Bize Kuteybe b. Saîd MâUk b. Enes'den kendisine okunanlar meyanmda rivayet
etti. O da Hişâm b. Urve'den, o da Abbâd b. Abdillah b. Zübeyr'den naklen
rivayet etmiş. Ona da Aişe haber vermiş ki, kendisi Resûlüllah (Sallallahü A
leyhi ve Sellem) 'i vefatından önce göğsüne dayalı olduğu halde kulak
verdiğinde:
«Allah'ım bana
mağfiret buyur; bana acı ve benî Peygamberler cemaatına ilhak eyle!»
buyururken işitmiş.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû
Üsâme rivayet etti. H.
Bize îhni Nümeyr de
rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize babam rivayet etti. H.
Bize îshâk b. İbrahim
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde b. Süleyman haber verdi.
Bu râvilerin hepsi
Hişâm'dan bu İsnadla İm hadîsin mislim rivayet etmişlerdir.
86- (...)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız İbni
Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'-fer rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Şu'be Sa'd b. İbrahim'den, o da Urve'den, o da Aişe'den naklen rivayet
etti. Aişe şöyle demiş : İşitirdim ki, hiç bir Peygamber dünya ile âhiret
arasında muhayyer bırakılmadıkça vefat etmezmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi
ve Sellemj 'i vefat ettiği hastalığında sesi ağırlaşmca :
«Peygamberlerle
sıddîklerden, şehidlerden ve sulehâdan kendilerine in'amcla bulunduklarınla
beraber (eyle). Bunlar ne güzel arkadaşlardır.» [14]
derken işittim.
Âişe : Anladım ki, o
anda muhayyer bırakıldı, demiş.
(,..) Bu
hadîsi bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. deaı ki; : Bize Veki rivayet etti. H.
Bize Ubeydullah b. Muaz
da rivayet etti, (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.
Her iki râvi: «Bize
Şu'be Sa'd'dan bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti» demişler.
87- (...)
Bana Abdu'l-Melik b. Şuayb b. Leys b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam
dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayî b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki)
: İbni Şihab şunu söyledi: Bana Saîd o. Müseyyeb ile Urve b. Zübeyr, ulemâdan
bir takım zevatın içinde haber verdi ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'in zevcesi Âişe şöyle demiş :
Resûlüllah (Sailallahü
Aleyhi ve Sellem) sağlam iken:
«Hiç bir Peygamber
kendisine cennetteki yeri gösterilip, sonra muhayyer bırakılmadıkça ruhu
kabzedİlmemiştİr.» buyururdu,
Âişe şöyle demiş:
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m. vefatı yaklaşınca başı benim
dizimin üzerinde olduğu halde bir müddet bayıldı. Sonra ayildı. Ve gözünü
tavana dikti. Sonra :
«Allah'ım! Refik-ı
Â'laya!» dedi.
Âişe demiş ki: Şu
halde bizi ihtiyar etmiyor, dedim.
Âişe şunu söylemiş :
Ve anladım ki, bize sağlamken söylediği hadîs ki:
«Hİç bir Peygamber
cennetteki yerini görüp, sonra muhayyer bırakılmadıkça ruhu kabzolunmamıştır.»
sözüdür, sahihmiş.
Âişe şöyle demiş: Bu
Uesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in söylediği son söz oldu : «Allah'ım! Refîk-ı A'laya!»
Bu rivayetleri Buhârî
«Kitâbu'l-Meğâzi» ile «Kitâbu't-Tefsir* ve «Kitâbu't-Tıb»'da; bâzılarını Tirmizî
«Kitâbu'd-DeavâU'da; Nesâî
«KUâbu'1-Yevm ve'l-leyle»'de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Refik:
Cumhurun kavline göre illiyyinde sakin olan Peygamberler demektir. Kelime
müfred ve cem'inde aynı lâfızla kullanılır. Bâzıları bun-, dan murad Allah
Teâlâ'dır. Kullarına rıfku merhamet eden odur, demiş-lerse de Ezherî
bu sözü kabul etmemiştir. Bir takımları refikdan murad; cennet taamları
olduğunu söylemişlerdir.
Hz. Âişe ilk rivayette
Peygamberlerin vefatları ânında dünya ile âhiret arasında muhayyer
bırakıldıklarını kimden işittiğini bildirmemişse de hadîsin sonraki rivayetinde
bunu bizzat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Setlem)'den duyduğunu açıklamıştır.
Buradaki muhayyerlikten murad yaşamakla öîmekden birini tercih etmektir.
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefatı anmda Refîk-ı Alayı dileyince
Hz. Âişe onun da ölümle kalım arasında muhayyer bırakıldığını anlamıştır.
88- (2445)
Bize İshâk b. İbrahim El-Hanzalî ile Abd b. Humeyd ikisi birden Ebû Nuaym'dan
rivayet ettiler, Abd dedi ki: Bize Ebû Nuaym rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Abdu'l-Vâhid b. Eymen rivayet etti. (Dedi ki) : Bana İbni Ebî Müleyke, Kaâsını
b. Muhanımed'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş:
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (sefere) çıktığı vakit kadınları
arasında kur'a çekerdi. Bir defa kur'a Âişe ile Hafsa'ya düştü de, onunla
beraber ikisi birden çıktılar. Resûlüllah (Sallallahü A leylıi ve Sellem) gece
oldu mu Âişe ile birlikte yürür; onunla konuşurdu. Derken Hafsa, Ââşe'ye : Bu
gece benim deveme binmez misin? Ben de senin devene bineyim. Sen de gör, ben
de göreyim, dedi. Âişe:
— Hay hay! cevâbını verdi. Ve Hafsa'mn devesine
bindi. Hafsa da lişe'nin devesine bindi. Az
sonra Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Lişe'nin devesine geldi. Üzerinde Hafsa vardı. Selâm verdi,
sonra onunla nrlikte yürüdü. Nihayet (bir yere) indiler. Âişe,
Resûlüllah (Saltatlahü
(Aleyhi ve Sellem) 'i
aradı ve kıskandı (konağa) indikleri vakit ayaklarım flzhır otlarının
içine koydu. Ve:
— Yârabbi! Bana bir akreb veya yılan musallat
et de beni soksun. [Resulün (dür), ona bir şey söyleyemiyorum, demeğe başladı.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'n-Nikâh»'da; Nesai «Işretü'n-İNisâ» bahsinde tahric etmişlerdir.
Nevevî diyor ki:
«Kur'a Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) |den maada bütün tnüslümanlara
vâcibdir. Peygamber (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) hakkında ise zevceleri arasında
adaletin vâcib olup olmaması ihtilaflıdır. Vâcibdir diyenlere göre kur'a
çektirmek de vâcibdir, Vâcib olmadığını söyleyenlere göre İse bunu yapmak
geçim güzelliğinden ve iyi ahlâkdan ma'duddur. Gönüllerini almak için yapılır.»
Hanefî1er'ce
kadınların sefer hâlinde kasm hakları yoktur. Kocaları dilediği kadınıyle
sefere çıkabilir. Ancak evlâ olan yine de kur'a çektirmektir. Kurtubî kur'a
çektirmenin İmam Mâlik 'e göre de vâcib olmadığını söylemiştir.
İzhir :
Kendisinden boya çıkarılan bir ottur. Ekseriyetle içerisinde yılanlar, akrebler
bulunur.
.Hz. Âişe 'nin
kendisini yılanlara, akreblere helak ettirmek istemesi Hafsa ının dileğini
yerine getirmekle cinayet işlediğini bildiği içindir. Bu suretle suçunu
cezalandırmak istemiştir. El-Mühelleb bu hadîsle istidlal ederek baş sıkısında
insanın kendine bedduada bulunmasının af edileceği kuvvetle me'mul olduğunu
söylemiştir.
89- (2446)
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet, etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman
(yâni İbni Bilâl) Abdullah b. Abdirrahman'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen
rivayet etti. Enes şöyle demiş: Resûlüllah (Salialîahü Aleyhi ve Sellem)i:
«Âişe'nin sĞİr
kadınlara üstünlüğü tiridin şâir yemeklere üstünlüğü gibidir.» buyururken işittim.
(...) Bize
Yahya b. Yahya ile Kuteybe ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
İsmail (yâni İbni Ca'fer) rivayet etti. H.
Bize Kuteybe de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdûl Aziz (yâni, îbni Muhammed) rivayet etti.
Her iki râvi Abdullah
b. Abdirrahman'dan, o da Enes'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Bunların
hadîslerinde: «Resûlüllah (Aleyhi ve
Sellem) den işittim» ibaresi yoktur. İsmail'in hadîsinde : «O da Enes b.
Mâlik'den işitmiş» cümlesi vardır.
90- (2447)
Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrahim b, Süleyman
ile Ya'la b. Ubeyd, Zekeriyya'dan, o da Şa'bî'-den, o da Ebû Selemc'den naklen
rivayet etti. Ona da Âişe rivayet etmiş ki: Peygamber (SaUaUahü Aleyhi ve
Sellem) kendisine:
«Gerçekten Cibril sana
selâm ediyor.» demiş. Âişe demiş ki: — Ben ona da Allah'ın selâm ve rahmeti
olsun, .dedim.
(...) Bize
bu hadîsi İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mülâî haber verdi.
(Dedi ki) : Bize Zekeriyya b. Ebî Zaide rivayet etti. (Dedi ki) : Âmiri şöyle
derken işittim. Bana Ebû Seleme b, Abdirrahman rivayet etti. Ona da Âişe rivayet
etmiş kî: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} kendisine yukardakilerin
hadîsi gibi söylemiş.
(...) Bize
bu hadîsi yine İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Esbat b.
Muhammed, Zekeriyya'dan bu isnadîa bu hadîsin mislini haber verdi.
91- (,,,)
Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî rivayet etti. Î^Dedi ki) : Bize
Ebû'l-Yeman haber verdi. (Dedi ki) : Bize Şuayb Zührî'-den naklen haber verdi.
(Demiş ki) : Bana Ebû Seleme b. Abdirrahman rivayet etti ki : Peygamber
(Sallallahii Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Âişe şöyle demiş : Kesûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
«Ey Âişe! Bu
Cibril'dir. Sana selâm ediyor!» buyurdu. Ben : — Ona da Allah'ın selâm ve
rahmeti olsun! dedim. Aİşe : O benim görmediğimi görüyordu, demiş.
Tirid hadîsi az
yukarda Hz. Hatice 'nin faziletleri babında geçmişti. Ondan sonraki rivayeti
Buhârî «Bed'ü'1-Halk», «İstizan», «Edeb» ve «Rikâk» bahislerinde; Tirmizî
«Menâkıb»'de, Nesâî fdşretu'n-Nisâ» ile «Elyevm ve'1-Leyle» bahislerinde
muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir,
Yâ Âişti», yahut «Yâ
Âişe» tâbirleri murahham münadadır. (Kelimeyi hafifletmek için sonunu
hazfetmeye terhim derler. Kelime müennes «te» si ile sona ererse terhimi mutlak
surette caizdir. Burada da öyledir.; Hadîs-i şerif Hz. Âişe 'nin büyük menkabesini göstermektedir.
1- Hadîs-i
şerîf Hz. Âişe 'nin faziletine
delildir.
2-
Selâm.göndermek müstehabdır. Selâmı götüren kimsenin onu yerine iletmesi ise
vâcibdir.
3- Mefsedet
çıkacağından korkulmamak, bir de selâm
gönderilen kimsenin onu kabul etmesi şartiyle ecnebi bir kimsenin, namuslu
ecnebi bir kadına selâm göndermesi caizdir.
4- Selâmı
alırken «Ve aleyke's-Selâm» yahut -Ve aleykümü's-Selâm» demek müstehabdır.
Maamafih vavsız olarak sadece «Aleykümü's-Selâm» demek de kâfidir.
92- (2448)
Bize Ali b. Hucur Es-Sa'dî Üe Ahmed b. Cenab ikisi birden isa'dan rivayet
ettiler. Lâfe İbni Hucur'undur. (Dediler ki) : Bize İsâ b. Yûnus rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Hişâm b. Urve kardeşi Abdullah b. Urve den, o da Urve'den, o
da Âişe'den naklen rivayet etti ki, şöyle demiş:
— Onbir kadın
oturmuşlar da kocalarının haberlerinden hiç bir şeyi gızlememiye ahdü peyman
etmişler.
Birincisi: Benim kocam
sarP dag başında arık deve etidir. (Dai*) Düz değildi, ki çıkıbın! (Deve) Semiz değildir ki Sürülsün!
demiş. '
ikincisi: Kocamın haberini ifşa edemem, çünkü korkarım. O,au (bitirmeden) bırakamam. Onu anarsam irisini ufağını