1- İnsanların Kureyş'e Tabi' Olması ve Hilafetin Kuretş'de Olması Babı
2- Yerine Halife Bırakıp Barakmamak Babı
Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:
3- Emir Olmayı İstemenin ve Buna Hırs Göstermenin Yasak Edilmesi Babı
4- Zaruret Yokken Emir Olmanın Keraheti Babı
6- Hıyanetin Ağır Şekilde Haram Kılınması Babı
7- Me'murlara Hediyyelerin Haram Kılınması Babı
Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:
9- «Kumandan Bir Kalkandır. Arkasında Harb Edilir; ve Onunla Korunulur.»
Hadisi Babı
10- Halifelerin Bey'atına Sıralarına Göre Riayetin Vacib Olması Babı
11- Valilerin Zulmü ve Kayırması Anında Sabır Emredilmesi Babı
12- Başkalarının Haklarını Vermeseler de Âmirlere İtaat Gerektiğine Dair
Bir Bab
14- Müslümanların İşi Der Top İken Onu Dağıtan Kimsenin Hükmü Babı
15- İki Halifeye Bey'at Edilmesi Babı
37- Hükümdarların İyileri ve Kötüleri Babı
19- Muhacirin Vatan Edinmek İçin Yurduna Dönmesinin Haram Kılınması Babı
21- Kadınların Nasıl Bey'at Edecekleri Babı
Hadis-i Şerifden Çıkarılan Hükümler:
22- Gücünün Yettiği Hususta Dini Eyip Îtaat Şartı Île Bey'at Babı
Hadis-i Şerifden Bundan Maada Şu Hükümler de Çıkarılmıştır :
24- Ellerine Geçeceğinden Korkulduğu Zaman Mushafla Küffar Diyarına
Gitmekten Nehi Babı
25- Atlar Arasında Koşu ve Onları İdmana Çekme Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
26- «Kıyamet Gününe Kadar Hayır Atların Alınlarındadır.» Hadisi Babı
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:
27- Atın Sıfatlarından Hoşa Gitmeyeni Babı
28- Cihadın ve Allah Yolunda (Gazaya) Çıkmanın' Fazileti Babı
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler :
29- Allah Tealanın Yolunda Şehid
Olmanın Fazileti Babı
30- Allah Yolunda Sabah ve Akşam Seferlerinin Fazileti Babı
31- Allah Tealanın Cennette Mücahid İçin Hazırladığı Derecelerin Beyanı
Babı
32- Allah Yolunda Öldürülen Kimsenin —Borç Haric-Bütün Günahlarının
Affedilmesi Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
34- Cihad ve Serhad Bekçiliğinin Fazileti Babı
35- Birbirlerini Öldüren İki Adamın Cennete Gireceklerini Beyan Babı
36- Bir Kafir Öldürüp Sonra Doğru Yolu Tutan Kimse Babı
37- Allah Yolunda Sadakanın Fazileti ve Katlandırılması Babı
39- Mücahidlerin Kadınlarının Hörmeti ve Kadınları Hakkında Onlara Hıtanet
Edenlerin Günahı Babı
40- Özürlülerden Cihad Farzının Sakıt Olması Babı
Hadis-i Şerifden Şu Hükümler Çıkarılmıştır :
41- Cennetin Şehide Sabit Olması Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
Hadis-i Şeriften Çıkarılan Hükümler:
42- «Her Kim Kelimetullah Yüce Olsun Diye Harb Ederse O Kimse Allah
Yolundadır. Hadisi Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
43- Riya ve Şöhret İçin Çarpışan Kimsenin Cehennemi Hak Edeceği Babı
44- Gaza Edip Ganimet Alan ve Almayan Kimsenin Sevab Mikdarını Beyan Babı
Hadisi Şeriften Çıkarılan Hükümler:
46- Allah Tealanın Yolunda
Şehitlik İstemenin Müstehab Oluşu
Babı
47- Gaza Etmeden ve Kendi Kendine Gazada Bahsetmeden Ölen Kimseyi Zem
Babı
48- Gazadan Kendisini Hastalık veya Başka Bir Özür Men Eden Kimsenin
Sevabı Babı
49- Denizde Gaza Etmenin Fazileti Babı
Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:
50- Allah Azze ve Cellenin Yolunda Serhad Bekçiliğinin Fazileti Babı
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:
52- Atıcılığın Fazileti ve Ona Teşvik, Atıcılığı Öğrenip de Sonradan
Unutanı Zem Babı
54- Yürürken Hayvanların Menfaatına Riayet ve Yol Üzerinde Mola Vermekten
Nehiy Babı
56- Yoldan Gelen Kimsenin Turükunun —ki Bu Kelime Geceleyin Girmek
Demektir— Mekruh Oluşu Babı
1- (1818)
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb ile Kuteybr h. Said rivayet eltiler.
(Dediler ki): Bİze Mugîra rivâyet etti. H.
Bize Züheyr b. Harb
ile Amru'n-Nâkıd da rivayet ettiler. (Dediler ki) ; Bize Süfyân b. Uycyne
rivayet etti. Her iki râvi Ebii'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da E':û
Hüreyre'den naklen rivayet etmişlerdir. c.bû Hü-reyre şöyle demiş: Kesûlüllah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellemi;
(Züheyr'in hadîsinde :
«Onu Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellcm) 'e vardırarak» ifcâresİ vardır.
Arar ise «rivayet itibarı ile» dedi.) [1]
«İnsanlar bu işde
Kureyş'e tâbi'd ir. Müslümam müslümamna, kâfiri de kâfirine!» buyurdular.
2- (...)
Bize Muhammed b. Râfi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrazzâk rivayet
etti. (Dedi ki) : Biae Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den rivayet etti. Hemmâm:
Bize Ebû Hüreyre'nin Resûlüljah (Çallallâkû Aleyhi ve Sellem)'den rivayet
ettiği budur... diyerek bir takım hadisler zikretti. Ezcümle: Gesûlüllah
{Sallaîlahii Aleyhive Sellem) :
«İnsanlar bu işde
Kureyş'e tâbi'dir. Müslümanları onların muslumanlanna, kâfirleri de onların
kâfirlerine tâbidir.» buyurdular. Dedi.
3- (1819)
Bana Yahya b. Habîb El-Hârisî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bavh rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû'z-Zübeyr
rivayet etti ki, kendisi Câbir b. Abdillâh'ı şöyle derken işitmiş:
Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem):
«insanlar hayırda ve
serde Kureyş'e tûbi'dirEcr.» buyurdu.
Ebû Hüreyre rivayetini
Buhari «Menâkıb» bahsinde tahrîc etmiştir. Mezkûr rivayetteki «bu iş»'den
murâd: Hilâfet ve emirliktir. Ulemâdan bazıları bu hadîsin emir mânâsına gelen
bir ihbar olduğunu söylemişlerdir. Kureyş kabilesi sair Arap kabilelerinden
her cihetle üstün olduğu için hilâfet onlara tahsis buyurulmuş; sair insanla
rın onlara tâbi' olmaları emrolunmuştur.
«Müslümanları
müslümanlanna tabi'dir.» Yâni onlara karşı gelmek caiz değildir. «Kâfirleri de
onların kâfirlerine tabi'dir.» cümlesini Kirmânı şöyle îzâh etmiştir: «Eu cümle
onların geçmişteki hâllerini haber vermektedir. Yâni onlar küfür devrinde de metbû'
ve reis idiler. Kureyş kabilesi Harem-i şerif dahilinde yaşadıkları için
Araplar onları sever ve sayarlardı. Resûlüllah {Sallallahü. Aleyhi ve Sellem)
Peygamber gönderilerek hak dîne davete başlayınca Arapların ekserisi birdenbire
ona tâbi' olmayıp Kureyş'in ne yapacağım beklediler. Mekke fethedilip Kureyş
kabilesi müslüman olunca sair Araplar da onlara tâbi' olarak takım takım
Allah'ın dînine girdiler. Peygamber'in hilâfeti Kureyş'de devam etti. Bu
suretle (kâfiri kâfirlerine tâbi' idi)
sözü doğru çıktı. Müslümanları da onların müslümanlarma tâbi' oldular.»
Hadîsin ikinci
rivâyetindeki »hayır ve şer»'den murâd da İslâmiyet ve cahiliyyet devirleridir.
Yâni: İnsanlar câhiliyyet devrinde nasıl Küreyş'e tâbi' idi iseler,
İslâmiyette de yine onlara tâbi'dirler; demektir. Resulü 'Ekrem (Sailallahii
Aleyhi ve Sellem) bu hükmün dünya durdukça böyle devam edeceğini haber
vermiştir. Aşağıdaki rivayet dahî aynı mânâdadır.
4- (1820) Bize
Ahmed fa. Abdillâh b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Âsim b. Muhammed b.
Zeyd, babasından rivayet etti. (Demiş ki): Abdullah şunu söyledi:
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Seİlem):
«İnsanlardan iki kişi
kaldığı müddetçe bu iş Kureyş'de devam edecektir.» buyurdular.
Bu hadîsi Buhâri
«Menâkıb» bahsinde tahrîc etmiştir.
Buradaki işten murâd
da hilâfettir. Onu daima Kureyş kabilesi hak edecek demektir. Nevevî diyor ki
: «Bu hadîste, hilâfetin Kureyş'e mahsus olduğuna delil vardır. Onu Kureyş'ten
başkalarına vermek caiz değildir. Bunun üzerine sahabe ve onlardan sonra
gelenler zamanında icmâ' mün'akıd olmuştur. Bid'atçılardan buna muhalefet eden
kimse sahabenin icmâı karşısında mağlûptur. Gerçekten Peygamber (Saltallahü
Aleyhi veSe/temjinsanlar içinde iki kişi kaldığı müddetçe bu hükmün âhir
zamana kadar devam edeceğini bildirmiş; söyledikleri onun zamanından bugüne
kadar zuhur etmiştir. Gerçi Kureyş'ten olmayan mütegallibe beldelere hâkim
olmuş ve kulları kahretmişler-se de yine hilâfetin Kureyş'de olduğunu i'tiraf
etmişlerdir. Binâenaleyh hilâfet ismi onlara bakîdir. Hadîsten murâd da
müstakillen hükmetmek değil, sadece hilâfet ismidir.»
Kaadî Iyâz: «Halîfenin
Kureyş'ten olmasının şart kılınması bütün ulemânın mezhebidir..,» demiştir.
5- (1821)
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Husayn'dan, o da
Câbir b. Semûra'dan naklen rivayet etti. Ben Peygamber (Saltaüahü Aleyhi ve
Sellem) 'i buyururken işittim,
demiş. H.
Bize Kifâa b. Heysem
El-Vâsıtî de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Hâlid (yâni İbni
Abdillâh Et-Tahhân) Husayn'dan, o da Câbir b. Semûra'dan naklen rivayet etti.
Câbir söyle demiş :
Babamla birlikte
Peygamber (SallaHahii Aleyhi ve Sellem) "m yanına girdim. Ve onu:
«Gerçekten bu iş
onların aralarında on iki halîfe geçinceye kadar bitmeyecektir!» buyururken
işittim. Sonra bana gizli kalan bir s'6ı konutu. Hemen babama :
— Ne söyledi? diye sordum.
— «Hepsi
Kureyş'ten» (buyurdu) dedi.
6- (...)
Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize iSüfyân, Abdülmelik b.
Umeyr'den, o da Câbir b. Semûra'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Peygamber (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) i :
«İnsanların (hilâfet)
işi, kendilerine on iki zat hükmofr'iği müddetçe yürümekte devam edecektir.»
buyurdu. Soma Peygamber (SaUallahü Aleyhi veSellem) bana gizli kalan bir söz
konuştu. Hemen babiıma :
— Resûlüllah (Sallallahü Alevhi ve Sellem) m;
söyledi? diye sordum.
— «Hepsi
Kureyş'ten» (buyurdu) dHi.
(...) Bize
Kuteybetü'bnü Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Simâk b. Câbir
b. Semûra'dan, o da Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Sellem) den naklen bu
hadîsi rivayet etti. Ama :
«İnsanların işi
yürümekte devam edecektir» cümlesini anmadı.
7- (...)
Bize Heddâb b. Hâlid El-Ezdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Seleme,
Simâk b. Harb'dan rivayet etti. Şöyle demiş : Câbir b. Semura'yi şunu söylerken
işittim: Ben Resûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve
Seltem)'i:
«İslâm on iki halîfeye
kadar azîz olmakta devam edecektir!» buyururken işittim. Sonra bir kelime
söyledi ki, onu anlamadım. Ve babama :
— Ne söyledi? diye sordum.
— «Hepsi Kureyş'fen» (buyurdu) dedi.
8- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye,
Dâvûd'dan, o da Şa'bî'den, o da Câhir b. Semûra'dan naklen rivayet etti. Câhir
şöyle demiş: Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Selîem) :
«Bu iş (hilâfet) on
iki halîfeye kadar azîz olarak devam edecektir!» buyurdu. Sonra bir şey konuştu
ki, onu anlamadım. Ve babama :
— Ne söyledi? diye sordum.
— «Hepsi
Kureyş'ten» (buyurdu) dedi.
9- (...)
Bize Nasr b. Alî El-Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey'
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Avn rivayet etti, H.
Bize Ahmed b. Osman
En-Nevelî de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ezher rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize İbni Avn, Şa'bî'den, o da Câbir b. Semûra'dan naklen rivayet
etti. Şöyle demiş :
Beraberimde babam
olduğu halde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e gittim. Ve onu:
«Bu dîn on ilci
halîfeye kadar azız, muhkem devam edecektir!» buyu* rurken işittim. Arka
çığından bir kelime söyledi ki, halk onu işitmeme mâni' oldu. Bunun üzerine bat
ama:
— Ne söyledi? diye sordum.
— «Hepsi Kureyş'ten» (buyurdu) dedi.
10- (1822)
Bize Kuteybetü'bnü Saîd ile Ebû Bekir b. Ebî Şcybe rivayet ettiler. (Dediler
ki) : Bize Hatim —ki İ' ni İsmail'dir— Muhacir b. Mismâr'dan, o da Âmir b. Sa'd
b. Ebî Vakkaas'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Kölem Nâfi* ile birlikte Câbir b. Semûra'ya
: Resûlüllah (SaUollahü Aleyhi ve
Sellem) den işittiğim bir şeyi bana haber ver! diye yazdım. O da bana şunu
yazdı:
Ben Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Seüem)"ı cuma günü, Eslemî'nin recmolunduğunun
akşamı:
«Bu dîn kıyamet
kopuncaya yahut sizin üzerinize, hepsi Kureyş'ten olmak üzere on iki halîfe
gelinceye kadar durmakta devam edecektir!» buyururken işittim. Onu:
«Müslümanlardan bir
çetecik Beyaz evi, Kisrâ'nın evini yahut Âl-i Kis-râ'nın evini fethedecekler!» buyururken de işittim.
Onu:
«Şüphesiz ki
kıyametten Önce yalancılar çıkacaktır; onlardan korunu-verin!» buyururken de
işittim. Onu:
«Allah birinize bir
hayır verir (ise) kendinden ve ailesi efradından başlasın!» buyururken de işittim. Onu:
«Havzın başına ilk
varacak benin!» buyururken de işittim.
(...) Bize
Muhammed b. Kâfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Efcî Füdeyk rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize İbni EM Zi'b, Muhacir b. Mismâr'-dan, o da Amir b. Sa'd'dan
naklen rivayet etti ki, Âmir Semuratü'l-Adevi'nin [2]
oğluna: Bize Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işittiğini rivayet
et! diye mektup göndermiş. O da :
— Ben Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim... demiş. Ve râvi,
Hatim'in hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
Bu hadîsi Buhâri
«Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir: Muhtelif tarîklerinden birini Ebû Dâvûd da tahrîc etmiştir.
Mânâsı hususunda kat'î
bir şey söyleyen olmamıştır. El-Mühel1eb diyor ki: «Bu hadîste kat'î bir mânâ
üzerine duran bir kimseye rastlamadım. Bâzıları: Malûm hilâfetten sonra on iki
makbul emîr gelecek diyor. Bir takımları bunların emirliklerinin peşi peşine
geleceğini söylüyor. Kimisi hepsinin bir zamanda gelip emirlik iddia edeceklerini
ve hepsinin Kureyş'ten olacaklarını bildiriyor. En akla yatan şudur ki,
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu hadîsle kendinden sonra zuhur
edecek fitnelerin acâib ve garaibini haber vermiştir. Hattâ bir za-nuuıda
insanlar on iki emîrin hükümetine dağılacaklardır...»
Kaadî Iyâz'ın beyanına
göre burada iki suâl ortaya yıkar. Birincisi şudur:
Bir hadîste : «Benden
sonra hilâfet otuz sene sürecek; sonra kıralhk olacaktır.» buyurulmuştur. Bu
hadîs on iki halîfe hadîsine muhaliftir. Çünkü otuz senede ancak hulefâ-i
râşidîn denilen dört halîfe ile Hz. Hasan'in dört aylık hilâfeti vardır. Bunun
cevabı: Hilafetin otuz sene süreceğini bildiren hadîsten murâd, peygamberlik hilâfetidir.
Nitekim rivayetlerin birinde :
«Benden sonra
peygamberlik hilâfeti otuz senedir; sonra kıratlık olacaktır.» buyurularak bu
cihet tefsir olunmuştur. On iki halîfe hadîsinde ise böyle bir şart yoktur.
İkinci suâl: On ikden
fazla halîfe gelip geçmiş olmasıdır. Kaadi Iyâz :
«Bu i'tiraz bâtıldır;
zîra Peygamber(Sallallehü Aleyhi veÜellem) on ikiden başka halîfe
gelmiyecektir dememiş; on iki halîfe geleceğini söylemiştir. Bu kadar halîfe
de gelmiştir. Onlardan sonra başkalarının da gelmesinin zararı yoktur.
Mamafih on iki
sözünden gelişi güzel her vâlî değil, hilâfete lâyık âdil halîfeler de
kasdedilmiş olabilir. Böylelerinden malûm birkaç zât geçmiştir. Kıyamete kadar
bu sayı mutlaka tamamlanacaktır.» diyor.
Bâzı ulemâya göre on
iki halîfeden murâd, âhir zamanda çıkacak olan Mehdi'den sonra gelecek
halîfelerdir.
Hadîsin son
rivâyetindeki :
«Bir çetecik Kİsrâ'nın
evini fethedecektir.» cümlesi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m
mu'cizelerindendir. Filhakika acem Kisrâsi-mn sarayı Hz. Ömer zamanında
müslümanlar tarafından fethedilmiştir.
11- (1823)
Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme,
Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöyle
demiş) :
Babam yaralandığı
zaman yanına vardım. Ashâb kendisini sena ederek:
— Allah seni hayırla mükâfatlandırsın! Dediler.
O da :
— Uman ve korkan! dedi. Cemâat:
— Kendine halîfe bırak! dediler. Bunun üzerine
şunları söyledi:
— Sizin işinizi diri iken de ölü iken de üzerime mi alayım? Hilâfetten nasibimin; lehime, aleyhime
değil, (sadece) yetecek kadar olmasını dilerim! Halîfe
bırakmış olsam, benden daha hayırlısı (yâni Ebû Bekir) kendine halîfe bırakmıştır. Sizi (halifesiz)
bıraksam, benden daha hayırlı
olan ResüiüUah (SaUaüahü Aleyhi ve Sellem) sîzi (halifesiz) bıraktı!
Abdullah şöyle demiş:
Babam, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} 1 anınca anladım ki kendine
halîfe bırakmayacak!
12- (...)
Bize İshâk b. İbrahim ile İbni Ebî Ömer, Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd
rivayet ettiler. Lâfızları birbirlerine yakındır. (İshak ile Abd'ahheranâ
tâbirini kullandılar. Ötekiler: Bize Abdürrazzâk rivayet etti, dediler.) (Demiş ki) : Bize Ma'mer, Zührî'den naklen
haber verdi. (Demiş ki) : Bana Salim, tbni Ömer'den naklen haber verdi. (Şöyle
demiş) :
— Hafsa'nın yanına girdim de :
— Biliyor musun baban halîfe bırakmıyor, dedi.
— O bunu yapacak değildir, dedim.
— Muhakkak yapar! Dedi. Bunun üzerine onunla bu
hususta konuşmaya yemîn ettim; ve sustum. Hattâ sabahleyin eve gittim; ama
onunla konuşmadım. Sağ elimle bir dağ taşıyor gibi idim. Nihayet dönerek yanma
girdim. Bana insanların hâlini sordu. Ben de kendisine haber verdim. Sonra
ona:
— Ben halkın bir söz söylediklerini işittim de
onu sana söylemeye yemîn ettim! Diyorlar ki, sen kendine halîfe
bırakmayacakimşsın. Gerçekten senin bir deve çobanın veya koyun çobanın olsa
da onları bırakarak sana gelse, çobanın
kaybetiğine kail olurdun.
İnsanlara riâyet ise daha Çetindir. Dedim. Benim sözüm ona muvafık
geldi. Ve bir müddet başını indirdi. Sonra onu bana kaldırarak şunları söyledi:
— Muhakkak Allah (Azze ve Celle) dînini koruyacaktır. Ben kendime halîfe
bırakmamış olsam, Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)de halîfe bırakmamıştır.
Halîfe bırakmış olsam, Ebû Bekir halîfe bırakmıştır, tbni Ömer demiş ki:
— Vallahi, babam, Resûlüllah (Sallcdlahü A eyhi
ve Sellem) 'Ie Ebû Bekr'i anmaktan başka bir şey yapmadı. Ve anladım ki, Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) bir kimse ile
değişecek değil ve kendine
halîfe bırakacak değildir.
Bu hadîsi Buhâri «Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir.
Ömer (RadiyalMıu
anh)'m : «Uman ve korkan!» sözünden murâd bir ihtimale göre insanlar iki
sınıftır; biri umar, diğeri korkar demektir. Yâni bir kısmı benden bir şeyler
koparmayı umar; bir kısmı da benden korkar demek istemiştir. Diğer bir ihtimale
göre: Ben Allah'ın rahmetini umar, azabından korkarım demektir. Bâzıları : «Bu
sözden murâd hilâfettir. Yâni hilâfet meselesinde insanlar iki kısımdır. Bir
kısmı ona rağbet gösterir. Bir kısmı da ondan hoşlanmaz. Ben hoşlananları
sevmem; hoşlanmayanların da aczinden korkarım, demektir.» mütâleasmda bulunmuşlardır.
Kaadî Iyâz'a göre Hz. Ömer'in bu sözleri kendinin iki vasfıdır. Yâni Ömer;
(Radiyallahii anfı) Allah'ın rahmetini ummakta, azabından korkmaktadır. Onun
için de cemaatin övgülerine bakmayarak kendine halîfe bırakmamıştır.
1- Halîfenin
kendi yerine birini halîfe bırakması caiz olduğu gibi, bırakmaması da
caizdir. Bırakmazsa bu
hususta Peygamcer (Sallallahü A
leyhi ve Sellem) e iktida etmiş; bırakırsa Hz. Ebû Bekr'e uymuş olur.
2- Yerine
halîfe bırakmak sureti ile hilâfet caiz olduğu gibi, müs-lümanlarm ileri
gelenlerinin seçmesi ile de olur.
3- Halîfe
kendinden sonra hilâfet vazifesini birkaç kişi arasında şûra olarak da
bırakabilir. Nitekim Hz. Ömer öyle yapmıştır.
4-
Müslümanların halîfe ta'ym etmesi şer'an vaciptir. Bu hususlarda ulemânın
ittifakı vardır.
5- Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellemj'm kimseyi
nassan halife bırakmadığına dahî
icmâ-ı ümmet vardır. Gerçi bu hususâta bazı i'tirâz edenler olmuşsa da bunlar
icmâın karşısında dikiş tutturamamışlardır.
13- (1652)
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr b. Hâzim rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Hasen rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân b.
Semûra rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdular:
«Ya Abdurrahman!
Emirliği isterrte! Çünkü isteyerek sana verilirse onunla baş başa bırakılırsın!
İstemeden sana verilirse onun uğrunda yardım görürsün.»
(...) Bİze
Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid h. Abdillâh Yûnus'dan
rivayet etti. H.
Bana Alî b. Hucr Es-Sadî
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin Yûnus'la Mansûr'dan ve Humeyd'den
rivayet etti. H.
Bize Ebû Kâmil
El-Cahderî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Zeyd, Siraâk b. Atiyye
ile Yûnus b. Ubeyd'den ve Hişâm b. Hassandan naklen rivayet eyledi.
Bu râvüerİn hepsi
Hasen'den, o da Abdurrahmân b. Semura'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'den naklen Cerîr'in hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır.
Bu hadîsi Buhâri
«Kitâbü'I-Eymân ve'n-Nüzûr» ile «Ahkâm» ve «Keffârât» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Harâo'da; Tirmizî «Eymân»'da; Nesâî «Kaza» ve «Siyer» bahislerinde muhtelif
râvi-' lerden tahrîc etmişlerdir.
İmaret: Emirlik,
hâkimlik demektir. Hadîste geçen «ükilte» kelimesi birçok nüshalarda bu şekilde
rivayet edilmişse de Kaadî Iyâz bunun yanlış olduğunu söylemiştir. Doğrusu
«vükilte»'dir. Vükilte : Terk edilirsin mânâsına gelir. Hadîsten murâd şudur :
Valilik, kaymakamlık gibi bir hükümet işi isteme! Çünkü güç bir iştir. Onu
herkes yapamaz. Eğer nefsim arzu ediyor diye istersen o işde yalnız başına
bırakılır; Allah'ın yardımını görmezsin, ama istemeden sana verilirse kabul
et; bu takdirde Allah sana yardım eder.
Hadîs-i şerif hükümete
ait bir vazife İstemenin mekruh olduğuna delildir. Burada allâme Aynî:
«Mücerred istemek mekruh ise rüşvet vererek iş başına geçmeye çalışanın hali
nice olur?» demiş; ve rüşveti verene de, alana da Allah'ın lanet edeceğini
bildiren hadisi hatırlatmıştır.
14- (1733)
Bize Ebû Bekir b. EM Şeybe ile Muhammed b. El-Alâ' rivayet ettiler. (Dediler
ki) : Bize Ebû Üsâme, Büreyd b. Abdillâh'dan, o da Ebû Bürde'den [3], o da
Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :
Ben ve amcam
oğullarından iki zât. Peygamber (Sailallahii Aleyhi ve in yanına girdik. O iki
zâtın biri:
— Yâ Resûlâllah! Bizi
Allah (Azze ve Ceıle)'nİn seni hâkim kıldığı yerlerden bazısına hâkim yap!
Dedi. Öteki de Lunun gibi bir şey söyledi. Bunun üzerine Efendimiz:
«Vallahi biz bu işe ne
onu isteyen bîrini tayîn ederiz; ne de ona hırs gösteren birini!» buyurdular.
15- (...) Bize
Ubeydullah b. Saîd ile Muhaınmed b. Hatim rivayet ettiler. Lâfız İbni
Hâtim'indir. (Dediler ki) : Bize Yahya b. Saîd El-Kat-tân rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Kurre b. Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Humeyd b. Hilâl
rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Eîıû Bürde rivayet etti. (Dedi ki) : Ebû Mûsâ şunu söyledi:
— Yanımda Eş/arîlerden
iki zât olduğu halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellemYe geldim. Biri
sağımda diğeri solumda idi. Bunların ikisi de vazife istediler. Peygamber
(Sailallahii A leyhi ve Selle/n) misvaklanıyordu. Bunun üzerine :
«Ne diyorsun yâ Ebâ
Mûsâ?» yûhut «Yâ Abdallah b. Kays!» dedi. lîen de :
— Seni hak (dîn) ile gönderen Allah'a yemîn
ederim ki, bunlar kalplerinde olanı bana söylemediler. Ben bunların vazife
İsteyeceklerini bilemedim, dedim. Ama
dudağının altında misvakînin
yükseldiğini (hâlâ) görür
gibiyim. Ya «Ien» edatı ile yahut «lâ» ile (konuşarak) :
«Biz işimize, isteyeni
tâyin etmeyiz! Lâkin sen git yâ Ebâ Mûsâ!» yahut «Yâ Abdallah b. Kays!» dedi.
Ve onu Yemen'e gönderdi. Sonra onun peşinden Muâz b. Cebel'i yolladı. Muâz
onun yanına varınca :
— (Ebû Mûsâ ona) Buyur etti; ve ona bir yastık
serdi. Bir de baktı ki, Ebû Musa'nın yanında bağlı bir adam var!
— Bu kim? diye sordu. Ebû Mûsâ:
— Bu bir yahudi idi; müslüman oldu. Sonra
tekrar kendi dînine, kötülük dînine döndü ve yahudî oldu, dedi. Muâz:
— Bu adam öldürülünceye kadar oturmam! Allah'ın
ve Resulünün hükmü budur, dedi.
Ebû Mûsâ :
— Otur! Evet! Dedi. Muâz :
— O öldürülünceye kadar oturmam! Allah'ın
ve Resulünün hükmü budur! Dedi.
Bu üç defa tekerrür etti. Nihayet onun öldürülmesini emretti; ve
öldürüldü. Sonra (Muâz'la
Ebû Mûsâ) geceleyin
namaz kılmayı müzâkere ettiler,
de biri (yâni Muâz) :
— Bana gelince : Ben hem uyurum hem namaza kalkarım.
Uykum esnasında da namazımda umduğumu umarım! Dedi.
Bu hadîsi Buhâri
«Kitâbu istitâbeti'l-Mürteddîn» ile «İcâre» ve «Ahkâm» bahislerinde tahrîc
etmiştir.
Hz. Ebû Mûsâ El-Eş'arî
'nin ismi Abdullah b. Kays'dır. Râvi,
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)i
Efendimizin:
«Yâ Ebâ Mûsâ» mı yoksa
«Yâ Abdullah b. Kays» mı dediğinde şekk ettiği gibi «Ien» edatı ile mi yoksa
«lâ» ile mi söz ettiğinde de şekk etmiştir.
Feyg&mber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Ebû Mûsâ ile Muâz b. Cebe1'in ikisini de Yemen'e
ayrı ayrı vilâyetlere vali göndermiştir. Muhtelif rivayetlerden anlaşılıyor ki,
orada birbirlerini zaman zaman ziyaret ederlermiş. Ebû Mûsâ (Aleyhisseiâmj'ın
Hz. Muâz'in altına yastık koyması ona ikram içindir. Araplar fazla ikram etmek
istedikleri müsafirlerini yastık üzerine oturturlardı. Taberâ-n î 'nin
rivayetine göre Hz. Muâz Yahudi 'nin bağlı olduğunu görünce Ebû Mûsâ 'ya : «Be
kardeşim, sen insanlara işkence için mî gönderildin? Biz ancak onlara dinlerini
öğretmek, faydalı şeyleri emretmek için gönderildik!» demiş. Fakat yahudi 'nin
irtidâd ettiğini anlayınca : «Muhammed'i hak (dîn) ile gönderen Allah'a yemin
ederim ki, onu ateşle yakmadıkça yerimden ayrılmam!» demiştir. Bunun üzerine
odun getirilerek ateş yakılmış; ve yahudî ateşe atılmış. Kitabımızın rivayeti
ile bu rivayetin arası şöyle bulunur: Yahudî evvelâ boynu kılıçla kesilerek
öldürülmüş; sonra cesedi ateşte yakılmıştır. Bundan anlaşılır ki, Hz. Ebû Mûsâ
ile Muâz (Radiyallahû. anh)'nw mezheb-lerine göre ibret için ateşle ta'zîb caizdir.
Hz. A1î'nin zındıkları yaktığı rivayet olunmuştur. Dâvûdî diyor ki: «Hz. A1î'nin
zındıkları yakması hatâ değildir. Çünkü Peygamber SSallallahü Aleyhi ve
Sellem) bir cemâate:
«Eğer filân ve filâna
rastlarsanız onları ateşle yakın!» buyurmuştu; sonradan :
«Onlara rastlarsanız
öldürün! Zîra Allah'ın azabı ile ceza vermek doğru değildir.» buyurdular.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) rizâ halinde olsun, gadab halinde
olsun ancak hakkı söyler. Teâlâ Hazretleri:
(O nevadan söz
söylemez. ) buyurmuştur.
«Bu üç defa tekerrür
etti.» cümlesi Hz. Muaz'm sözünün tetim-mesidir. Yâni «Bu adam öldürülmedikçe
oturmam!..» sözünü üç defa tekrarlamıştır. Ebû Dâvûd 'un bir rivayetinde Muâz'la
Ebû Mûsâ 'nin ikisi de sözlerini üçer defa tekrarladıkları bildirilmiştir. Bu
takdirde bu söz râvinin olur.
1- Mürtedi
öldürmek vaciptir. Ulemâ bu hususta ittifak halinde iseler de tevbe etmesini
istemek vacip mi yoksa müstehab mı olduğu, tev-benin müddeti ve kabulü, keza bu
hususta kadının da erkek gibi olup olmadığı ihtilaflıdır. Cumhûr-u ulemâya göre
tevbe etmesi istenir. Mâ1ikî1er'den İbnü'l.Kassâr bu hususta sahabenin icmâı olduğunu
nakletmiştir. Tavus, Hasen, Hanefîler 'den Ebû Yûsuf, Mâlikîler 'den Mâcişûn ve
Zahirîler mür-tedden tevbe istenmiyeceğine kail olmuşlardır. Tevbe ederse Allah
indinde faydası olsa bile katli sakıt olmaz; çünkü Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve $ellem) Efendimiz:
«Bîr kimse dînini
değiştirirse onu Öldürün!» buyurmuştur. Atâ'a göre mürted müslüman olarak doğdu
ise kendisinden tevbe istenmez. Kâfir olarak doğdu da müslüman oldu ve tekrar
irtidâd etti ise tevbesi istenir.
Bu tevbe istemenin
vâcib mi müstehab mı olduğu İhtilaflıdır. İmam Âzam 'la, îmam Mâ1ik'e, Ahmed ve
İshâk'a, bir kavlinde Şâfiî'ye göre tevbe müddeti üç gündür. Hz. Alî'den bir
ay olduğu rivayet edilmiştir. Cumhura göre tevbe etmeyen mürted kadın da erkek
gibidir; o da öldürülür. İmam Âzam'la bir cemaat öldürülmeyeceğine kail
olmuşlardır. Hasen ile Katâde'ye göre kadın câriye olur. Bu kavil Hz. A1î'den
de rivayet olunmuştur.
2-
Şehirlerin valileri ölüm ve diğer serî cezaları tatbik ederler. İmam Âzam'la
İmam Mâlik, Şafii ve diğer bütün ulemanın mezhepleri budur. Yalnız Küfe
ulemâsına göre «hudûd-i şer'iyye» denilen şer'i cezaları ancak şehirlerin
fukahası tatbik ederler. Kaymakam ve muhtar gibi köy işleri ile meşgul olan
memurlar bu işi yapamazlar.
Vazifeleri mutlak olup
bir nevi' hükme mahsus olmayan hâkimlerin hudûd-i şer'iyyeyi tatbik edip
edemeyecekleri ihtilaflıdır.
16- (1825)
Bize Abdülmclik b. Şuayb b. Leys_ rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam Şuayb b.
Leys rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Leys b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana
Yezîd b. Ebî Habîb, Bekir b. Amr'dan, o da Haris b. Yezîd El-Hadramfden, o da
İbni Huceyrate'l-Ekbcrdeıı, o da Ebû Ztrr'den naklen rivayet etti. Ehû Zerr
şöyle demiş ;
— Yâ Resûlâllah! Beni
vâlî yapmıyor musun? Dedim. Bunun üzerine eli ile omuzuma vurdu. Sonra :
«Yâ Ebâ Zerr! Sen
zayıfsın. Bu vâiîlik bir emânettir. Gerçekten ktyâ-met gününde o kepazelik ve
pişmanlıktır. Yalnız onu hakkı İle alarak o hususta üzerine düşeni yapan müstesna!» buyurdular.
17- (1826)
Bize Züheyr b. Harb ile İshâk b. İbrahim, ikisi birden El-MukrîJden [4]
rivayet ettiler. Züheyr (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Yc-zîd rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Saîd b. Ebî Eyyûb, Ubeydullah b. Ebî Ca'fer El-Kuraşî'den, o da
Salim b. Ebî Salim [5] El-Ceyşânî'den, o da
babasından, o da Ebû Zerr'den naklen rivayet etti ki, ResûlüIIah (Sallallahü
Aleyhi ve Setlem):
«Yâ Ebâ Zerr!
Gerçekten ben sonİ zayıf görüyorum. Ben senin için kendime sevdiğim şeyi
severim. Sakın İki kisî üzerine hâkim olma! Ve sakın yetîm malına velî olma!» buyurmuşlar.
Bu hadîs-i şerif
devlet vazifesi istemekten kaçınmak hususunda büyük bir kaidedir. Bilhassa
böyle bir vazifeyi görmekten âciz olanlar için pek mühim bir tenbîhtir.
Hadîste zikri geçen
kepazelik ve pişmanlık, vazifeye ehil olmayanlar, yahut ehil olup da âdilâne iş
görmeyenler hakkındadır. Böyleleri kıyamet gününde rezil edilecek ve
yaptıklarına pişman olacklardır. Vazifeye ehil olup da dürüstlükle iş görenlere
ise büyük fazilet vardır. Eu babta birçok sahîh hadîsler ve icmâ-ı ümmet
vardır. Ancak pek mühim ve tehlikeli olduğu için Peygamber (Saltallnhii Aleyhi
ve Sellem) Efendimiz ondan sakınmayı tavsiye buyurmuş; seleften birçok ulema da
tazyiklere ma'rûz kaldıkları halde eziyyete katlanmayı vazife kabulüne tercih
etmişlerdir. İmam Âzam'm kadılığı kabul etmediği için hapsedilerek her gün bir
sopa ilâvesi ile dövüldüğü ve hapishanede dayaktan öldüğü meşhurdur.
18- (1827)
Bİze Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve İb-nü Nümeyr rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Amr'-dan (yâni İbni Dinar'dan), o da Amr
h. Evs'den, o da Abdullah b. Arar'-dan naklen rivayet etti. İbnü Nümeyr ile Ebû
Bekir: (Onu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e ref ederek) dediler.
Züheyr'in hadîsinde ise şu ibare vardır: (Demiş ki) : Resûlüllah {SdlaliahÜ
ALejh'ı ve Sellem):
«Şüphesiz ki, adaletle
iş görenler, Allah katında nurdan minberler üzerinde Rahman (Azze ve Celle)
'nin yemininde olacaklardır. Onun her İki yedi sağdır. Bunlar, hükümlerinde ve
aileleri ile mütevellisi oldukları kimseler hakkında adalet gösterenlerdir.»
buyurdular.
Muksit: Adaletle iş
gören demektir. Kaasit ise : Zulmedendir. Yâni bu kelime «if'âl» babından
kullanılırsa adalet, «sülâsî mücerred» olarak kullanılırsa zulüm mânâsına gelir.
Âdil hâkimlerin
kıyamet gününde nurdan minberler üzerinde bulunmaları Kaadî Iyâz'a göre
hakikat da olabilir; yüksek mevkilerden kinaye de Nevevî ise bu sözün hakikat
mânâsında kullanılmış olmasını daha zahir görmekte ve : «Onlar hakîkaten
minberler üzerinde olacaklardır. Onların menzilleri de yüksektir.» demektedir.
Âdil hâkimlerin bir de
Allah Teâlâ'nın yemininde olacakları bildiriliyor.
Yemîn : Sağ
taraf, sağ el gibi mânâlara geldiği gibi, yine bu hadîste zikredilen «yed» de
el demektir. Binâenaleyh tercemede:
«Allah'ın sağ
tarafında olacaklardır.» «Onun her iki eli sağdır.» demek icâb ederdi. Fakat
hadîs-i şerîf sıfat hadîslerinden olduğu için buradaki «yemin» ve «yed*
kelimeleri müteşâbih (yâni bu dünyâda mânâsını anlamaya imkân ve ümîd bulunmayan)
kelimelerdendir. Müteşâbih-ler hakkında ulemânın ihtilâf ettiklerini evvelce
görmüştük. Burada da bir nebze işaret edelim:
Ulemâdan bâzıları:
«Biz bu gibi kelimelere inanır; te'vîli hakkıhda söz etmeyiz; mânâlarını
bilmeyiz. Yalnız zahirî mânâlarının murâd olmadığına i'tikad ederiz. Onların
Allah'a lâyık mânâları vardır. Ama o mânâları yalnız Allah bilir.»
demişlerdir. Selef ulemânın ve bâzı kelâm âlimlerinin mezhepleri budur.
Bir takım ulemâ ise
müteşâbihlerin yerine göre te'vfl edileceğine kaildirler. Ekseri kelâm
ulemâsının sözleri budur. Bu takdirde Kaadî Iyâz «yemîn»'den iyi hâl ve yüksek
mertebe kasdedilmiş olacağını söylemiştir. îbni Arafe 'nin beyanına göre
Araplar iyi ve makbul işi sağa, zıddını da sola nisbet ederlermiş. Yemin yümn
yâni uğur ve bereketten alınmıştır.
Onun her iki yedi
sağdır.» cümlesi, buradaki «yemîn» kelimesinden uzuv mânâsı kasdedilmediğne
tenbîhtir. Zira el, sağ gibi şeyler Allah Teâlâ hakkında imkânsızdır.
«Bunlar hükümlerinde
ve aileleri ile mütevellisi oldukları kimseler hakkında adalet gösterenlerdir.»
cümlesinin mânâsı : Bu fazilet, üzerine aldığı hilâfet, valilik, hâkimlik yahut
yetîm malında, vakıf ve emsalinde müvellîlik gibi hukukta adalete riâyet
edenlere mahsustur, .demektir.
19- (1828) Bana Hârûn b.
Saîd El-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize İbni Vehb rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Harmele, Abdurrahmân b. Şümâse'den rivayet etti. (Şöyle
demiş) :
Âişe'ye bir şey
sormaya geldim.
— Sen kimlerdensin? Diye sordu. Ben de:
— Mısırlılardan bir adamım! Dedim. Müteakiben
Âişe:
— Bu gazanızda sizinkinin size karşı muamelesi
nasıldı? Diye sormuş. O da:
— Kendisinden bir fenalık görmedik. Bizden
birimizin devesi ölse hemen ona deve verir; kölesi ölse köle verir; yiyeceğe
mufatâc olsa yiyecek verirdi. Demiş. Bunun üzerine Âişe şunu söylemiş:
— Beri bak! Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'den işittiğim bir şeyi sana
haber vermekten, onun kardeşim Muhammed b. Ebî Bekr'e yaptıkları beni
men'edemez! Şu evimde:
«Allahım! Bir kimse
ümmetimin umurundan bir vazîfe alır da onlara zorluk gösterirse sen de ona
zorluk göster! Bir kimse ümmetimin umurundan bir vazife alır da onlara hoş
muamele ederse, sen de ona hoş muamele eyle!»
buyurdular. "
(...) Bana
Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Mehdî rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Cerîr b. Hâzim, Harmeletü'l-Mısrî'den, o da Abdurrahmân b.
Şümâse'den, o da Âişe'den, o da Peygamber (Saitaltahü Aleyhi ve Settem)'den
naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.
Hz. Âişe 'nin ismini
vermeden muamelesini sorduğu kumandan Amr b. Âs (Radiyallahu anh) dır. Kardeşi
Muhammed b. Ebî Bekr'i onun öldürdüğüne işaret ederek : «Kardeşim Muhammed b.
Ebî Bekr'e yaptıkları...» demiştir.
Vak'a şudur : Hz. A1î
(Radiyallahu anh) Muhammed b. Ebî Bekr'i Mısır'a vâlî ta'yîn etmişti. Muâviye
(Radiyallahu anh) tarafından üzerine Amr b. Âs gönderildi. 38. Hicrî tarihinde
aralarında vuku' bulan muharebede Muhammed b. Ebî Bekir yenildi. Ve hasmının
eline esîr düşerek gaddârâne şehîd edildi. Bu katlin nasıl yapıldığı
ihtilaflıdır. Bâzıları harbde vurulduğunu söylemiş; bir takımları esîr edilerek
öldürüldüğünü bildirmişlerdir. Harpten sonra na'şımn bir eşek İaşesi içinde bir
harabede bulunarak yakıldığını iddia edenler de vardır. Hz. Âişe 'nin bu
vak'aya pek üzüldüğü: «O benim kardeşim ve âhiret oğlum idi.» diyerek bir daha
ölünceye kadar pişmiş et yemediği, rivayet olunur.
Hadîs-i şerif, fazilet
sahibi bir kimsenin faziletinin anılması gerektiğine, buna düşmanlık,
güceniklik gibi şeylerin mâni' olmamasına ve keza insanlara hoş muamele edilmesi
lâzım geldiğine delildir. Bu mânâda hadîsler çoktur.
20- (1829)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H,
Bize Muhammed b. Rumh
da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Nâ-fi'den, o da İbni Ömer'den, o da
Peygamber (Saliailahü Aleyhi ve Sellem)*den naklen rivayet etti ki, şöyle
buyurmuşlar:
«Hepiniz çobansınız;
ve hepiniz sürüsünden mes'üldür. İnsanlara hükmeden emîr bir çobandır; o
sürüsünden mes'üldür. Kişi ailesi fertlerine çobandır. O da onlardan
mes'üldür. Kadın kocasının evine ve çocuklarına çobandır; o da onlardan
mes'üldür. Köle, sahibinin malına çobandır; o da ondan mes'üldür. Dikkat!..
İmdi hepiniz çobansınız; ve hepiniz sürüsünden mes'üldür.»
(...) Btze
Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bişr
rivayet etti. H.
Bize İbni Numeyr dani
rivayet etti, (Dedi ki) ; Bize babam rivayet etti. H.
Bize İbnü'l-Müsennâ da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid (yâni İbni'i-Hâris) rivayet etti. H.
Bize Ubeyduilah b.
Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya (yâni El-Kat tan) rivayet etti.
Bunların hepsi Ubeyduilah b. Ömer'den rivayet etmişlerdir. H.
Bize Ebu r-Kabî' ile
Ebû Kâmil dahi rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd b. Zeyd rivayet
etti. H.
Bana Züheyr b. Harb da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail rivayet etti, bunların hepsi Eyyûb'dan
rivayet etmişlerdir. H.
bana Muhammed b. Râfi'
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebi Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Dahhâk (yâni İbni Osman) haber verdi. H.
Bize Harun b. Saîd El-Eylî
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana
Üsâme rivayet eyledi.
Bu râvilerin hepsi
Nafi1 den, o da İbnü Ömer'den naklen, Leys'in Nâfi'den rivayeti gibi rivayette
bulunmuşlardır.
(...) Ebû
İshâk dedi ki: Bize de Hasen b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b.
Nümeyr, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da İbnü Ömer'den bu hadîsi, Leys'in
Nâfi'den rivayeti gibi rivayet etti.
(...) Bize
Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe b. Saîd ve İbnü Hucr, hep birden İsmail
b. Ca'fer'den, o da Abdullah b. Dinar'dan, o da İbni Ömer'den naklen rivayet
ettiler. (Şöyle demiş): Resûlüllab (SallaÜahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular
ki... H.
Bana Harmeletü'bnü
Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îbnÜ Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana
Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da Salim b. Abdillâh'dan, o da babasından naklen haber
verdi. Babası şöyle demiş:
Ben ResûlüIIah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim...
Râvi hadisi, Nâfi'in
tbni Ömer'den rivayet ettiği hadîs mânâsında rivayet etmiştir.
Zühli'nin hadîsinde :
Zannederim :
«Kişi babasının
malında çobandır; ve sürüsünden mes'üldür.» buyurdu; dedi, ibaresini ziyade
etmiştir.
(...) Bana
Ahmed b. Abdirrahman b. Vehb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana amcam Abdullah
b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana bir adam (adım söyledi) ve Amr b. Haris,
Bükeyr'den, o da Büsr b. Saîd'-. den
naklen haber verdiler; ona da Abdullah b. Ömer, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den
bu mânâ ile rivayet etmiş.
Bu hadîsi Buhâri «İstikraz»,
«Cumua» ve «Itk» bahislerinde tahrîc etmiştir. «Râî» çoban demektir. Burada
ondan murâd: Koruyucu, emniyetli ve elinin altında olanların iyi halde olmasına
dikkat eden kimsedir.
Hadîsi-i şerif bir
kimsenin idaresi altında bulunanlara karşı adaletli olması gerektiğine
delildir. Adaletle muamele ederse pek mükâfata nail olur. Aksi takdirde idaresi
altında bulunanların her biri ondan hakkım isteyecektir.
21- (142)
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'l-Eşheb, HasenMen
rivayet etti. (Demiş ki) : Ubeydullah b. Ziyâd, Ma'kıl b. Yesâr El-Müzenî'yi
ölüm döşeğinde iken dolaştı da Ma'kıl şunu söyledi:
Ben sana Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden işittiğim bir hadîsi söyleyeceğim. Benim için
(daha) hayât olduğunu bilsem (onu) sana söylemezdim. Ben Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)yi:
«Allah'ın bîr sürüye
çoban yaptığı hiç bîr kul yoktur ki, öldüğü gün sürüsüne hıyanet etmiş olarak
ölsün de Allah ona cenneti haram kılmasın!» buyururken işittim.
(...) Bize
bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey',
Yûnus'dan, o da Hasan'dan [6]
naklen haber verdi. Şöyle demiş: Ma'kıl b. Yesâr hasta iken tbni Ziyâd onun
yanına girdi...
Râvi, Ebû'l-Eşbeb'in
hadîsi gibi rivayette bulunmuş; şunu da ziyâde eylemiştir: «Bunu bana bu günden
evvel söylemeli değil mi idin? Dedi.
— Sana söylemedim
(işte) yahut) : Sana söyleyecek değildim! cevâbını verdi.»
22- (...)
Bize Ebû Gassân El-Mismai ile İshâk b. tbrâhîm ve Muhammed b. El-Müsennâ da
rivayet ettiler. (İshâk: Bize haber verdi, tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize
Muâz b. Hişâm rivayet etti; dediler.) (Demiş ki) : Bana babam, Katâde'den, o
da Ebû'l-Melîh'den naklen rivayet etti ki, hastalığında Ma'kıl b. Yesâr'ın yanına Ubeydullah b. Ziyâd [7]
girmiş. Ma'kıl ona:
— Ben sana bîr hadis
söyliyeceğim! ölüm hâlinde olmasam onu sana söylemezdim. Ben Resûlüllah
(Sailallahü Aleyhi vcSellem)'i:
«Eğer bir âmir
müslümanların işini üzerine alır; sonra onlar için çalışıp samimiyet
göstermezse onlarla birlikte cennete giremez!» buyururken işittim, demiş.
(...) Bize
Ukbe b. Mükrem El-Ammî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yâkûb b. İshâk rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Sevâde b. Ebî'l-Esved haber verdi. (Dedi ki) : Bana
babam rivayet etti, ki Ma'kıl b. Yesar hastalanmış da, Ubeydullah b. Ziyâd onu
dolaşmaya gelmiş...
Râvi, Hasen'in
Ma'kıl'den rivayet ettiği hadîs gibi rivayette bulundu.
Bu hadîsi Buhâri «Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir.
Hadîsin şerh ve îzâhi
«îman» bahsinde geçmişti. Hulâsası şudur: Hıyaneti helâl i'tikad eden kâfir
olur; ve ebediyyen cennete giremez. Fakat helâl itikad etmezse dînden çıkmaz;
ancak cennete ilk giren bahtiyarlarla beraber olamaz. Bu gecikme ona bir
cezadır. Cezası ya cehennemde yanmakla, ya hesab anında yahut başka yerde
verilir.
Hz. Ma'kı1'in : «Benim
için (daha) hayât olduğunu bilsem (onu) sana söylemezdim» sözü o ana kadar bu
hadîsi söylemekten çekindiğini gösteriyor. Buna sebep kendisine bir fenalık
yapılacağından korkması olabilir. Öleceğini anlayınca bildiği bir şeyi
müslümanlardan gizlemiş olmamak için söylemiştir. Çünkü ilmin başkalarına
teblîği emrolunmuştur.
23- (1830)
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr b. Hâzim rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Hasan rivayet etti ki: Âiz b. Amr Resûlüllah(Sallallahü
Aleyhi ve Seltem)'in ashâbındandı— Ubeydullah b. Ziyâd'ın yanına girerek şunları
söylemi;:
— Ey oğulcuğum! Ben Resû\ü\\âh (Sallaltahü
Aleyhi ve Sellem)'i: «Şüphesiz çobanların en kötüsü insafsız deve
bakıcılarıdır. Sakın onlardan olma!»buyururken işittim. Bunun üzerine
(Ubeydulıah) ona:
— Otur! Sen ancak Muhammed (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) ashabının kepeğindensin! Demiş. O da:
— Onların kepeği var mı idi ki? Kepek ancak
onlardan sonra hem de onlardan başkalarında oldu! cevabını vermiş.
Görülüyor ki vâlî
Ubeydullah Hz. Aiz'in nasihatinden alınarak kendisini küçümsemiş, fakat Âiz
(Radtyaltahp anh) 'dan akar sulan durduracak kadar fasîh ve yerinde bir cevâp
almıştır. Filhakika sahâbe-i kiramın hepsi bu ümmetin büyükleri, seçkinleri ve
kendilerinden sonra gelenlerin efdalleridir. Onların hepsi âdil olup içlerinde
kepeğe ayrılacak tek kimse yoktur. Hadîsi karıştırarak rivayet eden râviler
onlardan sonra zuhur etmiştir. Binâenaleyh kepeğe çıkarılacak râvileri ashâb
zamanında değil, onlardan sonraki devirlerde aramak îcâb eder.
Hadîs-i şerifteki
kepek sözü, un kepeğinden istiare edilmiş olup mertebesi düşük, aşağı dereceli
kimse mânâsında kullanılmıştır.
24- (1831)
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Is-mâîl b. İbrahim, Ebû Ha
yy ân'dan, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hürey-re'den naklen rivayet etti.
(Şöyle demiş) :
Bir gün Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) aramızda ayağa kalkarak hıyaneti andı. Onu
büyüttü; onun hâlini de büyüttü. Sonra şöyle buyurdu:
«Sakın sizden birinizi
kıyamet günü, boynunda böğürmesi olan bir deve olduğu halde gelerek : Yâ
Resûlâllaht Beni kurtar! Derken, kendimi de: Senin için bir şeye mâlik değilim;
ben sana tebliğ ettim; diye cevap verirken bulmayayım! Sakın sizden birinizi
kıyamet günü boynunda kişneyişi olan bîr at olduğu halde gelerek : Yâ
Resûlâllah! Beni kurtar' Derken, kendimi de : Senin için hiç bîr şeye mâlik
değilim; ben sana tebliğ ettim; diye cevap verirken bulmayayım] Sakın sizden
birinizi kıyamet günü boynunda meleyişi olan bir koyun olduğu halde gelerek :
Yâ Resûlâllah! Beni kurtar! Derken, kendimi de : Senin için hiç bir şeye mâlik
değilim; ben sana tebliğ ettim; diye cevap verirken bulmayayım! Sakın sizden
birinizi kıyamet günü boynunda çığlığı olan bir kimse olduğu hâlde gelerek :
Yâ Resûlâllah 1 Beni kurtar! Derken, kendimi de : Senin için hiç bir şeye mâlik
değilim; ben sana tebliğ ettim! diye cevap verirken bulmayayım! Sakın sizden
birinizi kıyamet günü, boynunda dalgalanan giysiler olduğu halde gelerek : Yâ
Resûlâllah! Beni kurtar! Derken, kendimi de : Senin için hiç bir şeye mâlik
değilim; ben sana tebliğ ettim! Diye cevap verirken bulmayayım! ÇcVmi sHden
birinizi kıyamet günü, boynunda alt:nt gümüş olduğu halde gelerek : Yâ
Resûlâllah! Benİ kurtar! Derken, kendimi de: Senin için hiç bir şeye mâlik
değilim; ben sana tebliğ ettim. Diye cevap verirken bulmayayım!»
(...) Bize
Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrahîm b.
Süleyman, Ebû Hayyân'dan rivayet etti. H.
Bana Züheyr b. Harb
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Cerîr, Ebû T^-yyan' ile Umara b. Ka'kaa'dan, bunların hepsi Ebû Zür'a'dan, o da
Ebû .yre'den naklen İsmail'in Ebû Hayyân'dan rivayet ettiği hadîs gibi »yette
bulundu.
25- (...)
Bana Ahmed b. Saîd b. Sahr Ed-Dârimî de rivayet ettiJ, (Dedi ki) : Bize
Süleyman b. Harb rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ham-mâd (yâni İbni Zeyd)
Eyyûb'dan, o da Yahya b. Saîd'den, o da Ebû Zür'a b, Amr b. Cerîr'den, o da Ebû
Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :
Resûlüllah (Sailallahü
Aleyhi ve Sellem) hıyaneti anarak onu
büyüttü.
Ve râvi hadîsi kıssa
eylemiştir. Hammâd: «Bilâhare Yahya'yı bu hadîsi rivayet ederken işittim. Bize
Eyyub'un kendisinden rivayet ettiği gibi rivayette bulundu.
(...) Bana
Ahmed b. Hasan b. Hırâş da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Ma'mer rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Yahya
b. Saîd b. Hayyân'dan, o da Ebû ZürVdan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber
{Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen yukarıkilerin hadîsi gibi rivayette
bulundu.
Bu hadîsi Buhâri
«Zekât» ve «Cihâd» bahislerinde tahrîc etmiştir.
Hadîs-i şerif gdfeûl
yâni hıyanetin şiddetle haram olduğuna delildir. Gulûlün aslı hıyanet demekse
de sonradan ganimete hıyanet mânâsında kullanılmıştır. Resûlüllah (Sailallahü
Aleyhi ve Sellem) bu hadîste: «Sakın ganimet malını hıyanetle yeyip de
kıyamette benden yardım istemeyin! Zira size bu hususta hiç bir yardım yapamam!
Demek istemiştir. Anlaşılıyor ki, ganimet malından aşırılan her şey kıyamet
gününde aşıranın boynunda asılı olarak gelecektir. Bundan murâd: «Kimseyi bütün
mahşer halkı huzurunda rezîlü rüsvay etmektir. Hadîs-i şerif:
«Her kim ganimeti
aşırırsa, kıyamet gününde aşırdığı şeyle gelecektir.» [8]
âyet-i kerîmesinin tefsir ve izahıdır.
Kaadi Iyâz'ın beyanına
göre bu şiddet ve gadabı Peygamber (SailaUahü A leyhi ve Sellem) Efendimiz
evvel emirde gösterecektir; çünkü emirlerine muhalefet edilmiştir. Sonra bütün
günahkârlara şefaat edecektir.
1- Ulemâ
ganimete hıyanetin şiddetle haram ve büyük günahlardan olduğuna ittifak
etmişlerdir.
2- Hıyanet
eden kimsenin aşırdığı malı ordu
dağılmadan kumandana iade etmesi
gerekir. Ulemâ bu hususta da ittifak halindedirler. Yalnız ordu dağılır da hak
sahibi olan gazilere haklarını ulaştıramazsa ne yapacağında ihtilâf
etmişlerdir. Bâzılarına göre aşırdığı şeyin beşte birini devlet reisine teslim
eder, geri kalanını sadaka verir.
Hasan-ı Basrî ile İmam Mâlik, Evzâî, Leys , Zühri, Sevrî ve İmam
Ahmed'in mezhepleri bu olduğu gibi aynı kavil İbni Mes'ûd,
İbni Abbâs ve Muâviye (Radiyallahü anhûm) hazerâtından da
rivayet olunmuştur.
İmam Şafiî ile bir
cemaat malın devlet reisine yahut hâkime teslimi gerektiğini söylemişlerdir.
Onlara göre aşırılan ganimetin şâir kayıp mallardan bir farkı yoktur. Bir
insan başkasının malını sadaka olarak veremez. Yalnız İbni Mes'ûd (Radiyallahu
anh) 'dan bir rivayete göre sahibini bilmediği bir malı tesadduk edebilir.
3- Ganimeti
aşıran kimseye ne ceza verileceği de ihtilaflıdır. Cumhura göre hükümdar
suçlunun hâline bakarak münasib gördüğü ta'zîr cezasını verir, fakat onun
eşyasını yakmaz. İmam Âzam 'la,
Şafiî, Mâlik ve sahabe ile tabiînden birçok zevatın
mezhepleri budur.
Hasan-ı Basrî, İmam
Ahmed, îshâk, Mekhû1 ve Evzâî'ye göre bütün eşyası yakılır. Evzâî bundan silâhı
ile üzerindeki elbiseyi istisna etmiş; Hasan-ı Basrî dahî hayvanı ile
mushafının yakılmayacağına kail olmuştur.
26- (1832)
Bize Ebü Bekir b. EM Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve İbnü Ebî Ömer rivayet ettiler.
Lâfız Ebû Bekir'indir. (Dediler ki) : Bize Süf-yân b. Uyeyne, Zührî'den, o da
Urve'den, o da Ebû Humeyd Es-Saıdî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :
Resûlüllah (SallaUahU
Aleyhi ve Seltem) Esd (kabilesin)'den İbnü'1-Lütbiyye [9]
denilen bir adamı me'mur yaptı. (Amır'la İbnü Ehî Ömer: Sadaka üzerine me'mur
dediler.) (Bu zât vazifeden) geldiği zaman:
— Bu sizin; bu da
benim; bana hediyye edildi, dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (SallaÜahü Aleyhi ve
Sellem) minber üzerinde ayağa kalkarak Allah'a hamdü sena etti. Ve şunları
söyledi :
«Benim gönderdiğim bir
me'mûra ne oluyor ki: Bu sizin; bu da bana hediyye edildi; diyor! Babasının
yahut anasının evinde otursa da kendisine hediyye edilecek mi, edilmiyecek mi
baksa idi ya! Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki,
sizden biriniz o sadakadan bir şey ele geçirirse kıyamet gününde onu boynunda
taşıyarak getirecektir. Böğürmesi olan bir deve, yahut öğürmesi olan bîr inek
veya mele-yen bir koyun!..
Sonra ellerini
kaldırdı. Hattâ koltuklarının beyazmı gördük. Sonra iki defa:
«Allahım! Tebliğ ettim
mi?» buyurdu.
(...) Bize
İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (.Dedı-ler ki) : Bize
Abdürrazzâk baber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Zühri'-den, o da TJrve'den, o
da Ebû Humeyd Es-Sâıdî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :
Peygamber (Sallattahü
Aleyhi ve Sellem) Ezd (kabilesin)'den bir adam olan İbnü'l-Lütbiyye'yi sadaka
üzerine me'mur tâyin etti. Sonra İbnü'l-Ltitbiyye (zekât) malı (nı) getirerek
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemye verdi. Ve:
— Bu sizin malınız; şu
da bana verilen bir hediyyedir, dedi. Peygamber tSallallahü Aleyhi ve Sellem)
de ona:
«Babanın ve ananın
evinde otursan da sana hediyye edilecek mi, edil-miyecek mi baksa idin yâ!»
buyurdular. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hutbe okumak için
ayağa kalktı...
Bundan sonra râvİ,
Stifyan'ın hadisi gibi rivayette1 bulunmuştur.
27- (...)
Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm, babasından, o da Ebû Humeyd Es-Sâîdî'den
naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :
Resûlüllah (SaUaSlahü
A leyhi ve Sellem) Ezd (kabilesin)'den İfenü'I-Ütbiyye denilen bir adamı Benî
Süleym'in sadakalarına rae'mur tâyin etti. Geldiği zaman onu hesaba çekti.
Adam:
— Şu sizin malınız; bu
da hediyyedir, dedi.
Bunun üzerine
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Babanın ve ananın evinde otursaydın
ya doğrucu isen hediyyen sana gelsin!» buyurdu. Sonra bize hutbe okudu. Ve
Allah'a hamdü sena etti. Sonra şunları söyledi:
«Bundan sonra (malûm
ola ki)! Ben sizden bir adamı Allah'ın benim idareme verdiği yerlerden bir
vazifeye ta'yîn ediyorum da, gelerek : Şu sizin malınız; bu da bana verilen bir
hediyyedir; diyor. Babasının ve anasının evinde otursaydı ya doğrucu İse
hediyyesi kendisine gelsin! Vallahi eğer sizden biriniz hakkı olmaksızın ondan
bir şey alırsa kıyamet gününde Allah Teâlâ'ya, onu taşır hâlde kavuşur. Sizden
birinizin böğüren bir deve yahut böğürmesi olan bir inek veya meleyen bîr koyun
taşıyarak Allah'a kavuştuğunu ben mutlaka bileceğim!»
Sonra ellerini
kaldırdı. Hattâ koltuklarının beyazı göründü. Ve : «Allahım! Tebliğ etlim mî?» dedi.
(Bunu) gözüm gördü; kulağım işitti.
28- (...)
Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde ile İbnü Nümeyr ve Ebû
Muâviye rivayet ettiler. H.
Bize Ebû Bekir b. Ebî
Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrahîm b. Süleyman rivayet etti.
H.
Bize İbnü Ebî Ömer de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. Bunların hepsi Hişâm'dan bu
isnâdla rivayette bulunmuşlardır.
Abde ile İbnü
Nümeyr'in hadîslerinde Ebû Üsâme'nin dediği gibi: «Geldiği zaman onu hesaba
çekti.» cümlesi vardır.
tbnü Nümeyr hadîsinde
ise: «Vallahi iyi bilin! Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki,
sizden biriniz o sadakadan bir şey alırsa...» ibaresi vardır. Süİyan'in
hadîsinde : «Dedi ki: Gözüm gördü, kulağım işitti. Zeyd b. Sâbit'e de sorun!
Çünkü benimle beraber orada idi.» ibaresini ziyade etmiştir.
29- (...)
Bize bu hadîsi İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr,
Şeybânî'den, o da Abdullah b. Zekvân'dan —ki bu zât Ebû'z-Zinâd'dır— o da Urve
b. Zübeyr'den naklen haber verdi ki. Resûlüllah (Salkllahü Aleyhi ve Seİİem)
sudaka üzerine bir adamı me'mûr tâyîn etmiş. O da birçok şeyler getirmiş. Ve:
Şu sizin! Bu da bana hediyye edildi... demeye başlamış... Râvi yukarıki hadîs
gibi rivayet etmiştir. Urve demiş ki:
«Ebû Humeydes-Sâıdî'ye
: Bunu Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den mi işittin? diye sordum.
— Ağzından kulağıma!
Dedi.»
Bu hadîs Buhar i
«Zekât», «Hibe», «Ahkâm», «Nüzûr» ve «Ter-kü'1-Hıyel» bahislerinde; Ebû Dâvûd
«Kitâbü'l-Cirâh»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.
Hadîste geçen
sadakadan murâd zekâttır. Yâni zekât toplamak için. tâyîn olunan me'mura
verilen hediyye ona haramdır. Bu bir nevi' gulül-dür. Me'mur onu kabul etmekle
vazifesinde hıyanet ve sû-i isti'mal yapmış olur. Onun için de cezası ganimet
aşıran kimsenin cezası gibi olacak, me'mur hediyye olarak aldığı şeyi yüklenerek
mahşer yerine getirmek sureti ile kepaze edilecektir.
Hadîs-İ şerifte
verilen bu hediyyenin haram kılınmasının sebebi me1-mûriyet olduğu
bildiriliyor. Yâni me'mûra verildiği için ona haramdır. Memurdan başkasına
verilen hediyye ise haram değil, bilâkis müstehaptır.
Hadîsin üçüncü
rivâyetindeki : «Meleyen bir koyunu taşıyarak Allah'a kavuştuğunu ben mutlaka
bileceğim!» cümlesi bâzı nüshalarda: «Sakın... meleyen bir koyun taşıyarak
Allah'a kavuştuğunu görmeyeyim!»
şeklinde rivayet
olunmuştur. Nitekim bundan önceki bâbtaki rivayetler de buna benzer şekilde
idi. Kaadî Iyâz: «Bu rivayet daha meşhurdur; ama evvelkisi «Sahîh-i Müslim»in
ekseri râvilerinin rivayetidir.» demiştir.
Hâvinin:
«Bunu gözüm gördü; kulağım işitti.» demekten maksadı: Ben bunu yüzde yüz
biliyorum; bildiğimde kat'iyyen şüphem yoktur, demektir.
Sevâd:
Karaltı mânâsına gelir. Burada ondan maksat: Bariz şahıslar, birçok eşya ve
hayvanlardır.
1-
Me'murlann hükümet nâmına yaptıkları muamelelerde gelir ve giderleri bilinmek
için hesab vermeleri îcâb eder.
2- Allah'ın
iki veya daha fazla ismini anarak yemini te'kîd etmek caizdir.
3- Hâvinin
veya herhangi bir sözü nakleden kimsenin —daha te'sîrli olur ümîdi ile— o sözü
dinlerken beraber bulunduğu bir şahsı şâhid getirmesi caizdir.
30- (1833)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekf b. Cerrah
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Ebî Hâlid, Kay s b. Ebî Hâzim'den, o
da Adiy b. Amirate'l-Kindî'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Kesûlüllah
(Salİallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyu-, rurken işittim:
«Sîzden herhangi bir
kimseyi biz me'mur ta'yîr» eder de bir iğneyi veya fazlasını bizden gizlerse bu
hıyanet olur; kıyamet gününde onu getirir!»
Bunun üzerine Ensârdun
siyah bir zât kalkarak onun yanına gitti. Onu hâlâ görür gibiyim. Ve :
— Yâ Resûlâllah! Vazifeni benden kabul eyle!
Dedi. Efendimiz: «Sana ne oldu?» diye sordu.
— Seni şöyle şöyle derken işittim! Dedi.
Resûlüllnh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;
«Halbuki ben onu şimdi
söylüyorum : Sizden kimi bir zekât işine memur tayın edersek onun azını çoğunu
getirsin! Ondan kendisine ne verilirse alır; ne yasak edilirse vaz geçer!»
buyurdular.
(...) Bu
hadîsi bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
babamla Muhammed b. Bişr rivayet ettiler. H.
Bana Muhammed b. Râfi'
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. Bu râvilerin hepsi:
Bize İsmail bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti; demişlerdir.
(...) Bu
hadîsi bize İshâk b. İbrahim El-Hanialî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Fadl
b. Mûsâ haber verdi. (Dedi ki) : Bize İsmâî! b. Ebî Hâlid rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Kays b. Ebî Hâzini haber verdi. (Dedi ki) : Ben Adiy b.
Amîrate'l-Kindî'yi şunu söylerken işittim : Ben Resûlüllah 'i şöyle buyururken
işittim...
Râvi, yukarıkilerin
hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
Bu hadîs dahî hüküm
itibârı ile yukarıki rivayetler gibidir. Râvile-rinden Adiy b. Amîra hakkında
Kaadî I y âz: «Hadîs ricalinden kendisine Umeyra denilen bir kimse bilmiyoruz;
bilâkis hepsi Amîra 'dır.» demiştir. Buna mukabil Nesâî'nin rivayetinde hem
Umeyra hem de Amîra
vardır.
31- (1834)
Bana Züheyr b. Harb ile Hârûn b. Abdillâh rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Haccâc b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : İbnü Cüreyc şunu söyledi:
(Ey îmân edenler!
Allah'a itaat edin! Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin!) [10]
âyeti Abdullah b. Huzâîe b. Kays b. Adiy Es-Sehmî hakkında inmiş. Peygamber
(Sailallahü Aleyhi ve Sellem) onu bir seriyyede göndermiş. Bana bunu Ya'lâ b.
Müslim, Saîd b. Cübeyr'den, o da İbnî Abbâs'dan naklen haber verdi.
Bu hadîsi Buhâri
«Tefsir» bahsinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizî «Cihâd»'da; Nesâî «Bey'at», «Siyer» ve
«Tefsîr»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Âyet-i kerîme'de zikredilen
ülül-emir onbir şekilde tefsir ve îzâh olunmuştur:
1- Bundan
murâd âmirlerdir. İbni Abbâs, Ebû Hüreyre, îbni
Zeyd ve Süddî 'nin kavilleri budur.
2- İkrime'ye
göre ülülemir Hz. Ebû Bekir'le Ömer (Radiyallahu anh) 'dır.
3- Bundan
murâd bütün ashâbdir. Mücâhid'in kavli
budur.
4- Hulefâ-i
râşidîn denilen dört halîfedir. Sa'1ebî'nin rivayetine göre Ebû Bekir El-Verrâk buna kail olmuştur.
5- Atâ'
«Bütün Ensâr ve Muhacirlerdir.» demiştir.
6- Sahabe ve
tâbiîndir.
7- îbni
Keysân'a göre halkı idare eden akıllı kimselerdir.
8- Ulemâ ve
fukahâdır, Câbir b. Abdillâh
'Radiyallahu anh) ile Hasan-ı Basrî ve Ebû'l-Âliye 'nin kavilleri budur.
9- Ülülemirden
murâd seriyye kumandanlarıdır. Meymûn b. Mihrân, Mukaatil
ve Kelbî 'nin kavilleri budur.
10- Mücâhid'in
bir kavline göre ehl-i ilim ve ehl-i Kur'ân'dır. İmam Mâlik bu kavli tercih etmiştir.
11- Bu söz
bütün iş başında olanlara âm ve şâmildir; sahih olan da budur.
Abdullah b. Huzâfe
(Radiyallahu anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz bir
seriyyeye kumandan tâyîn etmiş; askerlere ona itaat etmelerini emir buyurmuş.
Abdullah (Radiyallahu anh) askerlerine kızarak:
— Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tana
itaat etmenizi emir bu-yurmadı mı? Demiş. Askerler:
— Evet! Emir buyurdu! cevâbını vermişler.
— Öyle ise bana odun toplayın! Emrini vermiş.
Onlar da odun toplamışlar.
— Ateş yakın! Demiş. Yakmışlar:
— Bu ateşe girin! Demiş. Hemen girmek İstemişler. Fakat bazıları arkadaşlarını tutarak:
— Biz Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemi'e
ancak ateşten kaçtık! Demişler. Ve ateş sönünceye kadar bu minval üzere
durmuşlar. Hz. Abdullah'ın da öfkesi geçmiş.
Bu hâdise Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kulağına eriştiğinde :
«Ona girseler kıyamet
gününe kadar çıkamazlardı! İtaat ancak meşru olan bir şey hakkındadır!»
buyurmuşlar. Bunun üzerine itaat âyeti inmiş.
Fakat Dâvûdî, îbni
Abbâs Hazretlerinden rivayet edilen bu kavle i'tirâz etmiş; bunun İbni Abbâs
'dan başkası tarafından bir vehim olduğun bildirdikten sonra şunları
söylemiştir: «Çünkü bu kavilde bir şeyi o şeyin zıddı mânâya hamletmek vardır.
Bu hadiste bahsedilen husus, Peygamber fSallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in orada
söylediğinin aksinedir. Orada : İtaat ancak meşru' olan bir şey hususundadır!
buyurmuştu. Abdullah ordu kumandanı olarak gazaya çıkmıştı. Derken kızdı. Ateş
yaktılar. Ve : Bu ateşe girin! diye emir verdi. Askerin bazıları bundan çekindi;
bir takımları girmek istediler...
Eğer âyet önceden indi
ise nasıl oluyor da başkalarını bırakıp tâat hususunda Abdullah b. Huzâfe'ye
mahsus oluyor! Şayet bu hâdiseden sonra indi ise unutmamalı ki, Abdu11ah'm
askerlerine sâdece itaat ancak meşru' olan şey hususundadır denilmiş; ona niçin
itaat etmediniz? denilmemiştir...»
Dâvûdîye şöyle cevâp
verilmiştir : «Abdullah b. Huzâfe kıssasından murâd :
«Eğer bir şeyde
münakaşa ederseniz onu Allah'a ve Resule arzediverin!» [11]
âyetidir. Hz. Abdu11ah'in seriyyesine gereken de bu idi. Kendimizi ateşe atalım
mı atmayalım mı diye münaza'a ederken meseleyi Allah ve Resulüne irca'
edeceklerdi. Onlar bunu yapmadılar; âyet onun için inmiştir.»
32- (1835)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muğîra b. Abdirrahman
El-Hızânıî, Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'ruc'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi.
«Kim bana itaat ederse
Allah'a itaat etmiş; ve her kim bana İsyan ederse Allah'a isyan etmiş olur. Bir
de kim âmire itaat ederse bana itaat etmiş; kim âmire isyan ederse bana isyan
etmiş olur!» buyurmuşlar.
(...) Bu
hadîsi bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Uyeyne,
Ebû'z-Zinâd'dan bu isnâd ile rivayet etti. Ama «kim âmire isyan ederse bana isyan
etmiş olur!» cümlesini anmadı.
33- (...)
Bana Harmele b. Yahya dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Vehb haber
verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, kendisine haber veren İbni Şİhâb'dan naklen
haber verdi. (Demiş ki) : Bize Ebû Seleme b. Ab-dirrahmân, Ebû Hüreyre'den, o
da Resûlüllah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) den naklen rivayet etti kî:
«Kİm bana İtaat ederse
Allah'a itaat etmiş; her kim bana isyan ederse Allah'a isyan etmiş olur; ve kim
benim e mîrîme itaat ederse bana itaat etmiş; her kim benim emîrime İsyan
ederse bana isyan etmiş olur!» buyurmuşlar.
(...) Bana
Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mek-kî b. İbrahim rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Cüreyc, Ziyâd'dan, o da İbni Şİhâb'dan, naklen
rivayet etti ki, ona da Ebû Seleme b. Abdir-rahmân haber vermiş ki, kendisi Ebû
Hüreyre'yİ Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular... diyerek
tamamiyle yukarıki hadisin mislini rivayet ederken dinlemiş.
(...) Bana
Ebû Kâmil El-Cahderî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Yâlâ b.
Atâ'dan, o da Ebû Alkame'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebû
Hüreyre ağzından ağzıma rivayet etti. (Dedi ki) : Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi
ve Sellem) 'den dinledim. H.
Bana Ubeydullah b.
Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.
Bize Muhammed b.
Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. Her
iki râvi demişler kî: Bize Şu'be, Ya'lâ b. Atâ'dan rivayet etti. Ö da Ebû
Alkame'den, o da Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'Acn nakleden Ebû
Hüreyre'den yukarıkilerin hadîsi gibi dinlemiş.
(...) Bize
Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-razzâk rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebhih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da
Peygamfcer (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen yukarıkilerirı hadîsi gibi
rivayette bulundu.
34- (...)
Bana Ebû't-Tahir dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize lbnü Vehb, Hayve'den,
naklen haber verdi ki, ona da Ebû Hüreyre'nin âzâd-hsi Ebû Yûnus rivayet etmiş.
(Demiş ki) : Ebû Hüreyre'yi, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den
naklen bunu rivayet ederken işittim. Ama: «Kim emîre itaat ederse» dedi. «Benim
emîrime» demedi.
Hem mâ m'in Ebû
Hüreyre'den rivayet ettiği hadîsinde de böyledir.
Bu hadîsi Buhâri
«Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir. Hadîs-i Şerif:
«Kİm Peygambere itaat
ederse Allah'a itaat etmiş olur!» [12]
âyet-i kerîmesinden alınmıştır. Çünkü Cenâb-ı Hak Peygamberine itaat olunmasını
emir buyurmuştur. Binâenaleyh ona itaat eden Allah'a da itaat etmiş olur.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'de âmire itaati emretmiştir,
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Efendimizin âmirlere itaate son derece ehemmiyet vererek bunu
kendine yapılan itaat mertebesine yükseltmesine sebep olarak Hattâbî şunları
söylemiştir: «Gerek Kurys, gerekse onların peşinden gelen Araplar emirlik nedir
bilmezler; kendi kabileleri reislerinden başka kimseyi tanımazlardı. İslâmiyet
gelerek kendilerine emirler tâyin edilince bunu hazmedemediler. Hattâ bâzısı
itaatten çekindi. Bunun üzerrhe Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) âmirlere
itaat etmenin kendisine yapılan itaate, isyanın da kendisine yapılan isyana
bağlı olduğunu bildirerek onları âmirlerine itaate teşvik buyurmuş; bu suretle
tefrikanın önüne geçmiştir.»
35- (1836)
Bize Saîd b. Mansûr ile Kuteybe b. Saîd ikisi birden Ya'kûb'dan rivayet
ettiler. Saîd (Dedi ki) : Bize Ya'kûb b. Abdirrahmân, Ebû Hâzim'den, o da Ebû
Salih Es-Semmân'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet eyledi. (Şöyle demiş):
Resûlüllah (Sallallah'û Aleyhi ve Seliem):
«Darlığında,
varlığında; neşatlı zamanında, kederli zamanında ve dünya işlerinin sana tercih
edildiğinde dinleyip itaat etmelisin!» buyurdular.
Menşât ve mekrah
kelimeleri mimli masdar yahut ismi zaman veya ismi mekândırlar. Biz bunları
ismi zaman olarak terceme ettik.
Esera yahut üsra veya
isra: Dünya işlerinde yalnız kendini düşünüp tercih etmektir. Hadîsin mânâsı:
«Âmirler, kendilerinde olan haklarınızı vermeyip benimseseler bile siz yine
onları dinleyip itaat edin!» demektir.
Bu babın bütün
hadîsleri âmire itaat hakkındadır. Sebebi de müslü-manların birliğini
korumaktır. Çünkü tefrika dîn ve dünyalarının fesadına bâdı olur. [13]
36- (1837)
Bize Ebû Bekir b. EM Şeybe ile Abdullah b. Berrâd El-Eş'arî ve Ebû Küreyb
rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni İdris, Şu'be'den, o da Ebû İmrân'dan,
o da Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebû Zerr'-den naklen rivayet etti. (Şöyle
demiş) :
— Dostum bana dinleyip
itaat etmemi vasiyyet etti. Velevki (âmir) kolları, bacakları kesilmiş bir köle
olsun!
(...) Bize
Muhamnıed b. Bcşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-lıa inme d b. Ca'fer
rivayet etti. H.
Bize İshâk dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nadr b. Şümcyl haber verdi. Bu râvİter hep
birden Şu'be'den, o da Ebû İmrân'dan bu isnâdla rivayette bulunmuşlar: Ve ikisi
de hadîste: «Velev kolları, bacakları kesilmiş Ha beşli bir köle olsun!»
demişlerdir.
(...) Bize
bu hadîsi Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ebû İmrân'dan bu isnâdla İbni İdrîs'in dediği
gibi «Velev kolları, bacakları kesilmiş bir köle olsun!» şeklinde rivayet
etti.
37- (1838)
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Yahya b. Husayn'dan rivayet etti. (Demiş
ki) : Nenemden rivayet ederken işittim. O da Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve
SeUem)'i veda' haccında hutbe okurken dinlemiş:
«Üzerlerinize, sizi
Allah'ın kitabı ile yöneten bîr köle bile vali tâyîn edilse onu dinleyin ve
itaat edin!» buyuruyormuş.
(...) Bu
hadîsi bize İbni Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer
ile Abdurrahmân b. Mehdî, Şu'be'den bu isnâdla rivayet ettiler. O «Habeşli bir
köle olsa da!» demiş.
(...) Bize
Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' b. Cerrah, Şubeden bu isnâdla
rivayet etti. O: «Kolları,
bacakları kesilmiş Habeşli bir köle bile olsa!» demiş.
(...) Bize
Abdurrahmân b. Bişr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bchz rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Şu'be bu isnâdla rivayette bulundu. Ama «Kolları, bacakları kesilmiş
Habeşli» ibaresini anmadı da, onun Resûlüliah (Sailallahü Aleyhi ve Sellempi
Mina'da veya Arafât'da dinlediğini ziyade etti.
(...) Bana
Seleme b. Şebîb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasen b. A'yen rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Ma'kıl, Zeyd b. Ebî Üneyse'den, o da Yahya b. Husayn'dan, o da
nenesi Ümmü'l-Husayn'daıı naklen rivayet etti.
(Demiş ki) : Onu şunları söylerken işittim :
Veda1 bacanda
Resûlüliah (Sailallahü Aleyhi ve SeUem)*\e beraber hacc ettim. Resûlüliah
(Sailallahü Aleyhi ve Sellem) çok sözler söyledi. Sonra onu:
«Üzerinize, sizi
Allah'ın kitabı ile yönetecek kolları bacakları kesilmiş —zannederim siyah
dedi— bir köle vâlî tâyin edilse, onu dinleyin ve itaat buyururken işittim.
38- (1839) Bize
Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ley s, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Sailallahü
Aleyhi ve Sellem)''den naklen rivayet etti ki:
«Müslüman bir kimseye
sevdiği, sevmediği (her) hususta (âmirini) dinleyip itaat etmek gerekir. Meğer
ki, kendisine ma'sıyet emredile! Eğer ma1-sıyet emredilirse ne dinlemek vardır,
ne de itaat!» buyurmuşlar.
(...) Bu
hadisi bize Ziiheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ da rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Yahya —ki El-Kattân'dır— rivayet etti. H.
Bize İbnü Nümeyr dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet dtı. Her iki râvi Ubeydullah'dan
bu Un adla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
Bu son hadîsi yâni
îbni Ömer (Radiyallahuynh) rivayetini Buhâri -Cihâd» ve «Ahkâm* bahislerinde;
Ebû Dâvûd «Cihâd»'da tahrîc etmişlerdir.
Halîl: Dost
demektir. Hz. Ebû Zerr'in bu sözden muradı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellemydir. Yâni Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona vasiyyette
bulunmuş ve âmiri kollan, bacakları kesilmiş bir köle bile olsa ona itaat
etmesini söylemiştir.
Kolları, bacakları
kesik köleden murâd: Onun beş para etmeyen en kıymetsiz bir köle olduğunu
anlatmaktır. Yâni âmirin soyu, sülâlesi alçak da olsa kendisine itaat etmek
vaciptir. Şu kadar var ki itaat olunmak için günah olan bir şeyi emretmemesi
şarttır. Dînen yasak olan bir şeyi emrederse kendisine itaat edilmeyeceği yine
bu hadîslerde beyan Duyurulmuştur.
Nevevî diyor ki:
«Kölenin amirliği kendisini hükümdarlardan biri tâyîn ettiği yahut memleket
idaresini kuvveti ve tâbi'leri ile ele geçirdiği zaman tasavvur olunur. Yoksa
onu seçerek doğrudan doğruya âmir tâyîn etmek caiz değildir. Emirliğin şartı
hür olmaktır.»
39- (1840)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşfâr rivayet ettiler. Lâfız İbni
Müsennâ'nındır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Şu'be, Zübeyd'den, o da Sa'd b. Ubeyde'den, o da Ebû Abdirrahmân'dan, o
da Alî'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) bîr
ordu göndermiş ve üzerlerine bir zâtı kumandan tâyin etmiş. Bunlar bir ateş
yakmışlar. Kumandan :
— Bu ateşe girin! Demiş. Bunun üzerine bir
takım kimseler ateşe girmek istemiş; diğerleri:
— Biı bundan kaçtık! Demişler. Bu iş Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve
Sellemfe söylenince, ateşe girmek isteyenlere:
«Ona girseydİniz
kıyamet gününe kadar onun içinde kalırdınız!» buyurmuş, ötekilere de güzel
sözler söylemiş. Ve :
«Allah'a isyan
hususunda itaat yoktur. İtaat ancak meşru* (olan bir şey hususun) dadır.»
buyurmuşlar.
40- (...)
Bize Muhammed b. Afcdillâh b. Nümeyr ile Züheyr b. Harb ve Ebû Saîd El-Eşecc de
rivayet ettiler. Lâfızda birbirlerine yakındırlar. (Dediler ki) : Bize Vekî'
rivayet e.tti. (Dedi ki) : Bize A'meş, Sa'd b. Ubeyde'den, o da Ebû
Abdirrahmân'dan, o da Alî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:
Resûlüllah (SallaUahü
A leyhi ve Sellem) bir seriyye gönderdi. Üzerlerine de Ensâr'dan bir zâtı
kumandan tâyîn etti. Ve onlara bu zâtı dinleyip kendisine itaat etmelerini emir
buyurdu. Derken bu zâtı kızdırdılar. O da :
— Bana odun toplayın! Dedi. Hemen topladılar.
Spnra :
— Bir ateş yakın! Dedi. Yaktılar. Sonra:
— Size
Resûlüllah t Sal lalİahii Aleyhi ve Selleın) beni
dinleyip itaat etmenizi emir buyurmadı mı? Dedi.
— Evet, buyurdu! cevâbını verdiler,
— Öyle ise bu ateşe girin! Dedi. Bunun üzerine
askerler birbirlerine bakıştılar. Ve:
— Biz Resûlüllah ıSallallahü Aleyhi ve SeUem)%e ancak ateşten
kaçtık! Dediler. Hakîkaten öyle yapmışlardı. Kumandanın Öfkesi de yatıştı; ve ateş söndürüldü. Döndükleri vakit buıu Peygamber (SallaUahii
Aleyhi ve Sellemye söylediler de:
«Ona girseler {bir
daha) çıkamazlardı. Tâat ancak meşru' (olan
bir şey) hususundadır!» buyurdular.
(...) Bize
Ebû Bekir b. Ebî Şey be de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' ile Ebû
Muâviyc, A'meş'den bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etti.
Bu hadîsi Buhâ ri
«Megâzî» ve «Ahkâm» bahislerinde; Ebû Dâvûd Cihâd»'da; Nesâî «Bey'at ve
«Siyer»'de tahrîc etmişlerdir.
Kumandanın askerlerini
yakmak istemesi bâzı ulemâya göre şakadır. Bir takımları onları denemek
istediğini söylemişlerdir. Nitekim gülerek : «Ben sizi denemek istedim!» dediği
rivayet olunmuştur. Bu zâtın Abdullah b. Huzâfe olduğunu iddia edenler olmuşsa
da Neve-v î bunu zayıf bulmuştur. Zîra hadîsin ikinci rivayetinde kumandanın
Ensâr'dan bir zât olduğu bildirilmiştir ki, bu da onun başka biri olduğunu
gösterir.
«Ona girseler (bir
daha) çıkamazlardı.» cümlesi hakkında Dâvû-d î şunları söylemiştir: «Bundan
murâd: Dünya ateşidir. Çünkü onun yakması ile hepsi ölür; kimse sağ kalmazdı.
Maksat cehennem ateşi ve onda ebedî kalmaları değildir.»
Hadîs-i şerîf,
ma'siyet hususunda âmire itaat edilmeyeceğine, itaatin sâdece meşru hususatta
lâzım geleceğine delildir.
41- (1709)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet elti. (Dedi ki) : Abdullah b. İdrîs, Yahya
b. Saîd ile Ubeydulluh b. Ömer'den, onlar da Ubâde b. Velîd b. Ubâde'den. o da
babasından, o da dedesinden naklen rivayet etti. Şöyle demiş :
Biz Resûlülialı
(Sallailahii Aleyhi ve SellenD'o darlıkta, varlıkta, ncşatlı ve kederli
zamanlarımızda, bize tercih yapıldığında dinleyip itaat etmeye, emirlik
hususunda ehil olanlu kavga etmemeye ve nerede olsak hakkı söyleyeceğimize,
Allah hakkında hiç bir kınayıcının zemininden korkmayacağımıza bey'at ettik.
(...) Bu
hadîsi bize İbnti Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah (yâni İbni
İdrîs) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Aclâıı ile Ubeydullah b. Ömer ve
Yahya b. Saîd, Ubâde b. Velîd'den bu isnâdda hu hadîsin mislini rivayet
ettiler.
(...) Bize
İbııü Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâzîz (yâni Derâverdî)
Yezîd'den —ki İbnül'-Hâd'dır—, o da Ubâde b. Velîd b. Ubâde b. Sâmiı'den, o da
babasından naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki)
: Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)*c bey'at ettik... Râvi, İbni İdrîs'in
hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
42- (...)
Bize Ahmed b. Abdirrahmân b. Vehb b. Müslim rivayet etti, (Dedi ki) : Bize
Amcam Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Amr b. Haris rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Bükeyr, Büsr b. Saîd'-den, o da Cünâde b. EM Ümeyye'den
naklen rivayet etti. Şöyle demiş :
Ubâde b. Sami t hasta
iken yanına girdik. Ve : Allah iyiliğini versin! Bize Resûlüllah (SallaHahü
Aleyhi ve Sellem)'den işittiğin bir hadîs rivayet et ki, Allah onunla fayda
versin! Dedik. Bunun üzerine şunu söyledi:
— Resûlüllah (Salla lahü Aleyhi ve Sellem) bizi
davet etti. Biz de kendisine bey'at ettik. Bizden aldığı sözler arasında :
Neşatlı zamanımızda, kederli zamanımızda, darlığımızda, varlığımızda,
üzerimize tercih yapıldığında dinleyip itaat etmeye ve emirlik hususunda ehil
olanla kavga etmeyeceğimize dâir aldığı bey'at da vardı. Ubâde :
— Ancak hakkında elinizde Allah'tan bir hüccet
bulunan aşikâr bir küfür görürseniz o başka!» dedi.
Bu hadîsi Buhâri «Fften» bahsinde tahrîc etmiştir.
Hadîsin mânâsı şudur:
îş başında bulunan âmirlerle onların vazifeleri hakkında kavga ve kemlilerine
i'tirâz etmeyin! Meğer ki onların, İslâm kaidelerine göre muhakkak münker
sayıldığını bildiğiniz bir kötülüğünü göresiniz! Böyle bir şey görürseniz bunu
reddedin! Ve her yerde hakkı söyleyin! Ümerâ fâsik ve zâlim bile olsalar onlara
karşı çıkarak kendileri ile harp etmek bütün ulemânın ittifakı ile haramdır. Bu
bâbda birçok hadîsler vardır. Ehl-i sünnet ulemâsına göre hükümdar
fâsıklığın-dan dolayı ma'zul olmaz. Zîra netîce kan dökmeye ve çeşitli
fitnelere müncer olacağı için azlindeki mefsedet, yerinde kalmasındaki zarardan
daha çok olur.
Kaadî Iyâz'in beyânına
göre ulemâ kâfirden müslümanlara hükümdar olamayacağına hattâ evvelce
müslümanken sonradan kâfir olsa azledilmiş sayılacağına ittifak etmişlerdir.
Namaz kılmayanın hükmü de budur.
Hadis-i Şerif emir
bilma’ruf’unfarz olduğuna da delildir. Nevevi diyor ki: “Ulema onun farz-ı
kifaye olduğuna ittifak etmişlerdir. Bir kimse bu hususta canından, malından
veya başkasının canından olacağından korkarsa eli ile ve dili ile bu vazifeyi
yapmak ondan sakıt olur. Ona sadece kalbi ile kerih görmek vacib olur. Bizim
mezhebimizle cumhurun mezhebi budur.
43- (1041)
Bize îbrâhîm Müslim'den rivayet etti. (Demiş ki): Bana Züheyr b. Harb rivayet
etti. (Dedi ki): Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedi ki): Bana Verkaa
EbuJz-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti.
«Kumandan ancak bir
kalkandır. Arkasında harb edîür; ve onunla ko-runulur. Eğer Allah azze ve
celleden korunmayı emreder ve adalet gösterirse bununla kendisine ecîr verilir;
bundan başka bir şey emrederse ondan gelen aleyhine olur.» buyurmuşlar.
Bu hadisi İbrahim b.
Süfyân, Müslim 'den işitmemiş; onun kendisinden icazet yolu ile rivayet
etmiştir, «an Müslim» demesi bundandır. Mukaddimede bu hususta söz geçmişti.
Kumandanın kalkan gibi
olması düşmana karşı durup müslümanlan kırdırmadığı ve İnsanlar onun
satvetinden korkarak kendisinden çekindikleri ciheti iledir.
Arkasında harb
edilmekten murâd : Onunla beraber olup düşmanla harb etmektir.
44- (1842)
Bize Muhammed b, Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Furât EI-Kazzâz'-dan, o da Ebû Hâzim'den
naklen rivayet etti. (Demiş ki): Ebû Hüreyre ile beş sene düşüp kalktım. Ve onu
Peygamber (Sallalldhü Aleyhi ve Sel-lera) 'den hadîs rivayet ederken dinledim.
Şöyle buyurmuşlar :
«Beni İsrail'i
Peygamberler İdare ederdi. Bir peygamber vefat etti mi yerine (başka) bîr
peygamber geçerdi. Şu muhakkaktır ki, benden sonra peygamber yoktur. Ama halîfeler
gelecek hem de çok olacaklardır. Ashab:
— O halde bize ne
emredersin? demişler.
«Birinciye ve ondan
sonra gelene (sıra İle) yaptığınız bey'atı tutun! Onlara haklarını verin!
Çünkü Allah raiyye yaptığı kimselerden dolayı onlara suâl soracaktır!» buyurmuş.
(...) Bize
Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Berrâd El-Eş'ârî rivayet ettiler.
(Dediler ki): Bize Abdullah b. İdrîs, Hasen b. Furât'dan, o da babasından bu
hadîsin mislini rivayet etti.
Bu hadîsi Buharı
«Kitâbü'l-Enbiyâ» da; îbnî Mâce «Ci-hâd» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Hadîs-i
şerif istikbâle âid vukuatı haber veren bir mu'cizedir. Mânası şudur:
Bir halîfeye bey'at
edildikten sonra ikinci bir halîfeye de bey'at olunursa, birinciye yapılan
bey'at sahihtir. Ona verilen sözde durmak icab eder. İkinciye yapılan bey'at
bâtıldır. Ona verilen sözü tutmak haram olduğu gibi o şahsın, hilâfeti istemesi
de haramdır. Bu hususta ikinci halîfeye rey verenlerin birincinin halîfe
seçildiğini bilip bilmemeleri İle seçilen halîfelerin ikisine de bir şehirden
veya ayrı ayrı yerlerden olmaları hükmü değiştirmez. Nevevî : «Bizim
ulemamızla cumhuru ulemanın mezhepleri budur; doğrusu da budur!» diyor. .-,
Bâzılar : «Eski halîfenin hemşehrisi olan zât halîfe olur.» demiş; bir
takımları da halifelik isteyen iki zâtın kur'a çekileceğim söylemîşlerse de
Nevevî bu iki kavlin fâsid olduğunu
bildirdikten sonra şunları söylemiştir: «İslâm diyarı genişlesin genişlemesin bir asırda iki
halîfeye bey'at caiz olmayacağına ulemâ ittifak etmişlerdir...»
Hadîs-i şerif ölen bir
kimse için «helak oldu» demenin caiz olduğuna da delâlet etmektedir. Bu hususta
Kur'ân ve sünnette bir çok misâller vardır.
45- (1843)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'I-Ahvas ile
Vekî' rivayet ettiler. H.
Bana Ebû Saîd El-Eşecc
de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî' rivayet etti. H.
Bize Ebû Küreyb ile
tbnü Nümeyr dahî rivayet ettiler. (Dediler ki). Bize Ebû Muâviye rivayet etti.
H.
Bize İshak b. İbrahim
ile Aliy b. Haşrem de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Cerîr, A'meş'den,.o
da Zeyd b. Vehb'den, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. Söylememiş:
Resulüllah (Salîüîlahü Aleyhi ev Sellem):
«Mesele şu ki : benden
sonra kayırma ve kabul edemeyeceğiniz işler olacaktır.» buyurdu. Ashâb :
«— Yâ Resulâllah!
Bizden buna yetişene ne emredersin? Dediler :
«Borcunuz olan hakkı
edâ edersiniz; lehinize olanı da Allah'dan İstersiniz.» buyurdular,
Bu hadîsi Buharı
«Menâkıb» ve «Fiten» bahislerinde; Tirmizî'de «Kitâbül-Fiten» de tahrîc
etmişlerdir.
Eseranm mânâsını ve
okunuş şekillerim az yukarıda görmüştük. Burada ondan murâd : âmirlerin
Beytülmâle aid mallan benimseyip kayırmalarıdır.
Bu hadîs dahî
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimizin mucizelerinden biridir.
Nevevî : «Bu ihbar tekrar tekrar vuku bulmuştur.» diyor.
Hadîs-i şerîf âmirleri
dinleyip itaat etmeye, onlar zâlim bile olsalar haklan olan itaati kendilerine
göstermeye teşvik etmektedir.
«Lehinize olanı da
Allah'dan istersiniz!» cümlesinden murâd : Zâlim âmirlerin ıslâhı ve serlerinin
defi için Allah'a niyazda bulunursunuz demektir.
46- (1844) Bize Zühcyr b. Harb ile İshâk b. tbrahîm
rivayet ettiler. (İshâk: Bize haber verdi tâbirini kullandı.) Züheyr: Bize Cerîr,
A'meş'den, o da Zeyd b. Vehb'den, o da
Abdurı'ahmân b. Abdi Rabbil-kâbe'den naklen rivayet etti dedi. Abdurrahnıân
şöyle demiş:
Mescid» girdim. Bir de
baktım Abdullah b. Amr b. As Kâtenin gölgesinde oturuyor! İnsanlar başına
toplanmışlar: Ben de yanlarına gelerek onu dinlemeye oturdum. Şunları söyledi :
— Bir seferde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîîem) ile
beraberdik. Bir menzile indik.
Kimimiz çadırını düzeltiyor; Kimimiz ok
atma yarışı yapıyor; bâzılarımız da
mer'adaki hayvanlarının başında bulunuyordu. Derken
Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) 'in münâdîsi: Namaza toplan! Diye seslendi. Biz de Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanma
toplandık. Şunları söyledi :
«Gerçekten benden önce
hiç bîr peygamber geçmemiştir ki. bildiklerinin hayırlısını ümmeMne göstermesi
ve bildiklerinin kötüsünden onları sakındırması boynuna borç olmasın! Şüphesiz
sîzin şu ümmetinizin afiyeti evveline verilmiştir. Ahirine belâ ve
yadırgadıkları bir takım şeyler İsabet edecektir. Bir fitne gelecek ki bazısı
bazısını hafifletecek! Öyle fitne gelecek, mü'mîn: Bu benim helâkimdir diyecek!
Sonra açılacak. Fİtne gelecek, mü'-mîn: Bu budur diyecek! İmdi kim cehennemden
uzaklaştırılıp cennete sokulmak İsterse ecel! Allah'a ve âhiret gününe îmân
etfîği hâlde gelsin. Ve insanlara kendine yapılmasını dilediği şeyi yapsın! Bîr
kimse bîr hükümdara bey'at eder de ona saklayan elini ve kalbinin semeresini
verirse elinden geldiği fakdîrde hemen ona itaat etsin! Başka bîri gelir de
onunla çekişirse o gelenin boynunu vuruverîn!»
Ben Abduîlaha
yaklaşarak: Allah aşkına! Bunu Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den
sen mi işittin? Dedim. Bunun üzerine iki eli île kulaklarına ve kalbine uzandı.
Ve: onu iki kulağım işitti; kalbim de belledi. Dedi. Ben kendisine:
— İşte amcan oğlu Muâviye! Bize mallarımızı
aramızda bâtılla yememizi ve kendimizi
Öldürmemizi emrediyor; halbuki Allah :
Ey îmân edenler! Kendi
aranızda mallarınızı bâtıla yemeyin! Meğer ki, sizin rızanızla bir ticaret ola!
Kendinizi de öldürmeyin! Şüphesiz kî Allah size acıyıcıdır. [14]
buyuruyor. Dedim. Biraz sustu. Sonra:
— Sen ona Allah'a itaat hususunda itaat;
Allah'a isyan hususunda da isyan et! Dedi.
(...) Bize
Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İbnü Nümeyr ve Ebû Saîd El-Eşecc de rivayet
ettiler. (Dediler ki): Bize Vekî,
rivayet etti. H.
Bize Ebû Küreyb dahî
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. Her iki râvî A'meş'den
bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
47- (...)
Bana Muhammed b. Râ£i' dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'l-Münzir İsmail
b. Ömer rivayet etti. (Dedi ki); Bize Yûnus b. Ebî İshâk El-Hemdânî rivayet
etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Ebî's-Sefer, Amir.den, o da Abdurrahman b.
Abdi Kabbilkâ'beti's-SâidiJden [15]
naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Ben kâ^benin yanında bir cemâat gördüm... Ve
râvî hadîsi A'meş'in hadîsi gibi rivayet etmiştir.
Kaadî Iyaz ekseriyetle
râvîlerden onu «yürakkıku» şeklinde rivayet etmiştir, ki :
«Birbirini inceltecek
yânı hafifletecek; çünkü sonraki evvelkinden daha büyük olacaktır.»
manasınadır. Mâmâfîh bu kelimenin «birbirine benzer» ve «birbirine karışır da
gidip gelir» mânâlarına geldiğini söyleyenler olduğu gibi «bir birini iter»
demek olduğunu iddia edenler de olmuştur.
«Feyerfuku» fayda
verir; yardım eder demektir. «Feyedfikıo ise
iter ve döker mânâlarına gelir.
«Ve insanlara kendine
yapılmasını dilediği şeyi yapsın!» cümlesi ce-vâmiulkelimdendir. (Yânî sözü
az, mânâsı çok olan
cümlelerdendir.)
Bunlar Peygamber
(Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) efendimize mahsustur. Bu cümle mühim bir kaidedir.
Müslüman buna dikkat etmeli ve kendisine ne yapılmasını isterse başkalarına da
onu yapmalıdır.
«İşte amcan oğlu
Muâviye! Bize mallarımızı aramızda bâtılla yememizi ve kendimizi öldürmemizi
emrediyor...» ifadesinden maksad şudur; Bu zât Abdullah b. Am'r'm sözlerini
dinleyip birinci halîfeye itaatin lüzumunu, onunla çekişen ikincinin
Öldürülmesi îcâbettiğini anlayınca bu vasfın Hz. Muâviye'de de -bulunduğunu
düşünmüştür. Çünkü evvelâ Hz. A1î'ye bey'at edilmiş; Muâviye sonradan ona
muarız çıkmıştır. O halde Muâviye 'nin Hz. Ali île yaptığı muharebede
askerlerine sarf ettiği para ve erzak, malı bâtılla yemektir. Muâviye 'nin Alî
(Radiyallahu anh) ile harbetmesi de haksız yere insan öldürmektir... Hz.
Abdullah buna bir müddet susarak düşündükten sonra cevâp vermiş; ve Muâviye
(Radiyallahu anh) m Allah'a itaat hususundaki emirlerine itaat etmesini;
Allah'a ısyân için emir verirse İtaat değil kendisine isyan etmesini tavsiye
etmiştir. Bu gösterir ki, tâyin ve bey'at olmaksızın zorla hükümdar olan bir
kimseye itaat da vâcibtir.
48- (1845)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki):
Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize ŞuTje rivayet etti.
(Dedi ki): Katâde'yi, Enes b. Mâlik'den, o da Üseyd b. Hudayr'dan naklen
rivayet ederken dinledim, ki Ensâr'dan bir zât Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve
Sellem) Jle baş başa kalarak:
— Filânı vâlî tâyin ettiğin gibi beni de tayin
etmez raisin? Demiş. Bunun üzerine :
«Gerçekten sîz benden
sonra bîr kayırmaya rastlayacaksınız. Ama Havz üzerinde bana kavuşuncaya
kadar sabredin!» buyurmuşlar.
(...) Bana
Yahya b. Habîb El-Hârisî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid (yânı
İbniTHâris) rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be b. Haccâc, Katâde'den rivayet
etti. (Demiş ki): Ben Enes'i, Üseyd b. Hudayr'dan naklen rivayet ederken
dinledim kî, Ensâr'dan bir zât Resûlüllah (Sal-îallahü Aleyhi ve Sellem) 'le
baş başa kalmış...
Râvî yukarıki lıadîs
gibi rivayette bulunmuştur.
(...) Bu
hadîsi bana Ubeydullah b. Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet
etti. (Dedi ki): Bize Şu'be bu isnadla rivayet etti. Ama :
«Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'Ie baş
başa kaldı.» demedi.
Bu hadîsi Buharî
«Fiten» ve «Menâkıbu'l-Ensâr» bahislerinde; Tirmizi «Fiten» de; Nesâi «Menâkıb»
bahsinde muhtelif râvîtlerden tahric etmişlerdir. Ensârînin «filânı vâlî tâyîn
ettiğin gibi...» diyerek örnek gösterdiği zâtın Amr b. Âs (Radiyallahu anh)
olduğu söylenir.
Resûlüllah (Sallallahü.
Aleyhi ve Sellem) bu hadîsde dahî gâibten haber vermek sureti ile mu'cize
göstermiş; netice onun haber verdiği gibi çıkmıştır. Buradaki kayırmadan'.murâd
vâlî ve âmirlerin kenidlerine devletten mal kayırıp başkalarına
vermemeleridir. Havzdan murâd: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'İn
âhiretteki Havz-ı Kevseridir.
49- (1846)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet etliler (Dediler ki):
Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize ŞırTıe, Sinıâk h.
Harb'dan, o da Alkame b. Vâil EI-Hadramî'den, o da babasından naklen rivayet
etti. Şöyle demiş ;
Seleme b. Yezîd
el-Cu'fî Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e suâl sorarak :
— Yâ Nebiyyallah!
Lütfen söyle! Başımıza kendi haklarını bizden isteyen fakat bizim hakkımızı
bize vermeyen âmirler gelirse bize ne emir buyurursun? Dedi.
O kendisinden yüzünü
çevirdi. Sonra tekrar sordu. Yine ondan yüzünü çevirdi. Sonra ikincide veya
üçüncüde ona tekrar sordu, da Eş'as b. Kays onu çekti. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de :
«Dinleyin ve itat
edin! Onlara ancak yüklendikleri, size de yüklendikleriniz vardır.»
50- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Şebabe rivyâet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Simâk'den
bu isnâdla bu hadîsin mislini
rivayet etti. Ve şöyle dedi: «Onu hemen Eş'as b. Kays çekti. Resûlüllah (Saîlaüahü Aleyhi ve Seîlem) de ;
Dinleyin ve itaat
edin! Onlara ancak yüklendikleri, size de yüklendiğiniz vardır! Buyurdu.»
«Onlara ancak
yüklendikleri; size de yüklendikleriniz vardır.» cümlesi «Dinleyin ve itaat
edin!» emrinin ta'lîlidir. Yânı onlara vâcib olan şey adalet göstermek ve
ahâlînin haklarını vermektir. Onlar bununla mükelleftirler. Yapamazlarsa vebali
onlaradır. Size gelince: sizin mükellef olduğumuz husus dinleyip itaat etmek
ve başkalarının haklarını vermektir. Üzerinize düşeni yaparsanız Allah
sevabınızı verir; demektir.
Bu hadis dahî
yukankiler gibi âmirlerin zulmüne sabr ve tehammül gerektiğine delildir.
Zulümleri sebebi ile onlara îtâat sakıt olmaz.
51- (1847)
Bana Mııhammed b. Müsennâ rivâvet etti. (Dedi ki); Bize Velîd b. Müslim rivayet
etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân b. Ye-zîd b. Câbir rivayet etti. (Dedi ki):
Bana Büst b. Ubeydullab. El-Hadramî rivayet etti ki, kendisi Ebû tdrîs
EI-Havlânî'yi şunu Söylerken işitmiş: Ben Huzeyfe b. Yemân'ı şöyle derken
dinledim :
İnsanlar Resûlüllah
(Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) 'e .Bayrı soruyor; ben de başıma gelir korkusu
ile ona şerri soruyordum. Ve :
— Yâ Resulâllah! Biz câhiliyyet ve kötülük
içinde idik. Sonra iAllah bize bu hayrı getirdi. Acaba bu hayırdan sonra şerr
var mı? Dedim.
«Evet!» cevâbını verdi.
— Ya bu şerrden sonra bir hayır olacak mı?
Dedim. «Evet! Ama onda duman olacaktır!»
buyurdu. Ben :
— Onun dumanı nedir? Dedim.
«Benim sünnetimden
başka yo! tutan; benim yolumdan başka yolda giden bir kavım! Onların kimini
tanıyacak; kimini yadırgayacaksın!» buyurdu. Ben :
— Bu hayırdan sonra bir şerr olacak mı? Diye
sordum.
«Evet! Cehennemin
kapılarında bir takım dellâllar!.. Cehenneme gitmek üzere bunlara kim İcabet
ederse onu oraya atarlar.» buyurdu. Ben
:
— Yâ Resulâllah! Onlan bize tavsif eyle! Dedim.
«Evet! Bizim
aşiretimizden bir kavim! Btzİm dilimizle de konuşurlar!» buyurdu.
— Yâ Resulâllah! Bu başıma gelirse ne
buyurursun? Dedim,
«Müslümanların cemaati
ile imamından ayrılmazsın!» buyurdu. (Ben tekrar) :"
— Şayet cemaatleri ve imanları yoksa? Dedim.
«Bu fırkaların
hepsinden uzaklaş! Velev bir ağacın kütüğünü ısırıp bu halde iken ecel sana
yetişsin!» buyurdular.
52- (...)
Bana Muhammed b. Sehl b. Asker Et-Temimî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya
b. Hassan rivayet etti. H.
Bize Abdullah b.
Abdirrahmân Ed-Dârimî dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya —ki İbni
Hassândır— haber verdi. (Dedi ki): Bize Muâvi-ye (yâni İbni Sellâm) rivayet
etti. (Dedi ki): Bize Zeyd b. Sellâm, Ebû SeUâm'dan rivayet etti. (Demiş ki): Huzeyfe b. Yemân şunları
söyledi:
— Yâ Resûlallah! Biz fenalıkta idik. Allah
hayır .getirdi. Şimdi biz onun içindeyiz. Acaba bu hayrın ardında bir şerr var
mıdır? Dedim.
«Evet!» cevâbını
verdi.
— Bu şerrin arkasında bir hayır var mıdır?
Dedim. «Evet!» buyurdular.
— Yâ bu hayrın arkasında bir şerr var mıdır?
Dedim. «Evet!» cevâbını verdi.
— Nasıl? Dedim.
«Benden sonra benim
doğru yolumdan gitmeyen ve benîm sünnetimle amel etmeyen hükümdarlar olacak.
İçlerinde bîr takım adamlar rÜreyecek kî, kalpler! insan cisminde şeytan kalbi
olacak!» buyurdu.
— Ben buna yetişirsem ne yapayım yâ Resûlallah!
Dedim.
«Dînler ve emîre itaat
edersin. Sırtın dövülse ve malın alınsa bile yine dinle ve itaat eyle!» buyurdular.
Bu hadîsi Buharı
«Fiten» ve «Menâkıb» bahislerinde; ibni Mace «Fite»» de muhtelif râvîlerden
tahrîc etmişlerdir.
Dehan :
Duman demektir. Bâzılarına göre bu kelimenin aslı, hayvanın rengindeki siyaha
çalar bulanıklıktır. Burada ondan murâd: Kalplerin birbirlerine karşı safiyeti
kalmaması; habasetlerinin devam etmesidir.
Kaadi Iyâz : «Şerrdeıı
sonra gelecek hayır halife Ömer b. Abdillâzîz'in zamanıdır. Kimini tanıyıp
kimini yadırgayacakları, ondan sonra gelecek âmirlerdir.» diyor. Cehennem
kapılarındaki dellâlîardan murâd : Haricîlerle Karmatîler gibi bid'at dalâlet
propagandası yapan âmirlerdir.
Hadisin ikinci
rivayeti için Dârekutnî: «Bence bu hadîs mürseldir. Çünkü Ebû Sellâm. Huzeyfe
'den işitmemiştir.» demektedir. Bu iddia doğrudur. Ancak hadisin birinci
rivâyetindeki metni sahihtir. Bu ikinciyi Müslim mütâbeat için getirmiştir.
Maksadı, birinci rivayeti onunla takviye etmiştir. Kitabımızın başında
görmüştük ki, mürsel bir hadîs, başka bir yoldan muttasıl olarak rivayet
edilirse o mürselin sahîh olduğu anlaşılır ve artık onunla ihticâc olunur. Bir
meselede iki tane sahîh hadîs bulunmuş olur.
Hadîs-i şerif yukarıda
görülenler gibi müslümanların cemaatine devamın ve âmirlerine —fâsik ve zâlim
bile olsalar— ma'sıyeti emretmemek şartı ile itaatin.vücûbuna delildir. Bu
hadis de mu'cizedîr. Bütün haber verdiği şeyler zuhur etmiştir.
53- (1848)
Bize Şeyfaân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr (yânî İbni HâdmJ
rivayet etfi. (Dedi ki}: Bize Gaylân h. Cerîr, Ebû. Kays b.
Riyah'dan, [16] o da
Ebû Hüreyre'den, o da
Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'den naklen rivayet etti ki:
«Her kim tâattan çıkar
ve cemaattan ayrılırsa câhİliyyeî ölümü İle ölür. Her kim
körü körüne (çekilmiş)
bîr sancağın altında
harbeder bir asabe
namına kızar yahud bîr asabeye davet eder
veya bîr asabeye yardımda bulunur da öldürülürse bu da bir câhiliyyef Ötümüdür.
Ve her kim benim ümmetime karşı çıkar, iyisini kötüsünü vurur; mü'mİnînden
çekinmez; ahid sahibine verdiği sözü de yerine berİrmezse o benden değildir;
ben de ondan değilim!» buyurmuşlar.
(...) Bana
Ubeydullah b. Ömer EI-Kavariri de rivayet cttİ. (Dedi ki): Bize Hamnıâd b. Zeyd
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Eyyûb, Gaylân b, Ce-rîr'den, o da Ziyâd b. Riyâh
El-KaysiJden, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti.
Demiş ki: Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular...
Kavı, Cerîr'in hadîsi gibi rivayette bulunmuş ve :
demiştir.
54- (...)
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurralımân b. Mehdi
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mehdi b. Meymûn, Gaylân b. Cerîr'deıı, o da Ziyâd
b. Riyâhî'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:
Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem):
«Her kim tâattan
çıkar; cemaattan ayrılır da sonra Ölürse, cahilîyyet ölümü ile ölür. Her kim
körü körüne (çekilmiş) bir sancağın altında ölür; asabe namtna kızar ve asabe
İçin çarpışırsa benim ümmetimden değildir. Ve benim ümmetimden her kfm ümmetime
karşı çıkar; iyisini kötüsünü vurur; mü'mİninden korunmaz; ahid sahibi olanına
da verdiği sözü yerine getirmezse benden değildir.» buyurdular.
(...) Bize
Muhamnıed b. Müsennâ ile İbnü Beşşar da ribâyet ettiler. (Dediler ki): Bize
Muhammed b. Cafer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Gaylân b. Cerîr'den bu
isnâdla rivayet etti.
Ama îbnü'I - Müsennâ
bu hadîsde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i anmadı, tbnü Beşşar'a
gelince: O kendi rivayetinde yukariki-lerin hadîsinde olduğu gibi «Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu.» dedi.
Câhillîyet ölümünden
murâd : Dinsiz gider demek değildir. Cahilliy-yet devri arapları keşmekeş
içinde olup hükümdar falan tanımaz; kimseye itaat etmezlerdi. Amirine itaat
etmeyip cemâatten ayrılan bir müslü-man da onlara benzeyeceği için âsi olmuş
ilur.
Asabe : Baba
tarafından olan akrabadır. Sinirlerin bütün vücudu kaplaması gibi bir kimsenin
asabesi de onu her taraftan kuşattıkları için kendilerine bu isim verilmiştir.
Asabe nâmına harbetmek, kızmak ve propaganda yapmak Hakka ve dîne yardım değil,
bilâkis hevâ ve hevese göre harekettir. Bu da câhiliyyet devri âdetlerinden
biridir. Binaenaleyh böyle bir harpte öldürülen de şehîd değil âsi olur.
«Mü'minınden
çekinmez.» sözünden murâd: mü'mini öldürdüğüne aldırış etmez; vebalından
korkmaz demektir.
55- (1849)
Bize Hasen b. Rabî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, Ca'd'dan, o da
Ebû OsmanJdan, o da Ebû Recâ'dan, o da îbnı Abbas'dan rivayet etti. Şöyle demiş
: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Bîr kimse emîrİnden
hoşlanmadığı bîr şey görürse sabretsin! Zira her kim cemaatleri
bir karış
ayrılır da ölürse,
bu bir cahİlİyyet
ölümüdür.» buyurdular.
56- (...)
Bize Şeybân b. Ferrûh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâris rivayet
etti, (Dedi ki) : Bize Ca'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze Ebû Recâ El-Utâridî,
İbni Abbâs'dan, o da Resûlüİlah (SallaUahit Aleyhi ve Sellem) 'den naklen
rivayet etti.
«Bİr kimse emîrinİn
bir şeyinden hoşlanmazsa buna sabretsin! Zira insanlardan hiç bir kimse yoktur
kî, sultana bîr karış karşı çıksın ve bu halde ölsün de câhiliyyer ölümü ile ölmüş olmasın!» buyurmuşlar.
57- (1850)
Bize Hüreynı b. Abdilâ'lâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mu'temir rivayet etti.
(Dedi ki): Babamı, Ebû Miclez'den, o da Cündeb b. AbdiIIâh El-Becelîden naklen
rivayet ederken işittim. Şöyle demiş: Re-sûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)
:
«Her kim körü körüne
(dikilmiş) bir sancağın altında, asabiyyete davet veya bir asabiyyete yardım
ederken öldürülürse, bu bir câhîlİyyet ölümüdür!» buyurdular.
İbni Abbâs
(Radiyallahu anh) rivayetini Buhar i «Ahkâm» ve «Fiten» bahislerinde tahrîc
etmiştir.
«Bir kimse emîrinİn
bir şeyinden hoşlanmazsa...» cümlesinden murâd; dîni hususunda yaramaz bir
hareketini görürse demektir. Sultana bir karış karşı çıkmak ona en ufak bir
şeyle dahî olsa isyan etmekten kinayedir.
Hadîs-i Şerif
hükümdarın zulüm ve fâsiklıkla ma'zûî sayılmayacağına delildir. Bâzıları
cemaatten bir karış ayrılmayı hükümdara yapılan bey'atı velev ednâ bir şeyle
olsun bozmaya gayrettir diye tefsir etmişlerdir. Çünkü böyle bîr1 hareket,
haksız yere kan dökülmesine müncerr olur.
58- (1851)
Bize Ubcydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. Dedi ki): Bize babam rivayet
etti. (Dedi k*ı): Bize Âsim —ki İbni Mıılıammed b. Zeyd'dir— Zeyd b.
Muhammed'deıı; o da NâfiMen naklen rivayet etti. Şöyle demiş :
Abdullah b. Ömer, Zeyd
b. Muâviye zamanında Harra ak'ası olup bittikten sonra Abdullah b. Muti'a
geldi. (îbni Muti) :
— Ebû Abdirrahman'a [17]
bîr yastık atın! Dedi. (İbni Ömer)
— Ben sana oturmak için gelmedim. Sana bir hadîs söylemeye geldim. Ben
ResûîüIIâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i :
«Her kim bîr eli
taattan çıkarırsa kıyamet gününde Allah'a hiç bîr hücceti oimadığı halde
kavuşur. Ve her kim boynunda bir bey'at olmadığı halde Ölürse, câhiliyyet ölümü
gibi (bir ölümle) ölür.» buyururken işittim. Dedi.
(...) Bize
İbnü Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Ab-dillâh b. Bükeyr
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys, UbeyduJIah b. Ebî Ca'ferden, o da Bükeyr b.
Abdillâh b. Eşecc'den, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti
ki. kendisi İbni Mutî'a gelmiş...
Ve İbni Ömer Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den yukariki hadîs gibî rivayette bulunmuştur.
(...) Bize
Amr b. Alî rivayet etti. (Dedi kî): Bize İbni Mehdi rivayet etti. II.
Bİze Muhammed b. Amr
b. Cebele de rivayet etti. (Dedi ki): Bİze Biçr b. Ömer rivayet etti. Bunlar
toptan Hişâm b. Sa'd'dan, o da Zeyd b. Eşlem'd en, o da babasından, o da İbni
Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen Nafi'in,
İbni Ömer'den naklettiği hadîs mânasında rivayette bulunmuşlardır.
Harra :
Medine nin siyah taşlarla kaplı olan yeridir. Burada Yezîd b. Muâviye zamanında
63 tarihinde Şâm askerleri ile Medine 'İtler arasında şiddetli bir çarpışma
olmuş; neticede Şam'lar galip gelmişlerdi. Bu çarpışmanın sebebi Yezîd'in içki
kullanıp namazı bırakacak kadar yolunu şaşırmış olması idi. Medine 'lileri
Yezid'e ısındırmak için Vâlî Osman b. Muhammed Şam'a bir hey'et göndermişti ki
hadisimizde bahsi geçen Abdullah b. Mutî'de o hey'ette idi. Bunlar Yezîd 'den
fevkalâde ikram gördükler! haide onun İçki içtiğini, namazı bıraktığını
müşahede edip döndükleri vakit: «Biz öyle bir adamın yanından geliyoruz ki,
dîni yok, şarap içiyor; hatta sarhoş olup namazı terk ediyor; tanbur çalıyor;
önünde köçekler oynuyor! Allah'a şehâdet ederiz ki biz onu hal' ettik!»
dediler.
Bunun üzerine Medine
'liler Yezîd'i hal' ederek Abdullah b. Hanza1e'ye bey'at ettiler. Yezîd de
üzerlerine Şam'dan bir ordu gönderdi. Harb ettiler. Ensar'ın Kumandanı
Abdullah b. Hanza1e Muhacirlerin Kumandanı da Abdullah b. Mutî'idi. Şam ordusu
İse Müslim b. Ukbe'nin Kumandasında îdi. Abdullah harbi kaybedince Mekke'ye
giderek orada Abdullah b. Zübeyr'in maiyyetine girmiştir.
Bu hadîs dahî fisku
fücurdan dolayı hükümdarın mün'azil olmayacağına delildir.
59- (1852)
Bana Ebû Bekir b. Nâfi' ile Muhamnıed b. Beşşâr rivayet ettiler. (İbni Nâfi\-
Bize Gunder rivayet etti dedi. İbni Beşşâr ise; Bİze Muhamnıed b. Ca'fer [18]
rivayet etti; dedi.) (Demiş ki): Bize Şu'be, Ziyâd b. IlâknMan rivayet etti.
(Demiş ki): Ben Ari'ece'den dinledim. (Dedi ki): B^n Resûlüllah (Sallallahii
Aleyhi ve Sellem) 'İ şöyle buyururken işittim :
«Hiç şüphesiz bir
şeyler olacaktır! İmdi her kim bu ümmet derli toplu iken onun işini dağıtmak
isterse, kim olursa olsun hemen kılıçla onu (n boynunu) vurun!»
(...) Bize Ahmed
b. Hırâş da rivayet etti. (Dedi
ki): Bize Habbân rivayet etti. (Dedi ki):
Bize Ebû Avâne rivayet etti. H.
Bana Kaasîm b.
Zekeriyyâ dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubey-dulJah b. Musa, Seyhan'dan rivayet etli. II.
Bize İshâk b. İbrahim
de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mus'ab b. Mik-clâm EMÎas'amî haber verdi. (Dedi ki):
Bİze İsrail rivayet etti. H.
Bana Haccâc dahî
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Arim h. FadI rivayet etti. (Dedi ki): Bize
Hanımâd b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Muhtar ile bir
adam (adını vermiştir) rivayet etti.
Bu râvîlerin hepsi
Zeyd b. Ilâka'dan, o da Arfece'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'den .naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. Şu kadar var ki
hepsinin hadîsinde : «Onu hemen
öldürün!"
denilmiştir.
60- (...)
Bana Osman b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yûnus b, Ebî Ya'fûr,
babasından, o da Arfece'den naklen rivayet etti. Söyle demiş : Ben ResûIÜllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
Ji :
«İşiniz bîr adam
üzerinde toplu İken kim sizin sopanızı yarmak veya cemaatınızı dağıtmak
İsterse onu hemen öldürün!»
buyururken işittim.
Heııât : Henenin
cenı'idir. Hene şey demektir. Burada ondan mır râd: Fitneler ve yeni zuhur
edecek hâdiselerdir.
«Sopanızı yarmak»
tâbiri cemaatı dağıtmaktan kinayedir. Yâni sizin elmaatmızı yarılmış sopanın
dağıldığı gibi bir birinden ayırmak isterse onu vurun demektir. Cemâatin
birbirinden ayrılıp dağılması, anlaşama-mak ve bir birlerini sevmemekle olur.
Hadis-i Şerif,
hükümdar aleyhine ayaklanan veya müsİümanların birliğini bozmak isteyen bir
kimsenin öldürülmesini emretmektedir. Böylesi evvelâ nasîhatla yola
getirilmeye çalışılır. Vazgeçmezse kendisi ile çarpışılır, öldürmeden
şerrinden kurtuîunmazsa Öldürülür.
61- (1853)
Bana Vchb b. Bakıyyetel-Vâsıtî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid 1).
Abdillâh, Cüreyriden, o da Ebû Nadra'dan o da Ebû Said-i Hudrî'den naklen
rivayet etti. Şöyle demiş; Resûlüllab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«İkİ halîfeye (birden)
bey'at edilirse onlardan ikinciyi Öldü rü verin!» buyurmuşlar.
Bu hadis nasihat filân
dinltnityip öldürmekten başka çare kalmadığı "zaman öldürüleceğine hamle
dil mistir.
İki kişinin aynı
zamanda halife seçilemeyeceğine ulemanın ittifak ettiklerini az önceki bâblarda
görmüştük. Hadîs-i Şerif aynı hükmü bil-dirivor.
62- (1854) Bize Heddâb b. Hâlid El-Ezdî rivayet
etti. (Dedi ki): Bize Hemmâm b. Yahya
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Katâde, Hasan'dan, o da Dabbe b. Mihsan'dan, o da Ümmii Seleme"den
naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (SallallahüAleyhi ve Sellentj şöyle buyurmuş
:
«Bir takım emirler
gefecc-k! Siz: bilip i'tîrâz edeceksiniz. İmdi kim bilirse beıâet eder; kim
İ'tirazda bulunursa kurtulur. Lâkin kim rİza gösterir de tâbi' olursa!..,» Ashâb :
— Onlarla harb etmeyelim mi? Demişler.
«Hayır! Namaz
kıldıkları müddetçe!» buyurmuş.
63- (...)
Bana Ebû Gassân El-Mismaî ile Mubammed b. Beşşâr da hep birden Muâz'dan rivayet
ettiler. Lâfız Ebû Gassâıı'mdır. (Dedi ki): Bize Muâz —ki İbni Hişâm
Ed-Dcstavâi'dir— rivayet etti. (Dedi ki): Bana babanı, Katâbe'den rivayet
etti. (Demiş ki): Bize Hasan, Dabbe b. Mihsaıı eI-Anezi'den; o da Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi Ümmii Seleme'deıi, o d;* Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki :
«Sizin üzerinize
bîr takım emirler
tayin edilecektir. Sîz
onları bilip
itiraz edeceksiniz, İmdi
her kim kerih
görürse berâet etti; her
kim itirazda bulunursa kurtuldu
demektir. Lakin kim
rizâ gösterir de tâbi'
olursa!...
buyurmuştur. Ashab:
Yâ Resûlul'ah onlarla harpetmeyeüm
mi? demişler.
«Hayır! Namaz
kıldıkları müddetçe!» buyurmuş. (Yânı her kim kalbi ile kerih görür ve kalbi
ile reddederse demektir.)
64- (...) Bana EbuV-Rabi' El-Alekî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd (yâni İbni Zeyd) rivayet etti. (Dedi ki): Bize
Muallâ b. Ziyâd ile Hj.şâm, Hasan'dan, ada Dabbe b. Mihsan'dan, o da Ümmü
Selcme'den naklen rivayet ettiler. Ümmü Seleme: ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu...» demiş.
Râvî yukarki hadîs
gribi rivayette bulunmuş; yalnız: «Her kim reddederse muhakkak beri olur; ve
her kim kerîh görürse muhakkak kurtulur.» demiştir.
(...) Bize
bu hadîsi Hasan b. Rabî' Ei-Beceli de rivayet etli. (Dedi ki): Bize
İbnÜ'l-Mübârek, Hişânı'dan, o da Hasan'dan, o da Dabbe b. Mih-san'dan, o
da Ümmü Seleme^den naklen rivayet etti. Şöyle demiş :
Besûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular...
Râvî yukarıki
"hadîsin mislini söylemiş; yalnız «Lâkin rizâ gösterip lâbi' olan..»
cümlesi müstesna! Onu anmamıştır.
«İmdi her kim bilirse
beraat eder.» cümlesinden murâd: Kim kötülüğü bilir de bunda şüphesiz
kalmazsa, günahından berâet etmeye kendisine bir yol açıldı demektir. Bu
surette o kötülüğü imkânına göre eli ile veya dili ile değiştirir. Bunlardan
âciz kalırsa kalbi ile o işi kerîh görür,
«Her kim kerîh görürse
berâet etti demektir.» cümlesi de: bu kötülüğü kim kerîh görürse onun günah ve
cezasından kurtulur; manasınadır. Bu türlü hareket, kötülüğü eli ve dili ile
reddedemeyen hakkındadır.
«Lâkin kim rizâ
gösterir de tâbi, olursa'..» ifâdesi bir şart cümlesidir. Cevâbı mahzuf olup
«günaha girer ve ceza görür.» takdirindedir.
Hadîs-i Şerif
gelecekten haber veren bir rmı'cizedir. Verilen haber olduğu gibi zuhur
etmiştir.
Bir kötülüğü
defetmekten âciz kalan insanın mücerred susmakla günaha girmeyeceği, günaha
ancak ona kalben râzî olduğu zaman gireceği ve keza halife Islâmın esaslarından bir şey
değiştirmedikçe sırf zulmünden ve fistondan dolayı aleyhine ayaklanmama caiz
olmadığı bu hadîsin delâlet ettiği hükümlerdendir.
65- (1855)
Bize İshâk b. İbrahim EI-Hanzalî rivayet etti. (Dedi ki): Bize îsâ b. Yûnus
haber verdi. (Dedi ki): Bize Evzâî, Yezid b. Yezîd b. Câbir'den, o da Ruzeyk b.
Hayyân'dan, o da Müslim b. Karaza'dan, o da Avf b. Mâlik'ten o da Resûlüllah
(Sallcıllahü Aleyhi ve Seîlem) 'den naklen rivayet etti :
«Hükümdarlarınızın en
hayırlısı Dır birlerinizi sevdikleriniz ve bİrbirferİ-nîze duâ eftiklerİnizdir.
Hükümdarlarınızın en kötüleri de birbirinize buğru lanet etttklerİnizdir.n buyurmuşlar.
— Yâ Resuîâllah!
Onlarla kılıçla çatışmayahm ftıt? denilmiş.
«Hayır! Aranızda
namazı ikame etfikleri müddetçe!.. Şayet valilerimizden hoşlanmadığınız bir
şey görürseniz onun yapılmasını kerîh görür ve bîr eii itâafrfan
çıkarmayın!» buyurmuşlar.
66- (...)
Bize Dâvûd b. Ruşeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Velîd (yânî İbni Müslim)
rivayet etti. (Dedi ki); Bize Abdurrahmân b. Yezîd b. Câbir rivayet etti. (Dedi
ki): Bana Beni Fezârc'nm âzâdhsi —ki bu Zât Ruzeyk b. Hayyân'dır— haber verdi
ki. kendisi Avf b. Aîâük El-Eş-("îî'nin amcası oyla Müslim b. KarazaVı
söyle derken işitmiş: Ben Resûlül-lah (SaUallahü Aleyhi ve SeUem)'i :
«Hükümdarlarınızın en
hayırlısı bir birlerinizi sevdikleriniz ve bir birlerinize dua
eitİklerİnizdİP. Hükümdarlarınızın en kötüleri de bir birinize buğz-u lâ'net
ettiklerinizdir.» buyururken işi
tüm. Ashâb dediler ki
— Biz, yâ
Resûlâllah! O anda onlarla atışmayalım mı? Dedik.
«Hayır! Aranızda
namazı ikâme ettikleri müddetçe! Hayır; Aranızda namazı İkâme
ettikleri müddetçe!..
Dikkat! Bir kimseye
bîri vâlî olur da onu Allah'a ma'sıyeî olan bîr şey yaparken görürse, yaptığı
ma'sıyetten ikrah etsin! Ama bir eli itâattan çıkarmasın !» buyurdular.
İbni Câbir demiş ki :
«Bana bu hadîsi rivayet ettiği zaman dedim ki: (yâni Ruzcyk'a demiş) Allah
aşkına söylermisin yâ Ebc'I-Mikdânı, bunu sana rivayet mi etti; yoksa Müslim b.
Karaza'yi: Ben Avfi: Resûlüilah ' Sallallahü Aleyhi ve Selle m)'den işitttîm derken dinledim; diyordu.
(...) Bize
İshâk b- Mûsâ El-Ensârî de rivayet etti. (Dedi ki): Bizr Velid b. Muslini
rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbııi Câbir bu-isnâdla rivayet etti. Ve: Beni
Fezâre'ııİn âzâdlisi Ruzeyk dedi.
Müslim b. Karaza'dan,
o da Avf b. Mâlik'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) 'den naklen
bu hadîsin mislini rivayet etti.
Bu hadisin
râvilerinden Ruzeyk b. Hayyân birçok nüshalarda burada olduğu gibi rivayet edilmişse
de Ebû Zürate'r -Râzi ve Dimaski gibi bazı ulema onu Züreyk şeklinde tesbit
etmişlerdir.
«Cesâ» kelimesi dahî
bâz- nüshalarda «ceza» şeklinde rivayet olunmuştur. Mamafih her ikisinin
mânâsı sahihdir. Cesa: çöktü; ceza: parmaklan ucuna oturdu demektir. Ebû Ömer
bu iki kelimenin ayni manaya geldiğini söylemiştir. Hadis-i Şerif mânâ itibârı
ile yukarıkiler gibidir.
67- (1856) Bize Kuteyfoe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ley s Sa'd rivayet etti. H.
Bize Muhammed b. Rumh
da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys. Ebu' Zübeyr'den, o da CâbirMen naklen
haber verdi. Şöyle demiş ;
Biz Hudeybiye günü bin
dörtyüz kişi idik. Ve Ömer elinden lu m t olduğu halde ağacun altında ona
bey'st ettik. Hu ağaç bir büyük tike ağacı idi.
Câbir ;
«Ona biz,
kaçmayacağımıza dair bey'at eifik; ölüm üzerine bey'; etmedik.» demiş.
68- (...)Bize
Ebıi Bekir b. Ebî Şeyhe de
rivayet etti. (Dedi ki) Bikc İbni Uj-eyne rivayet eyledi. H.
Bize İbnü N'umeyr dahi
rivayet etli. (Dedi ki): Bize Süfyân. Ebıı'i Zübeyr'den, o da
Câbir'deıı naklen rivayet etti :
— lîiz Resûlüîîah
(Sallallahü Aleyhi vt Scllem) 'e ölüm üzerine bey'a etmedik Biz ona ancak "kaçmayacağımıza bey'at ettik!
Demiş.
69- (...)
Bize Muhammed b. Hatim dahî rivayet etli. (Dedi ki) Bize Haccâc,
İbnü Cüreyc'den rivayet etti (Demiş ki):
Bana Ebu'z-Zü beyr haber verdi. Câbir'e: Hudeybiye günü kaç kişi
oldukları soı-ulurker işitmiş. Câbir şöyle demiş :
— Bin dört yüz kişi
idik. Ona, Ömer ağacın alımda —ki bu ağa< büyük bir tiken ağacı idi— elinden
tutmuş olduğu halde bey'at ettik İbnü Kays El-Ensarî'nin dedesinden maada
hepimiz ona bey'at ettik. 0 devesinin karnı altına gizlendi.
70- (...)
Bana İbrahün b. Dînâr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. Mücâlid'iiı
âzâdhsı Haccâc b. Mulıammed EI-A'ver rivayet etti. (Dedi kî): İbni Cüreyc şunu
söyledi: Bana da Ebu'z-Zübeyr haber verdi, ki kendisi Câbire: Zülhulcyfe'dc
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hudeybiye kuyusuna dııâ [19]
etti... derken işitmiş.
71- (...)
Bize Saîd b. Arar EhEş'asî ile Süveyd b. Saîd, İshâk. îbrahîm ve Ahmed b. Abde
rivayet ettiler. Lâfız Saîd'indir. (Saîd îie tshâk: Bize haber verdi tâbirini
kullandılar.) Ötekiler: Bize Süfyân, Anır'dan, o da Câbir'den naklen rivayet
etti; dediler. Câbir şöyle demiş :
Biz Hudeybiye günü bin
dört yüz kişi idik. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize :
«Bugün siz yer yüzü
halkının en hayırhsısınız!» buyurdular.
Câbir şunu da söylemiş:
Gözüm görse size o ağacın yerini
gösterdim. [20]
72- (...)
Bize Muhammed b. Eî-Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki):
Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Amr b. Miirra'dan,
o da Salim b. Ebrl-Ca'd'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş :
Câbir b. Abdillâh'a
ağaç ashabını sordum da: Yüz bin kişi olsak yine bize yeterdi. Biz bin beş yüz
kişi idik; cevâbım verdi.
73- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile îbnü Nümeyr dahi rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Abdullah b. İdrîs rivayet
etti. H.
Bize Kifâ'a b. Heysem
de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid (yâni Tahhân) rivayet etti. Her iki râvî
Husayn'dan, o da Salim b. Ebi'l - Ca'd'-dan, o da Câbir'den naklen demişlerdir.
Câbir :
— Yüz bin kişi
olsaydık yine bize yeterdi. Biz bin beş yüz kişi idik! Demiş.
74- (...)
Bize Osman b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrahim de rivayet ettiler. (İshâk: Bize
haber verdi, tâbirini kullandı. Osman ise: Bize Cerîr, A'meş'den rivayet etti;
dedi.) (Demiş ki): Bana Sâürn b. Ebi'1-Ca'd rivayet etti. (Dedi ki): Câbire :
— O gün kaç kişi idiniz? Diye sordum.
— Bin dört yüz! Cevâbını verdi.
75- (1857)
Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etfi. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi
ki): Bİze Şu'bc, Amr'dan (yâni İbni Mürra'-dan) rivayet etti. (Demiş ki): Bana
Abdullah b. Ebî Evfâ rivayet etti. (Dedi ki):
Şecere esbabı [21] bin
iiçyüz kişi idi. Eşlem Kabilesi, muhacirlerin sekizde biri idi.
(...) Bize
Îbnü'l-Müsennâ da rivayet etti (Dedi kî): Bize Ebû Dâvûd rivayet etti. H.
Bize bu hadîsi tshâk
b. İbrahim dahî rivayet etti. (Dedi kİ): Bize Nadr b. Şümeyl haber verdi.
Bunlar hep bir den ŞuTje'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
76- (1858) Bize
Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Zürey' Hâlid'den, o da
Hakem b. Abdillâh b. Arac'dan, o da Ma'kıl h. Yesâr'dan naklen haber verdi.
Şöyle demiş :
Gerçekten kendimi ağaç
gününde görmüşümdür. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) insanlardan bey'at
alıyor; ben de ağacın dallarından bir dalı başından kaldırıyordum. Biz bin dört
yüz kişi idik. Ona ölüm ürerine bey'at etmedik. Lâkin kaçmayacağımıza dair
bey'ai ettik.
(...) Bize
bu hadîsi yine Yahya b. Yahya rivayet etti.
(Dedi ki): Bize Hâlid b. Abdillah, Yûnus'dan bu isnâdla haber verdi.
77- (1859)
Bize bu hadîsi Ilânıid b. Ömer'de rivayet etti. (Dedi kî): Bize Ebû Avâne,
Tarık'dan, o da Saîd b. El-Müseyyeb'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:
Babam Rcsûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e ağaç yanında bey'-at edenlerdendi. Ertesi sene
hacca gittik. Ama ağacın yeri bize gizli kaldı. Şayet sizin için belli ise sîz
daha iyi bilirsiniz!
78- (...)
Bana bu hadisi Muhammed b. Râfi' dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Ahmed
rivayet etti. İbni Râfi': Ben onu Ebû AhmedJden naklen Nasr b. Alî'ye de okudum
dedi. (Ebû Ahmed demiş ki,): Bize Süf-yân, Târik b. Abdirrahmân'dan, o da Saîd
b. El-Müseyyeb'den, o da babasından naklen rivayet etti, İti kendileri ağaç
yılında Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanında İmişler. Ama
gelecek yıl o ağacı unutmuşlar.
79- (...) Bana Haccâc b. Şâir ile Muhammed b. Râfi' de
rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Katâde'den, o da Saîd b. EI-Müseyyeb'dcn. o da
babasından naklen rivayet etli. Şöyle demiş:
Gerçekten o ağacı
gördüm. Sonra ona geldim; ama onu bilemedim.
80- (1860)
Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hatim (yânî İbni İsmail)
Seleme b. Ekva'ın âzâdlısı Yezîd b. Ebî Ubeyd'-den naklen rivayet etti. Şöyle
demiş :
Seîeme'yc: Hudeybiye
günü Resûliillah (Sallallahii Aleyhi vt Sellem)'e hangi şey üzerine bey'at
ettiniz? Dİyc sordum. — Ölüm üzerine! Dedi.
(...) Bu
hadîsi bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Mes'ade
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd, Seleme'den bu hadîsin mislini rivayet
etti.
81- (1861)
Bize yine İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mahzunu haber verdi.
(Dedi ki): Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Amr b. Yahya, Abbâd b.
Temîm'den, o da Abdullah b. Zeyd'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:
Ona biri gelerek: İşte
bu İbni Hanzale'dir; insanlardan bey'at alıyor! Demiş. O da: Ne üzerine? Diye
sormuş.
— ölüm üzerine! cevâbım vermiş.
— Hayır!
Ben bunun üzerine
ResûlüUah (SallaUahü Aleyhi ve
Seî-lem) 'den sonra hiçbir kimseye bey'at etmem! Demiş.
Bu hadîsin Hz. Câbir ,
Müseyyeb ve Seleme rivayetlerini Buharı «Kitâbü'I-Megâzb de; Abdullah b. Zeyd
rivayetini «Kitâbül-Cihâd» da; Câbir rivayetini Nesâî ile Buharî «Kitâbü'I-Tefsîr» de muhtelif râvîlerden
tahrîc etmişlerdir.
Bey'ati'r - Ridvân
demlen Hudeybiye bey'atında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem.) 'in
yanındaki sahabenin sayısını bildiren rivayetler muhteliftir. Bunların
bazısında 1400, bâzısında 1500, bir rivayette 1300 kişi olduğu
bildirilmektedir. Beyhakî ekseri rivayetlerin 1400 olduğunu söylemiştir.
Rivayetlerin arası şöyle bulunur: Bu bey'atta bulunan ashâb bin dört yüz
küsurdur. Ancak hadisi 1400 kişi idiler, diye rivayet edenler, küsuru dikkate
almamış; 1500 olduğunu söyleyenler onu da he&ıba katmışlardır. 1300 kişi
olduğunu söyleyenler ise kaç olduklarım iyi bilmedikleri için bir kısmını
söylememişlerdir.
O gün ashabın
Peygamber (Saîlallahii Aleyhi ve Sellem) efendimize ne üzerine föz verip bey'at
ettikleri de muhtelif şekillerde rivayet olunmuştur.
Hz. Câbir rivayetinde
ölüm için değil harbten kaçmayacaklarına, Seleme rivayetinde ölüm üzerine
bey'at ettikleri bildiriliyor. Mamafih bu İki rivayet arasında zıddiyet yoktur.
Çünkü ölüm üzerine yapılan bey'attan murâd: ölseler bile harbten
kaçmayacaklarına söz vermektir. Bir rivayette ashab burada hicret ve cihâd
için; başka bir rivayete göre dinleyip itaat için; Hz. Abdullah b. Ömer'in bir
rivâyetinde ise sabır için bey'at etmişlerdir.
Ulema sabır
rivayetinin bütün mânâları bir araya toplayıp maksadı tam olarak ifade ettiğini
söylemişlerdir. Şöyle ki : Kaçmayacaklarına dair yaptıkları bey'aün mânâsı ya
zafer kazanmcaya yahut ölünceye kadar sabretmektir, ölüm ve cihâd üzerine
yapılan bey'aün mânâları da sabırdır.
Islâmiyetin ilk
devirlerinde on müslümamn yüz kâfir karşısında sabredip kaçmamaları vâcib idi.
Yüz müslüman bin kâfire karşı durmakla mükellef idiler. Sonraları bu hüküm
lafteshedilerek iki misli düşmana karşı sabıretmek vâclb olmuştur. Malikîlerle
Şâfiîlerin ve cumhurun mezhebi budur. Bu kavil Ibni Abbâs (Radiyallahu anh)
'nın da mezhebidir.
İmâm A'zam'la diğer
bir kısım ulemaya göre âyet neshedil-memiştir.
Hz. Câbir'in : «Yüz
bin kişi olsak yine bize yeterdi.,.» sözü, Hudeybiye kuyusu hakkındaki sahih
hadîsin kısaltılmış şeklidir. O şunu demek İstemiştir: Ashâb Hudeybiye denilen
yere varınca orada bir kuyu buldular. Suyu çok azdı. Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) o kuyuya tükürerek bereketlenmesi için duâ etti.
Arkacığından kuyu coştu. Bütün ashab abdest aldılar; hayvanlarını suladılar.
Gerçi ashab 1500 kişi idiler; fakat 100.000 kişi -olsalar kuyunun suyu yine
hepsine yeterdi. Bu hâdise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in
mu'cizelerinden biridir. Öyle anlaşılıyor ki Hz. Câbir'e suâl soran zât,
hadîsin asimi ve mu'cize olduğunu biliyor; sadece ashabın sayısını bilmiyormuş.
Ulemânın beyanına göre
altında Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sel-lem)'e bey'at yapılan ağacın yeri
bulunmaması Allah'ın bir rahmetidir. Çünkü ağaç olduğu gibi kalsa câhil halkın
ona tapmalarından korkulurdu. Bu ağacın altında bey'at gibi büyük bir hayır
vaki' oldu; oraya ridvân ve sekînet İnmiştir., diyerek nice kimseler fitneye
düşebilirlerdi.
Câbir (Radiyallahu
anh) hadîsinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in : «Bu gün siz yer
yüzü halkının en hayırlısısınız!» buyurması ile istidlal eden bâzı şüler Hz,
A1î'yi Osman (Radiyallahu anh) üzerine tercih ve tafdil ederler. Çünkü o gün A1i
(Radiyallahu anh) mevcud fakat Hz. Osman orada yoktu. Şîanın iddiası doğru
değildir. Zîra Osman (Radiyallahu anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
efendimizin emri ile Mekke 'de kalmış; onun namına bey'atım bizzat Resulü
Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yapmıştır. Binaenaleyh hükümde Hz. Osman
da dâhildir. Zâten hadîsde sahabenin bir birlerine üstünlükleri
kasdedllmemiştir.
Yine bu hadîsle
bâzıları Hızır (Hadır) (Aleyhisselâm) 'm peygamber olmadığına istidlal etmiş
ve: «Peygamber olarak sağ bulunsa idi, ashabın bir peygamberden üstün olmaları
lâzım gelirdi; bu gösterir ki o zaman Hızır (Aleyhisselâm) sağ değildi.»
demişlerse de sağ ve peygamber olduğunu söyleyenler buna cevap vermiş; onun
peygamberliğine delâlet eden âyetleri hatırlattıktan sonra o gün ashabla
birlikte Hızır (Aleyhisselâm) 'mda
arada bulunduğunu söylemişlerdir :
Yine bu hadîsle
bazıları Hızır (Hadır) (Aleyhisselâm) 'm peygamber olmadığına istidlal etmiş
ve : «Peygamber olarak sağ bulunsa idi, ashâbm bir peygamberden üstün olmaları
lâzım gelirdi; bu gösterir ki o zaman Hızır (Aleyhisselâm) sağ değildi.»
demişlerse de sağ ve peygamber olduğunu söyleyenler buna cevap vermiş; onun
peygamberliğine delâlet eden âyetleri hatırlattıktan sonra o gün ashabla
birlikte Hızır (Aleyhissefâm) 'n da
orada bulunduğunu söylemişlerdir.
82- (1862)
Bize Kuteyfae b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hatim (yâni İbnİ İsmail)
Yezîd b. Ebî Ubeyd'den, o da Seleme h. Ekva'dan naklen rivayet etti, kendisi
Haccâc'ın yanına girmiş de (Haccâc) :
— Ey EkvaJ oğlu! Gerisin geriye döndün mü?
Bedevîleştin mi? diye
— Hayır! Ve lâkin Resûlüllah (Sallallakü
Aleyhi ve Seüem) bana çöle gitmeye izin verdi. Demiş.
Bu hadisi B uhâri
«Kitâb'l-Fiten» de; Nesâî «Bey'at» da lahrîc etmişlerdir. Konuşma Haccâc b.
Yûsuf Es-Sekafî'-nin Hicaz valisi bulunduğu sıralarda 74 târihinde olmuştur.
Haccâc «gerisin geriye döndün mü » suâli ile Nesâî'nin tahrîc ettiği İbni
Mes'ûd hadîsine işaret etmiş olacaktır, Mezkûr hadisde ri-bâyı yiyene ve
müvekkiline lanet okunduktan sonra: «Hicretinden sonra gerisi geriye donene de
Allah iânet eylesin!» denilmektedir.
Kaadî Iyâz diyor ki :
«Muhacirin hicretim terk ederek tekrar vatanına dönmesinin haram kılındığına ve
muhacirin çöl hayatına dönmesinin büyük günahlardan olduğuna ümmet icmâ'
etmiştir. İşte Haccâc — Seleme kendisinin çöîe Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'in izni ile çıktığını bildirinceye kadar— buna işaret etmiştir. Ama
ihtimâl Seleme vatanından başka bir yere gitmiştir. Yahut hicretten maksad,
muhacirin vardığı yerde kalmasıdır. Bunun farz kılınması Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'e yardım etmek veya onunla beraber olmak için, onun
zamanına mahsustur. Yahut bu mesele Mekke 'nin fethinden önce olmuştur. Mekke
fethedilip Allah isîâmı bütün dinlerden
üstün, küfrü zelil ve müslümanları aziz kılınca
artık hicretin farziyeti
sakıt olmuş; Peygamber
(Salîallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Fefihden sonra hicret
yoktur! Buyurmuştur...»
Yine Kaadî'nin
beyânına göre Mekke'nin fethinden önce hicretin Mekke 'liîere farz olduğuna
ulema ittifak etmişlerdir. Başkaları hakkında ihtilâf edilmiş; bîr takımları
onlara vâcib değil mendûb olduğunu söylemişlerdir. Bazlarına göre hicret, bütün
halkı müslüman-Iığı kabul etmeyen yerler müslümanlarma farzdı. Bunun sebebi,
müslü-manı küffann hükmünden kurtarmaktı.
Buhâri'nin bir
rivayetinde : «Hz. Osman şehld edildikten sonra Seleme b. Ekva' Rabeze'ye
çekildi. Ve orada bir kadınla evlendi. Bu kadın ona birkaç çocuk doğurdu.
Seleme ölümünün birkaç gün öncesine kadar orada kaldı. Nihayet Medîne'ye
indi.» deniliyor. Rabeze Medîne'ye ^ konak mesafede bir yerdir. Hz. Seleme 74
târihinde Medine'de vefat etmiştir.
83- (1863)
Bize Ebû Ca'fer Muhammed b. Sabbâh rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmâîl b.
Zekeriyyâ, Âsim El-Ahvel'den, o da Ebû Osman En-Nehdî'den naklen rivayet etti.
(Demiş ki): Bana Mücâşi' b. Mes'ûd Es-Sülemî rivayet etti (Dedi ki) :
Hicret üzeri-e bey'at
etmek için Feygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldim de: «Hicret, ehli
için geçmiştir. Ve lâkin islâm, cihâd ve hayır üzerine (bey'at bakîdir) buyurdu.
84- (...)
Bana Süveyd b. Saîd de rivayet etti. (Dedi.ki): Bize Alî b. Müshir, Asım'dan, o
da Ebû Osman'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bana Mücâşi' b. Mes'ûd
Es-Sülemî haber verdi. (Dedi ki): Kardeşim Ebıı Ma'bed'le Resûlüllab
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldim. Ve :
— Yâ Resûlâilah! Bundan hicret üzerine bey'at
al! D^dim. «Hicret, ehli için geçmiştir!» buyurdu.
«İslâm, cihâd ve hayır
üzerine!» buyurdular.
Ebû Osman demiş ki: Az
sonra Ebû Ma'bed'e rastladım. Ve kendisine Mücâşi'in sözünü haber verdim.
— Doğru söylemiş! Dedi.
(...) Bize
Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Fudayl,
Asım'dan bu isnâdla rivayet etti. (Dedi ki) : Bunun üzerine kardeşine
rastladım: Mücâşi' doğru söylemiş dedi. Ama Ebû Ma'-bed'i anmadı.
85- (1353)
Bize Yahya b. Yahya ile İshâk b. İbrâhîm rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize
Cerir, Mansûr'dan, o da Mücâhid'den, o da Tâvûs'-dan, o da İbni Abbâs'dan
naklen.haber verdi. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fetih
(yânî) Mekke'nin fethi günü :
«Hicret yok! Ve lâkin
crhâd ve niyet (var!) Sefere çağırıldığınız zaman hemen gıdın!» buyurdular.
(...) Bize
Ebû Bekir b. EM Şeybe ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Vekî', SüfyânJdan rivayet etti. H.
Bize İshâk b. Mansur
ile İbni Râfi' dahi Yahya b. Âdem'den rivayet
ettiler. (Demiş kî):
Bize Mufaddal (yânı îbni Müheihil) rivayet etti. H.
Bize Abd b. Humeyd de
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubeyduilah b. Mûsâ, İsrail'den naklen haber
verdi.
Bu râvîlerin hepsi
Mansûr'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
86- (1864)
Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Habîb b. Ebî Sabit, Abdullah b.
Abdirrahmân b. Ebî Hüseyn'den, o da Atâ'dan, o da Âîşe'den, naklen rivayet
etti. Şöyle demiş:
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'e hicret (in hükmü) soruldu, da :
«Fetihden sonra hicret
yoktur. Ve lâkin cihâd ve niyet (vardır). Sefere çağırıldığınız zaman hemen
gidin!» buyurdular.
Bu hadîsin Mücâşi'
rivayetini Buhârî «Cihâd» ve «Me-gâzî» bahislerinde; İbni Abbâs rivayetini
«Hacc» ve «Cihâd» da tahrîc etmiştir.
«Hicret, ehli İçin
geçmiştir.» cümlesinden murâd: sahiplerine meziy-yet kazandıran faziletli
hicret Mekke 'nin fethiden önce idi. O kimlere nasîb oldu ise oldu ve zaman
geçti; demektir.
«Ve lâkin islâm, cihâd
ve hayır üzerine (bey'at bakîdir.)» yâni siz hayrı, islâmiyet, cihad, ve iyi
niyet gibi şeylerde arayın! Hicret sebebi île hayır kazanmak Mekke 'nin fethi
ile sona ermiştir; ama bunlarla onu pek âlâ tahsil edebilirsiniz; demektir.
Hadisin bir
rivayetinde :
«Hicret yok» diğerinde
«fetihden sonra hicret yoktur!» buyuruluyor.
Ulema bunu iki suretle
te'vîl etmişlerdir. Birinci te'vîle göre mânâ şudur : Mekke fethedildikten
sonra artık oradan hicret yoktur. Çünkü orası isîâm beldesi olmuştur; ondan
hicret tasavvur edilemez.
îkinvi te'vîl:
Sahiplerine meziyyet kazandıran faziletli hicret yoktur. O Mekke 'nin
fethinden Önce Medine'ye göç edenlere mahsustur. Ve geçmiştir; zîra islâmiyet
artık kuvvet bulmuştur. Bu te'vîl daha sahihtir. Ulemâ hicreti beş kısma
ayırmışlardır :
1- Habeşistan'a hicret.
2- Mekke'den
Medîne'ye hicret.
3-
Kabilelerin Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'e hicreti.
4- Müslüman
olan Mekke'lilerin hicreti.
5- Allah'ın
yasak ettiği şeyden hicret. Aîlâme Aynî bu beş nev'e ikinci Habeşistan hicreti
ile küfür diyarında dînîni meydana çıkaramayan müslümanlann hicretini ve âhir zamanda
fitneler çıkınca Şam'a yapılacak hicreti de ilâve ediyor. Filhakika îmâm Ahmed'in
rivayet ettiği bir hadîsde bu Şam hicretinden bahsedilmektedir.
Hicret hakkında birçok
hadisler vardır. Ayni, Sahîh-î Buhârî şerhinde bunları sıralamıştır. Bunların
hemen hepsi buradaki hadîs mâ-nâsmdadırlar.
Ulemâ küfür diyarından
hicretin kıyamete kadar devam edeceğini söylemişlerdir,
«Sefere çağrıldığınız
zaman hemen gidin!» ifadesinin mânâsı : Şayet hükümdar sizi cihâda davet ederse
hemen icabet ederek gidin! Demektir. Bu cümle cihâdın farz-ı kifâye olduğuna
delildir. Ümmetin bâzı ferdleri-nin ifâsı ile diğerlerinden de borç sakıt olur.
Ancak memleketi kâfirler îstîlâ ederlerse cihâd farz-ı ayın da olur.
Peygamber (Sallaîlahü
Aleyhi ve Sellem) zamanında cihadın hükmü ne olduğu ihtilaflıdır. Esah kavle
göre farz-ı kifâye idi. Mamafih farz-ı ayn olduğunu söyleyenler de vardır.
87- (1865)
Bize Ebû Bekir b. Hallâd El-Bâhilî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Velîd b.
Müslim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân b. Anar El-Evzâî rivayet etti.
(Dedi ki): Bana İbni Şihâb E-Zührî rivayet etti. (Dedi ki): Bana Atâ' b. Yezîd
El-Leysî rivayet etti, ki kendilerine rivayette bulunmuş. (Demiş ki): Bana Ebû
Saîd El-Hudrî rivayet etti ki, bedevinin biri Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'e hicreti (in hükmünü) sormuş da :
«Vah sana! Hicretin
hâli pek şiddetlidir! Senin develerin var mı?» buyurmuş. Bedevi :
— Evet! Demiş.
«Onların zekâtını
veriyor musun?» diye sormuş. Bedevi
(yine)
— Evet! Cevâbını vermiş.
«O hâlde köylerin
ötesinden iş gor! Şüphesiz Allah senin amelinden hiç bir şeyi eksiltecek
değildir!» buyurmuşlar.
(...) Bize
bu hadîsi Abdullah b. Abdirrahmân Ed-Dârimî dahî rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Muhammed b. Yûsuf, Evzâî'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti.
Şu kadar ki o:
«Şüphesiz Allah senin
amelinden hiç bir şeyi eksiltecek değildir.» dedi; ve hadîsde: «Suya geldikleri
gün onları sağıyor musun? Diye sordu. Bedevi:
— Evet! Dedi.»
ibaresini ziyâde eyledi.
Bu hadîsi Buhârî:
«Zekât, Hicret, Edeb» ve «Hibe» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Cihâd» da; Nesâî
oBeyat» ve «Siyer» bahislerinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.
A'râbî ve Bedevi '.
Çölde yaşayan demektir. Bedevi'nin Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Seîlem) 'e
sual sorması El-Mühelleb'e göre Mekke 'nin fethinden sonradır. Zira önce olsa
ona cevaben : «Fetihden sonra hicret yoktur!» buyururdu. Nitekim başkalarına
böyle cevap vermişti. Mamafih Bedevi'lerin sabırsız insanlar olduğunu, bu
zâtın da Medine 'nin o gün için ağır sayılan havasına sabrı tahammül
gösteremiyeceğini bildiği için hicretine izin vermemiş olması da mümkündür.
Kurtubi : << İhtimal bu cevap o Bedeviye mahsustur. Çünkü onun hâlini ve
Medine 'de kalmaya tehammül edemiyeceğini anlamıştır.» diyor. Bâzıları Mekke
'lilerden başkalarına bu hicretin farz değil müstehab olduğunu söylemişlerdir.
Rcsûlüllah (Sallalîahü
Aleyhi ve Sellevı) Bedeviye hicret için bey'ata İzin vermemiş; ona develeri
olup olmadığını; onların zekâtını verip vermediğini sormuştur. Diğer
mallarının zekâtını sormamıştır. Çünkü o zâî deve sahibi idi. Develerinin
zekâtı bahis mevzuu olunca sair maUarmın zekâtı da buna kıyasla anlaşılır.
Bihâr : Denizler
demektir. Fakat burada ondan murâd: Köylerdir. Araplar köylere bihâr, köye de buhayre
derler.
«O halde köylerin
Ötesinde iş gör!» cümlesinin mânâsı: Üzerine farz olan zekâtı verdin mi nerede
bulunursan bulun aldırma! Evin köylerin ötesinde bile olsa ondan otur; hicret
etme! Demektir.
88- (1866)
Bana Ebu't-Tâhir Ahmed b. Anır b. Şerh rivayet etti. (Dedi kİ): Bize İbni Vehb
haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus b. Yezîd haber verdi. (Dedi ki): İbni Şihâb
şunu söyledi: Bana Urve b. Zübeyr haber verdi ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) 'in zevcesi Âişe şunları söylemiş :
Müzmin kadınlar
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e hicret ettikleri vakit Allah (Azze
ve Celle) 'nin :
Ey Peygamber! Sana
mü'min kadınlar Allah'a hiç bir şeyi şerîk koşmayacaklarına, çalmayacaklarına
ve zina etmeyeceklerine dâir bey'at etmeye gelirlerse [22]...
Kavli ile —âyetin sonuna kadar— imtihan olunurlardı. Âişe (sözüne devamla) şöyle demiş:
Mü'min kadınlardan bu
şartı kim ikrar «derse mihneti ikrar etmiş, olurdu. Kadınlar bunu sözle ikrar
ettikleri vakit Resûlülah (Sallallchü Aleyhi ve Sellem) onlara :
«Haydi gidin! Sizin
bey'aîınızı kabul ettim!» derdi. Hayır! Vallahi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) 'in eli hiç bir kadının eline dokun-mamıştır. O kadınlardan yalnız
sözle b«y'at alırdı. Âişe demiş ki :
Vallahi Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadınlardan, Allah Teâlâ'nın emrettiğinden başka
hiç bir şey almamış; ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Jin avucu
asla bir kadının avucuna d okunmamıştır. Onlardan bey'at aldığı zaman kendilerine
sözle:
«Bey'atrnızı kabuj
ettim!» derdi.
89- (...)
Bana Hârûn b. Saîd El-Eylî Ebu't-Tâhir de rivayet ettiler. (Ebu't-Tâhir: Bize
haber verdi tâbirini kullandı. Hâi-ûn ise: Bize İbni Vehb rivayet etti. Dedi.)
(Demiş ki): Bana Mâlik, İbni Şihâb'dan, o da Urve'den naklen rivayet etti ki.
ona da Âişe. kadınların bey'atını haber vermiş; ve :
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellevı) eli ile hiç bir kadına dokun-mamıştir. Lâkin kadından
bey'atı sözle alırdı. Onu sözle aldı da kadın da söz verdi mi «Git! Senin bey'atını aldım!» derdi.
Bu hadîsi Buhar i
«Şurût» ve «Talâk» bahislerinde tahrîc etmiştir.
Hadîsdeki «İmtihan
olunurlardı.» sözünden'fnurâd: Kendilerinden bey'-at ve söz alınırdı demektir.
Nitekim: «Bu şartı kim ikrar ederse mihneti ikrar etmiş olurdu.» cümlesi de:
«Âyetteki: şirk koşmamak, çalmamak ve zina etmemek şartını ikrar eden şer'î
bey'atı yapmış olur» manasınadır.
1-
Kadınların bey'atı el vermek sureti ile değil, yalmz sözledir. Erkeklerin ise
hem söz hem de el ele tutuşmak sureti ile olur.
2- îhtiyâç
ânında ecnebi bir kadının sözünü dinlemek, sesini işitmek mubahdır.
3- Ecnebi
bir kadının cildine dokunmak caiz değildir. Meğer ki, hekimlik, kan aldırmak,
diş çıkartmak gibi bîr zaruret ola! Bu takdirde caiz olur; çünkü zaruretler
memnu' olan şeyleri mubah kılar.
90- (1867)
Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuieybe ve İbni Hucr rivayet ettiler. Lâfız İbni
Eyyûb'undur. (Dediler ki): Bize İsmâîl —bu zât İbni Ca'ferMir— rivayet etti.
(Dedi ki): Bana Abdulah b. Dînâr haber verdi, ki kendisi; Abdullah b. Ömer'i:
Biz Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e dinleyip itaat şartı ile bey'at ediyorduk. Bize
: «Gücünün yettiği hususta» buyururdu; derken işitmiş.
Bu hadîsi Buhâri «Ahkâm» bahsinde tahrîc etmiştir.
«Gücünün yettiği
hususta» mânâsına gelen kelimesi
yalnız
Müstemlî ile
Serahsî1 nin rivayetlerinde
burada Jİduğu gibi müfred zikredilmiştir. Başkalarının rivayetlerinde
«Gücünüzün yettiği hususta» şeklinde cemi' olarak nakledilmiştir.
Nevevî bu kelimeyi
müfred mütekellim yânî «gücümün yettiği hususta» mânâsına almış ve şöyle
demiştir: «Bu, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ümmetine olan sonsuz
şefekat ve merhametin dendir. Ümmetinden biri takat getiremiyeceği bir bey'atın
umûmuna girmesin diye onlara (gücümün yettiği hususta) demeyi öğrenmiştir.
Hadîs-i Şerîf, gücünün
yetmeyeceği bir işe özenen kimseye: yapamayacağın işe özenme! demenin caiz
olduğuna delildir. Ve mânâ itibarı ile «gücünüzün yeteceği işleri iltizâm
edin!» hadîsi gibidir.
91- (1868)
Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet
etti. (Dedi ki): Bize Ubeydullah, Nâii'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet
etti. İbni Ömer şöyle demiş:
Uhud harbi günü
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni harb-te teftiş etti. (O zaman) on
dört yaşında idim. Bana müsaade etmedi. Beni Hendek günü de teftiş etti. (O
zaman) onbeş yaşında idim. Ve bana müsâade etti. Nâfi' demiş ki: Bunun üzerine
Ömer b. AbdilâzîzJin yanına gittim. O gün halîfe idi. Ve kendine bu hadîsi
söyledim. Ömer:
— Gerçekten bu,
küçüklükle büyüklük arasında bir sınırdır. Dedi; ve me'murlarma: onbeş yaşında
olan kimseye asker aylığı bağlamalarını yazdı. Bu yaştan aşağı olanı çocuklara
katın! Dedi.
(...) Bize
bu hadîsi Ebü Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b.
İdrîs ile Abdurrahîm b. Süleyman rivayet ettiler. H.
Bize Muhammed b.
Müsennâ dalıi rivayet etti. (Dedi ki):
Bize Abdülvehlıâb (yâni Sekafi) rivayet etti. Bunlar hep birden Ubeydullah'dan
bu İsnâdla rivayette bulunmuşlardır. Yalnız onların hadîsinde : «Ben on dört
yaşında idim, de beni küçük gördü.» ifadesi vardı.
Bu hadîsi Buhâri
«Kitâbifş - Şehâdât» da; îbni Mâce «Hudûd» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Bulûğ yaşından murâd :
Harbde ve diğer iğlerde sahibine erkek hükmü verilen yaştır. Erkeklerin
ihtilâm olmakla, kadınların hays görmekle bulûğa erdiğinde ulemâ müttefiktir.
îhtilâmı geciken erkeklerle hayz görmesi geciken kadınlar hakkında ihtilâf
edilmiştir. Bâzıları erkeklerin onyedi veya onsekiz yaşında baliğ sayılacağını,
kadınlarda ise gebe kalmak gibi şeylerin, bulûğa alâmet olacağını
söylemişlerdir.
imâm Şafiî, imâm Ahmed
, Evzaî, Ibni Vehb ve Hanefîler'den îmâm Ebû Yûsuf 'la îmâm Muhammed bulûğ
yaşını onbeş sene olmakla sınırlandırmış; ve: «Erkek, kadın onbeş yaşını
tamamlayınca mükellef olurlar. Artık ihtilâm olmasalar bile ibâdetlerin farz
olması ve saire gibi hükümler onlar hakkında da câridir. Bu yaşta bir oğlana
ganimetten erkek hissesi verilir. Küffardan onbeş yaşında olanları öldürmek
caiz olur.» demişlerdir.
îmâm A'zam bulûğ
yaşının kadınlarda onyedi, erkeklerde on dokuz, bir rivayette onsekiz olduğunu
söylemiştir, ki Sevrî'nin kavli de budur.
1- Ordu
kumandanı harbden evvel askerini teftiş
eder. Ve harbe elverişli olmayan askerleri geri çevirir. Ancak Hanefîler'le Mâlikîler'e göre bulûğa
yaklaşmış (murâhik) çocuklar harbedebilecek kadar güçlü kuvvetli olurlarsa
orduya alınabilirler,
2- Bu hadîs
Hendek harbinin dördüncü hicrî yılda olduğuna delildir. Sahih olan da budur.
Bâzı târih ve siyer uleması hicretin beşinci yılında olduğunu söyiemişlerse de
hadis-i şerif bu kavli reddetmektedir. Çünkü ulemâ Uhud harbinin hicretten üç
sene sonra vuku' bulduğunda müttefiktirler. Bu hadîsde ise Hendek harbinin
ondan bir sene sonra olduğu bildiriliyor.
92- (1869)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, Nâü'den dinlediğim, onun
da Abdullah b. Ömer'den naklettiği şu hadîsi okudum: Abdullah şöyle demiş :
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Kur'ânla düşman toprağına gid ibnesini yasak etti.
93- (...) Bize
Kuteybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys rivayet etti. H.
Bize İbnl Rumh dahî
rivayet etli. (Dedi ki): Bize Leys, Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den, o da
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi ki, düşmanın
eline geçer endîşesi ile düşman toprağına Kur'ân-ı Kerimle gidilmesini yasak
edermiş.
94- Bize
Ebu'r-Rabî' El-Atekî ile Ebû Kâmil de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize
Hammâd, Eyyûb'dan o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) :
«Kur'anla sefer
etmeyin! Çünkü ben onun düşman eline geçmeyeceğinden emin değilim.»
buyurdular.
Eyyûb : «Gerçekten
düşman onu ele geçirdi; ve onunla size münâzea ettiler.» demiş.
(...) Bana
Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail (yâni tbni Uleyye) rivayet
etti. H.
Bize İbni EM Ömer de
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân ile Se-kafî rivayet ettiler. Bunların
hepsi Eyyûb'dan rivayet etmişlerdir. 0.
Bize İbni Râfî' dahî
rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki): Bize
Dahhâk (yâni İbni Osman) haber verdi. Bu râvîlerin hepsi Nâfi'den, o da İbni
Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Selîem)'den naklen rivayette
bulunmuşlardır.
İbni Uleyye ile
SakafTnin hadîsinde : «Çünkü ben korkarım.» cümlesi, SüfyânJIa Dahhâk b.
Osman'ın hadîslerinde ise :
«Düşmanın elîne geçer
korkusu ile..» ifâdesi vardır.
Bu hadîsi Buhâri, Ebû
Dâvûd ve lbni Mâce «Ci-hâd» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Görülüyor ki, Küffâr
memleketine mushafla gitmek, onun ellerine geçirirler de hürmetini ayaklar
altına alırlar korkusundan yasak edilmiştir. Şayet İslâm ordusu muzaffer olarak
küfür diyarına girer de Kur'ânı Kerim'i tahkir korkusu olmazsa mushafı oraya
götürmekte kerahet kalmaz. İmâm A'zam, Buharı ve diğer bazı ulemânın kavilleri
budur. Nevevi : «sahih olan da budur.» diyor.
İmâm Mâlik'le Şâfiâler
'den bir cemaata göre küfür diyarına mushaf götürmek mutlak surette memnû'dur.
Hadîs-i Şerîf'de beyan
edilen illet (yâni düşmanın tahkir etmesi korkusu) Peygamber (Sallallahii
Aleyhi ve Sellem) 'e efendimizin sözüdür. Mâ1ikî1er'den bazısı onu İmâm Mâ1ik'in
sözü zannederek hataya düşmüştür.
Kâfirlere, içinde âyet
bulunan mektup yazmak bilittifâk caizdir. B bâbta delil, Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'in Hirakl'e yazdıj nâmedir. Kaadî lyâz'm beyanına göre İmâm
Mâlik'le d ğer bâzı ulemâ, üzerinde besmele yazılı veya Allah Teâlâ zikredilen
altı ve gümüş paralan küffara vermek suretile ile muamelede bulunmayı kf rih
görmüşlerdir.
95- (1870)
Eize Yahya b. Yahya Et-Temimî rivayet etti. (Dedi ki)
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi vs Sellem) idmanlı atlarla HafyâMaı koşu yaptı. Müsabakanın sonu seniyyetü'I-Vedâ' idi.
İdman görmeyen ailar arasında da Seniyye'dcn Benî Züreyk mescidine kadar koşu
yaptı. İbn Ömer, burada müsabaka
yapanlar arasında idi.
(...) Bize
yine Yahya b. Yahya ile Mııhanımed h. Rumh ve Kuteybe b. Saîd, Leys b. Sa'dMan
rivayet ettiler. H.
Bize Halef b. Hİşâm
ile Ebu'r-Rabî' ve Ebû Kâmil de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Hammâd —bu
zât tbni Zeyd'dir— Eyyûb'dan rivayet etti. H.
Bize Züheyr b. Harb da
rivayet elti. (Dedi ki): Bize İsmail, Eyyûb'-dan [23]
rivayet etti. H.
Bize tbni Nümeyr dahî
rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. H-
Bize Ebû Bekir b. Ebi
Şeybe de rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. H.
Bize Muhammed b.
Müsennâ ile Ubeydullah b. Saîd dahî rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Yahya
—ki El-Kattân'dır— rivayet etti. Bunların hepsi Ubeydullah'dan rivayet
etmişlerdir. H.
Bana Alî b, Hucr ile Ahmed b. Abde ve tbni Ebî Ömer de
rivayet
ettiler. (Dediler ki):
Bize Süfyân, t&mâîl b. Ümeyye'den rivayet etti. H.
Bana Muhammed b. Râfi'
de rivayet etti. (Dedi ki): Bize AbdÜrrazzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize tbni
Cüreyc haber verdi. (Dedi ki): Bana Mûsâ b. Ukbe haber verdi. H.
Bize Hârûn b. Saîd
El-Eylî dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize tbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki):
Bana Üsâme (yânı İbni Zeyd) haber verdi.
Bu râvileriıı hepsi
Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, naklen Mâlik'in Nâfi'den rivayet ettiği hadîs
mânâsında rivayette bulunmuşlardır.
Eyyûb'un, Hammad'la
İbni Uleyye tarafından rivayet olunan hadîsinde şuna ziyade etmiştir:
«Abdullah dedi ki: Ben geçmiş olarak geldim. At beni m esc i d den atlattı.»
Bu hadîsi Buhâ'rî
«Kitabü's-Salât» ile uKitâbü'l-Megâzî» de; Ebû Dâvûd Cihâd» da; Nesâî «HayI» de
muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) bu müsabakaya «Sekb» nâ-mmdaki atı ile iştirak etmiştir.
Sekb: Yürük yânî hızlı
koşan mânâsına gelir. Bu hayvanın alnı sakar, üç bacağı sekirdi. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu B e -nî Fezâre kabilesine mensûb bir
bedeviden satın almıştı. Üzerinde ilk gaza ettiği at budur. îlk koşuya da
bununla iştirak etmiş ve herkezi geçerek müslümanları sevindirmiştir.
Atın idmanı, evvelâ
semizleyinceye kadar beslemek, sonra çeşitli vesilelerle onu terleterek yağını
eritmek ve zayıflatmakla olur. Böylece hayvan hafifler; et ve sinirleri
kuvvetlenir.
Hafyâ' yâhud Hayfâ' :
Seniyyetü'1-Vedâ' denilen yere 5-6 veya 7 mü uzaklıkta bir mevki'dir.
Seniyyctü'Jı-Vcdâ':
Veda yolu demektir. Bu yer Medine 'hin ke-hanndadır. Medine 'den çıkan yolcular
buraya kadar uğurlandıklan için ona bu İsim verilmiştir.
1- At yarışı
yapmak ve yarış için atı idmana çekerek gerektiğinde harbte faydalanmak için
hazırlamak biîittifâk caizdir. Hattâ
Şafiî1erıden bir rivayete göre sünnettir; mubah olduğunu söyleyenler de
olmuştur. Câhiliyyet devrinde araplar bunu yaparlardı. İslâmiyet dahî meşru'
kılmıştır. Müsabaka atlara mahsus da değildir. Hadîs-i Şerîf Ödül-süz
müsabakaya hamledilmiştir. Fukaha bu hususta bir takım şartlar beyân
etmişlerdir. Meselâ taraflardan birinin ortaya Ödül koyması caizdir; fakat iki
tarafın da ödül koyması kumar olur ki caiz değildir. Meğer ki aralarında Üçüncü
bir muhallil ola! Tafsilat fıkıh kitaplarmdadir.
îbni Tin'in beyânına
göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) atlar arasında yanş tertib etmiş;
ve birinciye üç yemen kumaşı, ikinciye İki, üçüncüye bir kumaş, diğerlerine de
derecelerine göre altın ve gümüş hediyyeler vermiş; hepsine hayır duada
bulunmuştur.
2- Hayvanı
ıslah için aç tutmak caiz; fakat işkence için aç tutmak yasaktır.
3- Koşuda
mesafe tayini caizdir.
4- Mescide,
yaptıran şahsa izafetle: filânın mescidi demek caizdir.
Diğer sâlih ameller de
sahiplerine izafe edilebilirler.
96- (1871) Bize Yahya b. Yahya rivayet etli. (Dedi ki): Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den rivayet ettiği şu hadîsi