(HAYZ BAHSİ). 3

1- Hayzlı Kadına Gömlek Üzerinden Mübaşeret Babı. 3

Hadisi Şeriften Aşağıdaki Hükümler Çıkarılmıştır. 4

2- (Hayzlı Kadınla Bir Yorgan Altında Yatma Babı). 5

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır. 5

3- Hayızlı Kadının Kocasının Başını Yıkayıp Taramasının, Cevazı, Artığının Temizliği, Kocasının Onun Kucağına Yaslanarak Orada Kur'an Okumasının Cevazı Babı. 6

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder. 8

(Mezi Babı). 9

Hadis-i  Şeriften  Aşağıdaki  Hükümler  Çıkarılmıştır. 10

5 - Uykudan Uyanınca Yüzü ve Elleri Yıkama Babı. 10

6- Cünüp İken Uyumanın Cevazı;( Uyku İçin Abdest Almanın, Yemek İçmek Yahut Uyumak veya Cima' Etmek İstediği Zaman Cima' Uzvunu (Yıkamanın Müstahab Oluşu Babı). 10

Hadisi Şerifin Muhtelif Rivayetlerinden Aşağıdaki Hükümler Çıkarılmıştır. 12

7- Meni Gelmekle Kadına Yıkanmanın Vacib Olması Babı. 14

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder:. 16

8- Erkekle Kadın Menilerinin Sıfatını ve çocuğun Her İkisinin Menisinden Halk Olunduğunu Beyan Babı. 16

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Etmektedir. 18

9- (Cünüblükten Yıkanmanın Sıfatı Babı). 18

Hadisi  Şeriften Aşağıdaki Hükümler Çıkarılmıştır. 19

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır. 20

10- Cünüplükten Yıkanırken Müstahab Olan Su Miktarı ve Aynı Haldeki Erkekle Kadının Bir Kaptan Yıkanması, Birbirlerinden Artan Su İle Yıkanmaları Babı. 21

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder. 22

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder :. 23

Ebü Ömer Bu Hususta Beş Mezheb Olduğunu Söylüyor. 24

Hadis-i Şeriften Ulema İki Hüküm İstinbat Etmişlerdir. 25

11- Başa ve Diğer Yerlere Suyu Üç Defa Dökünmenin Müstahab Oluşu Babı. 26

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder. 26

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:. 27

12 - Yıkanan Kadının Peliklerinin Hükmü Babı. 27

13- Hayzdan Yıkanan Kadının Kan Gelen Yere Bir Perça Misk Sürmesinin Müstehap Oluşu Babı  29

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder. 31

14- Müstehaze, Müstehazenin Yıkanması ve Namazı Babı. 31

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder. 33

15- Hayızlı Kadına Namaz Değil Yalnız Orucun Kazası Vacip Olması Babı. 35

16- Yıkanın Kimsenin Elbise ve Ona Benzer Bir Şeyle Örtünmesi Babı. 36

Hadisi Şerif Muhtelif Rivayetleri İle Şu Hükümleri İhtiva Eder. 37

17- Başkalarının Avret Yerlerine Bakmanın Haram Kılınması Babı. 37

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:. 38

18- Tenhada Çıplak Yıkanmanın Cevazı Babı. 39

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder. 40

19- Avret Yerini (Açılmaktan) Korumaya Dikkat Gösterilmesi Babı. 40

Hadisi Şerif Şu Faideleri İhtiva Eder. 41

20- Kazay-ı Hacet İçin Örtülecek Şey  Babı. 42

21- «Sü Ancak Sudan Dolayı İcab Eder» Hadisi Babı. 42

Hadis-i Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır. 43

Hadis-i Şeriften  Şu Hükümler Çıkarılmıştır. 45

22- Şu Ancak Sudan Dolayı Vacib Olur Hadisinin Neshi ve Sünnet Mahallerinin Birbirlerine Kavuşması İle Guslün Vacib Olması Babı. 45

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır. 46

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder. 48

23- Ateşte Pişen Şeylerden Abdest Lazım Gelmesi Babı. 48

24- Ateşte Pişen Şeylerden Dolayı Abdest Lazım Gelmesinin Neshi Babı. 49

Yukarıki Hadislerden Şu Hükümler Çıkarılmıştır. 51

25- Deve Eti Yemekten Abdest Lazım Gelmesi Babı. 51

26- Abdestli Olduğunu Yakinen Bilen Bir Kimse Sonra Abdestinin Bozulduğundan Şüphe Etse O Abdestle Namaz Kılabileceğinin Delili Babı. 52

Babımız Hadisinden Murad. 53

Hadisten Çıkarılan Hükümler. 53

27- Ölü Hayvan Derilerinin Dibagatla Temizlenmesi Babı. 54

28- Teyemmüm Babı. 56

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır. 59

Hadisi Şeriften Çıkarılan Hükümler. 62

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder. 63

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder. 64

29- Müslümanın Necis Olmıyacağına Delil Babı. 64

Hadis-i Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır. 64

30- Cünüplük Halinde ve Diğer Hallerde Allah Tealayı Zikir Babı. 65

31- Abdestsizin Yemek Yemesinin Cevazı, Bunda Hiçbir Kerahet Bulunmadığı ve Abdest Almanın Hemen Vacib Olmadığı Babı. 66

32- Helaya Girmek İsteyenin Ne Okuyacağı Babı. 67

Hadisten Çıkarılan Hükümler. 67

33- Oturarak Uyumanın Abdesti Bozmayacağına Delil Babı. 68

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır. 68


(HAYZ BAHSİ)

 

Bu bahisde hayzm bâzı ahkâmı görülecektir. Hanefîlere göre hayzın en az müddeti üç gün üç gece en çok müddeti de on gün on gecedir, Üç günden az ve on günden çok gelen kan hayız değil, istihâza yâni hastalık kanıdır. Şafiîlere göre hayzm en azı bir gün bir gece, en çoku on beş gün­dür. Mâlike göre ise en azı kanı görecek kadar zamandır velev bir saat olsun.

 

1- Hayzlı Kadına Gömlek Üzerinden Mübaşeret Babı

 

1- (293) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve İshak b. İbrahim rivayet ettiler. İshak: Bize haber verdi tâbirini kullandı. Öteki­ler: Bize Cerir Man sûr'dan, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Aişe-den naklen rivayet etti. dediler. Aişe   (Radıyaîlahu Anhâ)   şöyle   demiş:

«Bizden, birimiz hayzıni gördüğü zaman Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona emreder o da bir peştamal kuşanır sonra ona mü­başeret eylerdi.

 

2- (.,.) Bize yine Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bi­ze Ali b. Müshir Şeybani'den rivayet etti. H.

Bana Ali b. Hucur es-Sa'dî dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Ali b. Müshir haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû İshâk, Abdurrahman b. Esved'den o da babasından o da Âişe'den naklen haber verdi. Şöyle de­miş.

«Bizden birimiz hayızh olduğu zaman Resulüllâh (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) ona hayızmm şiddetli zamanında peştamal kuşanmasını emre­der; sonra ona muhaşeret eylerdi. Sizin hanginiz Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   gibi nefsine malik olabilir!..»

 

3- (294) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Abdiîlâh Şeybani'den o da Abdullah b. Şeddâd [1] dan, o da Meymûne'-den naklen haber verdi. Şöyle demiş: «Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   kadınlarına hayızh iken gömlek üzerinden mübaşeret eylerdi»

Bu hadisi Buhârî «Kitâbu'l Hayz» da EbûDâvûd, Tirmîzî, Nesâî ve İbni Mâce Kitâbu't - Tahâre» de muh­telif râvilerden muhtelif lâfızlarla tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetleri hayzın ahkamını bildirmektedir.

Hayz: Lûgatta akmak manasınadır. Bazıları çıkan kan manasına gel­diğini Söylemişlerdir.    Şeriat İstılahında:    Küçük ve hasta olmayan bir kadının rahminin dışarıya attığı kandır. Lisanımızda buna aybaşı hali yahut âdet görmek denilir. Âdet halindeki kadına araplar «hâiz» derler. Fasih ve meşhur olan lûğât budur. Kelime müerinese sıfat olduğu halde sonuna niçin müennes alâmeti olan (tâ) getirilmediği Nahiv ulemâsı ara­sında ihtilaflıdır. İmâm Halil b. Ahmed'e göre bu kelime fiîl mânâsında kullanıldığı için ism-i mensup hükmündedir. Sibeveyhe göre müzekker bir mevsûfun sıfatı olup mevsufu mahzûftur. Şey, insan yahut şahıs diye takdir edilir. Yanî «insanün hâidûn» yahut «şahsım hâi-dun» takdirindedir. Küfe ulemâsının mezhebine göre ise bu sıfat kadın­lara mahsus olduğu için sonundan müennes alâmeti atılmıştır. Fakat Kü-fe'lilerin mezhebine itiraz edenler vardır. Çünkü hem müennese hem müzekkere sıfat olduğu halde sonundan müennes alâmeti atılan bazı kelimeler vardır.

Ezherî hayzi : «Bulûğa eren kadın rahminin mu'tâd vakitlerde rahimin dibinden attığı kandır.» diye tarif eder.

Kerhî: «Hayz bir kandır ki; çıktığı andan itibaren onunla kadın bu­lûğa erer» demektedir. Daha başka tarifler de vardır. 

İstihâza: Kadın rahminden vakitsiz olarak gelen kandır. Hanefî-lere göre istihâza kadından üç günden az yahut on günden çok gelen kan­dır. Buna biz hastalık kanı deriz.

Cümlesindeki «kâne» fi'linin müzekker olarak kullanılması Nahiv imamlarını bir hayli meşgul etmiştir. Rivayet bu şekilde sahihtir. Sîbe-veyhe göre bazı araplar cümlenin faili müennes olduğu halde fi'li müzek­ker kullanırlar. Meselâ  derler. Bunu Nahiv imamlarından

Ebu'l Hüseyin b. Harûf dahi nakletmiştir. Dîğer Nahiv ulemâsı buradaki kâne'nin şan ve kıssa manâsına geldiğini söylemişler­dir. Bu takdirde cümlenin manâsı: «Kıssa şu ki: birimiz hayzini gördüğü zaman Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona emrederdi» demek olur. Bu günkü arap gramercileri «kâne» yi doğrudan doğruya lisânımız­da olduğu gibi yardımcı fiil kabul ederler. Bu takdirde hadisteki kâne «emere» fiilinin yardımcısı olurki «Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   emrederdi» mânâsına gelir.

Mübaşeret: Teni tene değdirmektir.

îttizâr : Gömlek giymek peştemal veya çarşaf gibi bir şeye bürünmek demektir. Burada ondan murad göbekten diz kapağın altına kadar olan yerleri Örtmektir. Hadisteki hayızın fevrinden murâd: Hayz kanının en şiddetli ve çok geldiği zamandır.

İrb : Cima' âletinden kinayedir. Bâzıları bu kelimeyi «erab» şeklinde rivayet etmişlerdir. Erab; Hacet demektir. Bundan murâd cima' arzusu­dur. Bu takdirde hadisin mânâsı: «Sizin hanginiz nefsine mâlik olurda böyle bîr muhaşeret esnasında haram irtütâb etmekten yani hayız ha­lindeki o kadınla cima'dan kendini koruyabilir» demek olur.

Hattâbî bu rivayeti kabul etmiş birinci rivayeti ihtiyar eden hadis ulemâsını ayıplamıştır.

 

Hadisi Şeriften Aşağıdaki Hükümler Çıkarılmıştır.

 

1- Hayızlı kadına mübaşeret caizdir. Mübaşeret erkeğin teni kadı­nın tenine dokunmaktır. Bu kelime cima' mânâsına da gelirse de burada bilicma' teni tene dokundurmak manasınadır. Hayızlı kadına mübaşeret üç şekilde tasavvur olunabilir.

a) Hayızlı kadına cima' etmekle olur. Bu bilicma' haramdır. Hattâ bunun helâl olduğuna îtikad eden kâfir olur. Haram olduğunu bilerek ya­pan büyük günah işlemiş olur. Böylesinin Allah'a tevbe ederek bir daha bu işi yapmaması gerekir. Keffâret lâzım gelip gelmiyeceği ulemâ arasın­da ihtilaflıdır. Bâzılarına göre keffâret vermesi lâzımdır. Katâde , Evzâî, Ahmed b. Hambel, İshak ve eski mezhebine gö­re İmam Şafiî 'nin kavilleri budur. Şafiî 'nin yeni mezhebine göre keffâret lâzım değildir. Hanefilerle Ekseri ulemânın kav-]ide budur. Şafiîlerden Nevevî diyorki: «Hayız halindeki cima'ın helâl olmadığına îtikad eden bir kimse onu unutarak yahut hayız hali olduğunu bilmeyerek yahut o hâlde cima'ın haram olduğundan biha­ber bulunarak veya cima';ı mecbur edilerek yapsa o kimseye günah ve kef­fâret yoktur. Eğer hayz halinde olduğunu ve bu halde cima'ın haram kı­lındığını bildiği halde kasten yaparsa ma'siyet irtîkâb etmiş olur. Onun büyük günah olduğunu Şafiî nassan bildirmiştir. O kimseye tevbe vâcib olur. Keffâret vacip olup olmaması hususunda iki kavil vardır. Bun­ların esah olanına göre o kimseye keffârat lâzım değildir. Üç mezhep ima­mının yani Ebû Hanjfe, Mâlik ve Ahmed b. Hanbe1in ve cumhur-u selefin kavilleride budur. Seleften At â' İbni Ebi Müleyke, Şa'bi, İbrahim Nehaî, Mekhûl, Zühri, Ebu'z-zinâd, Rabîa, Hammâd b. Ebi Süleyman, Eyyub-u Sahtiyâni, Süfyan-ı Sevri ve Leys b. Said   (Rahimehûmûllah) bunlar meyanındadır.

Şafiî 'nin zayıf olan eski kavline göre keffâret lâzımdır. Bu kavil İbni Abbâs (Rcıdiyallahıı anhiimâ) ile    Hasan-ı   Basri, Saîd b. Cübeyr, Katâde, Evzâî ve İshak 'tan da rivayet olunmuştur. Bir rivayete göre İmam Ahmed b. Hambelin kavlide budur. Bu zevat keffâretin ne olacağı hususunda ihtilâf etmişler­dir. Hasan-ı Basrî, Saîd b. Cübeyr ve diğerlerine gö­re bu cima'm keffâreti ya bir altın yahut onun yarısıdır. Bir dinar keffâ­retin hayızm evvelinde, yarım dinarın hayzm sonunda yahut bir dinarın hayzın şiddetli zamanında, yarım dinarın hayız bittikten sonra lâzım ge­leceği meselesi dahi aralarında İhtilaflıdır. Delilleri: İbnî Abbas (Radiyallahu anhiimâ) dan merfu' olarak rivayet edilen:

«Her kim hayz halinde karısına yakınlık ederse, bir altın yahut yarım altın tasadduk etsin.» mealindeki hadistir.

Fakat bu hadis bilittifâk zayıftır. Doğrusu keffâret lâzım gelmemek­tir.

b) Göbeğin üst tarafına ve dizden aşağıya öpmek dokunmak veya sarmaşmak sureti ile yapılan mübaşerettir. Bu bilicma' helâldir. Yalnız Ubeydetü's  - Selmanî   ile     diğer bazılarından bu  yerlerin  hiç birine mübaşeretin caiz olmadığı rivayet edilmişsede bu rivayet şaz ve münkerdir.   Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemjin gömlek üze­rinden mübaşerette bulunduğunu bildiren sahih    hadisler bunu reddet­mektedir.

c) Ön ve arkaya olmamak şartiyle göbekle dizler arasına yapılan mübaşerettir. İmâm A'zâma göre bu haramdır. Bir rivayete gö­re İmam Ebû Yusuf 'un   Kavlide bu olduğu gibi Şafiî1erce sahih olan kavilde budur Mezkûr kavil   İmam Malik 'ten­de rivayet olunur. Ulemâdan Saîd b. el-Müseyyeb, Kaadi Şüreyh, Tavus, Atâ', Süleyman b. Yesâr, Katâde gibi bir nice zevat dahi bu kavli tercih etmişlerdir. Hanefî-lerden İmâm-ı-Muhâmmedle bir rivayette İmam Ebû Yûsuf 'a   göre yalnız kan gelen yerlerden korunmak suretiyle müba­şeret caizdir.   îkrime   ile   Mücahid,   Şa'bî,   İbrahim Nehaî,   Hakem,   Süfyân'ı   Sevri,   Evzâî,   Ahme-d b.   Hambel,   İshâk   b.   Râhuye, Ebû Sevr, İbnî'l Münzir ve Dâvûd-u Zahirî 'nin mezhebleride budur. Bu kavil delil itibarı ile sair kavillere nazaran en kuvvetli kavildir.  Zîra Enes (Radiyallahu anh)  hadîsinde:

«Her şeyi yapın, yalnız cima1 müstesna.»   Duyurulmuştur.

Resulüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in gömlek üzerinden mü­başereti  bu işin  müstehab  olduğuna  hamledilmiştir. İmam Muhammedin kavli Hz. Ali, İbni Abbâs ve Ebû Ta1ha (Radiyallahu arihüm) hazeratmdanda nakledilmiştir. Kurtubî'nin Mücâhid 'ten rivayetine göre cahiliyet devrinde Araplar hayz-lı kadınlara arkadan cima'da bulunurlarmış. Hıristiyanlar hayızlı kadın­lara cima' eder yahudilerle mecûsiler ise bilâkis o halde kadınlardan, son derece uzak kalır; hattâ hayz kesildikten bir hafta sonraya kadar onlara yaklaşmazlar; kitaplarının emri bu olduğunu söylerlermiş.

2- Mübaşeret halinde kadının mutlaka bir şeyle örtünmesi lâzımdır. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle/n)   Âişe (Radiyallahu Anhâ) ya bunu emretmiştir. Maksat kadının cima'dan korun­masıdır.

3- Mübaşeret ancak o halde cima' etmiyeceğine    itimadı olanlara caizdir. Nefsine itimadı olmayana mübaşeret de caiz değildir. Zira bir hadis-i şerifte varid olduğu üzere korunan bir yerin etrafında dolaşan çobanın koyunlarını oraya kaçırması işten bile değildir. Şafiî 'lerden bazısının kavli de budur. Nevevî bu kavli beğenmiştir.

4- Hadis-i Şerifte gömlek giymenin hayzın şiddetli zamanı ile tak-yîd buyurulması onun iptidası ile devamı arasında fark olduğuna delil­dir. Nitekim îbni Mâce 'nin «Sünen» inde  Hz. Ümmü Selem e (Radiyallahu Anhâ) dan rivayet ettiği bir hadiste   «Resulül1ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kanın şiddetli geldiği üç gün zarfında ko­runur ondan sonra mübaşerette bulunurdu» denilmesi de bunu gösterir.

Nevevî'nin beyânına göre kadın hayzı kesilip yıkanmadıkça ya­hut teyemmüm etmedikçe cima* haramdır. Mübaşereti haram sayanlara göre onun hükmü de budur. İmam Mâlik ile îmâm Ahmed ve diğer bir çok ulemâ dahi buna kaail olmuşlardır. İmam A'zama göre kan hayz müddetinin son haddi olan on günde kesilirse yıkanmadan cima'a dahi helâl olur.

Übbî diyor ki: «Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in zevce­lerine mübaşeret yapması nefsânî şehvetini tatmin için değil onun caiz olduğunu göstermek içindir. Mübaşereti zevcelerinin her birine yapması onun yayılıp şüyu' bulmasını ifade eder. Nitekim çok kadınla evlen­mesinden maksat da ahkâmı neşrederek belletmekti. Çünkü zevcelerin­den her biri gördüğünü ümmete haber verecekti...» Bundan sonra Übbî her kocanın ailesine kızlarına ve hizmetçilerine öğretmesi gerekti­ğini tenbih ederek fürûat kabilinden bir çok meseleleri ele almış ve on­ları misallerle izah etmiştir. Biz sözü daha fazla uzatmamak için onları buraya nakletmedik. Ancak mes'ele Übbînin dediği gibi pek mühimdir. Anne ve babaların nazar-ı dikkatini celb eder kendilerine:

«Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz sürüden mes'ulsünüz.» hadis-i Şerifi ile Teâla hazretlerinin:

«Ey iman edenler!     Kendinizi ve aile efradınızı  cehennemden  koru­yun!..» ayet-i kerimesini hatırlatırız.

 

2- (Hayzlı Kadınla Bir Yorgan Altında Yatma Babı)

 

4- (295) Bana Ebu't-Tâhîr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb, Mahrama'dan rivayet etti. H.

Bize Harun b. Said el-Eylî ile Ahmed b. İsa da rivayet ettiler. Dediler-ki: Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mahreme babasından, o da İbni Abbâs'ın azatlısı Küreyb'den naklen haber verdi. Küreyb [2] Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Meymûneyi şöyle der­ken İşitmiş:

«Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ben hayzlı iken benimle be­raber yatardı. Aramızda bir elbise bulunurdu.

 

5- (296) Bize Muhammed   b. el-Müsennâ rivayet etti.    (Dedi ki) :

Bize Muâz b. Hîşâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, Yahya b. Ebi Kasîrden rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Selemetü'bnü Abdirrahmân riva­yet etti. Önada Zeynep [3] binti Ümmü seleme rivayet etmiş. Önada Üm-mü Seleme [4] rivayet etmiş. Demişki: Bir defa ben Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve SelJem) le beraber kadife bir çarşaf altında yatarken hayzı-mi gördüm hemen sıvışarak hayz esvabımı giydim. Resulüllah (Sallallafıü Aleyhi ve Sellem)   bana:

«Hayzını mı gördün?»   dedi.

«Evet» dedim. Müteakiben beni çağırdı ve onunla kadife çarşafın al­tında beraber yattım.

Zeyneb: «Ümmü Seleme ile Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cünüblükten dolayı ikisi bir kabta yıkanırlarmış» demiş.

Bu hadisi Buhar i «Kitâbu'l Hayz'ın bir iki yerinde ve «Kitâb't-Tahâre»de; Nesaî dahi «Kitabu't-Tahare»de muhtelif ravilerden tah-riç etmişlerdir.

Gerçi Ebu Dâvûd Hz. Aişe 'den buna muarız bir hadis rivayet etmişdir. O Hadiste Hz, Aişe: «Ben hayzımı gördüğüm za­man yataktan hasırın üzerine inerdim. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana yaklaşmazdı; ben de temizleninceye kadar ona yaklaşmaz-dım. demişsede de Aliyyû-1' Kaarî: İhtimal bu hadis mensuh-dur; diyor. İbni Kesir ise onun tenezzüh ve ihtiyata hamledil-diğini söylüyor. İbni Abbas (Radiyallahû anh) Hayz zamanında karısından uzaklaşirmış. Halası Meymûne (Radiyallahû anh) bunu duyunca; ona haber göndererek: «Sen Resulullahm sünnetinden yüz mü çeviriyorsun! Vallahi o hayızh kadınlarından biri ile yatar aralarında diz­leri geçecek kadar bir Örtüden başka bir şey bulunmazdı.» demiş

Hamile yahut hâmil: Saçaklı kadife demektir. Hadîsin bâzı rivayet-, lerinde kelimenin yerine «hamîsa» zikredilmiştir. Hamîsa dört köşeli ve iki çizgili çarşaftır. Bâzıları siyah ve kırmızı çizgili bir kumaş olduğunu'

söylerler.

 

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır.

 

1- Hayzh kadınla br yorgan altında yatmak Caizdir. Yalnız çıplak tenlerin göbekle diz arasında biri birine değmesine mani bir perde bulun­ması lâzımdır. Ulemânın beyânına göre gömlek üzerinden hayzh kadın­dan istifade edildiği gibi kadının mayiattan bir şeye elini sürmesi koca­sının başını taraması ekmek ve yemek pişirmesi gibi  şeylerde  mekruh değildir.

2- Kadının mu'tâd elbisesinden başka hayız için elbise kullanması müstahabdır.

3- Hayızh kadının teri temizdir. Gerçi Teâlâ Hazretleri: «Hayız hafinde kadınlardan uzak kalın!» buyurmuştur:

Fakat bunun mâ'nâsı, onlarla cima' etmeyin, demektir.

4- Hayızla nifâsın, namaz ve oruca mâni olmak mescide gireme­mek, kâbeyi tavaf edememek, kur'an okuyamamak, ve mushafa dokuna-mamak hususatmda hükümleri birdir. Burada her ne kadar nifastan bah-sedilmemişsede onun hakkında da bir çok hadisler vardır.

Nifas: Çocuk doğurduktan sonra gelen kandır. Azı için hudûd yoksada son haddi kırk gündür. Ondan sonra kan gelse bile hastalıktan dolayı ol­duğu için kadının namaz oruç gibi ibadetlerine manî değildir. Ekseri ule--mâ ve fukahânm kavilleri budur. Hasan-ı Basrî'den nifâslı kadının elli gün namaz kılamayacağı rivayet olunmuştur. Atâ' ise bu müddeti altmış güne çıkarmıştır.

 

3- Hayızlı Kadının Kocasının Başını Yıkayıp Taramasının, Cevazı, Artığının Temizliği, Kocasının Onun Kucağına Yaslanarak Orada Kur'an Okumasının Cevazı Babı

 

6- (297)  Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi kj: Mâlike İbni Şîhâb'daıı  duyduğum onunda  Urveden,  onunda  Amre [5] den, onunda Aişe'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum, Aişe şöyle "demiş:

«Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Seîîem) îtikafe girdiği vakit başı bana yaklaştırır; bende onu tarardım. İnsanın hacetinden başka hiçbir ş< için eve girmezdi» demiş.

 

7 - (...)  Bize Kuteybetü'bnü Sa'id rivayet etti.   (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Rumh da rivayet etti. Dedi ki: Bize Leys, İbni Şi-hab'dan, o da Urve ile Amre binti Abdirrahman'dan o da Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Âişe'den naklen haber verdi ki Aişe şunları söylemiş :

«Ben  (îtikafta iken) hacet için eve girerdim. Evde hasta bulunduğu halde onun halini ancak geçerken sorardım. Resulüllah     (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) dahi mescidde (itikâfda) iken başını bana uzatır; bende saçını (hayzh olduğum halde) tarardım. Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) itikâfta iken eve ancak hacet için girerdi.»

İbni Rumh (hadisi) : «İtikâfta bulundukları zaman de  (ye tefsir et) mistir.»

 

8- (...) Bana Harun b. Sa'îd el-Eylî dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Amr b. Haris Muhnmmd b. Abdirrahman b. Nevfel [6] den o da Urvetü'bnü Zübeyr'den o da Peygam­ber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Aişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş:

«Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)    kendisi  mücavir  iken   mes-cidden başını   bana çıkarır bende hayzh olduğum halde başını yıkardım.»

 

9- (...) Bize Yahya b. Yalıya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme Hişâm'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bize Urve Aişe'den naklen haber verdi. Aişe şöyle demiş:

«Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) ben hücremde iken başını bana yaklaştırır; bende hayzh olduğum halde onun başını tarardım.

 

10 — (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin b. Ali, Zâide'den, o da Mansûrdan, o da İbrahim'den, o da Eşved'-den, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Aişe:

«Ben hayzlı iken Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) in başını yıkardım» demiş.

 

11- (298) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb de rivayet ettiler. Yahya: Bize Haber verdi tabirini kullandı. Öte­kiler bize Ebû Muâviye*, A'meş'ten o da Sabit b. Ubeyt [7] ten, o da Kaasim b. Muhammed [8] ten o da Aişe'den naklen rivayet etti dediler, Aişe: «ResulüIIah   (Sallaltafıü Aleyhi ve Seîlem)    bana mescidden:

«Şu seccadeyi bana uzatıver.»   buyurdular. Ben hayzliyim dedim. Bunun üzerine:

«Senin elinde hayz yokfur.»  buvurdnioı-

 

12- (...) Bize Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zaide Haccac ile Ebû Ganiyye'den, onlarda Sabit b. Ubeyt'ten o da Kaas-sim b. Muhammed'den o da Aişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

«Bana     Eesulüllah (Salîaîîahü Aleyhi ve Selle/n)   kendisine  seccadeyi uza ti vermemi mescidden emretti. Ben hayalıyım dedim. Bunun üzerine: «Sen onu bana uzat. Çünkü senin elinde hayz yokfur.»   buyurdular.

 

13- (299) Bana Züheyr b. Harb ile Ebû Kâmil ve Muhammed b. Hâtım toptan Yahya b. Said'den rivayet ettiler. Züheyr dediki: Bize Yah­ya Yezid b. Keysan'dan, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den nak­len rivayet etti. Şöyle demiş. Bir defa ResulüIIah (Salîaiiahü Aleyhi ve Seliem)   mescidde iken:

  «Ya Âişe! Bana elbiseyi uzat.» dedi. Aişe:

  «Ben hayzlıyım» dedi. Bunun üzerine:

— «Şüphesiz ki, senin elinde hayz yokfur.» buyurdular. Aişe de elbi­seyi kendilerine verdi.

Bu hadîsi Buharı «Kitâbu'I-İ'tikâf»m muhtelif yerlerinde Ebû Dâvûd ile Tirmizî ve îbni Mâce «Kitabu's-Savm» da Nesaî   «Kitabu'I İ'tikâf»ta tahrîc etmişlerdir.

Hadisin bütün rivayetleri hayzlı bir kadının i'tikâfta bulunan kocası­nın başını taramak ve yıkamak ona seccade vermek gibi hizmetlerinde bulunabileceğini ve hayızlı kadının bedeni ile terinin temiz olduğunu gös­termektedir.

İ'tikâf: Lûgatta bir yerde durmak; iyi veya kötü birşey için nefsini hapsetmek mânâlarına gelir. Şeriat istilahmda ise; Allah'a ibadet niyeti ile nefsini mescidde hapsetmektir. İ'tikâfm sıfat ve ahkâmı inşaallah i'ti­kâf bahsinde görülecektir. İ'tikâfa giren kimseye mu'tekif derler. Hadîsin bir rivayetinde zikri geçen mücavirden murâd da budur.

Hamre: Seccade demektir. Nevevî'nin beyânına göre bundan murad* yüzünün secde edeceği yere serilen hasır veya kumaş parçasıdır. Hattâbî 'ye göre hamre yalnız başın secde edeceği yere değil tnitfün vücüde kâfi gelcek derecede büyük seccadedir. Ebû Dâvûd 'un İbni Abbâs (Radiyallahu anhümâ)dan rivayet ettiği bir hadis Hattabî 'nin kavlini te'yid eder.

ResulüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) in insanın hacetinden başka hiçbir şey için eve girmemsinden murâd Zührî'nin beyânına göre büyük ve küçük abdest bozmaktır. Ulemâ bunların i'tikaf hükmün­den istisna edildiğinde müttefiktirler. Fakat hasta dolaşmak cuma ve ce­naze namazları gibi başka ihtiyaçlardan dolayı mutekifİn mescidden çıkıp çıkamayacağında ihtilâf etmişlerdir. Ashâb-ı kiramdan bazıları ile diğer bir takım ulemâya göre bu gibi ihtiyaçlardan dolayıda mescidden çıkabi­lir. Sevrî ile İbnî Mübarek'in mezhebleri budur. 'Bâzıları mu'tekifin kazâ-i Hacetten başka hiç bir sebeple mescidden çıkamıyacağına kaildirler. Tirmizî şöyle diyor: «Ulema bir şehirde cuma kılınan cami bulunursa o camiden başka yerde İtikâf yapılamıyacağını söylemiş­lerdir. Çünkü mu'tekifin bulunduğu mescidden çıkmasını mekruh görür­ler. Cuma namazını terk etmesine ise cevaz vermezler...»

İmam Ahmed b. Hambel: «Mu'tekif hasta dolaşamaz; cenaze arkasından gidemez, demiştir. İshak'a göre ise i'tikâfa girer­ken bu gibi şeyleri şart koşan onlar için mescidden çıkabilir.

İ'tikâfta bulunan kimsenin ilim meclislerine iştirak edip edemiyeceği dahi ihtilaflıdır. İmam Mâlik'e göre iştirak edemez, ve i'tikâfla alâkası olmayan hiç bir kurbette bulunamaz. Namaz kılan nasıl başka iba­detleri meşgul olamazsa mu'tekifin halide öyledir. Diğer ulemâya göre bu caiz hatta ilim meclislerine iştirak ederek ilimle meşgul olmak müsta-haptır. Çünkü tahsil-i ilim en makbul ibâdetlerdendir. Onlara göre mes­cidin şanına yakışan dikiş dikme gibi bir sanatla meşgul olmak ve mubah olan şeyler hususunda cemaatla konuşmakta caizdir. İmam Malik'-ten bir rivayete göre mu'tekif mescidde kendi sanatı ile meşgul olursa i'tikâfı bâtıl olur.   Han ef ilerin   «el-Bedâyi» namındaki fıkıh ki­tabında: «Mu'tekif abdest bozmaktan mada hiç bir ihtiyaç için gece veya gündüz mescidden çıkamaz yemek içmek uyumak, hasta dolaşmak ve ce­naze namazı kılmak içinde çıkamaz. Çıkarsa i'tikâfı bozulur.   Bu hususta kasten çıkmakla unutarak çıkmak arasında fark yoktur. Zorla çıkarılır. Veya mescid yıkılırda çıkar ve hemen başka bir mescide girerse istihsa-nen i'tikâfı bozulmaz» deniliyor. Bazıları    mu'tekifin beş şeyden dolayı mescidini değiştirebileceğini söylemişlerdir. Bunlar: Mescidin yıkılması, mescidin cemaati dağılarak oraya kimsenin gelmez olması, hükümet ta­rafından çıkarılması, zâlim tarafından çıkarılması ve mütegallibenin ca­nına veya malına kastetmelerinden korkması halleridir.

İmam Şafiî'ye göre kasten mescidden çıkmak i'tikâfı bozarsada unutarak çıkmak bozmaz. Ona göre yemek içmek için evine çıkmak dahi caizdir. Şafiî' imamlarından bazıları bunu caiz görmemiş bu mese­lede Han ef Herle birleşmişlerdir. Bu rivayetler kadının rızâsı ile ona başını yıkatmak; ekmek ve yemek yaptırmak gibi hususatın caiz ol­duğuna da delildirler. Bu babta icma vardır. Fakat kadının rızası olma­dan onu bu gibi hizmetlerde kullanmak caiz değildir. Çünkü kadının va­zifesi cima' hususunda ona itaat ve evi ne kapanıp oturmaktan ibarettir.

 

14- (300) Bize Ebû Bekr, b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler.  (Dedilerki) : Bize Vekî' Mis'arla Süfyan'dan, onlarda Mikdam b.

Şüreyc'den o babasından, o da   Âişeden naklen rivayet etti.    Âişe şöyle demiş:

«Ben hayz halinde ikn bir şey içer; sonra onu Peygamber (Saiîallahü Aleyhi ve Sellem) e verirdim. O da ağzını benim ağzımın değdiği yere koyarak içerdi. Ben hayızh iken kemiğin etini ısırır sonra onu Peygamber (Saîîaîlahü Aleyhi ye Sellem} e verirdim. O da ağzını benim ağzımın değ­diği yere koyar  (ak ısırır) di» Züheyr:  «içerdi» cümlesini zikretmedi.

Ark : Üzerinde et bakiyyesi bulunan kemiktir. Kelimenin meşhur mânâsı budur. Bazılarına göre; bir miktar et demektir. İmam Ha­lil b. Ahmed'e göre ark etsiz kemik demektir. «Etearraku» kemi­ğin etlerini dişlerimle ısırırdım. Manasınadır. Hadis-i Şerif hayızh kadı­nın artığı ile bedeninin temiz olduğuna delildir. Bazıları İmam Ebü Yû­suf'a göre bedeninin necis olduğunu söylemişlersede bu rivayet doğru de­ğildir.

 

15- (301) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dâ-vûd b. Abdurrahman el-Mekkî [9], Mansur'dan, o da annesinden, o da Aişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş:

«Ben hayızh iken Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} kucağıma yaslanır da kur'an okurdu»

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'1-Hayz» ile «Kitabu't Tevhidi» de Ebû Dâvûd, Nesâ-i veîbni Mâce dahi «Kitabu't-Ta-hare» da muhtelif râvîlerden tahric etmişlerdir. cümlesi    şeklinde de rivayet

olunmuşsada Kurtûbî bunun doğru olmayıp bir vehimden ibaret olduğunu söylmiştir. Buhârî 'nin rivayetinde: «Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) başı benim kucağımda olduğu halde kur'an. okurdu» denildiğine göre buradaki yaslanmadan murad da başını onun dizine koy­ması olacaktır. Safi î'lere göre mu'tekif mescidde su bulanmazsa su içmek için dışarıya çıkabilir. Su bulursa bir kavle göre yine çıkabilirsede esah olan kavle göre çıkamaz. Nevevî : «Vacip olan i'tikâfta mu'­tekif hasta dolaşamaz, cenaze için de çıkamaz. Veîevki cenaze vazifesi alettayin ona düşsün; ama vacib olmayan i'tikâfta hasta dolaşmak ve ce­naze namazı kılmak caizdir» diyor. Ancak Şafiî 'lerden bazıları bu­na itiraz ederek bu gibi şeylerden dolayı nafile i'tikâftan da çıkılamı-yacağını söylemişlerdir. Bu mesele hakkında Şafiî1er dört hal mü­lâhaza ederler.

1- Hasta dolaşmak ve cenaze namazı kıldırmak gibi vazifeleri te-hammül ve edâ alettayin mu'tekife teveccüh etmez;

2- Tehammülü mu'tekife düşer fakat edası ona teveccüh etmez. Bu iki halde mu'tekifin mescidden çıkması i'tikâfmı bozar.

3- Vazifenin tehammülü değilde edası mu'tekife teveccüh eder. Bu haldede mescidden çıkmakla i'tikâf batıl olur.

4- Vazifenin hem tehammülü hem edası mu'tekife teveccüh eder.

Bu halde Mescidden çıkmak î'tikafı bozmaz.

«Mescidden bana elbiseyi uzat!»  buyurdu» cümlesindeki «mescid­den» sözü   Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in kavline mü­tealliktir. Yani bana söylediklerini mescidden söyledi demektir. Bazıları bu sözün: «Bana mescidden bir seccade ver» mânâsına geldiğini iddia ede­rek hayzlı kadının bedeninde necaset olmamak şartiyle bir hacetten dola­yı mescide girebileceğini söylemişlersede bu doğru değildir. Çünkü Peygam'be r (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) zaten mescidin içinde idi. Aişe (Raâıyallahu Anhâ)dk kendi hücresinde bulunuyordu ve hayz ha­linde idi. Onun özür beyân ederek seccadeyi vermek istememesi hayz ha­linde kolunu mescide uzatmaktan çekindiği içindir. Eğer   Resulül­lah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) ona mescide girmeyi emretmiş olsaydı: «Senin elinde hayz yoktur.» diye eli tahsis etmenin bir mânâsı kalmazdı. Zira bu cümlenin mâ'nâsı: «Mescide sokulmaması icâbeden hayız kanı se­nin elinde yoktur» demektir.

İbni Rümh'un «i'tikafta bulundukları zaman» diye tefsirde bu­lunması ümmehat-ı' mü'mininin de i'tikâfa girdiklerini gösterir. Filhakika öuhârî 'ninde rivayet ettiği vecihle Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zevcelerinin bâzılarına mecsidde kendisi ile beraber îtikâfa girmelerine izin vermişti.

ibni Dakiki'lIyd:    «Bu hadîsde hayzlı   kadının kur'an okuyamıyacağına işaret vardır.    Çünkü caiz olsaydı onun dizinde kur'an okumanın  doğru olmadığı hâtıra gelmez ve okunabileceğini bildirmeye -lüzum kalmazdı» diyor.

 

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder.

 

1- Hayzlı kadına dokunmak caizdir. Çünkü temizdir.

2- Nevevî: «Bu hadiste necaset mahalline yakın yerlerde Kur'an okumanın caiz olduğuna delil vardır» demişsede   Aynî buna itiraz etmiş ve: «Hayzlı kadın temizdir. Pis olan ondan gelen kandır. Kan hayz zamanlarının hepsinde pistir. Nevevî *nin dediğine bakılırsa helaya karşı Kur'an okumakta mekruh olmamak îcab eder halbuki kur'an-ı

kerîme ta'zim için helaya karşı onu okumamak gerekir. Çünkü bir şeye yakın olan onun hükmünü alır.» demiştir.

 

16- (302) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-durrahman b. Mehdi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Seleme ri­vayet etti (Dedi ki) : Bize Sabit, Enes'den naklen rivayet ettiki: Yahudi­ler, aralarında kadın hayz gördüğü zaman onunla beraber yemek yemez­ler ve evlerde onunla bir araya gelmezlermiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ashabı (bu hususu) ona sormuşlar bunun üzerine Allah Teâlâ:

«Sana hayz meselesini soruyorlar. De ki : O bir ezadır. Binaenaleyh siz hayz halinde kadınlar (ınızla cima) dan sakının...» [10]

ayet-i   kerimesini   sonuna   kadar   inzal   buyurmuş   Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   de:

«Her şeyi yapın, yalnız cima' müstesna.»  buyurmuş.

Yahudiler bunu duymuşlar ve: «Bu adam bizim işlerimizden bize mu­halefet etmedik hiç bir şey bırakmak istemiyor» demişler. Az sonra Üseyd   b.   Hudayr   ile   Abbâd   b.   Bişr   gelerek:

«Ya Resulüllah! Yahudiler şöyle şöyle diyor. Şu halde biz hayzlı ka­dınlarla düşüp, kalkmayalım mı?» demişler.

Resulüllah    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in  çehresi  derhal değişmiş: ,  (Ashab) biz onlara darıldiğıni zannettik demişler.

Müteakiben Üseyd ile Abbâd dışarıya çıkmışlar. Derken karşılarına

Peygamber (Salîaîîahü Aleyhi ve Sellem) e hediye-süt götüren biri çıkmış Resulüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) o sütii bunların arkasından gön­dererek onlara içirmiş. Böylelikle Resulüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) in kendilerine darılmadığım anlamışlar.

Nefs-i hadistende anlaşılıyorki ashab-ı kiramın hayzlı kadın hakkın­daki sualleri bu babtaki âyet nazil olmazdan evveldir. Onlar bunu; bizden önceki şeriatlar bizim içinde şeriattır» zannederek sormuşlardı.

Nevevî diyorki hadiste zikredilen ayetteki birinci mahîzdan murad kandır. İkinci mahîz ihtilaflıdır. Bizim mezhebimize göre hayzdır. Bâzı Ulemâ bundan muradın fere olduğunu diğer bazılarıda hayz zamanı ol­duğunu söylemişlerdir.

Üseyd ile Abbâd (Radıyallahu Anhâ) nin; «Hayızlı kadınlarla düşüp kalkmayalım mı?» şeklindeki suallerinden neyi kaşdettikleri Ule­mâ arasında ihtilaflıdır. Bazıları: Bundan maksad; kadınlarla bir arada yaşamak, beraber yiyip içmektir.

Übbî'ye göre bu suali eski şeriatleri kendileri içinde şeriat zannet­tikleri için sormuşlardır. İhtimal bu zevat Hayızlı kadınları ile cinsi mü-nasebetde bulunmak istemiş ve bu suretle yahudilere muhalefet kasdet-mişler; Fakat dilekleri şeriata aykırı olduğu için Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)   in canı sıkılmıştı diyenler vardır.

Resulüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) in Üseyd ile Abbâd (Radıyallahu Anhüma) nın arkalarından kendilerine süt göndermesi hatırlarını hoş etmek ve gönüllerini almak içindir. Yani yüzündeki değişikliği görerek canının sıkıldığını anlayınca üzülmüşlerdir diye göndermiştir. Bu Fahr-i Kainat (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) efendimizin son derece müşfik ve merhametli olduğuna delildir.

 

(Mezi Babı)

 

17- (303) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Veki' ile Ebû Muaviye ve Hüşeym, A'meş'den o da Münzir b. Ya'lâ [11] dan-ki bu zât Ebû Ya'lâ künyesini taşır- o da İbni'l Hanefiyye' [12] den, o da Ali'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

«Ben çok mezî* gören bir adamdım. Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) e sormağa da kızının bende olması dolayısıyle utanıyordum. Binaenaleyh Mikdad b. Esved'e emrettim de o sordu Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Zekerini yıkar ve abdest alır.» buyurdu.

 

18- (...) Bize Yahya b. Habib el-Harisi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâbib yani İbni'l Haris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Süleyman haber verdi. (Dedi ki) :Münziri Muham-med b. Ali'den o da Ali'den naklen rivayet ederken işittim. Ali şöyle de­miş:

«Fatime'den dolayı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e meziyi sormaktan utandımda Mikdad'a emrettim o sordu. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ondan abdest lâzım gelir.» buyurdular.

 

19- (...) Bana Harun b. Sa'id el-Eyli ile Ahmed'b. İsa dahi rivayet ettiler. Dedilerki: Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mahreme-tü'bnü Bükeyr, babasından, o da Süleyman b. Yesâr'dan o da İbnİ Abbâs'-tan nalden haber verdi. İbnİ Abbâs şöyle demiş:

Ali b. Ebî Tâlib: Mikdad b. Esved'i Resulüllah    (Sallallahü Aleyhi ve Selienı) e gönderdik de ona insandan çıkan nıeziyi ne yapacağını sordu-. ResulüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Abdesf al; fercini de yıka.»  buyurmuşlar, dedi.

Bu hadisi Buharî Taharet ve -İlim bahislerinde Nesaî Ta­haret bahsinde Ebû Dâvûd ile Tirmizî'de ayni bahiste tah-rîc etmişlerdir. Müslim'in Harun 'dan tahriç ettiği ikinci riva­yetin senedindeki Mahreme hakkında söz edilmiş ve babasından işitmediği söylenmişsede hadisin metni sahihtir. Nitekim diğer rivâyet-leride bunu gösterir.

Hadîsin rivayetleri muhteliftir. Nesâi'nin rivayetinde Hz. Ali (Radiyallahû anh) m: «Ben çok mezî gören bir adam idim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in kızı da nikahım altında idi. Bu sebeple sormaya utandım da yanı başımda oturan bir zata: Şunu sor dedim. O da sordu ResulüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Mezide abdest vardır.» buyurdular» dediği; Tîrmizî'nin. rivaye­tinde meseleyi bizzat kendi sorduğu Resu1ü11ah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)   in cevaben:

«Meziden abdest, menidense gusul lâzım gelir.» buyurduğu; Ebû   Dâvûd 'un rivayetinde   Ali (Radiyallahû anh) in:

«Ben çok mezi gören bir adamdım. Bu sebeple her mezi gördükçe yıkamaya başladım. Hattâ sırtım çatladı. Nihayet bunu Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem)e söyledim. Yahut söylendi. ResulüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bunu yapma, mezî gördüğün zaman zekrini yi kayr ver ve abdesfini al.» buyurdular.» dediği; İmâm-ı Ahmet Taberanî ve Nesâî'nin bir rivayetinde soran zatın   Ammar   olduğu bildirilmektedir.

Görülüyor ki bâzı rivayetlerde Resulüllah'a soranın Mikdad b. Esved, bazılarında Ammâr (Radiyallahû anh) bir ri-vâyettede bizzat A1i (Radiyallahû anh) olduğu zikredilmektedir. İbni Hibbân bu rivayetlerin arasını te'lif edrek: « Hz. Ali (Radiyallahû anh) Mikdad'a sormasını emretmiş fakat sonra kendisi sormuştur. Yahut sorduğu için mecazen kendisi sordu denilmiştir.» diyor. Hz. A1i (Radiyallahû anh) 'm-hem Mikdad'a hem Ammar'a sordur-w"- olmasıda mümkündür.

Mezi: Ekseriya zevcesi ile oynaşırken gelen berrak sudur. Kadınlar­da erkeklerden daha çok görülür. Bu kelime mezy ve meziy şekillerinde de okunabilir. Hattâ bâzıları şedde ile meziyy şeklinde okunmasını daha fasih görünürler.

Vedy: Bevlden sonra gelen sudur. Bunu da şedde ile vediyye şeklinde okuyanlar vardır.

Hz. Ali (Radiyallahû anh) m buradaki arkadaşlarına emri vücüb ifade eden emir değildir. Buna ilmi tâbiri ile İltimas denilir: Hadiste zik­ri geçen fercten murâd zekerdir. Lafzın mutlak zikredilmesi bütün zeke­rin yıkanmasını İcab edersede burada murâd küllü zikir cüz'ü irade ka­bilinden yalnız pisliğin çıktığı yerdir. Maamafih bütün zekeri yıkamak lâzımdır diyenlerde olmuştur.

 

Hadis-i  Şeriften  Aşağıdaki  Hükümler  Çıkarılmıştır.

 

1- Meziden dolayı    yıkanmak lâzım gelmezsede    abdest bozulur. Çünkü mezî necistir.    Zekerin yıkanması bundan dolayı emredilmiştir. İmam1 Şafiî'ye göre bütün zekeri yıkamak vacip değildir. Yalnız mezinin bulaştığı yerleri yıkamak kâfidir. Bu bâbta   İmam-ı Ma1ik'ten muhtelif rivayetler vardır.

2- İstiftâda vekâlet caizdir. Yani bir kimse bir meseleyi sormak için başka birini vekil edebilir.

3- Damadın kayın pederine karşı adab-ı muaşerete riayet etmesi ve gerek onun grekse kayın validesinin huzurunda cima'a dair sözler söy­lememesi müstahabtır. Bu hüküm kadının sair akrabaları hakkında da böyledir.

4- Mezînin mutlak surette abdest îcâb ettiğine İmam-ı Azam ile İmam-ı Şafiî bu hadisle istidlal etmişlerdir.   Mâ1ikiyye ulemâsına göre ise hadisten murad karısı ile oynaşırken gelen mezidir. Bu meziden dolayı abdest almak lâzım gelirsede başka bir sebeple veya bir illetten dolayı gelen mezî abdest icab etmez. Ma1ikîlerin bu sözü cumhûr-u ulemânın kavline muhaliftir.

Şâfiilerden Nevevî diyor ki: «Bu hadis taşla istihcânın yalnız mûtâd olan bevlle kazurat hakkında caiz olacağına delildir. Kan ve mezî gibi nâdir vuku bulan hallerde mutlaka su ile temizlenmek îcâb eder. Mezhebimize göre esah olan kavil budur.»

 

5 - Uykudan Uyanınca Yüzü ve Elleri Yıkama Babı

 

20- (304) Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet et­tiler. Dediler ki: Bize Vekî' Süfyân'dan, o da Selemetü'bnü Küheyl'den, o da Küreyb'den, o da İbni Abbâs'tan naklen rivayet ettiki: Peygamber (Sallaiîahü Aleyhi ve Seîlem) geceleyin kalkmış; Kazâ-i hacet etmiş sonra yüzünü ve ellerini yıkamış ve uykuya yatmış.

Bu hadisin şerhinde Nevevî şunları söylemiştir: Allah-ü A'lem kazâ-i hacetten murad abdest bozmak olacaktır. Kaadi lyâz'da aynı şeyi söylemektedir. Yüzü yıkamaktaki hikmet uyku eserini gidermektir el yı­kamaya gelince Kaadi lyâz: «İhtimal ellerine bulaşan bir şey­den dolayıdır» demiştir.

Bu hadis geceleyin uyandıktan sonra tekrar uyumanın mekruh olma­dığına delildir. Selefin bazı zâhid ve âbid zevatından bunun mekruh ol­duğu nakledilmiştir. İhtimal onlar bundan vazifeye mâni olacak derece­de dalarak uyumayı kastedmişlerdir. Bu takdirde uykuyu kerih görme­leri Resulü İlah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem) in fi'line muhalif de­ğildir. Çünkü (Aleyhisselâtii vesselam) efendimiz vazife ve evradına mani olacak  derecede uykuya dalmazdı.»

 

6- Cünüp İken Uyumanın Cevazı;( Uyku İçin Abdest Almanın, Yemek İçmek Yahut Uyumak veya Cima' Etmek İstediği Zaman Cima' Uzvunu (Yıkamanın Müstahab Oluşu Babı)

 

21- (305) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî ile Muhammed b. Rumh rivayet ettiler: Dediler ki: Bize Leys haber verdi. H.

Bize Kuteybetü'bnü Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, İbni Şihab'dan, oda Ebû Selemete'bni Abdirrahman'dan, o da Aişe'den naklen rivayet etti ki, Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Seîlem) cünüb iken uyu­mak isterse uyumazdan önce namaz abdesti gibi abdest ahrmış.

 

22- (...) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Uleyye ile Vekî' ve Gunder, Şu'be'den, o da Hakem'den, o da İbrahim'­den o da Esved'den, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: ResuIüllah     (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   cünüp  olurda  yemek  veya  uyumak isterse namazına aldığı abdest gibi abdest alırdı.

 

(...) Bize Muhammed b. el-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. H.

Bize Ubeydullah b. Muâz dahi rivayet etti. Dedi ki: Bize babam ri­vayet etti. Dedi ki: Bize Şu'be bu isnâdla rivayet etti.

İbnü'I Müsennâ kendi rivayetinde: «Bize Hakem rivayet etti. İbrahîmi rivayet ederken işittim dedi» ibaresini kullandı.

Bu hadisi Buhârî «Kitabul-gusl» de muhtelif ravîlerden tahriç etmiştir. Nitekim Müslim de burada muhtelif râvîler vasıtasiyle onu Hz. Aişe. İbnî Ömer Ebû Saîd-i Hudrî ve Ene &(Radiyallahu anhüm) tahriç etmiştir. Bu babta Ebu Davud ve başkaları Hz. Ali (Radiyalîahû anh) dan merfu' bir hadis rivayet etmişlerdir. O hadiste:

«Şüphesiz ki içinde köpek, suret ve cünüb bulunan eve melekler gir­mez.»  denilmektedir:

Bazıları babımız hadisi için: «Buhârî bunu   Ebû   Dâvûd   hadî­sinin zayıf olduğuna işaret olmak üzere   tahrîc etmiştir» demişlerdir. Fa­kat bu söz doğru değildir. Çünkü evvelâ   Ebû   Dâvûd   hadisi zayıf değil sahihtir. Onun sahih olduğunu İbni Hıbban ve   Hâkim tasrih etmişlerdir. Zayıf olduğunu söyleyenler isnadında   Nüceyy-i Hadramî   bulunduğunu bu zattan yalnız oğlu   Abdullah   riva­yet ettiğini onunda meçhul olduğunu söylersede mezkûr   Abdullahm meçhul değil mevsuk bir zat olduğunu Iclî beyân etmiştir. Binaenaleyh hadisin sıhhatma bir diyecek yoktur.

Sonra bu hadîsten murad yıkanmaya kulak asmayrpta cünüp gezmeyi âdet edinen ve cünüb olduğu halde üzerinden bir veya birkaç vakit na­maz geçenlerdir ki zamanımız hakkında pek mühim bir hüccettir. Çünkü bu gün bir çok kimselerin boyuna cünüb gezdiklerini hattâ bir çoklarının cünüblük nedir; bu babta ne gibi bir vazife vardır   bilmediklerini kimi gıyaben kimi şifahen işitiyoruz. İşte hadis-i şerif böyle    müslümanlara şiddetli bir ihtardır. Ve âdeta kulaklarından çekercesine:  «Eğer müslü-mansanız nıüslümanliğm şerait ve adabını Öğrenin! Bu perişan halinizle sizin evlerinize melekler girmez. Müslüman olduğunuza şehadet edecek kimse bulunmaz; tuttuğunuz şeytanî yol göz baka baka sizi esfel-i sâfilî'ne götürür...» demektir. Hadisin maazallah dinden dönmüş mürtedlerle ya­hut müslüman olmayanlarla alâkası yoktur. Onun ihtarı müslüman oldu­ğu halde bu gibi cürümleri irtikâb edenlerdir.

Babımız hadîsine gelince; o da muhtelif rivayetleri ile cünüblüğün hükmünü bildirmektedir. Hulâseten söylemek lâzım gelirse hüküm, şu­dur. Cünüb olan bir kimseye derhal yıkanmak müstehab olmakla beraber farz değildir. Yıkanmayı namaz vakti gelinceye kadar yahut Kur'an-ı ke­rimi ele almak, okumak. Kâbeyi tavaf etmek ve secde-i tilâvet gibi cü­nüp olarak yapılması memnu olan bir ibadeti yapmak isteyinceye kadar tehir edilir. Fakat bunlardan hiç birini cünüb olarak yapamayacağı için o anda yıkanması farz olur. Hadîsin geri kalan hükümlerini inşallah bütün rivayetlerini sıraladıktan sonra göreceğiz.

 

23- (306) Bana Muhammed b. Ebî Bekr el-Mukaddemi İle Züheyr b. Harb da rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Yahya -ki İbni Saîd'dir- Ubey-dullah'tan rivayet etti H.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İbni Nümeyr dahî rivayet ettiler. Lâ­fız onlarındır. İbni Nümeyr: Bize babam rivayet etti dedi. Ebû Bekr ise: Bize Ebû Üsâme rivayet etti dedi. Her ikisi: Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da (babası) Ömer'den naklen rivayet etti dediler. Ömer:

— «Ya Resulâllah! Bizden birimiz cünüb olduğu halde uyuyabilirini?» demiş. Resulüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) :

  «Evet, abdest alırsa (uyuyabilir).»  buyurmuşlar.

 

24- (...) Bize Muhammed b. Rafi'de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ahdurrezzak, İbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nâfi', İbni Ömer'den naklen haber verdi ki: (babası) : Ömer Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)    den fetva istiyerek:

— «Bizden birimiz cünüp olduğu halde uyuyabilir mi?» diye sormuş ResûlüIIah    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

- «Evet, abdest alsın; sonra y.kanmak istediği vakte kadar uyusun.»

buyurmuşlar.

 

25- (...) Bana Yahya b. Yahya da rivayet etti. Dedi ki: Abdullah b. Dinar'dan dinlediğim, onunla İbnî Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadisi Malik'e Okudum. İbni Ömer şöyle demiş:

Ömerübnü'l-Hattâb geceleyin bâzan cüniib olduğunu    Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem)   e anlattı.

Resulüllah  (Salîaliahü Aleyhi ve Seüem)  ona:

«Abdest al; zekerini yıka; sonra uyu.» buyurdular.

 

26- (307) Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Muaviyetü'bnü Salih'den, o da Abdullah b. Ebî Kays [13] tan naklen rivayet etti. Abdullah: Aişe'e Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) 'in vitir namazını sordum diyerek hadisi zikretmiş ve sözüne şöyle dvam et­miş. (Aişe'ye) cünüblük hususunda ne yapıyordu? Uyumazdan Önce yı­kan ıyormuydu? Yoksa  yıkanmazdan öncemi uyuyordu? dedim. Aişe:

«Bunların her ikisini de yapıyordu; bazı defa yıkanır da öyle uyur; bazen de abdesf ahr uyurdu.»   dedi.

— Ben: «Bu işte serbesti halk eden Allah'a hamd olsun» dedim.

 

(...) Bana bu hadisi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman b. Mehdî rivayet etti. H.

Bana bunu Harun b. Said el-Eylî dahi rivayet etti. (Deki ki) : Bize İbni Vehb. rivayet etti. Bunların ikisi de Muaviyetü'bnü Salih'tan bu is-nadla bu hadisin mislini rivayet etmişlerdir.

 

27- (308) Bİze Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs b. Gısas rivayet etti. H.

Bize Ebu Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zaide ha­ber verdi, H.

Fana Amru'n-Nâkid ile îbnü Nümeyr dahî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Mervân b. Muâviyete'I-Fezârî rivayet etti. Bunların üçü de Âsım'-dan, o da Ebu'l Mütevekkil [14] den, o da Ebû Said-i Hudrî'den naklen ri­vayet etmişler. Ebû Said şöyle demiş: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bîriniz ehline yakınlık eder de sonra onu tekrarlamak isterse abdest alıversİn.» buyurdular.

Ebû Bekr kendi rivayetinde:

«İkisinin arasında abdest alıversin.» ibaresini ziyade etmiş ve yeûde fi'linin yerine yuâvide fiilini zikrederek  demiştir.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşıldığına göre Hz. Ömer (Radiyallohû anh) Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e cünüb olarak uyumanın hükmünü sormuştur. Buradaki rivayetlerin zahirine ba­kılırsa bazı geceler cünüp olan Hz. Ömer'in kendisi isede Nesaî'nin rivayet ettiği bir hadisten bunun İbni Ömer olduğu an­laşılıyor. Çünkü o hadiste:

«İbni   Ömer  cünüb  olmuş   da   (babası)   Ömere  gelerek  bunu   soyle-. mis. Ömer   (Radiyaîîahû anh)  da Resulüllah    (Saîlaiîahü Aleyhi ve Sellem)"& giderek bu hususta ne emir buyuracağını sormuş. Resulüllah      (Saîlaiîahü Aleyhi ve Sellem):

«Abdesf alsın da öyle uyusun.»  buyurmuşlar, deniliyor.

Binaenaleyh babımızın 25 numaralı hadîsinde   Resulüllah (Saîlaiîahü Aleyhi ve Sellem)m

«Abdest al; zekerini yıka; sonra uyu.» emri Hz. Ömer 'e değil oğlu   Abdulahadır.

Anlaşılan mes'eleyi sormak için Resûlu Ekrem (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem)evvlâ Ömer (Radiyaîîahû anh)gitmiş sonradan oğ-luda gelmiş ve   Resulüllah   (Saîlaiîahü Aleyhi ve Sellem) cevabı doğ­rudan doğruya ona vermiştir. Böyle olmasa bile bu emir babası vasıtasiy-le yine   Hz.   Abdullah 'a   aid olmuş olur. Çünkü verilen cevab bizzat sorana hitaben söylenmiş de olsa sordurana aiddir. Mezkûr rivayet­te:   «Abdest al; zekerini yıka; sonra uyu.» buyurulmuş yani evvelâ ab­dest sonra zekerini yıkama zikredilmişsede cümleler   biribirinin üzerine . (vav)la atfedildiği için evvelâ abdest almak ondan sonra zekerini yıka­mak icab etmez. Çünkü atıf edatı olan vav tertibe delâlet etmez o yalnız iki şey'in bir araya toplanmasını ifade eder. Şu halde mânâ «Abdest al­makla zekerini yıkama işlerinin ikisini birden yap» demek olur. Evvelâ zeker yıkanıp sonra abdest alınacağı malumdur. Hatta hadisin   İmam Mâlik 'ten rivayet edilen lâfzı:

«Zekerini yıka; sonra abdesf al; sonra uyu.» şeklindedir.

Asıl olanda budur. Bu rivayet kitabımızdaki rivayetin zahirine göre hüküm vererek: «Evvelâ abdest alınır; sonra zeker yıkanır.» diyenlerin sözünü reddeder. Çünkü bu abdest hadesle bozulan abdest değil sırf te-abdüd için alınan hususi bir abdesttir.

 

Hadisi Şerifin Muhtelif Rivayetlerinden Aşağıdaki Hükümler Çıkarılmıştır.

 

1- Cünüb olan bir kimsenin uyumadan önce abdest alması meşru'-dur. Ancak bunun müstehabmı yoksa vacibmi olduğu ihtilaflıdır. Sevri,   Hasan  b. Hay, Sa'id b. el-Müseyyeb ile hanefilerden İmam Ebu Yusuf 'a göre cünüb olarak uyumakta bir beis yoktur. Onlar bu hususta Tirmizî'nin rivayet ettiği Hz. Aige hadisiyle istidlal ederler. Mezkûr hadiste Aişe (Radiyaîîahû anhâ) Peygamber (Saîlaiîahü Aleyhi ve Sellem)- Cima'dan sonra (eğer her hangi bir farzın edası zamanı değilse)   uyur suya   temas   etmezdi.»    demiştir.

Ayni hadîsi İbni Mâce ile İmam Ahmed b. Han-belde tahriç etmişlerdir. Tahâvî onu yedi tarikten rivayet eder-ki bunların birinde şöyle denilmektedir: «Aişe: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mescidden döndükten sonra Allanın dilediği kadar na­maz kılar; sonra döşeğine uzanır ve zevcesinin yanına yatardı. Bir ihti­yacı olursa onu kaza eder sonra olduğu gibi her hangi bir farzın edası zaman değilse uyur suya dokunmazdı» demiştir.

2- Evzâî. Leys , İmam Ebû Hanîfe, İmam Muhammed, Şafiî., İmam Mâlik, İmam Ahmed b. Hanbel, İshâk, İbni Mübarek ve diğer ulemâya göre cünüb olan kimse uykuya yatmadan namaz abdesti gibi abdest alır. Ancak bu abdestin sıfatı ve hükmü hususunda ihtilâf etmişlerdir. İmam Ahmede göre; cünüb olan kimsenin uyumazdan yahut ikinci defa ci­ma' etmez'den veya. yeyip içmezden önce zekerini yıkayarak abdest al­ması müstehaptır. Bu kavil ashab-ı kiramdan Hz. Ali ile Ab­dullah b. Ömer (Radiyaîîahû anh) den rivayet edilmiştir. Sa'­id b. el-Müseyyebe göre cünüp olan kimse yemek yiyeceği zaman ellerini yıkar ve mazmaza yapar. Bu kavil İmam Ahmedle İshak'tan da rivayet olunur. «Mücâhit yalnız ellerini yıkar demiştir. İmam Malik'e göre ellerine pislik bulaşmışsa onları yıkar. Ule­mâdan Ebû Ömer: «Et - Temhid» nam eserinde şöyle demekte­dir: «Cünüp olan kimseye uyumazdan evvel abdestin vâcib olup, olmadığı hususunda ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Fukahânın ekserisine göre bu vacip değil mendüp ve müstehabdır.

Bazılarına göre cünüb kimsenin me'mur olduğu abdestten murad: pis­liği zekerini ve ellerini yıkamaktır, ki temizlikten İbarettir. Araplarcâ temizliğe de abdest denilir. Bu zevat İbni Ömer (Radiyaîîahû anh) m uykudan evvel tam abdest almazdığını söylerler ve hadîsi riva­yet eden odur. Hangi hususta söylendiğini en iyi bilende odur. Derler İmam Mâlik cünüp olan kimse namaz abdesti gibi abdest alma­dıkça uykuya yatamaz; fakat abdest almadan cima' edebilir. Yemekte yi­yebilir. Yalnız ellerinde pislik varsa onları yıkar. Hayzlı kadın abdest al­madan uyuyabilir; demiştir. Bütün bu hususatta İmam Şafiî'nin mezhebi-de budur. İmam Ebû Hanîfe ile Sevrî:   Cünüb olan kimsenin abdestsiz uyumasında bir beis yoktur. Amma abdest alması bizce daha makbuldür. Bir şey yemek isterse ellerini yıkar ve ağzını suyla çal­kalar» demişlerdir. Hasan b. Hayy'in kavlide budur. Evzaî: Hayzlı kadınlar cünüb bir şey yemek istedikleri zaman yalnız ellerini yıkarlar» diyor, Leys b. Sa'd ise: «Cünüb olan bir kimse erkek ol­sun kadın olsun abdest almadıkça uyuyamaz» demektedir. «Ebu Ömer'in sözü burada sona erer.

3- Mâliki 'lerden   İbni   Habîb'e göre cünüb kimsenin uyumazdan evvel abdest   alması farzdır.   Dâvûd-u   Zahir î'nin mezhebide budur.İbni Hazm bu meselede Dâvûdu Zâhîri'den ayrılarak: «Cünüb bir kimsenin j^mek yiyeceği, ;' uyuyacağı, selâm alacağı ve Allah'ı zikredeceği    zaman abdest alması müstehabtır. Bu abdest vacip    değildir»  demiştir.   İbnü'l   A'rabî   îmam Mâlik 'le   İmam   Şafiî 'ninde vücûbe kail   olduklarını   söyler. Onlardan sonra gelen ulemâdan bazıları bu nakli inkâr etmiş ve Şa­fiî 'nin böyle bir şey söylemediğini;   Şâfiîyye   ulemâsının bunu söylediğini bilmediklerini ileri sürmüşlerdir. Aynî   diyorki: «Sonra gelen ulemânın   Şafiî 'den nakledilen bu sözü kabul etmemeleri mü-cerred bir inkârdır. Binaenaleyh ispata mukavemet edemez. Şafiîyye   ulemasının mezkûr kavli bilmemeleri   Şafiî 'nin onu söylememiş olmasını istilzam etmez.»

Resûlüllâh (Saîîalîahü Aleyhi ve Sellem) in cünüb iken suya do­kunmadan uyuduğuna dair az yukarıda zikri geçen Hz. Aişe hadî­sine Tahâvî şu mukabelede bulunmuştur; «Hadîs ulemâsı bu ha­disin yanlış olduğunu söylemişlerdir. Çünkü bu hadis muhtasardır. Onu uzun bir hadisten   Ebû   İshâk   kısaltmış ve kısaltırken de hatâ et­miştir...» Ebû Dâvûd diyor ki:  «Bize   Hüseyn  elvâ­sitî   rivayet etti. (Dedi ki) : Yezid b. Hârunu bu hadis yani Ebû İshâk   hadisi vehimdir derken işittim. Bir rivayette Yezîd : Bu hadis sahih değildir demiş»    Tirmîzî   ile   Ebû Ali et-Tu-s î:» Bir çok kimselerin Esved  tarikiyle Hz. Aişe'den rivayet ettiklerine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cünüblükten   do­layı namaz için aldığı abdest gibi abdest alırmış. Bu rivayet Ebu   İshak'm rivayetinden daha sahihtir. Ulemâ Ebû İshâk hadîsini Ebû İshâk'm bir hatâsı gibi kabul ederlerdi» demişlerdir.

Dâre-Kutnî, Beyhaki ve İbni Kuteybe gibi ba­zı hadis ulemâsı mezkûr Hz. Âişe hadisini sahih çıkarmağa çalış­mışlardır* Dâre-Kutnî: «Hz. Aişe 'den gelen iki şekildeki rivayetin ikiside doğruya benziyor. Çünkü Aişe:   Bâzan evvela yıkanır bazan sonra yıkanırdı demiş. Nitekim gudayf, Abdullah b.Ebi Kays   ve başkaları da Aişe  (Radiyallahû anh) dan onu bu şe­kilde rivayet etmişlerdir. Câizki Esved bunu bellemiş Ebû İshak'da    Esvedden    abdesti gusulden sonra aldığı cümlesini; İb­rahim ile Abdurrahman   ise abdesti gusulden 'önce aldfığı şıkkını bellemişlerdir. Bu babta İbni Kuteybe şunları söyle­miştir: «İhtimâl her iki şekilde vaki' olmuştur. Abdest alması onun müs-tehab olduğunu; almamasıda caiz  olduğunu göstermek içindir. Şayet Ebû   İshâk   hadisi doğru ise en güzel çare-i hal şudur; Hz. Aişe Esved'e Resulülla h (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bazen ab­dest aldığını bazanda abdest ile güslü sabaha doğru bırakdığını haber vermiştir.  Esved'de   İbrahim 'e   rivayet ederken  tesu1ü11ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in abdest alırdığı Ebû İshak'a rivayet ederkende guslû tehir ederdiğini söylemiştir.»   Aynî   bu tev­cihi daha güzel bulmaktadır. Gerçi Âişe (Radiyallahû anha) dan birin­ci rivayetine muhalif rivayetler nakledilmiştir. Bu rivayetlerin birinde Resulüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) in cünüb iken bir şey ye­mek isterse yalnız ellerini yıkadığı; diğerinde namaz aböesti gibi abdest aldığı beyan edilmişsede   Tahâvî abdest rivayetinin ellerini yıka­ma rivayeti ile nesh edildiğini söylemiştir.   Resulüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in cünübken uykudan evvel abdest aldığını   İbni Ömer (Radiyallahû anhümâ) dahi rivayet etmişsede sonraları kendisi yalnız ellerini yıkamakla iktifa etmiştir. Buda abdest hadisinin nesh edil­diğine delildir. Çünkü ravi bir hadisi Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den rivayet eder de sonra o rivayetin hilâfına harekette bulunur. Yahut hilâfına fetva verirse bu o rivayetin neshedildiğini bildiğine ham­ledilir. Çünkü öyle olmasa kendi rivayet    ettiği hadîsin hilâfiyle amel edemez.

İbni Cevzî 'nin beyânına göre cünüb olan kimsenin uykuya yat­mazdan önce ya abdest alarak yahut elleri ve ağzı yıkamak suretiyle ya­pılan temizliğin hikmeti melekler kirden pastan ve pis kokulardan kaç­tıkları içindir.

 

28- (309) Bize Hasan b. Ahmed b. Ebî Şuayb el-Harranî [15] rivayet etti (Dedi ki) : Bize Miskin [16] yâni Bükeyr el-Hazzâ', Şu'be'den, o da. Hişâm b. Zeyd [17] den o da Ens'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) bir gusül ile bütün kadınlarını dolaşırmış.

Bu hadisi Buhârî tiraz lâfız farkiyle «Kitabu'I Gusul» de bir iki yerde Nesaî dahi «Işratü'n-Nisâ» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

Buhârî 'nin bir rivayetinde o gün Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in dokuz zevcesi diğer rivayetinde onbir zevcesi oldu­ğu beyân ediliyor. Bu cihet ulemâ arasında ihtilaflıdır. Tafsilâtı Bu­hârî   şerhlerindendir.

Hadîs-i Şerifteki tavaftan murad cima'dir. Buhârî 'nin rivaye­tinde   Katade'nin:

«Enes'e Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buna daya-nabîliyormuydu? dedim Enes:

Biz aramızda ona otuz erkek kuvveti verildiğini konuşuyorduk ce­vabını verdi» demeside bunu gösterir.

Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bir gusulle bütün ka­dınlarını dolaşmasının birkaç veçhe ihtimali vardır, Şöyleki:

1- Bunu seferden geldiği zaman yapmıştır. Çünkü o zaman Kasım denilen zevceler arasında adalete riayet lâzım değildir.   Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sefere çıkarken zevceleri arasında kur'a çek­tirir; .kur'a kime düşerse beraberine onu alırdı. Döndüğü zaman kasme yine başlardı. Fakat başlarken bu hakta bütün zevceleri müsavi olduğu için hiç birini tercih etmez bir defada hepsinin yanma uğrar kasme ondan sonra başlardı.

2- Birden tavaf meselesi zevcelerinin rizası ile olmuştur.

3- Mühelleb'e göre bu iş zevceleri arasında kur'a çektirerek sefere çıkacağı gün olmuştur. Çünkü kur'adan sonra kasme riâyet lâzım değildir.

Ancak bu te'viller Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''e zevceleri arasında devam üzre müsavata riâyet farzdır diyenlere göredir, ki ekseri ulemânın kavli budur. Ona kasm vacip değildir diyenlere göre hadisi te'vile hacet yoktur. İbnü'l Arabî diyor ki: Allah nikâh babında bazı şeyleri Peygamberine tahsis buyurmuştur. Onlardan biride kendi­sine bir saat tahsis etmesidir o vakitte zevcelerinin onun üzerinde hakkı yoktur. Onların hepsinin yanma, girer kendilerine dilediği muameleyi ya­par sonra nevbet sırası hangisininse ona döner. Müslim'in kitabında I fa­rıi Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste bu saati'n ikindiden sonra .olduğu bildirilmektedir.»

Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) m zevcelerini bir gu­sulle fakat ayrı ayrı abdest alarak tavaf etmiş olması muhtemeldir. Ya­hut abdest almadan bir gusulle hepsini dolaşmış ve bununda caiz oldu­ğunu göstermek istemiştir. Ebû Davud'un «Sünen» inde rivayet ettiği bir hadîste:

«Peygamber (Sallallahü. Aleyhi ve Sellem) bir gece bütün kadınlarını ziyaret etti ve her birinin yanında ayrı ayrı yıkandı. Kendisine:

Ya Resulâllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Neden bir defa yıkan­makla iktifa etmiyorsun? dediler. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Böyle yapmak daha pâkf daha temiz ve daha iyidir.» buyurdu­lar, denilmektedir.

Ebû Dâvûd evvelki rivayetin bu rivayetten daha sahih oldu­ğunu söylemiştir. Rivayetlerin ikisi de sahih olduğuna göre bazan arada yıkanmış bazan yıkanmamış demek olur.

Nevevî cima'dan evvel alman abdestin hikmeti hakkında şun­ları söylüyor: «Ulemâmız hikmeti ;hadesi hafifletmesidir. Çünkü abdest azadan hadesi giderir. Diyorlar. Ebû Abdillâh Mâzirî di-yorki: Bu abdestin sebeb-ü hikmeti ihtilaflıdır. Bazıları uyku esnasında ölürüm korkusu ile iki taharetten biriyle gecelemiş olmak için almıştır, demiş; bir- takımları da ihtimal abdest alması yıkanmaya neşatı açılsın içindir demişlerdir. Aynî hilaf hayzlı kadının uykudan önce abdest alması hususunda da mevcuttur. Geceyi temiz geçirmekle ta'lil edenlere göre kadının abdest alması müstehabtır. Mazirinin sözü budur.

Ulemâmıza gelince: Onlar Hayz ve nifaslı kadınlara abdest almanın müstehab olmadığında ittifak etmişlerdir. Çünkü bu kadınların hadesleri-ne abdestin bir tesiri yoktur. Kadının hayzı kesildimi cünüb gibi olur.»

Babımız hadisleri cünüblükten yıkanmanın fevrî olmadığına yani derhal yıkanmak farz değil namaz gibi temizliğe mütevakkıf bir ibadet yapılacağı zaman farz olduğuna delildirler. Bu babta bütün ulemâ müt-tefİKtir.

 

7- Meni Gelmekle Kadına Yıkanmanın Vacib Olması Babı

 

29- (310) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ömer b- Yûnus el Hanefî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İkrimetü'bnü Ammâr ri­vayet etti. Dedi ki: İshak b. Ebî Talha: Enes b. Mâlik bana şunu rivayet et­ti dedi. Enes şöyle demiş.

Ümmü Süleym [18] —ki bu kadın râvî İshâk'm ninesidir— Resulüllah (Salîallahü Aleyhi ve Selîem) e gelerek Aişe;de onun yanında olduğu hal­de:

Ya Resulâllah! Erkeğin uyku esnasında gördüğünü kadın da görür. Binaenaleyh erkeğin kendinde gördüğünü kadın da görüyor, demiş bunun üzerine Aişe:

— Ya Ümme Süleym kadınları kepaze ettin. Allah hayırını versin de­miş. Resulüllah   (Salîallahü Aleyhi ve Selîem) Aişe'ye.

  «Bilâkis  sen!..  (Bu  söze  sen  daha   lâyıksın.)  Allah  senin  hayırını versin. Evet, ya Ummü Süheym kadın da bunu gördüğü zaman yıkanma­lıdır.»  buyurmuşlar.

 

30- (311) Bize Abbâs b. Velid [19] rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ye-zîd b. Zürey, rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Said, Katadeden naklen riva­yet etti. Onlara da Enes b. Mâlik rivayet etmiş. Ona da Ümmü Süleym söylemiş ki kendisi Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Selîem) e uykusu es­nasında erkeğin gördüğünü gören kadının ne yapması lâzım geldiğini sor­muş Resulüllah (Salîallahü Aleyhi ve Selîem):

  «Kadın bunu görürse yıkansın.»    buyurmuş. Ümmü Süleym demiş ki:

  «Ben bundan utandım, (ama yine de) Bu olurnıu? diye sordum» Nebiyyyullah   (Salîallahü Aleyhi ve Selîem)

  «Evet! Ya  benzerlik nereden oluyor.    Erkeğin suyu  (menisi)  koyu beyazdır; kadınınla ise sıvı ve sandır. Bunlardan hangisi üstün yahut ön­ce gelirse benzerlik ondan olur.» buyurdular.

 

31- (312) Bize Dâvûd b. Ruşeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sa­lih b. Ömer [20] rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Mâlik-i Eşcâî, Enes h, Mâlik'ten naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş:

  Bir kadın Resulüllah   (Salîallahü Aleyhi ve Selîem) e uykusu esna­sında erkeğin gördüğünü gören kadınm ne yapması lâzım geldiğini sordu Resulüllah   (Salîallahü Aleyhi ve Selîem):

  «Erkekten gelen kadından da gelirse yıkansın.» buyurdular.

 

32- (313) Bize Yahya b. Yahya et-Temimî de rivayet etti. (Dedi ki):    Bize Ebû Muâviye, Hişâm b, Urveden, o da babasından, o da Zeyneb binti Ebî Seleme'den, o da Ümmü Seleme'den naklen haber verdi. Ümmü Sele­me şöyle demiş:

— Ümmü Süleym Peygamber    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek:

  Ya Resulâllah!   Şüphesiz kî Allah hak (ki beyân buyurmak)    dan haya etmez. Acaba ihtilâm olduğu vakit kadına da gtısul lâzım mı? diye sordu. Resuliillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

  «Evet! Suyu (meniyi) görürse lâzımdır.» buyurdular. Bunun üzerine Ümmü Seleme:

  Ya Resulüllah kadın ihtilâm olurmu? dedi Resulüllah     (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  «Allah hayrını versin. Ya çocuğu ona neden benziyor?» buyurdular.

 

(...) Bize Ebû Berkr b. EM Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Vekî rivayet etti. H.

Bize îbnî Ebi Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. Bunlar hep birden Hişâm b. Urveden bu isnadla bu hadîsin mânâca benzerini rivayet etmişlerdir. Yalnız Süfyân:

«Ümmü Seleme dedi ki ben kadınları rezîl ettin dedim» cümlesini ziyâde etmiştir.

 

(314) Bize Abdülmelik b. Şuayb b. Leys de rivayet etti. (Dedi ki) : Ba­na babam dedemden rivayet etti.. (Demiş ki) : Bana Ukayl J>. Hâlid, 1b-nî Şihab'dan rivayet etti. İbnî Şihâb şöyle demiş:

  Bana Urvetü'bnü Zübeyr haber verdi ona da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)    in zevcesi Aişe   (Radiyallahû anh)   haber vermişki Ümmü Süleym -yani Ümmü Benî Ebî Talha- Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yanına girmiş... Âişe Hişâm hadisi mânâsında rivayette bu­lunmuş; Yalnız bu hadiste: «Râvî şunu söylemiş:

«Aişe dedi ki: Ben de ona: Yazık sana! hiç kadın bunu gÖrürmü? de­dim cümlesi vardır.

 

33- (...) Bize İbrahim b. Mûsâ er-Râzî [21] ile Sehl b. Osman ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Küreybindir. Sehl «haddesenâ» tabirini kullandı, ötekiler: «Bize İbni Ebî Zâİde, babasından, o da Mus'ab b. Şeybe'den, o da müsâfî' b. Abdillâh [22] dan o da UrvetüVnü Zübeyr'-den, o da Aişe'den naklen haber verdi dediler. Âişe şöyle demiş:

  «Bir Hanını Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e Kadın ihti­lâm olurda suyu görürse yıkanacakmı? diye sordu. Resulüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  «Evet» cevabım verdi Âişe kadına: «Allah hayrını versin. Kahro­lası!» dedi. Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  «Bırak onu.  Benzerlik bundan başka bir sebebten mi olur? Kadı­nın suyu erkeğin suyuna galip gelince çocuk dayılarına  benzer; erkeğin suyu kadınınkine galip gelirse çocuk amcalarına benzer.»  buyurdular.

Bu hadisi Buhâri «Kitabu't-Tahâre», «Kitabu'İ Edep» ve «Halk-ı Adem» de Ebû Dâvûd, Tirmîzî, Nesâî ve İbni Mâce  «Kitabu't- Tahâre»de muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşılıyor ki Resulüllah (SaUalkıhü Aleyhi ve Seîlem) e Suali soran kadın Ünımü Süleym'-dir. Müslim 'in Abbâs b. Velid .den tahriç ettiği 30 numa­ralı hadiste: «Ünımü Süleym ben bundan utandım (ama yinede) Bu olur-mu diye sordum dedi.» buyuruluyor. Hafız Ebû Ali el-Gassânî bunun yerine bâzı nüshalarda Ümmü Seleme zikredildi-ğini söylemişsede Kaadî Iyâz: «Doğrusu Ümmü Süley m'-dir. Çünkü bu hadiste suali soran Ümmü Süleym, ona itiraz eden Ümmü Seleme 'dir. Önceki hadiste ise itirazı yapan Aişe (Radiyalîahû anha) dır. Âişe ile Ümmü Selemenin hep bir­den itiraz etmiş olmaları da muhtemeldir» diyor.

Ümmü Süleym (Radiyalîahû anha) Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e uyku esnasında kadının ihtilâm olmasının hükmünü sormuştur. Kadınların bu meseleyi erkeklere açması âdeten ayıp ve uta­nılacak bir şey sayıldığı için Hz, Ümmü Süleym suâlini ken­dine hâss bir nezâketle kapalı bir şekilde sorduğu halde Aişe ve Ümmü Seleme (Radiyalîahû Anhüma) dayanamayıp itiraz etmişlerdir. Hz. Âişe' nin: «Ya Ümme Süleym kadınları kepaze ettin» diyerek onların dâima sakladıkları utanılacak bir sıfatlarını söylediğinden dolayı Ümmü Süleym'i muâhaze etmiştir. Çünkü kadınlardan menî gel­mesi onların erkeklere karşı     fazla şehvetli olduklarına    delâlet eder.

cümlesinin asıl mânâsı sağ elin topraklansın demektir. Evvelce de beyân ettiğimiz gibi bu cümle hakkında gerek selef gerekse halef ulemâsı arasında pek çok ihtilâf edilmiştir. Muhakkikinin tesbit et­tiği on sahih kavle göre bunun asıl mânâsı «fakir olasın» demektir. Lâ­kin araplar onu bu mânâda kullanmazlar. Söz gelişi türkçede olduğu gibi «Allah hayırını versin, Allahtan bul, Allah müstehakım versin» mânâsın­da kullanırlar. Nitekim lisanımızda da bu ve emsali    sözler ekseriyetle beddua makamında değilde bâzan takdir bâzan leaccüb bâzan da ta'yib için kullanılırlar. Araplar bu mânâda: «Allah belâsını versin, annesiz kal­sın, babasız kalsın, annesi ağlasın, vay anasının haline» gibi sözler kulla­nırlar. Bunları onlar da kimi zem kimi medih, teşvik ve teaccüb maka­mında   söylerler.   Meselâ :    derler   ki    bunun    asıl mânâsı «Allah belâsını versin ne cesur adammış» demektir. Fakat bu cüm­le ile o kimseye beddua değil takdir murâd edilir. Ve âdeta: «Aferin ne cesur adammış» denilmiş gibi olur. Bâzıları mezkûr cümlenin hakikaten beddua mânâsında kullanıldığım iddia etmişlersede kabul  edilmemiş­tir.  Kaadi İyâz:  «Bu söz arapların konuşma âdetine göre bir şeyi inkâr yahut takdir ve'î'câb için söylenir;  Araplar bunun asli mânâsını kasdetmezler» diyor. Hâsılı bu gibi sözler yerine göre mânâlandırüırlar.

Resulüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) in ayni cümleyi Aişe (Radiyalîahû anha) ya iade etmesi: «Bu sözü asıl sana söylemeli. Çünkü Ümmü Süleym bir kusur işlemedi. O ancak dinine âid kendisine terettüp eden bir vazifeyi sordu. Bundan dolayı ona itiraz olunur mu? Asıl itiraza lâyık sensin. Zira itiraz edilmeyecek bir şeye itiraz ettin» mâ'nâsmadır.

Bazı nüshalarda bu cümleden sonra bir «hayır» kelimesi zikredilmiş­tir. Bü kelime cümlenin tefsiri sayılır. Bir çok müshalarda burada olduğu gibi zikredilmemiştir. Zikredilen nüshaların bâzısında da «haber» şeklin­de zaptedilmiştir. Kaadi Iyâz haber şeklindeki rivayetini beğen­meyerek: bu bir şey csğildir» demişsede Nevevî her ki şeklinde doğru olduğunu söylüyor. «Hayır» kırâetine göre «ben bu cümle ile bed­dua kastedmedim; senin hayrını murâd ettim mânâsına gelir. Haber kira-etine göre ise: «Ben bu cümle ile beddua kasdetmedim; bu bir haber cüm­lesidir. Hakikatıkastedilmez» demektir. Aişe (Radiyalîahû anhâ)mn bir rivayette mezkûr cümle ile beraber «ve Üllet» demesi dahî ayni mânâya­dır. Bu kelimenin aslı «eline harbî batsın» demektir. Fakat hakîkî mânâ­sı maksut değildir. Bir rivayette Hz. Âişe sual sahibine «uf» de­miştir. Bu kelime «sıkılıyorum» mânâsına gelen bir ism-i fiildir. Bunun­la bıkkınlık sıkıntı ve tiksinti ifade edilir.

Hadisin bir rivayetinde Hz.Ümmü Seleym sualine baş­larken: «Şüphesiz ki Allah hakkı beyân buyurmaktan haya etmez» de­miştir. Bu söz bir iktibastır. Çünkü âyet-i kerîmedir. Allah'ın hakkı be­yandan haya etmemesi, onu beyandan çekinmemesi manasınadır. Çün­kü hayanın asıl mânâsı ayıplanmak veya zemmedilmek korkusu ile insa­na arız olan kırıklık ve değişmedir. Biz buna utanma deriz. Utanmanın hakikati Allah Teâlâ hazretleri hakkında müstahildir. Binaenaleyh .bu söz burada bir istiâre-i tebaiyye kabîlindendir.

Hazreti Ümmi Süleym'in sorduğu suali Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e Havle binti Hakîm, Sehle    binti    Süheyl ve daha başka kadınlarda sormuşlardır.

Refu1ü11ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in cevaben «Evet! Ya benzerlik nereden geliyor?»   sözünün mânâsı:

Çocuk erkekle kadının menilerinin karışmasından meydana gelir. Bunların hangisi galebe çalarsa çocuk ona benzer demektir. Bu sözü mü­teakip:

«Erkeğin suyu (menisi) leoyu beyazdır; kadınınla İse sıvı ve sarı.» buyurmuştur.

Bu îzâhât meninin sıfatı hakkında büyük bir kaide olmuştur. Sağlam oîan erkek ve kadınların ekseriyetle menilerinin sıfatı budur. Ulemânın beyânına göre erkek menisinin üç hassası vardır.

1- Yaş olduğu zaman kokusu hamur kokusuna; kuru olduğu zaman ise yumurta kokusuna çaldırır.

2- Atıla atıla gelir.

3- Dışarıya lezzetle çıkar; çıktıktan sonra da bir gevşeklik arız olur.

Ekseri ulemâya göre bu üç sıfatta erkekle kadın menileri arasında fark yoktur. Mezkûr sıfatların bir tanesi meniyi İspat için kâfidir. Bu sı­fatlardan hiç biri bulunmazsa çıkan suya meni hükmü verilmez.

 

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder:

 

1- Dînî bir meseleyi âdeten utanılacak husûsâta ait olsa bile sor­mak îcâb eder. Çünkü hakikatta böyle bir mesele karşısında utanmak ha­ya sayılmaz. Hayadan ancak hayır doğar. Bu gibi yerlerde utanarak sor­maktan çekinmek ise hayır değil şer doğurur. Unutulmamalıdır ki Hz. Aişe (Radiyalîahu arihâ)   «Ensârın kadınları ne iyi kadınlardır. Utanmak dinde fakîh olmalarına engel teşkil etmedi.» demiştir.

2- Erkek ve kadının meniyi gördüğü zaman yıkanmaları farzdır. Çünkü   Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Selîem) in bir kişiye verdi­ği hüküm umûma şâmildir. Meğerki; o hükmün husûsi olduğunu bildiren bir delil buluna.

3- Kadının da erkek gibi menîsi vardır.

4- Hadîs-i Şerif kıyasın sübûtuna delildir. Zira uyku esnasında ih-tilâm olan kadına ayni hal başına gelen erkeğin hükmü verilmiştirki bu. nâzîri nazire kıyastan başka bir şey değildir.

 

8- Erkekle Kadın Menilerinin Sıfatını ve çocuğun Her İkisinin Menisinden Halk Olunduğunu Beyan Babı

 

34- (315) Bana Hasan b. Alî el-Hulvânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bi­ze Ebû Tevhe [23] —ki Rabî' b. Nâfi'dir— rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâviye yânı" İbni Sellâın, Zeyd'den yani kardeşinden naklen rivayet etti. Zeyd Ebû Sellâm'dan dinlemiş. Demiş ki: Bana Ebû Esma' er-Rahabî [24] rivayet etti. Ona da Resulüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) m âzâdhsı Sevbân rivayet etmiş.'Demiş ki: Resulüllah(Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)1ın vâyet etti. Önada Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)ın yanında ayak­ta duruyordum. Derken yahudi ulemâsından bir âlim gelerek esselâmu aleyke yâ Muhammedi dedi. Bunun üzerine ben onu öyle bir it-timki az daha yere yuvarlanıyordu.

— Beni Niçin itiyorsun? dedi.

— Yâ Resulâllah desene! dedim. Yahudi:

  Biz onu ancak ailesinin verdiği ismiyle çağırırız; dedi. Bunun üze­rine Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  «Hakikaten benim adım ailemin bana isim olarak verdiği Muham-med'dir.» buyurdu. Müteakiben yahudî :

  Sana  bazı  şeyler    sormaya  geldim; dedi.     Resulüllah   (Sallallahü A leyhi ve Sellem) :

  «Acaba söylersem  sana  bir faydası olur mu?»  dedi Yahudi:

  Kulaklarımla   dinlerim;  cevabını  verdi.  Resulüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanındaki bir sopa ile yere bir takım çizgiler çizerek:

  «Sor.» dedi. Yahudî!

  Yerle göklerin başka bir kılığa değiştirileceği gün insanlar nerede olacak? dedi. Resulüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  «Köprünün yanında karanlık içinde olacaklar.»       cevâbım verdi. Yahudi:

  «Peki insanlardan   (köprüyü)  ilk geçen kim olacak?    diye sordu.

  «Fakİr muhacirler.»-buyurdu. Yahudi:

  Ya cennete girerken onların hediyesi ne olacak? dedi.

  «Balık  ciğerinin  ziyâdesi!»   buyurdular.

  Onun arkasından yiyecekleri ne olacak? diye sordu.

  «Onlara  cennetin etrafında  otlayan cennet Öküzü  kesilecek.» buyurdu,

  Onun üstüne ne içecekler? dedi.

  «Orada Selsebîl adı verilen  bir kaynakfan  (içecekler).» buyurdular Yahudi:

  Doğru söyledin; dedi    ve şunu ilâve etti:    Hem ben sana yer yü­zünde yaşayanların bir peygamberden    yahut bir veya iki kişiden başka hiçbirinin bilmeyeceği bir şeyi sormağa geldim. Resulüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

  «Acaba söylersem sana bîr faydası olur mu?» buyurdu. Yahudi:

— İki kulağımla dinlerim; dedi ve ilâve etti: Sana çocuğun nasıl mey­dana geldiğini sormaya geldim. Resulüllah     (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  «Erkeğin menisi beyaz, kadının menisi ise sarıdır. Bunlar bir yere gelirde, erkeğin menisi kadınınkine galebe çalarsa Allah'ın izni ile erkek çocuk doğururlar.  Kadının  menisi  erkeğinkine  galebe  çaldığı  zaman  da Allah'ın izni ile kız doğururlar.»   buyurdular. Yahudi:

  Vallahi doğru söyledin sen gerçekten bir Peygambersin; dedi son­ra çekilip gitti. Müteakiben Resulüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) :

  «Hakikaten bu adam bana soracağını sordu. Ama ben onun sor­duklarından bir şey bilmiyordum. Tâ ki Allah onları bana bildirdi.» buyurdular.

 

(...) Bu hadîsi bana Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Hassan haber verdi. (Dedi ki) : Bize Muâ-viyetü'bnü Sellâm bu isnadda bu hadîsin mislini rivayet etti. Yalnız o:

«Resulüllah    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in   yanında   oturuyordum»   dedi. Birde:

«Batık ciğerinin  zaidesi. »

«Çocuk doğurur; kız doğurur.»  dedi.

Çocuk doğururlar kız doğururlar.» demedi.

Yahudi âliminin Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gel­mesi ya onun doğruluğunu deneyerek îman etmek için yahut sırf imtihan maksadı iledir. Zahire bakılırsa cevaplarını tastik ettiği halde iman et­meden oradan ayrılmıştır. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) selâm vermesi ve Hz. Sevban (Radiyallahû anh) kendisini ittiği halde ona unf-u şiddetle cevap vermemesi ilminin kendisine kazandırdığı edep ve terbiyeye delâlet eder: Biz onu ancak ailesinin verdiği ismiyle çağırırız» demesi de âlime yakışan bir cevaptır. Halbuki Kureyş Hudey-biye musâlehasmda; «Senin hakikaten Resulüllah olduğunu bilsek se­ninle harb etmezdik» demişlerdi. Maamafih Yahudi âliminin nezâket gös­termesi o anda başka bir şey elinden gelmediği için de olabilir;

«Kulaklarımla dinlerim» demesi: «Senin söylediklerini dinler doğru­mu dcgilmi düşünürüm» manasınadır. Yoksa bununla senin sözlerin bir kulacımdan girer bir kulağımdan çıkar manasını kastedmemiştir.

Resulüllah (Saüallahü Aleyhi ve Selletn) in elindeki değnekle ye­ri kazması öteden beri arap büyüklerinin âdeti olan,bir iştir. Onlar mü­him bir mesele karşısında düşünceye daldıkları zaman böyle yaparlardı.

Yahudi âliminin, ilk Suali kıyamete dair olmuştur. Gerek onun sua­linden gerekse Fahr-i kâinat (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)efendimizin ver­diği cevaptan anlaşilıyorki kıyamet gününde yer yüzünün yalnız sıfatı değil bizzat kendisi değişecektir. Çünkü yeryüzünün yalnız sıfatı değişse meselâ dağlar vadiler dümdüz edilmek sureti ile yeryüzü bugünkünden başka bir hal alsa yahûdî âlimine bunu anlamak müşkil gelmezdi.

Ayni suali Resu1ü11ah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)e Aişe (Radiyallahu anhâ) nın dahi sorduğu rivayet olunur. Resulüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) in:

«Onlar köprünün yanında karanlıkta olacaklardır.» buyurmasıda bu değişmenin zat itibarı ile olacağına delildir. Köprüden murâd sırattır. Nitekim Âişe (Radiyallahu anhâ)ya. verilen cevapda tasrih edilmiştir.

Değişen yerin dümdüz beyaz olacağı gizlenecek hiçbir yeri bulunma­yacağı Hz. Seh1 (Radiyallahu anh) m rivayet ettiği bir hadiste be­yan buyurulmuştur. Bunun keyfiyetini Allah bilir.

Yahûdinin: «Sıratı ilk defa kimler geçecek?» sualine Resû1u Ekrem (Sallalîahü Aleyhi ve Sel!em)«fakır muhacirler.» cevabını ver­miştir. Bu sözün umumu fakir muhacirlerin zenginlerden efdal olmasını iktizâ edersede   Hz. Osman ve Abdur rahman b. Avf {Radiyallahu anhüm) gibi zenginlerin Ebû Hüreyre ve  Ebû
Zerr   (Radiyallahu anhüm) gibi bakirlerden efdal olduğuna icmâ'ı ümmet vardır. Bâzan bir zât kendisine hâss bir meziyetten dolayı üstünlük vasfı . iiezikrolunabilir. Bu onun mutlak surette başkalarından üstün olduğuna delâlet etmez. Bu sebepledir ki böyle hadislerle fakirliğin zenginlikten da­ha makbul olduğuna istidlal edilemez. Ashab-ı kiramın kendi aralarında fakirlikmi daha makbul dür, Zenginlik mi? meselesini münakaşa ettik­leri ve neticede zenginliği daha makbul buldukları rivayet olunur. Çün­kü zenginlerin mallan ile kazandıkları dereceleri fakirler kazanamaz. Fa­kirle zenginin ibâdet ve tâât hususunda müsavi olduklarını kabul edersek zengin mâli ibadetleri    sayesinde fakiri geçer. Resul Ekrem (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) in  zikrettiği  fakirler  kendi   zamanındaki   fa­kirlerdir. Yoksa sırattan önce geçmek için muhacirlerin aleddevam fakir kalmaları şart değildir.

Yahûdinin üçüncü suali cennete girerken ehl-i cennete ne gibi iz-zet-ü ikramda bulunulacağı meselesidir. Tuhfe: ikram için bir kimseye verilen hediyedir. Bu suâle cevaben    Resûl-ü Zîşân (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) bir rivayette «Balık ciğerinin ziyadesi.» diğer bir riva­yette «Balık ciğerinin zaidesi.» buyurmuştur. Bu iki kelime manâca bir­dir. Ve ciğerin kenarındaki çıkıntı demektir ki; ciğerin en güzel yeri de orasıdır. Cennete girer girmez yiyecekleri şey evvelce kendileri için tah­sis edilip cennet bahçelerinde otlamakta olan öküzün eti, içecekleri de selsebil ismindeki kaynağın suyu olacaktır. Bunların hakikatlarım Allah bilir.

 

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Etmektedir.

 

1- Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)in:    «Benim adım ailemin bana isim olarak verdiği Muhammed'dir.»   buyurması onun son derece insaf ve yüksek ahlâk sahibi olduğuna delildir.

2- Bir kimse bililtizam iman ve itikad etmedikçe «doğru söyledin silâmiyet yüce bir dindin;    Muhammed      (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) Peygamberdir» gibi sözlerle müslüman olmuş sayılmaz.

3- Bu hadis gâibden haber veren bir cûcizedir.

4- Mühim bir iş karşısında yeri sopayla kazmak mürüvvete ay­kırı sayılmaz.-

 

9- (Cünüblükten Yıkanmanın Sıfatı Babı)

 

35- (316) Bize Yahya b. Yahya et - Temîmiî rivayet etti. (Dedi ki) :

Bize Ebû Muâviye, Hişâm b. Urveden, o da babasından, o da Âişe'den nak­len rivayet etti. Aişe şöyle demiş: Kesulitflah  (Sallallahü Aleyhi ve Seiletn) çünüblükten yıkanacağı zaman, evvelâ    ellerinden başlar onları yıkardı. Sonra sağ eliyle sol eline su dökerek avret yerini yıkardı. Sonra namaz abdestî gibi abdest alırdı sonra suyu alır ve parmaklarını saçlarının diple­rine sokar (ak başını güzelce yıkar) di. İyice temizlendiğine kanaat getir-dimi başına üç avuç su atar,    sonra bütün vücüdüne su dokunurdu  (en) sonra ayaklarını yıkardı.

 

(...) Bize bu hadîsi Kuteybetü'bnü Said ile Züheyr b. Harb da riva­yet ettiler. Dediler ki: Bize Cerîr rivayet etti. H.

Bize Ali b. Hucr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Alî b. Müshir riva­yet etti, H.

Bize Ebû Küreyb dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnî Nümeyr ri­vayet etti. Bunların üçü de Hişânıdan bu isnadla rivayet etmişlerdi. On­ların hadisinde ayakların yıkanması yoktur.

 

36- (...) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bi­ze Veki' rivayet ettit (Dedi ki) : Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «çünüblük­ten yıkanmış ve evvelâ üç defa ellerini yıkamış...» Bundan sonra râvi hadîsi Ebû JVtuâvîyeninki gibi rivayet etmiş. Fakat (o da) ayakların yı­kanacağını zikretmemiştir.

 

(...) Bize bu hadisi Amru'n-Nâkid dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bizt Muâviyetü'bnü Amr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zaide Hîşâm'dan riva­yet etti. Demişki: Bana Urve, Âişe'den naklen rivayet ettiki: Resulü I lalı

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çünüblükten yıkanacağı zaman evvelâ elle­rinden başlayarak onları kaba daldırmazdan önce yıkar; sonra namaz için aldığı abdest gibi abdest alırmış.

Bu hadîsi    Buhârî    «Kitâbu'1-Gusl» de Nesâî    «Kitâbu't-Tahâre» de tahrîc etmişlerdir.

Re sulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in evvelâ ellerini yıka­ması ya temizlik; yahut uykudan uyandıktan sonra elleri yıkamanın meşru olduğunu göstermek içindir. «Namaz abdesti gibi abdest alırdı» cümlesiyle lügaten abdest denilebilen el yıkamadan ihtiraz olunmuştur.

Bu bâbta Nevevî şunları söylemiştir: «Ulemâmız diyor ki çü­nüblükten temizlenmenin kemâli şöyle olur. Yıkanan kimse ellerini kaba daldırmazdan önce onları üç defa yıkayarak taharet mahallerini ve bede­ninin sair yerlerini pislikten temizledikten sonra tamamiyle namaz ab­desti gibi abdest alır. Sonra parmaklarının hepsini suya daldırarak bir avuç su a,hr. Onunla başının ve sakalının saçlarını hilâllar ve başına üç avuç su atar. Bedeninin koltuk altı, kulak ve göbek gibi çukur yerlerine, ayak parmaklarına dikkat eder. Bunların her yerine suyu ulaştırır. Sonra başına üç avuç su döker sonra da vücûdunun sair yerlerine üçer defa su dokunur; ve her defasında elinin erebildiği yerleri ovalar. Eğer nehirde veya gölde yıkanıyorsa üç defa suya dalar ve suyu vücûdunun her yerine, sık veya seyrek bütün saçlarının dışına ve içine ta saç bittiği yerlere ka­dar ulaştırır. Müstehab olan sağ taraflardan ve bedeninin üst kısımların­dan başlamaktır. Kıbleye karşı durmalı ve gusul sona erdikten sonra şe-hadet getirmelidir. Gusle başlarken niyet etmeli ve niyyet gusul bitin­ceye kadar devam etmelidir. İşte guslün kemâli budur: Bütün bu vazife­lerin içinde farz olanı suyun ilk cüz'ü vücuda temas ettiği anda niyet et­mek ve suyu bütün bedenine, saçlarına ta'mim etmektir. Bedenin neca­setten temiz olması guslün şartıdır. Bundan geriye kalanlar sünnettir. İb­rik gibi bir kabla yıkanan kimsenin şu inceliğe dikkati gerekir. İstincâ ede­cek istincâ yerini su ile temizledkten sonra o yeri birde çünüblükten te­mizlemek niyetiyle yıkamalıdır. Çünkü onu o anda yıkamazsa sonra unu­tabilir. Ve yeri yıkamadığından dolayı da guslü sahih olmaz...»

Nevevî şafiîlere göre bu izahatı verdikten sonra: «Bizim mezhebimiz ve bir çok imamların mezhebi budur. Yıkanırken veya abdest alırken ovunmanın farz olduğuna İmam Malik ile Müzenî'den başka kail olan yoktur. Diğer ulemaya göre ovunmak sünnettir; onu terkedenin ab­desti de, guslü de sahihtir. Çünüblükten yıkanılacağı zaman abdest al­mak yalnız Davûd-u Zahirîye göre farzdır. Şâir ulema onun sünnet oldugunu söylemişler. Bir kimse abdest almadan bütün vücudune su dökünse guslü sahihtir; onunla namaz kılması ve diğer ibadetleri yapması caiz olur. Lâkin efdal olan yukarıda zikrettiğimiz gibi-guslün ya başında ya sonunda abdest alarak onun faziletini kazanmaktır. Guslün başında abdest alan sonunda almaz. Bir gusülde iki defa abdest almanın müstahab ol­madığında bütün ulemâ müttefiktir." diyor.

Hanefîler   göre gerek abdest de gerekse gusül de niyet farz değil sünnettir.

 

Hadisi  Şeriften Aşağıdaki Hükümler Çıkarılmıştır

 

1- Abdest ve gusülden önce elleri yıkamak müstahabtır. Ancak el­lere pislik bulaşmışsa o zaman elleri yıkamak farz olur.

2- Gusülden Önce abdest almak sünnettir. Bu husustaki kavilleri daha evvel görmüştük. Resûlül'lâh (Salîalîahü Aleyhi ve Seliem) İn gusülden Önce tam abdest alması ayakların gusülden sonra yıkanmaya­cağına delildir.   Şafiî 'den rivayet olunan esah kavilde budur. İkinci kavline göre ayaklar gusülden sonra yıkanır Üçüncü kavline göre ise yer temiz olduğu takdirde ayaklar önce yıkanır, temiz değil veya su azsa so­na bırakılır.    Hazreti   Şafiî   bu babdâkı hadislerin arasını bu suretle birleştirmiştir.

Hanefîlere göre:  Ayakların altında su birikiyorsa guslün sonunda, birikmiyorsa başında yıkamak icâbeder.   îmâm   Mâlik'in mezhebide budur.

3- Gusülde sakal ve baştaki saçların aralarını güzelce hilâllayarak  suyu saçların diplerine ulaştırmak   Hanefîlere   göre farzdır, Abdestde bu sünnettir.

Malîkîler 'den bir rivayete göre sakalı hilâllamak vâcib, diğer rivayete göre vâcib değildir. İbni Battal gusülde baştaki saç­ların Mallanmasının vâcib olduğuna icmâ' nakletmiştir. Mâ1ikiyye ulemâsı sakalıda buna kıyâs ederler.

4- Bâzılarına göre yıkanırken başa üç avuç su atmak ve bedenin şâir yerlerinide üçer defa yıkamak müstehaptır. Mâlikilerden Kurtubî ile Mârûdî üçer defa yıkamanın müstehab olmadığını söyle­mişlerdir. Kurtûbî :

«Başına üç avuç su atmasından, başını üç defa yıkadığı anlaşılmaz; zira gusülde tekrar meşru' değildir. Tekrarda meşakkat vardır. Resû1ü11âh (Sallatlahü Aleyhi ve Seliem) in başına üç defa su atması, başmın sağ tarafından başladığı içindir; sonra sola geçmiş: Sonra da başı­nın orta yerinden dokunmuştur; nitekim Buhârî ile Ebû Dâvûd 'un rivayet ettikleri Hz. Aîşe hadisinde de ayni şekilde yı­kandığı bildiriliyor.» demiştir.

5- Hz.   Âişe 'nin: «Sonra vücudunun sair yerlerine suyu dök­tü» sözünden vücudunu ovuşturdu mânâsı  çıkmaz.  Ovuşturmak Hanefilerle ve Hambelîlere göre müstehabtır. Mâlikiler 'den bazıları da bu kavli tercih etmişlersede İmam Mâlik ile Müzenî ovuşturmanın farz olduğuna kaildirler. Onlar guslü ab-deste kıyas ederler. Hattâ İbni Battal: «Bu lâzımdır» demiştir. Fakat diğer ulemâ ovuşturmanın abdestde dahi farz olduğunu kabul et­mezler.

6- Gusül ederken parmakları suya daldırmak caizdir.

 

37- (317) Bana Ali b. Hucr es-Sa'dî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana İsâ b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : O Bize A'meş Salim bin Ebi'l- Câ'd' [25] dan o da Küreyb'den, o da İbni Abbâs'tan naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana teyzem Meymûne rivayet etti. Dedikİ: Resuiüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cünüblükteıı yıkanmak için suyunu getirdim. Evvelâ elerini iki yahut üç defa yıkadı. Sonra elini kaba daldırdı. Sonra ondan .aldığı suyu avret mahalline dökerek onu sol eliyle yıkadı. Sonra sol elini yere sürerek onu şiddetle oğdu. Sonra namaza- abdest aldığı gibi abdest aldı. Sonra başına avuç dolusu üç avuç su döktü, sonra bedeninin sair yerlerini yıkadı, sonra bulunduğu yerden çekilerek ayaklarını yıkadı; sonra ben kendisine havluyu getirdim. Fakat o bunu kabul etmedi.»

 

(...) Bize Muhammed b. Sabbâh ile Ebû Bekr b. Ebi Şeybe, Ebû Kü-reyb, Eşecc ve îshak toptan Vekî'den rivayet ettiler. H.

Bize bu hadisi Yahya b. Yahya île Ebû Küreyb de rivayet ettiler. De­diler ki: Bize Ebû Muâviye rivayet etti. Vekî' ile Ebû Muâviye'nin ikisi-de A'meş'den bu isnadla rivayet etmişler. Yalnız onların hadisinde, başına üç avuç su döktüğü ibaresi yoktur. Vekı'in hadisinde nıazmaza ve istîn-şâki da zikretmek suretiyle bütün abdestin tavsifi vardır. Ebû Muâviye'­nin hadîsinde ise havlu kaydı yoktur.

Bu hadisi Buhârî gusl bahsinin «Mazmaza ve istinşak» babında tahriç etmiştir. Bâzıları «Buhâri'nin onu burada Gusl bahsinde zikretmek­ten muradı Mazmâzâ ile İstinşâkm Gusûlde farz olmadığına işaret için­dir. Gusül için abdest almak bilicmâ' farz değildir. Mazmaza ile istin­şak ise abdest de tabî olan şeylerdir. Asıl olan abdest farz olmayınca onun tabileri bulunan mazmaza ile istinşak ta farz değildir.» demişlerdir. Fakat bu istidlal doğru değildir. Zira hadîsin bir rivayetinde mazmaza ile istin­şak tasrih edilmişlerdir.

Resûlüllâh (Sallallahii Aleyhi ve Selleın) in onlara   devam üzere yaptığı şüphesizdir. Bu ise vücûb ifade eder.

Hadîsin buradaki rivayetinde Resû11ü1Iâh (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) .in kurulanmak için getirilen havluyu kabul etmediği; Buna-r î 'nin rivayetinde ise onunla kurulanmadığı bildiriliyor ki mânâ itiba­riyle ikiside birdir. Hz. Âişe (Radiyallahu anhâ) dan rivayet olunan' bir hadîste Resûlüllâh (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) in yıkandıktan sonra kurulanmak için bir bezi bulunduğu bildirilmektedir,

 

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır

 

1- Sü ile taharetlenen kimsenin ellerini sabunla yahut onun yerini tutacak bir şeyle hiç olmazsa toprakla yıkaması müstahabdır. Çünkü, bu gibi şeyler pisliğin kokusunu daha iyi giderirler.

2- Yıkandıktan sonra mümkünse kurulanmamak müstahaptır. Nevevî diyor ki: «Ulemâmız abdestde olsun gusülde olsun azanın ku­rulanması hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bu hususta beş kavil vardır. Bun­ların en meşhuruna göre kurulanmamak müstahaptır. Fakat kurulanmak da mekruh değildir. İkinci kavle göre kurulanmak mekruhtur.   Üçüncüye göre mubahtır. Biz de bu kavli ihtiyar ediyoruz. Çünkü kurulanmak mem­nudur, veya müstahabdır demek için delil lâzımdır. Bu hususta bir delil yoktur. Dördüncü kavle göre müstahabdır. Çünkü kurulanmakta, kirden pastan korunmak Vardır. Beşinci kavle göre kurulanmak yazın mekruh, kışın mekruh değildir. İşte ulemâmızın kavilleri bunlardır. Diğer ulemâ ile ashab-ı kiram kurulanma hususunda İhtilâf etmişlerdir. Onlardan da üç kavil rivayet olunur.

a) Abdestte olsun gusülde olsun kurulanmakta beis yoktur. Enes b. Malık (Radiyallahu anh)  ile   Süfyân-ı   Sevrî 'nin mezheb-leri budur.

b) Abdestte ve gusülde kurulanmak mekruhtur. İbni Ömer (Radiyallahu Anhüma) ile (îbni Ebî Leylâ)'m kavilleri budur.

c) Kurulanmak yalnız abdestte mekruhtur. Gusülde mekruh değildir. İbni Abbâs (Radiyallahu Anhüma) nm mezhebi de budur. Buradaki hadisle diğer sahih bir hadiste Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m havlu kullanmadığı; hattâ bir rivayette yıkandıktan sonra ba­şından su damlayarak çıktığı bildiriliyor. Ashab-ı Kiramdan bir cemâat onun kurulandığını da bir çok vecihlerden rivayet etmişlerdir. Yalnız bu rivayetlerin senedleri zayıftır. Tirmîzî bu babda  Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den hiç bir sahih hadis rivayet olun­madığını söyler.

Ulemâdan bâzıları bir rivayette Meymûne (Radiyallahu anha) nm: «Eliyle suyu şöyle şöyle yapıyordu» diyerek suyu silktiğini göstermesi ile istidlal etmiş ve kurulanmanın mubah olduğuna kail olmuşlardır. Zira silkmek mubah olunca kurulanmak da Öyle hatta evlâ olmak îcâbeder. Çünkü suyu gidermekde her ikisi müşterektir.

3- Yıkanan kimseye suyunu hazırlayarak getirmek müstahabtır.

 

38- (...) Bize Ebû Bekr b. Ehî Şcybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. İdıis, A'meş'den, o da Sâlİnı'den o da Küreyb'den, o da İbni Abbâs'dan, o da Meymûne'den naklen rivayet etti. Ki Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve SeHem)e bir peşkir getirilmiş. Fakat o buna dokun­mamış ve suyu şöyle yapmaya yani silkmeğe başlamış.

Bu rivayet Abdest ve Gusülden sonra elleri silkmekte bir beis olma­dığına delildir. Nevevînin beyânına göre Şâfiîyye ulemâsı bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Meşhur kavle göre elleri silkmemek müs-tehabdır. Fakat mekruh değildir. İkinci kavle göre elleri silkmek mek­ruhtur. Üçüncü kavle göre mubahtır. Bizzat Nevevîde bunu ih­tiyar etmekte; el-silkmenin mekruh olduğunu bildiren hiç bir hadis sa­bit olmadığını söylemektedir.

 

39- (318) Bize Muhammedü'bnül - Müsennâ el - Anezî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Âsim Hanzaletü'bnü Ebî Süfyan'dan o da Kaasım'-dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş:

Resûlüllâh {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cünüblükten yıkanacağı za­man külek [26] gibi bir şey isterdi. (Ondan) iki avucu ile (su) alır; (yıkan­maya) haşinin sağ tarafından başlar; sonra sol tarafını yıkardı. Sonra iki avucu ile (tekrar) su alarak onu başının üzerine dökerdi.

Bu hadîsi Buhârî «Kitabü'I Gusl» de tahrîc etmişdir. Buhârî onun için bir bâb tahsis ederek: «Yıkanmaya hilâb veya koku sürünme ile başlayanın babı» demişsede bu hususta kendisine üç fırka tarafından îtîraz edilmiştir.

Birinci fırka: Bu hususta Buhârî 'nin vehm ve hatâya düştüğünü İddia ederler. Hattâ İ smaîl î «Müstahrec» inde şöyle der: «Allah Ebû Abdi11âh Buhârî'ye rahmet eylesin. Hatâdan kim salim olabilir ki? Hazret, hilâbı koku sanmış. Gusülden önce kokulanmanın ne mânâsı olabilir? Hilâb ancak içine süt sağılan k^b demektir. Buna Mihleb de derler...»

İkinci Fırka : Hadis'te tashif yapıldığını iddia ederler. Onlara göre kelimenin aslı hilâb değil cüllâb yani gülsuyu demektir. Kelimenin aslı Fârisîdir.   Ezherî   de bu fırkadandır.

Üçüncü fırka : Buhârî 'nin sözünü te'vil ederek: Korkudan, örfî manâsını kasdetmediğini bu sözle bedeni temizleyerek, kiri pası ve neca­seti gidermeyi, hilâb kelimesiyle de su kabını muiâd ettiğini söylerler. Taberî   de bunlardandır.

Aynî bu üç fırkanın kavillerini sıraladıktan sonra her birine ay­rı ayrı cevap vermiştir. Şöyleki:

1- Buhârî hilâb kelimesiyle koku sürünmeyi kasdetmemiştir. Çünkü koku sürünmeyi hilâbm üzerine atfetmiştir. Matufla, matufun aleyhin hükümleri ise başka başka şeylerdir. Onun hilâbdan maksadı su kabıdır. Hattabî'nin beyânına göre hilâb bir devenin sütünü alacak kadar kabtır.

2- Ezherî 'nin de dahil olduğu ikinci fırkanın tashif iddiası doğ­ru değildir. Kelime hilâb şeklinde rivayet olunmuştur.  Hattâ Kurtûbî :    Bu kelime ancak hâ'nm kesri ile hilâb okunur. Başka türlü oku­mak doğru değildir. Onu koku zanneden   vehmetmiştir.    Fârisî    de gülsuyuna cüllâb değil, cülâb derler. Aslı gülâbdır. Bu da maruf çiçeğin adı olan gül ile su mânâsına gelen «âb» kelimelerinden mürekkebdir. On­larda kaide muzâfun ileyhin muzâftan önce gelmesidir. Keza sıfat da mev-sufundan önce gelir. Cüllâb içilen meşrubatın ismidir.» demektedir.

3- Buhârî biri kab diğeri koku olmak üzere iki şey zikretmiş; bunları biri biri üzerine atfeyle mistir. Fakat maksadı onlardan birini an­latmaktır. Onu âdeti, ekseriya babın evvelinde bir şey zikretmek, sonra bir sebebten dolayı o şeye dair hadis rivayet etmemektir. Burada da Öyle yapmıştır.

Hasılı hilâbdan murad koku sürünmek değil su kabıdır. Kabı zikret­mekle gusl için ne kadar su harcanacağı beyân edilmek istenilmiştir.

Hadisin buradaki rivayetinde: «Eliyle aldı» denilerek, el müfred ola­rak zikredilmişse de diğer rivayetlerde «elleriyle» denildiğine göre bura­daki elden murâd iki elidir. Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in elleriyle suyu alarak başına dökmesi «kaale» kelimesiyle ifâde edilmiş­tir. Bu kelimenin asıl mânâsı söylemekse de, arablar onu yapmak mânâsında bütün işlerde kullanırlar. Meselâ: «Kaale bi yedihî keza» derler ve «eliyle şöyle yaptı» mânâsını kasdederler. Burada da öyledir.

Hadis-i Şerif yıkanan kimseye su hazırlamanın ve yıkanırken evve­lâ başın sağ tarafına; sonra sol tarafına; sonra da ortasından dökerek yı­kamanın müstehab olduğuna delildir. Hz. Âişe'nin: «Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) yıkanmak istediği vakit şunu isterdi» demesi, âdetinin devam üzere bu olduğunu gösterir.

 

10- Cünüplükten Yıkanırken Müstahab Olan Su Miktarı ve Aynı Haldeki Erkekle Kadının Bir Kaptan Yıkanması, Birbirlerinden Artan Su İle Yıkanmaları Babı

 

40- (319) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlike İbni Şihâbdan dinlediğim onun da Urvetü'bnü Zübeyr'den, onunda .Âişe'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum:

«Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) cünüblükten dolayı farak denilen bir kabtan yıkanırdı.»

 

41- (...) Bize Kuteybetü’bnü Said rivayet etti. ( Dedi ki ) : Bize Leys rivayet etti. H. 

Bize İbni Rumh da rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Leys haber verdi. H.

Bize Kuteybetü'bnü Saîd ile Ebû Bekr b. Şeybe, Amrü'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb dahi rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Siifyan rivâyet etti. Bunların ikiside Zührî'den, o da Urve'den o da Âişe'den naklen rivâyet et­mişlerdir. Âişe şöyle demiş:

«Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)   kadeh denilen bir kabda yı­kanırdı ki o da farak demektir. Bir kaptan hem ben hem o yıkanırdık.» Süfyân'ın hadisinde «Bir kaptan» denilmiştir. Kuteybe şöyle demiştir: «Süfyân: Farak üç sâ'dır, dedi»

Bu hadîsi Buhârî ile Nesâî dahî tahrîc etmişlerdir.

Farak : Onaltırıt1 su alan kabtır. Hadîs ulemâsı bu kelimeyi «fark» şeklinde okurlar. İbni Esîr'in beyânına göre farak on-altı, fark ise yüz yirmi ntl su alan kablardır. Müs1im'in buradaki ri­vayetine göre Siifyan b. Uyeyne farakı üç sâ' alan kaptır, diye ta'rif etmiştir. Nevevî cumhûr-u ulemânın bu kavli tercih ettiğini söyler. Bâzıları: «Farak: İki sa' alan kaptır» demişlerdir. Üç sa'takriben dokuz litre eder.

Rıtl: Takriben dört yüz altmış gramlık bir ölçüdür.

Müdd: İki rıtl alan ölçüdür. Hadîsin bir rivayetinde «Kabdan», diğer rivayetinde «Kabda» yıkanıyordu, denilmişsede ikisindende maksat bir kaptan yıkanmasıdır. Zaten «Kabdan» mânâsını ifâde eder «min» edatı burada cinsi beyân eder. Yâni o kabdaki sudan yıkanıyordu, demektir. Kabdaki suyun hepsini sarfediyordu mânâsına değildir.

 

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder

 

1- Erkekle kadın bir kabdan yıkanabilirler. Ayni kabdan abdest al­maları dahi bilittifâk caizdir.

2- Erkekten artan su ile yıkanan kadın cünüplükten temizlenir. Cumhura göre bunun aksi de caizdir. Yanî kadından artan su ile erkek de yıkanabilir. Bu hususta Nevevî şunları söylemiştir:

«Erkek ve kadının gerek bir anda bir kabdan gerekse birbirlerinden artan su ile yıkanmaları caizdir. Abdest veya gusle yetecek su bir miktar­la tayin edilmiş olmayıp guslün şartı, yani bütün âzânın yıkanması te'min olunursa bu hususta az suyun da çok suyun da kifayet edeceğinde bü­tün müslümanlar müttefiktir. İmam Şafiî (Rahimehullah):

«Bâzan idareli davranılır azsu yeter. Bazanda idaresiz davranılarak çok su yetmez» demiştir. Ulemânın beyânına göre gusülde müstehab olan bir sâ'dan azı, abdestte müstahab olan ise bir müdden az su kullanmamak­tır...

Deniz kenarında bile olsa suyu israf etmenin memnu' olduğunda bü­tün ulemâ müttefiktirler. Zahire göre; bu memnûiyetden murâd kerâ-het-i tenzîhiyyedir. Ulemâmızdan bazıları: «İsraf haramdır»  demişlerdir.

Erkekle kadının bir kabtan yıkanmalarına gelince: Bu da bütün müs-lümanlarm ittifakı ile caizdir. Delilleri bu babın hadisleridir.

Kadının erkekten artan su ile yıkanması bilittifak caizdir. Erkeğin kadından artan su ile yıkanması ise İmam Mâlik ve Ebû Hanîfeye hûtan su ile yıkanması ise İmam Mâlik ve Ebû Hanîfeye ve cumhûru ulemâya göre caizdir. Bu hususta kadının evvel yıkanması ile sonra yıkanması arasında fark yoktur. İmâm Ahmed b.   Hambel   ile Dâvûd-u Zâhîri'ye g kadın yalnız başına suyu kulanarak yıkanırsa ondan artan su yıkanması caiz olmaz. Bu kavil   Abdullah b. Sere İs  ile Hasan-ı Basrî 'den de rivayet olunmutu

Ahmed b. Hambel ile Dâvûd-u Zâhîri'ye göre evvelâ kadın yalnız başına suyu kulanarak yıkanırsa ondan artan su ile erkeğin yıkanması caiz olmaz. Bu kavil Abdullah b. Sere İs ile san-ı Basrî 'den de rivayet olunmuştur.    Bir rivayette   İm Ahmed   bizimle beraberdir.   Hasan-ıBasrî ile Said b. el-Müseyyebin   kadından artan suyu mutlak surette mekruh gör­dükleri rivayet edilir. Muhtar olan. cumhurun kavlidir. Çünkü; Resu­lü11âh (Salîaîlahü Aleyhi ye Sellem) 'in zevceleri ile birlikte ve keza birbirlerinden artan suyla yıkandıklarını bildiren hadisler    şahindirler. Kadının yalnız yıkanmasının bu hususta hiç bir tesiri yoktur. Nitekim hadisin bir rivayetinde   Peygamber   (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) in zevcelerinden birinden artan suyla yıkandığı bildirilmektedir. Bu ha­dîsi   Ebû   Dâvûd,   Tirmîzî,   Nesâî   ve diğer Sünen sahip­leri tahrîc etmiş;   Nesâî   onun hakkında;   «Hasen sahih bir hadistir» demiştir. Vakıa karıkocanın birbirlerinden artan suyla yıkanmasını me-neden bir rivayet vardır. Fakat Ulemâ bu hadise muhtelif cevablar ver­mişlerdir.

Evvelâ; başta Buhârî olmak üzere Hadîs imamları mezkûr hadisin zayıf olduğunu söylemişlerdir. İkinci cevap: O hadisteki nehiy-den murad kadının âzasından dökülen sudur. Bittabi o su müsta'mel olur.

Üçüncü cevap : Hadisteki nehiy müstehab ve efdal şekli beyân için­dir. Mezkûr hadîs sahîh bile olsa nesh edildiğine hüküm olunur.

3- Cünüb ile hayzlı kimseden artan su temizdir.

4- Derâverdî'ye göre bu hadis karı ile kocanın bir birlerinin avret yerine bakabileceklerine delildir.

 

42- (320) Bana Ubeydııllah b. Muâz el - Anberî rivayet etti. Dedi ki Bize babam rivayet etti. Dedi ki: Bize Şu'be Ebû Bekr b. Hafs'dan, [27] o da Ebû Selemete'bni Abdirrahman'dan naklen rivayet etti. ŞÖyle demiş: Âişe'nin süt kardeşi ile birlikte, onun yanına girdim. Süt kardeşi ona Pey­gamber (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) in cünüblükten nasıl yıkandığını sordu. Bunun üzerine Aişe bir sâ' kadar (su alan) bir kab isteyerek yıkan­dı. Onunla aramızda bir perde vardı. Ve başının üzerine üç defa su dökün-dü Peygamber (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) in zevceleri saçlarını kısaltır­lar perçem gibi olurdu.

Bu hadîsi    Buhârî    «Kitabû'l Gusl» de tahrîc etmiştir.

Bazıları Hz. Âişe’nin yanma giren zâtın kardeşi Abdur-rahman, diğer bazıları anne bir kardeşi Tufey1 olduğunu söy-lemişlersede doğru değildir. Buradaki rivayet o iddiaların fâsid olduğunu gösteriyor. Hakikatta onun yanma giren zat süt kardeşidir. Bâzıları onun Abdullah b. Yezîd olduğunu söylerler ve bu hususta Müslim'in Cenaze bahsinde rivayet ettiği bir hadisle istidlal ederlersede bu da doğ­ru değildir. Çünkü o hadîs bu hâdiseye ait değildir. Gerçi onda süt karde­şi Abdullah b. Yezid zikredilmiştir. Fakat orada zikredildi diye buradakinin de aynı zat olması icâb etmez. Çünkü; Âişe (Radİyallahu anhâ)mn Kesir isminde bir süt kardeşi daha vardır. Bu sebeple buradakinin hangisi olduğunu ta'yine imkân yoktur.

Âişe (Radiyallahû anha) mn süt kardeşi ile birlikte yanma gelen Ebû Seleme onun kız kardeşi Ümmü Külsüm 'ün süt oğlu­dur. Yani Âişe (Radiyallahû anha) onun teyzesidir. Kaadi Iyâz diyor ki: «Anlaşılan bu iki zat Hz. Âişe 'nin başını ve vücudunun mahrem zevata haram olmayan üst kısmını yıkarken görmüşlerdir. Çünkü görmeyecek olsalar su istiyerek onların huzurunda temizlik yap­masının mânâsı kalmazdı.  Onların  görmiyeceği  bir yerde  olsa bu sefer de: «Bize şöyle anlattı» diye hikâye ederlerdi. Demek ki mahrem zevatın görmesi helâl olmayan yerlerini örtmek için araya bir perde koymuştur.

Vefre : Kulakları geçmeyen salınmış saç demektir. Bazıları vefre lim-me'den daha çok olan saçtır, demiş. Bir takımları bilâkis, vefrenin, lim-meden daha az olduğunu söylemişlerdir. Limme omuz başlarına kadar sarkan Örülmedik saçtır. Kaadî Iyâz (Rahimehullah, m beyânına göre; arap kadınlarının âdeti saçlarını pelik yaparak örmekti. İhtimal Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Selîem) 'in zevceleri onun vefatın­dan sonra ziyneti terk ettikleri için pelik uzatmaktan vaz geçmişlerdir. Kaadî 'nin bu kavli başkalarından da rivayet olunmuştur. Ümmehât-ı mü'minin Resulü İlâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hayatında böyle bir şey yaptıkları nakledilmediği gibi vuku'u tahmin dahi olunma­mıştır.

 

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder :

 

1- Bir şey'i fi'len öğretmek ve Öğrenmek müstehabtır. Çünkü fiilin tesiri sözden daha çoktur.

2- Yıkanan kimsenin suyu vücudüne tekrar tekrar dökünmesi şart değildir. Bu hususta muayyen bir abdest yoktur. Şart olan yalnız suyun bütün bedeni kaplamasıdır.

3- Hîn-i hacette kadınların saçlarını bir parça keserek hafifletme­leri caizdir.

 

43- (321) Bize Harun b. Saîd el-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mahremetü'bnü Bükeyr, baba­sından, o da Ebû Selemte'bni Abdirrahman'dan naklen haber verdi. Ebû Seleme şöyle demiş: Âişe dedi ki: ResûlüIIah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) yıkanmak   istediği vakit sağından başlar sağ eline su dökerek onu yıkardi. Sonra vücudundaki pisliğin üzerine sağ eliyle su döker; onu sol eliyle yıkardı. Bu işleri görünce başına su dokunurdu. Resulüllâh (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem)    ile ben cünüb iken bir kabtan yıkanırdık.»

 

44- (...) Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yezîd [28] den o da Irak'dan, o da Hafsa binti Abdirahman b. Ebî Bekr'den — bu kadın Münzirü'bnü Zübeyr'in zevcesidir — naklen rivayet etti. Önada Âişe haber vermiş ki: Kendisi Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) ile üç müdd yahut ona yakın (su) alacak bir kabdaıı yıkanırlarmış.

 

45- (...) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. Dedi ki: Bize Eflâh b. Humeyd [29], Kaasim b. Muhammed'den, o da Âişe'den nak­len rivayet etti. Âişe şöyle demiş:

«Resulüllâh (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) ile ben cünüblükten dolayı bir kabdan yıkanıyorduk. Ellerimiz o kabın içine girib çıkıyordu.»

 

46- (...)Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Haysem'e, Âsım-ı Ahvelden, o da Muâze [30] den, o da Âişe'den naklen haber verdi: Âişe şöyle demiş:

Resulüllâh (Saiîaiiahü Aleyhi ve Seliem) ile ben aramızdaki bir kab-dan yıkanırdık. O benden evvel davranır; ben kendisine bana bırak; bana bırak derdim. Âişe her ikisinin cünüb olduklarını söylemiştir.

 

47- (322) Bize Kuteybetü'bnü Saîd ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe hep beraber İbnİ Uyeyne'den rivayet ettiler. Kuteybe dedi ki: Bize Süfyan Amr'dan, o da Ebu'ş- Şâ1 sâdan, o da İbnİ Abbâs'tan naklen rivayet etti* İbni Abbâs şöyle demiş:

«Bana Meymûne haber verdi ki kendisi Peygamber (Salîaîîahü Aleyhi ve Seliem) ile bir kabdan yıkanırlarmiş.

 

48- (323) Bize İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Hatim rivayet ettiler. İshâk: Bize haber verdi tâbirini kullandı. İbni Hâtİm ise: Bize Muhammed b. Bekr rivayet etti, dedi. Muhammed. demiş ki; Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Amr b. Dinar haber verdi. Dedi ki: Galiba bildiğime ve hatırımda kaldığına göre bana Ebû'ş - Şa' sâ haber verdi. Önada İbni Abbâs haber vermiş ki:

Resûlüllâh  (Sallaîlahü Aleyhi ve Seliem) Meymune'den artan su ile yıkanırmış:

49- (324) Bıze Muhammed b. el - Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) Bize Muazb. Hışam r.vayet etti. Dedi ki: Bana babam, Yahya b. Ebî Ke-sır'den nvâyet etti. (Demis ki) : Bize Ebû Selemete'bni Abdirrahman ri­vayet ett, Önada Zeyneb hinti ümnıi Seleme rivayet etmiş. OnadTümmü Seleme anlatmış ki: Kendisi Resûlüllâh   (Sallaîlahü Aleyhi ve Sel(em) ile cünüblükten dolayı bir kabtan yıkanırlarmış.

Bütün bu rivayetler erkekle kadının bir kabtan beraberce veya biri diğerinden artan suyla yıkanmalarının caiz olduğunu göstermektedir. Ulemânın bu husustaki kavillerini yukarıda gördük.

 

Ebü Ömer Bu Hususta Beş Mezheb Olduğunu Söylüyor.

 

Şöyleki :

1- Kadın cünüb veya hayzlı değilse; ondan artan suyla erkeğin yı­kanmasında beis yoktur.

2- Erkek ve kadının birbirlerinden artan suyla yıkanmaları mek­ruhtur.

3- Kadından artan suyla erkeğin yıkanması mekruh ise de erkek­ten artan suyla kadının yıkanmasında kerahet yoktur.

4- Erkekle kadının beraberce başlıyarak abdest almalarında beis yoktur. Kadından artan su da zararsızdır.   İmam.   Ahmed b: Hambe1'in mezhebi budur.

5- Erkekle kadının birbirlerinden artan suyla yıkanmalarında beis yoktur. Bu hususta beraberce yahut ayrı ayrı aynı kaptan yıkanmaları hükmen müsavidir. Cumhur-u Fukahânm kavli budur. Erkekle kadının bir kabdan   yıkanabileceği hususunda Tahâvî, Kurtubî ve Nevevî   ulemânın müttefik olduklarını nakletmişlerdir. Bu mes'ele Ashâb-ı Kiramdan Ali b. Ebi Tâlib, İbni Abbâs, Câbir, Enes,  Ebû Hüreyre, Âişe, Ümmü  Seleme, Ümmü    Hâni   ve Meymûne (Radiyaîlahu anh'ûm) hazerâtmdan rivayet  olunmuştur. Hz. A1i hadisini  İmam Ahmed b. Hanbel, İbn-i Abbas   hadisini «El' Kebir» inde Tabarânî, Cabîr hadisini «Musannef» inde İbni Ebî  Şeybe, Enes   hadisini Buhârî, Ebû Hüreyre hadisini  « Müsned» inde Bezzâr, Âişe hadisini  Tahâvî ile Beyhâkî, Ümmü   Seleme hadisini İbnî Mâce ile Tâhavî, Ümmû Hâni hadisini Nesaî, Meymûne  hadisini Tirmîzî tahrîc etmişlerdir. Mezkûr hadislerin hepsi sahih olup «erkekle ka­dın birbirlerinden artan su ile yıkanamaz» diyenlerin aleyhine delildir­ler.

Erkekle kadının ayni kaptan hangisinin evvel başlıyacağı meselesine gelince bir hadiste peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zev­celerinden birinin cünüblükten yıkandığı ve Resûlüllâh (Sallaîiahü Aleyhi ve Sellem) 'in ondan artan su ile sbdest almak ve yıkanmak iste­diği zevcesinin: «Ya Resûlâllâh! Ben cünübtüm» dediği Fahr-i kâi­nat   efendimizin ona:

«Su cünüb olmaz» buyurduğu rivayet edilmiştir. İbnî Mâce ile Tahâvî de abdest hakkında buna benzer hadisler rivayet etmiş­lerdir. Hattâ Tâha vî, hadîsi rivayet ettikten sonra: «Bu gösteriyor ki suyu biri diğerinden sonra ahrmış» demektedir. Vâkıâ Resû1ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in erkekle kadının birbirinden ar­tan suyla yıkanmalarını men ettiğini bildiren rivayetler de vardır. Fakat bu rivayetler itirazdan salim değildirler. Hattâ bâzıları hakkında hadîs ulemâsı    «Sahih değildir» demişlerdir.

İbni Tîn bazı ulemâdan naklen eskiden erkeklerle kadınların bir kaptan ayrı ayrı abdest aldıklarını rivayet edersede mezkûr zevat her halde ecnebi erkeklerle ecnebi kadınları kasdetmiş olsalar gerektir. Çünkü bir adamın kendi ailesiyle bir kabdan beraberce yıkanabileceğim babımız hadîsleri göstermektedir.

 

50- (325) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. el- Müsennâ dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman yanî İbnî Mehdî rivayet etti. İkisi de demişler kî: Bize Şu'be Abdullah b. AhdiIIâh b. Cebr'den rivayet etti. Demiş ki: Enes'i şöyle derken işittim. Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beş mekkûk ile yıkanır bir mekkûk (su) ilede abdest alırdı.

İbnü'l- Müsenna: «Beş Mekâkî dedi.

İbnî Muâz da: «Abdullah b. Abdillâh'dan naklen dedi. tbnî Cebr'i zikretmedi.

Görülüyor ki rivayetlerin birinde İbnî Cebr lâfzı zikredilmiş diğerinde edilmemiştir. Nevevî bunların ikisinin de sahih olduğu­nu söylüyor. Ulemâdan bazıları İbnî Cebr'in yanlışlıkla zikredildi-ğini, doğrusunun İbnî Cabîr olacağını söylemişsede buradaki ha­tâ itiraz edendedir. Çünkü Abdullah b. Abdillâh'a hem İbnî Cebr hemde İbnî Câbir denilir. Bu iki vechi İmam Buhârî beyân etmiş; ona Mis'ar b. Kidânı, Şu'be ve Abdullah b. İsâ gibi zevatın İbnî Cebr dediklerini söy­lemiştir.

Mekkûkün cem'i Mekâkîk ve Mekâkiy gelir. Nevevî .burada on­dan «Müdd» kastedilmiş olmasını muhtemel görüyor. Übbî: «Mekkûk Iraklıların kullandığı bir ölçektir. Medine sâ'i ile bir buçuk sâ' alır» diyor.

 

51- (...) Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî', Mis'ar'dan o da İbnî Cebir'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir müd (su) ile abdest alır. Bir sş'dan beş müdde kadar (su ile) yıkanırdı.

 

52- (326) Bize E>û Kâmil el- Cahberî ile Amir b. Alî ikisi birden Bişr b. Mufaddal'den rivayet ettiler. Ebu Kâmil dedi ki: Bize Bişr riva­yet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Reyhâne, Sefine'den rivayet etti. Demiş ki: Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i cünüblükten bir sâ' su yıkar bir müdd (su) da abdestine yeterdi.

 

53- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize İbnî Uleyye rivayet etti. H.

Bana Ali b. Hucr dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail, Ebû Rey-hâne [31] den, o da Sefine [32] den naklen rivayet etti. Ebû Bekr bu Se-fîne için Resûlüllâh (SallaUahü Aleyhi ve Seilem) in sahabisi olan Sefine dedi- Sefine şöyle demiş: Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) bir sâ' (su) ile yıkanır bir müdd (su) ilede abdest alırdı.»

İbni Hucr hadisinde: «Yahut onu bir müdd su temizlerdi» dedi, İba­resi vardır. Ebû Rey hâne:

«Ama Sefine ihtiyarlamışti. Ben onun hadisine (pek) güvenemiyor-dum» demiş.

Bu hadisi  Buhâri   «kitabu'l Vudû» da tahric etmiştir.

Hadis-i şerif muhtelif rivayetleri ile Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) abdest ve guslü için ne kadar su sarf ettiğini göster­mektedir. Müdd ile Sâ'ın neler olduğu yukarıda kısaca arz edilmişti. An­cak sâ' hakkında muhtelif rivayetler vardır. Bu husustaki tafsilâtı «Tec-rid-i Sarîh» mütercimi merhum Ahmed Naîm beyden dinleye­lim. Naîm bey şöyle diyor:

«Sâ': Beş rıtl-ı Bağdadî ile bir sülüs rıtl (1/3) istîab eden kaba de­nir. Bir müdd de bir sâ'ın dörtte biri miktarıdır. Bu Şafiîler-den Nevevî 'nin verdiği hesaptır. Ancak bu ölçek pek ihtilaflı oldu­ğundan ihtilâfların derecesini anlamak istiyenler Kamus Tercemesi'nden müdd, sâ', mekkûk, rıtl kelimelerine müracaat edebilirler. (Aleyhisselâtü vesselam) Efendimiz hazretlerinin muhtelif miktarlarda su ile abdest alıp iğtisal buyurduklarına dâir diğer pek çok rivayetler de vardır. Buradaki miktarlar orta yapılı bir kimsenin yıkanacak âzası üzerinden akacak su­yun en az miktarını gösterir. Bedenin azası üzerinden su aktıktan sonra bu mikdarlardan da az su ile hades giderilebilir. İsraf dedirtmeyecek zi­yadesiyle de caizdir. Medine-i Münevvere'de kullanılan müdd -ki fuka-

hâ arasında    «Müdd-ü    Nebevi» namıyla maruftur- (4/3) rıtıl miktan alan bir hacim ölçüsüdür. Dört müdd bir sâ'dır. Ancak müdd ile sâ'ın miktarlarını anlamak, mikyas tutulan ritim ne miktar olduğunu bilme­ye bağlıdır. Ritim ise Bağdadîsi, Şâmîsi vardır. Yani birinin küsuru İran, diğerinin ki Roma ölçüleri olup hesap edilince takrîbî bir miktar gösteren iki ölçektir.   Rıtl-ı   Bağdadî    (130) daha doğrusu   İmam   Nevevî 'nin tahkikine göre (900/7 ) dirhemdir. Esah olan ikinci takdir isede kesirli olduğundan buna (10/7) dirhem; diğer ta-

birle bir miskâl katarak kesirsiz (130) dirhem itibâr edilmiştir, deniliyor.

 (4/3)   rıtl olan bir müdd-ü nebevi bu   hesaba göre    (1200/7) veya (130) dirhem   hesabına göre (520/3) dirhem eder ki en doğru hesap ve takdire göre bir dirhem (3.0898) gram ettiğinden bu miktar su (0,530) yani yarım litreden biraz ziyadece bir şey tutar. Bu miktar bu gün sucu* ların kullandıkları su bardaklarından üçünün aldığı sudan azdır. Bu, İmam Şâfîî ile Hîcâz fukahasmm takdiri olup Ebu Hanife ile Irak fukahasma göre ise müdd, iki rıtl olduğundan abdest suyunun miktarı (1,06) litre eder ki; beş kadehten biraz ziyadecedir.

Rıtl-ı Şâmî : Kamus Tercümesi'nin rıtl maddesinde beyân edildiği­ne göre (12) okiyye ve her okiyye (40) dirhem olduğundan bu hesaba gö­re (480) ve bir müdd (620) dirhem olmak lâzım gelirse de yine kamusun mekkük maddesinde tafsil edildiğine göre bir okiyye (5/3) istâr bir istar

 (9/2 )  mıskal, bir miskâl de  (10/7) dirhem olduğundan bir rıtl- yine İmam Nevevi 'nin bildirdiği üzere - (900/7) ve bir müdd (1200/7) dirhem olmuş olur. Bu hesaba göre okiyye Kamus müterciminin  rıtl maddesinde dediği gibi    kırk dirhem değil    Hicazlılarm"   takdirine göre (75/7) ve Iraklıların takdirine göre (150/7) dirhem olmuş olur. Meğer ki o maddede dirhem nâmiyle gösterdiği, başka ölçü ola.

Kesûl-ü Ekrem (Aleyhisselâtü vesselam) Efendimiz hazretlerinin -bu­radaki rivayete nazaran - abdest suyu işte bu kadar az miktardadır. Gusül için kullandıkları su da - bu rivayete nazaran - dörtten beş müdd kadardır ki; o da (4800/7) den (6000/) dirhem eder ki aşağı yukarı (2,120)  den (2,650) litreye kadar eder. Irak fukâhasının müddû iki rıtl itibâr et­tiklerine göre ise bu miktar takriben (4,24) den (5,3) litreye kadardır.

Müs1im'in burada Ebû Bekr b. Ebî Şeybe 'den riva­yet ettiği son hadisdeki tefsirinden anlaşılıyorki Ebû Bekr b. Ebi Şeybe Sefine'yi Resûlüllah (SailallaHü Aleyhi ve Sellem) in sahâbisi olmakla vasıflandırmış; Ali b. Hucr ise bu tavsifi yap­mayarak sâdece ismini anmakla iktifa etmiştir. Hadisin sonunundaki: «Ihtiyarlamişti da ben onun hadisine itima d edemiyordum» cümlesini söyleyen Ebu Reyhâne ihtiyarlıyandan maksad da Hz. Se­fine 'dir. Müslim (Rahimehullah) bu Hadisi ssir hadislere mütâbaat için rivayet etmiştir.

 

Hadis-i Şeriften Ulema İki Hüküm İstinbat Etmişlerdir

 

1- Resûl-ü Ekrem (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)  bir sâ' su ile yıkanırdı. Bazen bu miktarı beş müdde kadar arttırırdı. Bu gösteriyorki; gusl için yetecek su bir miktarla tayin ve tahdid edilmemiştir. Binaena­leyh vücûdun her yerini ıslamak şartı ile az su ile de, çok su ile de yıkan­mak caizdir. Ancak gusül ve abdestde hadislerin gösterdiği miktardan daha az su kullanmamak müstehabdır. Vâkıâ Enes (Radiyallahû tmh) beş müddü Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)in gusülde kul­landığı saya hudut göster mişsede bazı ulemânın kanâatlerine göre o. daha ziyade kullandığını duymamış olacaktır. Yoksa Âişe (Radiyallahû artha) dan Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)m farak denilen büyük bir kaptan yıkandığı rivayet edilmiştir. Maamafih Hz. Enes'in «Beş müdde kadar suyla yıkanırdı» demesinden. «Bundan öteye geçr mezdi, bundan aşağiyada bırakmazdı» manasını çıkararak daha fazla kul­landığını onun duymamış olmasına hamletmek doğru değildir. Çünkü Enes (Radiyallahû anha) gördüğünü hikâye etmiştir. Onun gördüğü bu.miktardır. Fakat hâller ihtiyaca göre değişebilir. Hz. Âise (Radiyallahû anha) Hadis'inde farak denilen o kabın dolu olup olmadığı ve keza içindeki suyun bitinceye kadar sarfedilip edilmediği zikredilmemiştir. Binaenaleyh beş müdden daha fazla su harcadığı hususunda o hadis delil olamaz.

Bazıları Mâ1ikiler 'den İbni Şaban ile Hanefi1erden bir takımlarının müdd ve sâ'ın miktarında bu hadis'e muhalefette bu­lunduğunu, fakat yinede hadis'te zikredilen miktarla abdest ve gusl'su-yurıu ta'yin ettiğini söyliyerek hadis'i onların- aleyhine hüccet göstermek istemişse de buda doğru değildir. Gerçi î bn i Şaban abdest ve gu­sül suyunu vacip olmak üzere bir miktarla tayin etmişsede Hanefî-1 erden miktar gösterenler onu vâcibdir diye göstermemiş yalnız ki­fayet edeceğini söylemişlerdir.Hanefi1er 'don buna kail olan yal­nız İmam Muhammed 'dir. İmam Mulıammed 'in «Gusül için kullanılan su bir müdden az olursa bedenin her tarafına kâfi gelmez» dediği rivayet olunur. Ama bu mesele yıkanan şahısların vücudlarına gö­re değişir. Onun için İzzüddin b. Abdisselâm abdest alan ve gusl eden kimselerin hallerini üçe ayırmıştır.

a) Vücudça    Resûlüllah   (SulUıflahü Aleyhi re Sellem) Efendi­miz gibi mu'tedil hilkatta bulunanlar bir müdd ve hadım az su kullanma­mak hususunda ona uymalıdırlar.

b) Vücudça zaif ve nahif olanlar gusül ve abdeslte suyu    Resû­lüllah {Sallallahii Aleyhi ve Sellem) in kullandığı nisbete göre kullanma­lıdırlar.

c) Vücudça pek uzun.    geniş ve şişman    olanlara yine    peygamber (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) in kullandığı müdd ve sa'a nisbetle kullanma­ları müstehab olur.

2- Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Seilem) Efendimiz bir müdd ile abdest alırlardı. Hanefîler'e göre bir müdd ile iki rıtl, Şafiîlere göre bir Irak rıtlı ile onun üçte biridir. Sa' ise İmam Ebû Yusuf 'a göre Irak rıtlı ile (16/3 ) rıtlıdır. İmam Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel hazerâtmın kavilleri de budur. İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammet!'e göre Sâ': Sekiz rıtldır.

 

11- Başa ve Diğer Yerlere Suyu Üç Defa Dökünmenin Müstahab Oluşu Babı

 

54- (327) Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybetü'bnü Saîd ve Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet ettiler. Yahya: Bize haber verdi tâbirini kullandı öte­kiler: Bize Ebü'l Ahvas, Ebû İshak'dan, oda [33] Süleyman b. Surad'dan, [34] Oda Ciibeyr b. Mut'im'den naklen rivayet etti, dediler. Cübeyr şöyle demiş: Ashab Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Selle/n) in huzurunda gusüî hakkında münakaşa ettiler. Cemaatten biri:

— Bana gelince, ben başımı şöyle ve şöyle yıkarım, dedi. Bunun üze­rine Resulüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Seilem) :

«Bana gelince : Ben de başıma üç avuç su dokunurum.»  buyurdular.

Bu hadis'i    Buharı «Kitabü'l Gusl» de Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbni Mâce  «Kitabü'l - Tahâre»de tahrîc etmişlerdir

İfâda : Suyu akıtmak, dökünmek demektir. Hadeste taksime delâlet eden «Emmâ» kullanılmış, fakat ibarenin bâzı kısımları hazfedilmiştir. Mânâ şudur.: «Bana gelince: Ben suyu başıma üç avuç döküyorum, fakat başkalarının ne yapardığım bilmiyorum. Yahut başkaları böyle yapmı­yor.» Maamafih mezkûr edat tahkik edilirse mahzûf takdirine dahî hacet kalmadığı görülür. Çünkü «Emmâ» şart tafsil ve te'kid bildiren bir edât-dır. Te'kid bildirdiğini Zemahşerî beyân etmiştir. Burada da te'kid için­dir. Binaenaleyh taksime giderek mahzûf takdirine hacet yoktur.

Ashab-ı kiram'ın münâkaşası guslün sıfatı hakkındadır. Bazısı gusül şöyle yapılır; bazısı böyle yapılır demiş Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Seilem) de sünnet vecihle guslün nasıl yapılacağını kendilerine öğretmiştir.

 

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder

 

1- İlim hakkında münazara ve mübahase yapmak caizdir.

2- Büyükler huzurunda münazara ve mübahase yapılabilir.

3- Gusülde âzâyı üç defa yıkamak sünnettir. Bu hususta bütün ule­mâ müttefiktir. Fakat bütün bedeni bir defa yıkamak bilicmâ farzdır. Mazmaza ile istinşâkm farz olup olmadığı ihtilaflıdır. Hanefîlere göre gusülde bunlar da farzdır. Bu husustaki hilaf meşhurdur. Nevevî'nin beyânına göre bilumum Safi ilerce, yıkanırken suyu üç defa başa dökmek müstehabdır. Bedenin şâir kısımları da başa ve abdest uzuvlarına kıyasla üçer defa yıkanır. Hattâ Gusülde her uzvu üç defa yı­kamak abdestdekinden evlâdır. Çünkü abdest tekerrür eder. O tahfif esa­sı üzerine mebnîdir. Binaenaleyh Abdestde âzâyı üçer defa yıkamak müs-tehab olunca guslde bu iş evleviyette kalır. Nevevî; Bu hususta «El-Hâvi» sahibi Kaâdi'l kudât İmam Ebul Hasen Mârûdi'den başka ulemâmızdan   muhalefet eden kimse   bilmiyoruz. Mârûdi: Gusülde tekrar müstahab değildir demişse de bu söz şazz ve met­ruktür» demektedir.

 

55- (...) Bize Muhammed b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki):   Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be Ebû ishâkdan, o da Süleyman b. Surad'dan, o da Cübeyr b. Mut'im'den, o da Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Seîiem) den naklen rivayet etti ki: (Aleyhisseîâtü vesselam) efendimizin huzurunda cünüblükten yıkanmak (meselesi) ko­nuşulmuş da:

«Bana gelince ben başıma üç defa su dokunurum.» buyurmuşlar.

 

56- (328) Bize Yahya b. Yahya ile İsmail b. Salim rivayet ettiler. Dediler kî: Bize Hüseyni, Ebu Bişr'den, o da Ebu Siifyan'dan, o da Cabir b. Abdillâh'dan aklen haber verdi ki: Sâkif hey'eti Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) e sorarak:

— Bizim memleketimiz soğuktur. Acaba yıkanma işi nasıl olacak? de­mişler, Resulü Ekrem   (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):

  «Bana gelince, ben başımın üzerine üç defa su dökerim.» buyurmuşlar.

îbni Salim kendi rivayetinde şöyle dedi: «Bize Hüşeym rivayet etti, (Dedi ki) : «Bize Ebû Bişr haber verdi» bir de: «Sakif heyeti dedilerki.. Resûlallâh!...» dedi.

İmam Müslim (Rahimehullah) bu hadîsin rivayetinde de za­man zaman gösterdiği ilmî dirayet ve vukufunu göstermiştir. Şöyleki: Ka­vilerden Hüşeym müdellistir ve Ebû Bişr 'den rivayet eder­ken hadis imamlarınca ihtilaflı olan «an» sığasını kullanmıştır. Bir mü-dellisin bu sîga ile rivayet ettiği hadis hüccet olarak kabul edilmez. Me­ğer ki o hadisi şeyhinden işittiğini ispat eylesin. İşte Müslim, Sa­lim 'in rivayetinde Hüşeym'in bize Ebû Bişr haber verdi dediğini göstermekle şeyhinden işittiğini ispat etmiştir. Bu rivayetler de yukarıkilerih delâlet ettikleri Ahkâmın delillerindendir.

 

57- (329) Bize Muhammed b. El Müsenna da rivayet etti (Dedi ki) : Bize Abdülvehhab yâni Es - Şekafî [35] rivayet etti (Dedi ki) : Bize Ca'-fer babasından, o da Cabir b. Abdillahtan naklen rivayet eyledi. Câbir şöyle demiş: Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) cünüplükten yıkana­cağı zaman başına üç avuç su dökerdi.

Bunun üzerine Hasan b. Muhammed Cabir'e: [36] «Ama benim saçım çoktur» demiş. Cabir denıişki bende ona; «Ey kardeşim oğlu   Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) in saçı se­nin saçından daha çok ve daha temizdi, dedim.»

Bu Hadis-î Buharı Kitâbü'l Gusl»ün bir iki yerinde Nesâî dahî aynı bahiste tahrîc etmişlerdir.

Hasan b. Muhammed Hz. Câbir'e «Benim saçım çoktur» demekle başını yıkamak için üç avuç suyun yetmiyeceğini anlat­mak istemiştir. Hz. Câbir de ona «Be kardeşim oğlu Resûlüllah (Sa'.allahü Aleyhi ve Sellem)in saçı senin saçından daha güzel ve daha te­mizdi» Cevabını vererek üç avuç su ona bile yeterdi sana mı yetmeye­cek demek istemiştir.

 

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:

 

1- Selef-i   Sâlihîn   Peygamber  (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) in fiilleri ile ihticâc eder ve ona râm olurlardı.

2- Suyu israf etmek mekruh'tur.

3- Saç çok da olsa başı üç avuç suyla yıkamak kâfidir.

4- Yıkanırken  evvelâ başa  ondan  sonra vücûdun  sair yerlerine  su dökülür.

5- Dinî husûsâtı ulemâya sormak gerektiği gibi bilenlerin cevap ver­mesi de vâcibdir.

6- Hadîs-i Şerîf,  Resu1ü11ah  (Salîaîlahü Aleyhi ve Selîem) in dai­ma başını üç avuç suyla yıkadığına delildir.

 

12 - Yıkanan Kadının Peliklerinin Hükmü Babı

 

58- (330) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amrü'n - Nâkıd, İshâk b. ibrahim ve İbni Ebî Ömer hepsi birden İbni Uyeyne'den rivayet etti­ler. İshak dediki: Bize SÜfyan, Eyyüb b. Musa'dan [37] o da Saîd b. Ebî Saîd el- Makburî'den, o da Ümınü Seleme'nin âzâdlısı [38] Abdullah b,

Râfi'den, o da Ümmü Seleme'den naklen haber verdi Ümnıü Seleme şöyle demiş.

«Yâ Resûlüllâh. Ben başımın peliğini ören bir kadınım, cünüplükten yıkanmak için onu çözeyim mi?» dedim.

«Hayır! Başına yalnız üç avuç su atman sana yeter; sonra üzorine suyu dökünür ve temizlenirsin.»  buyurdu.

 

(...) Bize Amru'n - Nâkıd'da rivayet etti (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Hâ-rûn rivayet etti. H. Bize Abd b. Humeyd dahi rivayet etti ( Dedi ki) : Bize Abdürrezzak haber verdi (Yezid ile Abdürrezzak) demişlerki bize (Sevri, Eyyüb b. Musa'dan naklen bu isnadla haber verdi.

Abdürrezzak hadîsinde «Onu hayz ve cünüplük dolayısîyle çözeyim mi?

(Peygamberimiz) Hayır, dedi «cümlesi vardır. Sonra râvî Hadîs-i İbni Uyeyne hadîsinin manâsîyle zikretmiştir.

 

(...) Bu Hâdîs-î bana Ahmed ed-Dârimi dahî rivayet etti. (Dedi ki) Bize Zekeriyâ b. Adiy rivayet etti. (D.edi ki) : Bize yezîd yanî İbni Zürey, Ravh b. Kaasim'den rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyüb b. Musa bu isnad­la rivayet etti. ve: «Onu cünüplükten dolayı çözerek yıkayayımmı?» dedi Hayzı zikretmedi.

 

59- (331) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ye Ali b. Hucr toptan İbni Uleyye'den rivayet ettiler. Yahya dediki bize İsmail b. Uleyye Eyyüb'deıı, o da Ebu Zübeyr'den, O da Ubeyd b. [39] Umeyr'-den naklen haberlerdi. Demiş ki: Aişe Abdullah b. Amr'in [40] kadınlara yıkanacakları zaman peliklerini çözmelerini emrettiğini duymuş. Bunun üzerine; «Şu İbni Amr'a şaşarım, kadınlara, yıkanacakları zaman pelikle­rini çözmeyi enıredernıiş, başlarını tıraş etmelerini eniretmiyormuş bârî,

Vallahi, ben ve Resulüllah   (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)  bir kaptan  yıka­nırdık .Başıma üç defa su dökmekten fazla bir şey yapmazdım» dedi.

Bu rivayetler gusül ederken kadının saçını çözmesi îcap etmediğini bildirmektedir.

Dafr : Saç örgüsü yani pelik demektir. Bazıları bu kelimenin «Dufur» şeklinde okunacağını, dafr kırâetinin yanlış olduğunu iddia etmişlerse de bu iddia doğru değildir. Kelime iki şekilde de okunabilir. Ancak sabit ve muttasıl Hadislerde «Dafr» şeklinde zaptedildiği için o şekilde okunması tercih olunur.

Hafne: Avuç dolusu demektir. Hâdis-i rivayet eden Ümmül Mü­minin Seleme (Radiyalîahû anha)nın ismi Hind'dir. Hadîs'in ah­kâmı hakkında Nevevî şunları söyler.:

«Cumhur ulemâ ile bizim mezhebimize göre yıkanan kadının saçları­nın içine ve dışına su işlediği zaman onları çözmek vacip değildir. Pe-liklerini çözmeden içlerine su işlemiyecekse çözmek vacip olur. Ümmü Seleme Hadisi onun saçlarına çözmeden su işlediğine hamle­dilir. Çünkü suyu saçların her tarafına vardırmak vâciptr. Hattâ İb­rahim Nehâi 'den rivayet olunduğuna 'göre saçların içine su işle­sin, işlemesin her halde onları çözmek vaciptir. Hasan-ı Bâsrî ile Tavus «Hayzdan yıkanırken saçların çözülmesi vacip, cünüplükten yıkanırken vacip değildir, demişlerdir. Bizim delilimiz Ümmü Se­leme Hadis'idir. Erkeğin başında peliği bulunursa onun hükmü de kadın gibidir.»

Hanefîlere göre yıkanırken su saçların dibine işlemek şartıyle kadı­nın peliklerini çözmesi vacip değildir. Hattâ Sahîh rivayete göre pelik-lerini ıslatmak dahî lâzım değildir. «Hanefîlere» Bu Hadis haber-i vahit­tir. Binaenaleyh onunla Tealâ    hazretlerinin

«Cünüp olursanız tertemiz yıkanın.» âyet-i kerimesine ziyâde edile­mez, şeklinde bir itiraz da vârid olamaz. Çünkü saç her cihetle bedenden değildir. Âyet-i Kerîmedeki emirse bedenin temizlenmesine aittir. Bir de gözlerin içi gibi zaruret yerleri yıkamaktan istisna edilmiştir. Zira bunda güçlük ve zarar vardır. Kadının saçını çözmesinde zarar yoksada güçlük vardır.

Peliklerin ıslatılmasına gelince: Sahîh Kavle göre bu da vacip değil­dir çünkü bunda da güçlük vardır. İmam Hasan b. Ziyâd'm Ebû Hanîfe‘den bir rivayetine göre saçlar üç defa ıslanır ve her defasında sıkılır. Bu suretle aralarına suyun işlemesi temin edilir. Pelikler zaten çözülmüş ise Fakîh Ebû Cafer 'den bir rivayete göre onları ıslatmak vacip olur.

Erkeğin başında pelik bulunursa çözüp çözmeyeceği ihtilaflıdır. İh­tiyaten çözmesi vaciptir.

Nevevî diyorki; «Gerek cünüplükten gerekse hayz ve nifâs gibi şeylerden yıkanma hususunda erkekle kadının hükmü birdir. Yalnız hayz ve nifâstan yıkanan kadınların misk kullanmaları müstehabdır. Erkekle­re Misk kullanmak müstehab değildir. Kadın bakire ise yıkanırken suyu fercinin dahiline ulaştırması vacip değildir. Bakire değilse fercinin kaza-i hacete oturduğu zaman açılan yerlerini yıkaması vacip olur. Çünkü o yerler bedenin dış kısmı hükmündedir. İmam Şafiî ile ulemâmı­zın ekserisi bu ciheti nassan beyân etmişlerdir. Ulemâmızdan bâzılarına . göre bakire olmayan kadmm dahili fercini yıkaması vacip değildir. Bâ­zıları da bunun hayz ve nifâstan temizlenirken vacip olduğunu, cünüp­lükten temizlenirken vacip olmadığını söylerler. Fakat Sahîh olan birin­ci kavildir.

Hanefilere göre kadının fercinin dış kısmını yıkaması vaciptir. Zira ağız hükmündedir. Parmağını dahile sokarak yıkaması vacip değildir. Fetvada buna göredir. Yâni bu meselede Hanefilerle Şafiiler hemen hemen ittifak etmiş gibidirler. Sünnetsiz erkeğin avret mahallindeki kı­lıfın içini yıkaması müstehabtır. Hattâ «En - Nevazil» nam eserde yıkan­masının vacip olduğu bildiriliyorsa da esah olan birinci kavildir.

Hz. Abdullah b. Amr'in yıkanırken kadınlarına saçlarını çözmelerini emretmesi bunu vacip gördüğüne hamledilir. Şu halde yı­kama emrini vermesi ya suyun ulaşması îcap eden saç diplerinin yıkan­ması içindir. Yahut onun mezhebine göre yıkanacak kadının mutlaka sa­çını çözmesi vaciptir. Nitekim İbrahim Nehâi 'nin mezhebi de budur. Bu takdirde İbni Amr (Radiyalîahû anh) Ümmü Sele­me .ve Âişe (Radiyalîahû Anhüma) hadîslerini duymamış demektir. Mamafih İbni Amr'm bu emri müstehab olmak üzere ihtiyaten vermiş olması da ihtimal dahilindedir. Allahüâlem.

 

13- Hayzdan Yıkanan Kadının Kan Gelen Yere Bir Perça Misk Sürmesinin Müstehap Oluşu Babı

 

60- (332) Bize Amr b. Muhammed en - Nâkıd ile İbni Ebi Ömer hep beraber İbni Uyeyne'den rivayet ettiler, Amr dediki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Mansûr b. Safiyye'den [41] o da annesinden [42] o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş:

«Bir kadın Peygamber (Sallalkthü Aleyhi ve Sellem) e hayzmdan nasıl yıkanacağını sordu.»

Müteakiben Âişe Resulüllah (Saltallahü Aleyhi ve Selîem) in kadına nasıl gusül edeceğini sonra bir misk kırıntısı alarak onunla nasıl temizle­neceğini anlattığını söylemiş ve demişki:

«Kadın fcen o misk kırıntısı ile nasıl temizleneceğim» dedi Resulüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Onunla temizlen işte! Sübhânallâh!» buyurdu, ve örtündü. Süfyan b. Uyeyne eliyle yüzünü kapayarak nasıl örtündüğünü bize işaret etti -Âişe demişki:

«Ben kadını kendime doğru çektim ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ne demek istediğini anlayarak kadına: onu kanın geldiği yere sürersin dedim.»

îbni Ebî Ömer kendi rivayetinde;

«Onu kanın eserleri Üzerine sürersin dedim» şeklinde söyledi.

 

(...) Bana Ahmed b. Saîd ed-Dârimi'de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Habbân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vübeyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mansûr Annesinden o da Âişe'den naklen rivayet ettiki bir kadın pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e;

«Ben hayz'rmdan temizlendiğim vakit nasıl yıkanacağım?» diye sor­muş Resûlallah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Üzerine misk sürülmüş bir bez parçası al da onunla temizlen.» bu­yurmuşlar. Sonra Mansûr hadîsi' (geri kalan kısmını) Süfyân hadîsi gibi anlatmış.

 

61- (...) Bize Muhammed b. El Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. îbni'l Müsenna dedi ki: Bize Muhammed b.    Ca'fer rivayet etti.

{Dedi ki) : Bize Şube, İbrahim b. el Muhacir'den [43] rivayet etti. Demiş ki, Safiyye'yi Âişe'den naklen rivayet ederken dinledim. Şöyleki Esma' Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) e hayz'dan nasıl yıkanılacağım sormuş Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Sizden biriniz suyunu ve sidresini alır da temizlenir. Temizliği de güzel yapar. Sonra suyu başına dökerek başını şiddetle ovalar, ta ki su saç diplerine kadar ulaşsın. Sonra vücuduna su dökünür, sonra üzerine misk sürülmüş bir bez parçası alarak onunla temizlenir.» buyurmuşlar. Es­ma:

«Onunla   nasıl    temizlenecek    ya?»    diye sormuş,    Resül-ü  Ekrem

«Sübhanallah! Onunla temizlenirsin işte!» buyurmuş. Bunun üzerine Aişe galiba sözünü gizlemek isteyerek (Fısıltı ile Esma'ya) «Kanın yeri­ne sürersin» demiş.

Esma «Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) e cünüplükten nasıl yıkanılacağım da sormuş Resûlüllah  (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem):

«Su alarak temizlenir ve güzelce paklanır. Yahut mübalağalı şekilde paklanır. Sonra onu başına dökerek başım ovalar. Tâ ki su saçların dibi­ne varsın, sonra üzerine suyu dökünür.» buyurmuşlar. Bunun üzerine Âişe:

«Şu ensar kadınları ne iyi kadınlardır. Dinlerini öğrenmek hususunda kendilerine haya mâni olmuyor» demiş.

 

(...) Bize Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Bu isnadla bu hadis-in mislini rivayet etti. Ve şöyle dedi. «Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Sübhanallah! Onunla temizlen işte.»   buyurdu ve örtündü.

 

(...) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebi Şeybe dahi hep birden Ebül Ahvâs'dan o da İbrahim b. Muhâcir'den, o da Safiyye binti Şeybe'-den, o da Âişe'den naklen rivayet ettiler. Âişe şöyle demiş:

«Esma binti Şekel Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) in huzu­runa girerek:

— Yâ Resülâllah! Bizden birimiz hayzdan temizlendikten sonra nasıl yıkanacak? dedi...

Râvi hadîsi nakl etmiş, fakat hadîste cünüplükten yıkanmayı zikret­memiştir.

Bu hadisi Buhârî «Taharet» ve «Hayz» bahislerinde, Ebû Dâvûd ile Nesâi dahi «Taharet» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Yalnız Müslim'in, Muhammed b. El Müsennâ ve İbni Beşşâr tarikiyle tahrîc ettiği (61) numaralı rivayeti Buhâri kitabına almamıştır. Çünkü mezkûr rivayetin senedinde İbra­him b. Muhacir, vardır. Bu zat Buharı 'nin şartına uygun değildir. Bununla beraber Alî b. El Medîni 'nin ondan kırk tane hadîs rivayet ettiğini yine Buhâri söylemiştir. İmam Ahmed b. Hanbel ile Süfyan onun hadisini kabulde beis gör­memişlerdir. Fakat İbnil Cevzî onu zayıflar arasında zikretmiş­tir.

Buraya kadar geçen hadîslerde erkek ve kadının nasıl yıkanacakları görülmüştü. Bu bâbta hassaten hayz'dan temizlenen bir kadının sünnet veçhiyle nasıl temizleneceği beyân ediliyor. Hayz'dan ve keza nifas'dan temizlenen bir kadın evvelâ güzelce yıkanıp paklandıktan sonra bir pa­muk veya bez parçasına misk yahut gül yağı gibi güzel kokular sürerek onunla fercini ve kan bulaşan yerlerini güzelce oğuşturarak temizliği bu suretle tamamlayacaktır. Nevevî bütün kan bulaşan yerlerin güzel koku sürülmüş bezle silinmesi îcap ettiğini yalnız «Elmuknî»:

Sahibinin söylediğini bunu başka yerde bulamadığını kaydederek ga­rip görüyorsa da nefsi hadiste Hz. Aişe 'nin:

— Ben kadına o bezle kan m eserlerini sil, dedim cümlesi bu garabe­te mahal bırakmamakta ve «Elmuknî» sahibinin haklı olduğunu göster­mektedir. Yine Nevevî'nin beyânına göre güzel koku sürünmenin hikmeti hususunda ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Cumhuru Ulemânın kabul ettikleri Sahih kavle göre bunun hikmeti o yerlerdeki pis kokuyu gider­mektir. Bu bâbta Şafiilerden Mârûdi iki vecih nakletmiştir. Bun­lardan biri pis kokuyu gidermek, diğeri güzel koku sürmenin gebeliği ko-laylaştırmasıdır. Birinci Kavle göre misk bulamayan onun yerini tuta­cak güzel kokularla kanın yerinde kalan pis kokuyu giderir. İkinci kaville amel edilirse kadın misk yerine kust ve ezfâr gibi şeyler kullanacaktır. Kust bir nevî güzel kokulu nebattır.

Ezfâr : Diş büyüklüğünde yapılmış siyah renkli güzel kokulu bir şey­dir. Onun ne zaman kullanılacağı dahi ihtilaflıdır. Pis kokuyu gidermek için sürülür, diyenlere göre gusülden sonra, gebeliğe faydası olur, diyen­lere göre gusülden önce kullanılır. Fakat bu ikinci kavle Nevevi itiraz etmiş:

«Onun bâtıl olduğunu ispat için Müslim'in buradaki rivayeti kâfidir» demiştir.

Hadîsi Şerifde zikri geçen sidreden murad dahi yıkanırken kullanılan sidre yaprağıdır. Sidrenin Nebik ağacı demek olduğunu Miraç hadisinde görmüştük. Rivayete göre bu ağacın yapraklarını kurutarak döğerler ve onunla hamamda yıkanırlarmış. Az evvel işaret ettiğimiz vecihle Nevevî : «Güzel koku sürünmekten Murâd kadının çabuk gebe kalması­na sebep olmasıdır «sözünü zaif hattâ bâtıl bulmakta. Ve şu mütâlâayı dermeyan etmektedir: Çünkü bunun muktezasmca kokuyu yalnız evli ve hemen cimâı tasavvur olunan kadın sürecektir. Halbuki bizim bildiğimiz ulemâdan böyle bir şeye kail olan yoktur. Doğrusu koku sürünmekten maksat o yeri temizlemek ve pis kokuyu gidermektir. Evli ölsün olmasın Hayz ve Nifasdan temizlenerek yıkanan kadınlara bu müstehaptır. Ve yıkandıktan sonra sürülür. Kadın misk bulamazsa onun yerine herhangi bir güzel koku sürebilir. Onu da bulamazsa toprak ve benzeri şeylerle pis kokuyu giderir. Ulemâmızın kavilleri budur. Kadın pis kokuyu gide­recek bir vasıta bulamazsa su ile yıkanması kâfidir. Ancak vasıta bul­duğu halde kullanmaması mekruh bulamadığı takdirde su ile iktifa et­mesinde kerahet yoktur.

Fırsat: Bez veya pamuk parçası demektir. Misk herkesçe malum olan kokudur. Umumiyetle ulema onu bu manâya almışlardır. Bâzıları keli­meyi meşk şeklinde okumuş ve onun üzerinde kılları bulunan deri parça­sı mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Kaadı İyâz «Meşk» rivaye­tinin daha çok olduğunu söylemiş, Ebû Ubeyd ile İbni Kü­teybe Fırsat kelimesini kabul etmiyerek doğrusunun (Karda) olaca­ğını iddia etmişler hatta bazıları karsa denileceğini söylemişlerdir. Vakıa «karda» ve «korsa» kelimelerinin mânâsı da parça demektir. Fakat bu iddiaların hepsi zaîfdir. Doğrusu kitabımızın rivayetidir.

Mümesseke : Üzerine misk sürülmüş demektir ki, Bu da o şeyin yün veya pamuktan bir parça olduğunu gösterir.

Rivayetlerin mecmu'undan anlaşılıyor ki Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e sual sormağa gelen kadın ensardan Esma'binti Şeke1'dir. Sahih ve meşhur olan da budur. «Elmetâli» sahibi Şeke1'in «Şek» okunacağım söylemiş; Hatibi Bağdadi ile diğer bazı Ulemâ ise soran kadının Esma'binti Yezid b. Seken olduğunu kendisine «Kadınların hatibi» denildiğini söylemişler. Hattâ İbni Cevzî İle Dimyatı buna cezmen kail olmuşlardır. Dimyâti, Müslim'deki ismin tashif olduğunu söylemiştir. Esma (Radiyallahû anha) nın babası Yezid olup kendisine Şeke1 lâka­bı verilmiş olması ihtimâl dahilindedir. Hadisin birçok kitaplardaki riva­yeti Müslim'in buradaki rivayeti gibidir. Ebû Dâvûd gibi bâzı hadîs imamları Esmâ'yi babasının adını zikretmeden rivayet etmişlerdir. Nevevî her iki vechi zikretmiş, fakat hangisinin tercih edi­leceğini söylememiştir. Ebû Tâhir ve Ebû Mûsâ gibi bâzı zevat bu hususta Nevevî'ye tabi olmuşlardır.

Sonradan yetişen bazı Ulemâ Hatibi Bağdadi 'nin sözünü doğru bulmuş ve ensar içersinde Şeke1 isminde bir kimse bulunma­dığını söylemişlerdir. Vak'amn müteaddit olduğunu söyleyenler de var­dır.

Hz. Esma 'nın sualine karşı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimizin «Sübhanallöh» buyurması hayretinin ifadesidir. Resulü Zîşan (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle herkesin düşün­meden anlıyabileceği bir sözü Hazreti Esma'nın anlıyamamasma şaşmıştır. Sübhanallah kelimesinin böyle yerlerde taaccüp için kullanıldı­ğını yukarıda görmüştük.

Hadisin bir rivayetinde «Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) utanarak yüzünü çevirdi» denilmiştir. Müs1im'in rivayetinde yüzü­nü kapadığı bildiriliyor. Diğer bir rivâyetde Hz. Aişe (Radiyallahû anha) «Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in utandığını görünce ka­dına Öğrettim» demiştir. Müs1im'in rivayetinde bu Ta'limİn fısıltı ile konuşarak yapıldığına işaret olunmuştur.

Cünüplükten yıkanma sualine Resulüll ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Su alarak temizlenir ve güzelce paklanır. Yahut mübalâğalı şekilde paklanır.» cevabını vermiştir. Burada Ravinin şek ettiği anlaşılıyor. Yani Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «Güzelce paklanır» mı «yoksa «Mübalâğalı şekilde paklanır» mı buyurduğunu kestirememiştir. Kaadî lyâz'a göre bu cümlede birinci defa zikredilen temizlikten murad pislik ve hayz kanıdır. Fakat Nevevî bununla abdest kas-dedilmiş olmasını daha vârid bulmaktadır. Abdest bahsinde gördüğümüz hadisler Nevevî'nin kavlini te'yid ederler.

 

Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder

 

1- Hayız ve Nifastan sonra yıkanan bir kadının hayz kanı bulaşan her yerine güzel koku sürünmesi müstehabtır.

2- Dînî bir meseleyi sormaya Âr' etmemelidir.

3- Bir şeye hayret edince Sübhanallah denilebilir.

4- Avret yerlerine dair söz edilirken onları kinaye suretiyle anlat­mak müstehabtır. Şâir müstehcen sayılan şeylerde de hüküm budur.

5- Kadın utandığı hallerini dahi bir alime sorabilir. Hattâ Hz. Aişe bundan dolayı ensâr kadınlarını medhetmiş ve «Şu ensâr kadınları ne iyi kadınlardır dinlerini öğrenmek hususunda kendilerine haya mani olmu­yor» demiştir.

6- Soran kimseye anlatmak için cevab tekrar edilebilir.

7- Alimin anlatiğı bir meseleyi    anlayamayana, o meseleyi    alimin huzurunda başkasının izah etmesi caiz'dir. Elverirki alimin bundan mem­nun kalacağını bilsin. Bu suretle anladığı o meseleyi o alimden dîye nak­letmek caizdir.

8- Bir alimin huzurunda ondan daha aşağı mertebede olan birinden ilim öğrenilebilir.

9- Bir alimi dinleyenlerin onun her söylediğini bellemeleri şart de­ğildir.

10- Öğreniri mevkiinde bulunan bir kimseyi mazur görerek kendisi­ne rıfku mülâyemetle muamelede bulunmak gerekir.

11-  Bir kimsenin kusurlarını ört bas etmelidir.

12- Hadis-i Şerif Fahri Âlem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin yüksek ahlâkına delildir.

 

14- Müstehaze, Müstehazenin Yıkanması ve Namazı Babı

 

62- (333) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dediler ki Bize Vekî, Hişânı b. Urve'den, o da Babasından, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Aişe şöyle demiş. Fâtime Binti Ebi Hubeyş Pey­gamber   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek:

— Ya Resûlâllah, ben (daimî surette) istihâzah bir kadınım, hiç te­mizlenemiyorum,    acaba namazı bıraksam mı?  diye sordu Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Hayır! O bir damar kanından ibarettir, hayz değildir. Hayz geldi mi namazı bira ki ver, gittiği vakit kanı yıka ve namazını kıl.» buyurdular.

 

(...) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti (Dedi ki) : Bize Abdülâziz b. Muhammed ile Ebû Muâviye haber verdiler. H.

Bize Kuteybetü'bnü Saîd de rivayet etti (Dedi ki) : Bize Cerîr riva­yet eyledi H.

Bize İbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti H.

Bize Halef b. Hişâm da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hamnıâd b. Zeyd rivayet etti. Bunların hepsi Hişâm b. Urve'den, Veki'in hadisi ve isnadı gibi rivayette bulunmuşlardır.

Ruteybe'nin Cerîr'den naklen rivayet ettiği hadisde:

«Fâtıma binti Ebî Hubeyş b. Abdilmuttalip b. Esed geldi. O bizden bir kadındır» sözleri vardır. Hammad b. Zeyd hadisinde ise ziyade bir söz vardır, biz onu terk ettik.

Bu hadisi Buhâri «Kitâbül - Vudu'» da taline ettiği gibi Ebû Davûd, Tirmizi ve Nesâi dahi rivayet etmişlerdir. Hadisi rivayet eden Fâtime Binti Ebî Hubeyş b. Muttalib b. Esed !dir. Ebu Hubeyş'in ismi Kays b. Muttalib'-dir. Müslim'in ekseri nüshalarında Abdulmüttalib diye zikre­dilmiştir. Bâzıları bunun yanlış olduğunu iddia etmişlerdir. Hattâ Nevevî «Ulemâ bunun Vehm olduğunda müttefiktirler. Doğrusu Fatime 'nin dedesinin ismi    Abdulmüttalib değil sadece Mutta1ib'tir.» demiştir. Aynî dahî bunu tasdik ederek «Doğrusu bu­dur Zehebide (Tecridü's - Sahabe) adlı eserinde onun Kays b. Mutta1ib b. Esed olduğunu söylemiştir. Bu Fatime bir hadiste üç defa boşandığı zikredilen Fatime binti Kays değildir» diyor.

İstihâzanın hayz kanı değil hastalık sebebiyle kadından gelen kan ol­duğunu hayz bahsinde görmüştük. Bu kan bazı hadîslerde bildirildiğine göre azil denilen bir damardan çıkar. Halbuki Hayz kanı Rahmin dibin­den gelir.

İstihâzalı bir kadının ibadetleri hususundaki hükümleri fıkıh kitapla­rında tafsilatıyla îzâh edilmiştir. Biz burada Nevevi'nin işaret etti­ği bazı noksanlara temas edeceğiz.

Birçok hususda istihâzalı kadının hükmü temiz kadınlar gibidir. Bi-.naenaleyh kan geldiği halde mezhebimize ve Cumhûr-u ulemâya göre kocası o kadana yakınlık edebilir. İbni'1 Münzir (el-İşrak) nâm eserinde bu kavli -İbni Abbâs (Radıyallahu Anhiima) ile Sâid b. el-Müseyyeb, Hasan-ı Basrî, Ata' b. Ebi Ra-bâh, Saîd b. Cübeyr, Katâde , Hammad b. Ebi Süleyman, Bekr b. Abdillah el-Müzeni, Evzâi, Süfyan-ı Sevri, İmam Mâlik, İshâk ve Ebû Sevr Hazerâtından nakletmekte ve kendisininde buna kail olduğunu söylemektedir. Yine İbnil Münzir 'in beyânına göre Hazreti Aişe istihâzalı kadına kocasının yakınlık edemiyeceğini söylemiştir. İbrahim Nehâi ile Hakim'in mezhepleri de budur. "İbni Şîrîn'e göre istihzah kadınla cima' etmek mekruhtur. İmam Ahmed b. Hanbe1'den bu hususta iki kavil rivayet olunur. Birinci kavle gö­re İstihâzalı kadınla cima' caiz değildir. Meğerki hastalığı uzun zaman devam ede. İkinci kavle göre yine caiz değildir. Ancak kocasının zina et­mek ihtimali karşısında caiz olur. Bu kaviller içersinde muhtar ve makbul olanı Cumhurdun kavlidir. 'Cumhur'un delili İkrime'nin rivayet et­tiği Hamne binti Cahş (Radiyallahû anha) hadîsidir. Mezkûr hadisde Hz. Hamne 'nin istihâzalı bir kadın olduğu ve kocasının ken­disi ile cima' ederdiği beyân olunur. Hadisi Ebû Dâvûd ile Beyhâki ve diğer imamlar tahric etmişlerdir. İmam Buhâri Sahih'in-de İbni Abbâs'm «İstihâzalı kadınla kocası cima' edebilir» de­diğini rivayet eder. Böyle bir kadın namaz, oruç, v.s. ibadetler hakkında teiniz sayılınca, cima hakkında da temiz addedilmesi gerekir. Birde bir şeyin haram olması ancak şeriat'le sübut bulur. İstihâzalı kadınla cimâ-nm tahrimi hususunda Şer'i bir delil yoktur.

Namaz, Oruç, İ'tikâf, Kur'an okumak, mushafa el sürmek ve üzerinde taşımak, secde-i tilâvet, secde-i şükür ve diğer ibadetlerin üzerine farz olması hususunda istihâzalı kadın ulemânın ittifakı ile temiz hükmün­dedir. Yani bunlarla mükelleftir. Yalnız namaz kılmak istediği vakit ge­rek hadesten, gerekse necasetten temizlenmesi ihtiyaten lâzımdır. Bi­naenaleyh abdest veya teyemmümden önce fercini yıkaması ve içine pa­muk yahut bez parçası gibi birşey sıkıştırarak necaseti gidermesi hiç ol­mazsa azaltması îcab eder. Eğer gelen kan az olur da bu kadarcığı ile önü alınırsa başka bir şeye hacet yoktur. Kan çok gelirse bundan başka kuşak kullanması icap eder. Bu şöyle olur: Kadın beline bezden veya ipten bir kuşak sarar sonra iki tarafı ip şeklinde uzun başka bir bez parçası alarak fercinin üzerine yerleştirir. Ve bir tarafını önünden, diğerini de arkasın­dan almak üzere belindeki kuşağı sımsıkı bağlar. Bu suretle fercine yer­leştirdiği pamuğu güzelce yerine yerleştirerek kanın akmasına mâni olur. Şafiilerce bu vaciptir. Buna teleccüm, istisfâr, veya tâsîb derler. Kuşak kullanmak onlara göre yalnız iki yerde vacip değildir. Biri pamuğun üze­rinde toplanan kan çok gelerek vücudu yaktığı ve rahatsız ettiği, diğeri oruçlu bulunduğu zamandır. Bu iki surette pamuk kullanmaz sadece ku­şak kullanır.

Şafiîlere göre, gerek pamuk kullanmak gerekse üzerine kuşak sarmak abdestden önce vâcib olan vazifelerdir. Kuşağı sarar sarmaz vakit kay­betmeden abdest alması icab eder. Şayet aradan biraz zaman geçtikten sonra abdest alırsa o abdestin sahih olup olmaması hususunda iki kavil vardır. Bunların sahih olanına göre o abdest makbul değildir.

Kadın tarîf edildiği şekilde pamuğu kullanır, kuşağı sarar da sonra kendi taksiri olmaksızın kan gelirse abdesti ve namazı bozulmaz. O ab-destle farz namazını kıldığı gibi dilediği kadar nafile namaz da kılabi­lir. Çünkü kadın kendine düşen vazife hususunda kusur etmemiştir. Ge­len kanı durdurmak ise elinde değildir. Fakat gerek pamuğu tıkıştırmak­ta, gerekse kuşağı bağlamakta kusur ederde ondan dolayı kan dışarıya çıkarsa abdesti bozulur. Bu hal namazda vâki olursa namazı bâtıl olur. Farz namazı kıldıktan sonra olursa abdest bozulduğu için nafile kılamaz.

Her farz namaz için fercini yıkamak ve oraya pamuk doldurarak bağ­lamak îcap edermi? Etmezmi? meselesine gelince bakılır. Eğer sargı ye­rinden kaymışda etrafından kanın çıkmasına mani olamıyorsa yeniden yıkayarak sargıyı tazelemesi îcab eder.

Sargı yerinden oynamış, kan da çıkmamışsa esah olan kavle göre yi­ne sargıyı ve abdesti tazelemesi icap eder.

Şafiilere göre istihâzalı kadın bir abdestle, eda olsun kaza olsun yal­nız bir farz namazı kılabilir. Fakat aynı abdestle farzdan önce ve sonra dilediği kadar nafile namaz kılabilir. Bir kavle göre hiç nafile namaz kı­lamaz. Çünkü nafile kılmasında zaruret yoktur. Bunların doğrusu birinci kavildir. Ulemâdan Urvetüb'nü Zübeyr, Süfyan-ı Sevri, Ahmed b. Hanbel ve Ebû Sevr 'in mezhebleri de budur.

Hanefilere göre istihâzalı kadının temizliği vakitle mukayyetdir. Vakit çıktımı abdesti bozulur. Müteakip namaz için tekrar abdest alması îcab eder. Bevlini tutamayan, daima burnu kanıyan ve yarasından daima kan sızan mazurların hükmü de budur. Yalnız İmam Züfer'le Ebû Yûsuf'a göre ikinci namazın vakti girdiği zaman tekrar abdest almak îcap eder. Meselâ özürlü bir kimse güneş doğduktan sonra abdest alsa İmam Â'zam ile İmam Muhammed'e göre o abdestle öğleyi kılabi­lir. Fakat İmam Züfer'le Ebû Yûsuf'a göre kılamaz. Öğlenin vakti girdiği zaman tekrar abdest alması îcab eder. Hasılı özürlülerin abdesti İ-mam Âzam'la İmam Muhammed'e göre vaktin çıkması ile İmam Züfer'e göre vaktin girmesi iîe, İmam Ebû Yûsuf'a göre ise hem çıkmasiyle, hem girmesiyle bozulur. Bu ihtilâfın faydası yalnız yukarıki misâlde arz ettiğimiz vecihle güneş doğduktan sonra abdest alan mazur hakkında zahir olur. Vakit içinde alınan abdestle mazurlar istedikleri kadar farz, nafile, ve kaza namazı kılabilirler.

İmam Mâlik ile Rabia ve Dâvud-u Zahiri 'ye göre istihâza kanı abdesti bozmaz. Kadın abdest aldığı zaman o abdesti kandan başka bir sebeple bozuluncaya kadar dilediği farz namazları kı­labilir.

İstihâzeli kadına yalnız hayz vakti geçtiği zaman yıkanma vacip olur. Selef ve halef ulemâsının cumhuru buna kaildirler. Ashab-ı Kiram­dan Ali İbni Mes'ud, İbni Abbas, ve Aişe (Radiyaîîahu anhüm) ile onlardan sonra gelen Urvetü'bnü Zü­beyr, Ebû Selemete'bni Abdirrahman, Ebû Hanife, 'Mâlik ve Ahmed b. Hanbel Hazeratmm kavil-leride budur. Abdullah b. Ömer, İbni Abbas, İbni Zübeyr, Ata b. Ebî Rabâh hazerâtmın «İstihâzalı kadına her namaz için yıkanmak vaciptir.» dedikleri rivayet olunur. Hz. Aişe 'den bir rivayete göre her gün bir defa, Saîd b. el Müseyyeb ile Hasan-ı Basri 'den bir rivayete göre öğleden öğleye daima yıkanması îcâb eder.

Cumhurun delili : Esas itibarı ile bu gibi mazurlara şeriatın vâcib kıldığı ibadetlerden başka hiç bir şeyin vacip olmamasıdır. Peygamber (SaUaüahü Aleyhi ve Sellem) îstihazalı kadına yalnız hayzı geçtikten sonra yıkanmasını emretmiştir. Bu bâbta başka bir emri yoktur. Vâkia Ebû Dâvûd ile Beyhâki 'nin ve diğer bâzı hadis ulamasının eserlerinde Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) in istihâzalı kadına yıkanmasını emrettiği bildirilîyorsa da bu rivayetler sabit değildir. Onların zayıf olduğunu Beyhâki ile ondan önceki bâzı ulemâ beyân etmişlerdir. Bu babta sahih olan rivayet Buhâri ile Müs1im'in tahrîcettikleri Ümmü Habîbe Binti Cahş hadîsidir ki az sonra görülecektir. Mezkûr Hadiste Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Ümmü Habîbe'ye;

«Bu ancak bir damar kanıdır, sen yıkanıver de namazını kil.» buyur­muş, bu emre binâen Ümmü Habîbe (Radiyallahû anha) da her na­maz için yıkanmaya başlamıştır. İmâm Şafiî; «Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) yalnız yıkanıp namaz kılmayı emretmiştir. Bundan her namaz için yıkanmayı emrettiği anlaşılmaz. Şüphesiz ki; emrolunmadiği halde yıkanması inşaallah tetavvu olur. Bu ona kalmış bir iştir.» demiştir. Şafiî'nin üstadı Süfyan b. Uyeyne ile Leys b. Sa'd ve daha başkaları buna yakın sözler söylemişlerdir.

İstihâza bahsinin sair ahkâmı fıkıh kitaplarında görülebilir. Hadis-i Şerif de

«Hayır o bir damar kanından ibarettir. Hayz değildir. Hayz geldi mi namazı bırakıver, gittiği vakit kanı yıka ve namazını kıl» buyurulmaktadır.

Hayızın bittiği hanefilere göre âdet zamanının geçmesi ile bilinir. Ka­dın adet zamanını şaşırırsa teharri eder. Yani araştırma yapar. Eğer adet günlerinin geçtiğine kanaat getiremezse bildiği günlerin en azı ile amel eder.

Şâfiilere göre hayzm bittiği kanın renginden anlaşılır. Hayzm bitti­ğine en kuvvetli delil kanın siyah renkte gelmesidir. Ondan sonra sıra ile kırmızı sarımtırak, sarı ve bulanık renkler gelir. Bu renklerin en kuvvet­lisini gördüğü günlerde kadın hayızlıdır. Zayıfını gördüğü zaman hayzı bitmiş olur. Hayz zamanını ayırmak için Şafiilerin üç şartı vardır.

1- Kanın kuvvetli renkte geldiği günler onbeş günü geçmeyecektir.

2- Kuvvetli renkte gelen kan hayz sayılabilmek için en az bir gün bir gece devam edecektir.

3- Zayıf renkte gelen kan kadının hayızdan temizlenmesine delil ola­bilmek için en az onbeş gün devam etmelidir. İmam Mâlik ile İmam Ahmed b. Hanbel 'in mezhebleri de budur. Nevevi :

«Hayzın bittiğine ve temizlik devresinin başladığına alâmet,  kanın, sarılık ve bulanıklığının kesilmesidir.  Ondan  sonra beyaz  bir  akıntının gelip gelmemesi mühim değildir.» demektir.

Bir çok fıkıh kitaplarında Resulüllah (Saîialîahü Aleyhi ve Sellem) in

«Bu ancak koparak boşanan bir damar kanıdır.» buyurduğu rivayet edilirse de Nevevî bu cümle hakkında; «Mânâsı doğru olmakla be­raber Hadisteki bu ziyade maruf değildir» diyor.

Hadîsin sonunda Resûl-ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in «Gittiği vakit kanı yıka ve namazını kıl.» buyurmuş olması zahiren müş­kül görünür. Çünkü yıkanmayı emretmemiştir. Fakat her ne kadar bu rivayette yıkanmayı zikretmese de yıkanmak yine vaciptir.. Zira Hadis'in başka rivayetlerinde yıkanma emri vardır. Rivayetler birbirini tefsir ederler.

İkinci rivayetteki «Bizden bir kadın» dan Murâd Benî Esed kabile­sinden demektir. Bu söz ya Hişâm b. Urve 'nin yahut babası Ürvetü'bnü Zübeyr 'indir. Aynı rivayete Hammâd b. Zeyd 'in naklettiği ziyâdeyi Ebû Dâvûd ve başkaları abdest deye tahric etmişlerdir. Kaadi İyâz'm beyânına göre mezkûr zi­yade «Kendinden kanı yıka da abdest al.» cümlesidir. Bu ziyâdeyi Nesâi ile başkaları tahric etmişlerdir. Müs1im'in ondan Sarfı nazar etmesi yalnız Hammad b. Zeyd rivayet ettiği içindir. Nesâi :

«Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bu hadisde «Abdest al» dediğini Hammad 'den başka rivayet eden bilmiyoruz.» demiş, Ebû Dâvûd dahi abdest rivayetlerinin hepsinin zayıf olduğunu söylemiştir.

 

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder.

 

1- Dini hususlarda kadın bizzat erkeklerden fetva sorabilir.

2- Şer'i bir ihtiyaç karşısında kadının sesini dinlemek caizdir.

3- Hayz günlerinde istihâzalı bir kadının namaz kılması haramdır. O günlerde kıldığı namaz bütün ulemanın icma'ı ile fasittir. Bu hususta farz ve nafile namazlar arasında bir fark yoktur. Kabe'yi tavaf, cenaze namazı, secde-i tilâvet ve secde-i şükür dahi namaz hükmündedir.

4- Hadis, kanın pis olduğuna delildir.

5- Hayız biter bitmez kadına namaz farz olur, Binaenaleyh kadının derhal yıkanarak eriştiği vaktin namazını kılması icap eder. Çünkü te­miz hükmüne girmiştir. Artık namaz ve oruç gibi ibadetlerini bırakamaz. İmam    Şafii 'nin mezhebi de budur. İmam Malik 'den üç kavil ri­vayet olunur. Birinci rivayete göre hayız günleri geçtikten sonra üç gün yıkanır. Buna «istithâr» denir. Kadm ondan sonra istihâzalı sayılır. İkin­ci kavlime göre kadın onbeş gün namaz kılmaz. Ona göre hayzm en uzun müddeti onbeş gündür. Üçüncü rivayete göre, Hanelilerle beraberdir.

6- Hanefilerden bazıları ön ve arkadan başka yerlerden çıkan kanın abdesti bozduğuna bu hadisle istidlal etmişlerdir. Çünkü Resûlül1âh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  taharetin bozulduğuna sebeb, kanın da­marlardan akmasını göstermiştir.    Vücuddan çıkan her kan ise mutlaka bir damardan gelir.

7- Özür sahiplerinin her namaz için mi, yoksa her namaz vakti için mi abdest alacakları Hânefilerle Şâfiîler arasında ihtilaflıdır. Hânefiîere göre her namaz vakti için alırlar. Çünkü hadisin bir rivayetinde bu cihet tasrih edilmiştir. Şâfiîlere göre ise her farz namaz için ayrı abdest alır. Ancak o abdestle bir çok nafile namaz kılabilirler.

 

63- (334) Bize Kuteybetü-bnü Said rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leyş rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. Rumh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize leys, İbni Şihab'dan o da Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş:

— Ümmü Habibe Binti Cahş Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den fetva isteyerek;  «Ben     istihâzahyım,  dedi.»     Resulüllah    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«O sadece bir damar (kanı) dır, yıkanıver, sonra namazını kıl.» bu­yurdular. Artık Ümmü Habibe her namaz için yıkanıyordu.

Leys b. Sa'd «İbni Şihab» Rcsûlüllah (SalkıUahu Aleyhi ve Sellem) İn Ümmü Habibe biııti Cahş'a her namaz için yıkanmasını emrettiğini söylemedi, lâkin bu iş Ümmü Habibe'nin kendiliğinden yaptığı bir şeydir» demiş.

İbni Itıımh kendi rivayetinde: İbnetÜ Cahş dedi: Ümmü Habibe'yi söylemedi.

 

64- (...) Bize Muhammed b. Selemete'I - Muradı de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vchb, Anır b. el- Hâris'ten, o da İbni Şihab'-dan, o da Urvetü'bnü Zübeyr ile Amra Biııti Abdirrahman'dan, onlar da

Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Âişe'dcn naklen riva­yet ettiler. Ki Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) in baldızı ve Ab-durrahman b. Avf'ın zevcesi Ümmü Habibe binti Cahş yedi sene İstihâza görmüş ve bu babda Resûlüllah (Saüalîahü Aleyhi ve Sellem) e fetva sor­muş Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz ki bu hayz değildir, lâkin bu bir damar (kanı) dır. Binaen­aleyh sen yıkan ve namazını kıl.»  buyurmuşlar.

Âişe demişki:

«— Artık Ümmü Habibe kız kardeşi Zeynep binti Cahş'in odasında bir leğen içinde yıkanıyor, hatta kanın kızıllığı suyun üstüne çıkıyordu.»

İbni Şihap şöyle demiş:

— Ben bu hadisi Ebu Bekr b. Abdirrahman b. Haris b. Hişam'a nak­lettim, de Ebu Bekr:

«Allah Hind'e rahmet eylesin, bu fetvayı o işitseydi vallahi ağlardı, çünkü kendisi namaz kılmazdı, dedi.»

 

(...) Bana Ebu İmran Muhammed b. Ca'fer b. Ziyad dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim yani İbni Sa'd, İbni Şihâb'dan, o da Amra binti Abdirrahman'dan, o da Âişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş.:

«Ümmü Habibe Bînti Cahş Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)e geldi kendisi yedi sene istihâza görmüştü...»

Ravi hadîsi «Hâttâ kanın kızıllığı suyun üstüne çıkıyordu» cümlesine kadar Amr b. Haris hadisi gibi rivayet etmiş; sonunu söylememiştir.

 

(...) Bana Muhammed übnü'l Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bi­ze Süfyan b. Uyeyııe, Zühri'den, o da Amra'dan, o da Âîşe'den naklen ri­vayet etti. Aişe bu rivayette de ötekilerin hadisinde olduğu gibi.

«Binti Cahş yedi senedir istihâza görüyordu» demiş.

 

65- (...) Bize Muhammed b. Rumh rivayet etti (Dedi ki) Bize leys, haber verdi. H. Bize Kuteybetüb'nü Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yezİd b. Ebi Habib'den, o da Ca'ferden, o da.Irâk'dan, o da Urve'-dcn, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Ki Aişe söyle demiş: Ümmü Ha-bibc Kesûlûllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) e (İstihaza) Kanı(ni) sordu, ben onun leğenini kanla dolu gördüm. Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)   ona:

«Hayzın seni hapsettiği müddet bekle, sonra yıkan ve namazını kıl.» buyurdu.

 

66- (...) Bana Musa [44] b. Kureyş Et - Temimi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İshâk b. Bekir b. Mudar [45] rivayet etti. (Dedi ki) : Ba­na babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ca'fer b. Rabia Irak b. Malik'den, o da Urvetii'bnü Zübeyr'den, o da Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Aişe'den naklen rivayet etti: Aişe şöyle demiş: [46] «Abdur-rahman b. Avf'ın zevcesi Ümmü Habibe binti Cahş Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) e (İstihaze) kan(m) dan şikâyet etti. Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) ona :

«Hayzın seni hapsettiği müddet bekle, sonra yıkan!» buyurdular. Ar­tık Ümmü Habib'e her namaz için yıkanıyordu.

Bu hadisi bütün Kütübü - Sitte sahihleri tahric etmişlerdir. Hadis-i şerifte Resû1ü1ah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) e sual sorduğu bil­dirilen Hz. Ümmü Habîbe Ümmehat-ı Mümininden Zeynep binti Cahş (Radiyallahû anha) nın kız kardeşidir. Vâkidi ile Harbi isminin Habîbe, künyesinin Ümmü Habîb olduğunu söylemişler, Dare Kutni dahi bunu tercih etmiş isede sahih rivayetlerdeki meşhur künyesi Ümmü Habîbe 'dir. İmam Ma1ik'in (El-Muvatta) ında Hz. Abdurrahman b. Avf'ın zevcesi Zeyneb binti Cahş olduğu, istihaze kanını da onun gördüğü rivayet edilmiştir. Bazıları bunun vehmolduğunu, diğer bazıları da vehim değil, doğrusunun bu olduğunu iddia etmişlerdir. Onlara göre bu kadının ismi   Zeyneb,   künyesi   Ümmü   Habîbe 'dir.

Ümü'l Mü'minin Zeynep (Radiyallahû anha) ya gelince Onun asıl isminin Birre olduğunu sonra Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) onu değiştirerek kız kardeşinin ismini verdiğini söy­lerler. Çünkü kız kardeşi künyesi ile meşhur olduğuna göre ona Zey­neb demekle bir iltibas vaki olmamıştır. Hz. Ümmü Habibe 'nin Hamne isminde bir kız kardeşi daha vardır. Ulemadan ba­zıları Ümmü Habibe ile Kamne 'nin ikisininde istihazalı olduğunu diğer bazıları Ümmü1-Mü'minin Zeynep (Radiyallahû anha) nın dahi istihazalı olduğunu söylerler. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında on- kadının istihazalı olduğu riva­yet edilmiştir. Bunlar, Ümmü Habibe binti Cahş, Ü m -raü'l Mü'minin Zeynep binti Cahş, diğer kız kardeşi Hamne binti Cahş, Ümmü1 Mü'minin Meymune (Radiyallahû anha) nın anne bir kız kardeşi Esma, Fatime bin­ti Ebi Hubeyş, Sehle binti Süheyl, Ümmü'l Mü'minin Şevde binti Zem'a, Zeynep binti Üm­mü Seleme, Esma el Harisiyye ve Badiye binti Gay1ân'dır.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in Hz. Ümmü Habibe'ye verdiği yıkanma emri mutlaktır. Bunun her namaz için yahut bazan yıkanma ihtimali vardır. Ebu Davud 'un tahric ettiği bir ri­vayet her namaz için yıkanması lâzım geldiğini bildirmektedir. Çünkü o rivayette «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona her na­maz için yıkanmayı emretti» denilmiştir. Beyhaki bu rivayetin yanlış olduğunu söylemiştir. Müs1im'in buradaki rivayetinde Re­sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in her namaz için yıkanmayı emretmediği Hz. Ümmü Habibe 'nin kendiliğinden yıkandığı bildirliyor. Bu hususta rivayetler muhteliftir. Bazılarında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Ümmül Mü'minin Zeynep Binti   Cahş'a:

«Her namaz için yıkan.»   diye buyurduğu, diğer bazılarında :

«Her namaz için abdest al.»  dediği bildiriliyor. Hattâ  Mûslîm'in Hammâd b. Zeyd 'den rivayet ettiği hadiste, Hammâd yalnız başına rivayet etmiştir diye kitabına almadığı cümle dahi bazıla­rınca budur. Mezkûr cümleyi yalnız Hammâd " değil Ebû Avâne ve başkaları dahi rivayet etmişlerdir. Bununla beraber onu yalnız Hammâd rivayet etmiş olsa bile kabul edilmesi lâzım gelir. Çünkü Hammâd mütemed bir ravidir. Mutemed ravinin ziyadesi ise mak­buldür.

Bazıları bu hadisin Fatime binti Ebi Hubeyş hadisi ile nesh edildiğini söylerler. Çünkü Hz. Aişe, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in vefatından sonra Fatime hadisiyle fetva vermiş, bu suretle Ümmü Habîbe hadisine muhalefette bu­lunmuştur. Bundan dolayı Ebu Muhammed el-îşbîlî; «Fatime hadisi istihaza hakkında rivayet edilen en sahih hadistir.» demiştir. Az yukarıda İmam Şafii 'den naklen onun da; «Ümmü Habibe'nin her namaz için yıkanması Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in emri ile değil kendi fiilidir.» dediğini söylemiştik. Cumhur'u Ulemanın kavli de budur. Yani istihazalı bir kadına her namaz için yıkanmak vacip değildir. Hattabi (319 - 388); «Bu haber muh tasar» dır. Onda kadının hal-u şanı beyan edilmemiştir. Her istihzah ka­dına her namaz için yıkanmak vacib değildir. Yıkanmak aucak müptelâ kadına vaciptir.                                                                                    

Müptelâ : Gelen kanın hayz'mı istihaza mı olduğunu ayıramıyan ya­hut gününü, vaktini ve sayısını unutan kadındır. Böylesi hiçbir namazını terk edemediği gibi her namaz için yıkanması da vacibtir, diyor.

Ebu Bekr b. Abdirrahman'm; «Allah rahmet eylesin» diyerek zikrettiği Hind'in onun zevcesimi yoksa akrabasımı olduğu­na dair hiçbir yerde bir malûmata tesadüf edilememiştir. İbni Hacer'in «El-İsâbe» adlı eserinin sonunda bir Hind'den bahsedilmiş fakat kim olduğu beyan edilmemiştir.

 

15- Hayızlı Kadına Namaz Değil Yalnız Orucun Kazası Vacip Olması Babı

 

67- (335) Bize Ebu'r Rabi'ez Zehram rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd Eyyub'dan, o da Ebu Kılâbe'den, o da Muaze'den naklen rivayet etti. H.

Bize Hammâd da Yezid er-Rişk [47] den, o da Muâze'den naklen riva­yet etti ki bir kadın Aişe'ye:

«Bizden birimiz hayz günlerindeki namazını kaza edeceknıi?» Diye sormuş. Aişe'de:

— «Sen Haruriye'misin? Muhakkakla bizden her birimiz Resûlallah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında hayz görür; sonra hiçbir kaza ile Me'mur olmazdık» demiş.

 

68- (...) Bize Muhammedü'bnü'I - Müsenna da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti: (Dedi ki) : Bize Şu'he Yezid'-den naklen rivayet eyledi. Demişki.

— Ben Muâze'den dinledim. Kendisi Aişe'ye «Hayzlı bir kadın nama­zı kaza edeceknıi» diye sormuş. Aişe:

«Sen Har ur i yemisin? Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ka­dınları elbette hayz görürlerdi: Kendilerine onun yerine bir şey emr bu-yurdumu? Cevabını vermiş.

Muhammed b. Cafer: «Aişe bu sözü ile kazayı Murad ediyor» demiştir.

 

69- (...) Bize Abd bin Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrezzak haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Asım'dan, o da Muâze'-den naklen haber verdi demişki: Aişe'ye sordum, neden hayzlı kadın oru­cu kaza ediyorda, namazı kaza etmiyor» dedim. Aişe :

«Sen Harûriyemisin? dedi.

«Haruriye değilim ama soruyorum işte.» Dedim Aişe:

«(Vaktiyle) Bu iş bizim başımıza gelirdi de orucu kaza etmekle emro-lunur; namazın kazası ile me'mur olmazdık» cevabını verdi.

Bu Hadis-i bütün Kütüb-ü Sitte sahipleri muhtelif ravilerden tahric etmişlerdir. Hadisin birinci rivayetinde Hz. Aişe'ye sual soran kadı­nın ismi zikredilmemiş. Diğer rivayetlerinde soranın bizzat Muâze olduğu bldirilmiştir. Hadisin muhtelif rivayetlerinin ifade ettiği mana kadının suali ve Hz. Aişe (Radiyallahû anha) nm cevabıdır. Kadın: «Hayzhlar neden orucu kaza ediyorda, namazı kaza etmiyorlar?» diye sor­muş Aişe (Radiyallahû anha) da «Sen haruriyyemisin yoksa» diye söze başlayarak Sahib-i Şeriat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin kendilerine böyle emrettiğini anlatmıştır.

Harûrâ: Kûfe'ye yakın bir köydür, Hz. A1i (Radiyallahû anh) aleyhine kıyam eden hariciler ilk defa burada toplanmışlardı. Bunlar Hz. Ali 'nin, Ebu Muse1 Eş Jari ile Amr b. Âs'ı ha­kem tayin etmesine şiddetle itiraz ediyorlardı. Hatta kendisine «Allah'ın emrinde şekk ettinde düşmanını hakem yaptın» demişlerdi. Husumetleri gitgide artarak nihayet bir sabah kumandanları Abdullah 'm ida­resi altında 8.000 nefer toplanarak Hz.. A1i aleyhine kıyam ettiler. Hz. A1i kendilerine Abdullah İbni Abba s(Radıyallahu Anhüma) yi gönderdi. İbni Abbâs (Radiyallahû anha) onlarla münazarada bulundu, kendilerine nasihatlar verdi. Bunun üzerine 2.000 nefer yaptık­larına pişman olarak muhalefetten vaz geçtiler. 6.000 i inatlarında ısrar ettiler Hz. A1i (Radiyallahû anh) da üzerlerine ordu göndererek onlar-la harb ve kendilerini perişan eyledi. Bunlar din babında pek şiddet gös­terirler. Hayzlı kadının namazları kaza edeceğine kail olurlardı. Hariciler aslen altı fırka olup hepsi Hz. Ali ile Osman (Radiyallahû anh) dan teljerri ederler ve onlardan uzak kalmayı her ibadete tercih eylerler­di. Nikâhlarında bile bunu şart koşarlardı. Halbuki bu yaptıkları tama­mıyla dalâlet ve İcma'ı Ümmete muhalefet idi. İşte Aişe (Radiyallahû anha) nm (Sen harûriyemisin) diye sorması bundandır. Yani; bu sual da­lâlet fırkalarından haricilerin soracağı bir sualdir. Çünkü onlar hayzlı kadinin namazları kaza edeceğini kaildirler. Sen de bu çirkin tarikatamı mensupsun? demek istemiş sonra, Resûlüllah (Sallallahil Aleyhi ve Sellem) zamanında bütün ezvac-ı tâhiratın hayz gördüklerini fakat Resûlüllah (SaHallahü Aleyhi ve Sellem) in yalnız orucu kaza etme­lerini emir buyurduğunu, namazın kazasını emretmediğini, kazası lâzım' gelse onu da emrederdiğini anlatmıştır. Bunun üzerine kadın kendisinin Haruriye' olmadığını yani haricilerle bir alâkası bulunmadığını, yalnız meseleyi iyi anlamak için sorduğunu söyleyerek özür beyan etmiştir.

Hayzlı kadının yalnız orucu kaza edip namazı kaza etmiyeceğine bü­tün müslümanlarm icma'ı vardır. Bu hususta nifaslılar da aynı hükümde­dir. Yalnız hâriciler Ehl-i Sünnetin bu icma'ına muhalefet etmişlerse de onların muhalefetinin hiçbir kıymet ve tesiri yoktur. Ulema-i kiram na­mazla oruç arasındaki farkı şöyle izah ederler. Namazların sayısı çoktur. Çünkü onlar günde beş defa tekerrür ederler. Bu sebeple günlerce kalan namazları her hayızdan temizlendikçe kaza etmek güç olur. Oruçda ise bu güçlük yoktur. Çünkü oruç senede bir defa gelir. Hayz günleride ek­seriyetle birkaç günü geçmez. Binaenaleyh orucun kazasında hiçbir güç­lük yoktur. İşte orucun kaza edilip, namazın edilmemesi bu hikmete meb-nidir. Selefi Sâlihinden bazıları namaz vakti geldikçe hayzlı kadına ab-dest almasını ve kıbleye karşı oturarak Allah'ı zikretmesini emrederler-miş. Bu kavil Ukbetübnü Âmir (Radiyallahû anh) ile Mekhu1'den rivayet olunmuştur. Atâ'; «Ben böyle bir şey duymadım ama bu pek güzel bir iştir» demiştir. Ebu Ömer ise; «Bu emir fukaha indinde metruktür. Hatta onu mekruh görürler diyor.» Ebû Kılâbe dahi; «Bu meseleyi soruşturduk fakat aslı olduğunu Öğrenemedik.» demiş­tir. Said b. Abdilâziz; «Biz bunu bilmiyoruz ve mekruh gö­rüyoruz» mütelaasmda bulunmuştur. Hanefilerih «Münyetül - Müfti» nam eserinde hayzh kadının her namaz vakti abdest alarak evinin mes­cidinde bir namaz miktarı oturması, teşbih ve tehlilde bulunması müs-tehabdır.» denildiği gibi «Ed-Dirâye» nam kitapda da; «Böyle yapan ka­dına kıldığı en güzel namazın sevabı yazılır» denilmektedir.

Hayzlı kadın oruçla muhatap değildir; orucun kazası ona ayrı bir emirle lâzım gelir. Bazıları onunda oruçla muhatap olduğunu fakat hayz halinde onu terketmesi emredildiğini söylerler. Bunlar «Abdestsiz bir kimsede namazla muhatabdır. Ama Abdestsiz olarak namazını kılamaz» derlersede bu doğru değildir. Çünkü kadına hayz halinde iken oruç tut­mak haramdır. Bir kimsenin haramı işlemekle muhatap olması caiz değil­dir. Bu Mes'ele Abdestte kıyas edilemez, zira Abdestsiz bir kimsenin ab-dest alarak namazı kılması mümkündür. Lâkin hayzlı bir kimsenin Ab-dcst dahi alsa namaz kılması, caiz değildir.

 

16- Yıkanın Kimsenin Elbise ve Ona Benzer Bir Şeyle Örtünmesi Babı

 

70- (336) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti dediki Malike Ebü'n Nadr'dan duyduğum ona da.Ümmü Hânî binti Ebi Talib'in [48] azadlısi Ebü Mürre'nin [49] haber verdiği şu hadisi okudum. Ebu Mürre Ümmü Hâni binti Ebi Talib'i şunları söylerken işitmiş.

«Mekke'nin fethedildiği sene Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem) e gittim. Onu yıkanırken buldum kızı Fatime'de kendisine bir elbise ile perde tutuyordu.

 

71- (...)Bize Muhammed b. Rumh b. el Muhacir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize leys Yezîd b. Ebî Habîb'den, o da Said b. Ebi Hind'den naklen haber verdi. [50] Said'e de Akîl'in azadlısi Ebu Mürre rivayet etmiş, ona da Ümmü Hani Binti Ebi Talib söylemişki rivayet etmişki: Kendisi Mek­ke'nin fethedildiği sene Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'­nin yukarısında bulunduğu bir sırada onun yanına gelmiş, Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem)   yıkanmıya kalkmış,    Fatime'de onun üzerine perde  tutmuş.     Sonra    Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Selle/a)     Elbisesini alarak ona sarınmış, sonra sekiz rekât kuşluk nafilesini kılmış.

 

72- (...) Bize bu hadisi Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu Üsame, Velid b. Kesîr'den, o da Said b. Ebi Hİnd'den bu isnadla ri­vayet etti. Said :

«Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem) e (yine) kendi elbisesi ile kızı Fatime perde tuttu yıkandığı zaman elbisesini alarak ona sarındı son­ra kalkarak sekiz rekât namaz kıldı. Bu kuşluk zamanında idi» demiş.

Bu Hadis-i Buhari «Kitabu's - Salât», «Kitabu't - Tahâre» «Ki-tabü'l - Ed*.b» de bir hayli lâfız farkıyla tahric ettiği gibi Müslim buradan başka «Kitabu's - Salât» da Tir mizi «Kitabü'I - İstizan» da Nesai ile İbni Mâce'de «Kitabu't - Tahâre» de muhtelif ra-vilerden tahric etmişlerdir. Tirmîzî İmam-ı Ahmed 'in. Bu bab-ta vârid olan en sahih şey Ümmû Hân'i hadisidir.» dediğini nakle­der, ki doğrudur.

Hadisde de beyan olunduğu vecihle Ümmü Hâni Resulül­lah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem)in Amcası Ebu Ta1ib'in kızı ve Hz. A1i 'nin kız kardeşidir. İsmi ihtilaflıdır. Bazılarına göre Fâhite diğer bazılarına göre Fatime 'dir. Hind olduğunu söyleyenlerde vardır. Hâni ismindeki oğlunun adı ile kün yel en m iştir. Ümmü Hânî (Radiyallahû anha) Mekke'nin fethedildiği gün müsiüman olmuş­tur. Mekke hicretin 8 nci yılında fethedilmişti.

 

Hadisi Şerif Muhtelif Rivayetleri İle Şu Hükümleri İhtiva Eder.

 

1- Bir kimse arada perde olmak şartı ile mahrem    akrabasından bir kadının yanında yıkanabilir.

2- Erkek yıkanırken kadın ona perde tutabilir.

3- Sekiz rekât kuşluk namaz kılmak meşru'dur. Hadisdeki «Bu kuşluk zamanında idi» cümlesini bazıları «Bu kuşluk namazı idi» şeklinde tefsir ederler. Mezkûr cümle kuşluk namazının sekiz rekât olduğuna delil de­ğildir, diyenler olmuş ve Resûlüllah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) in o anda kıldığı sekiz rekât kuşluk namazı diye değil Mekke feth edil­diği içindir, mütelâasmı ileriye sürmüşlersede bu söz bir hayalden iba­rettir. Çünkü Hadisin ikinci rivayetinde Hz. Ümmü Hâni «Sonra sekiz rekât kuşluk nafilesini kıldı» demiştir ki bu söz o namazın kuşluk zamanına mahsus bir sünnet olduğunu sarahaten ifade eder. İbni Abdi1berr «et Temhîd» nanıındaki eserinde ikrime tarikiyle Ümmü Hânî 'den şu hadisi rivayet etmiştir. Ümmû Hâni demişki: Resûlüllah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye geldi de sekiz rekat namaz kıldı.

Ben bu nedir? diye sordum.

«Bu kuşluk namazıdır.» buyurdular.

Müslümanlar öteden beri kuşluk namazının sekiz rekât olduğuna bu Hadisle ihticac edegelmişlerdir.

Hadisin üçüncü rivayetinde «Sekiz secde namaz kıldı» denilmiştir. Bundan maksad: Sekiz rekâttır. Her rekâtda mutlaka secde bulunduğu için Cüz'ü zikir, küllü murad kabilinden mecazen rekâta secde denilmiş­tir.

 

73- (337) Bize İshak b. İbrahim El - Hanzali rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Müse'I [51] Kaari haber verdi. (Dedi ki), bize Zaide A'meş'den, o da Salim b. Ebil Ca'd'dan o da Küreyb'den, o da İbni Abbas'dan, o da Mey-mune'den naklen rivayet etti. Meymune;

«Ben Peygamber (Salîalîahü A leyhi ve Sellem) e su koydum ve ona perde çektim de yıkandı» demiş.

Bu hadis de yukarıdakiler gibi yıkanırken başkalarının göremiyece-ği şekilde kapalı bir yerde bulunmanın vücubuna delâlet eder. Bir kim­senin zaruret olmadıkça başkasına avret yerlerini göstermesi caiz olmadığı gibi yine zaruret olmadıkça başkasının avret yerine bakması da caiz değildir. İbni Batta1'm de naklettiği vecihle peştemalsız hama­ma giren kimsenin şehâdeti kabul edilmiyeceğine Fetva imamlarının it­tifakı vardır. İmam A'zam (80-150), Mâlik (93-179), Şafii (150-204) ve Süfyanı Sevri 'nin kavilleri budur. Hatta hamamda yıkanacağı havuza girerken peştemalmı atarak avreti görünen kimsenin şehâdeti dahi İmam Ma1ikle Şafii'ye göre sakıttır. İmam A'zam'la Sevri bu kadarını özür saymışlardır. Çünkü bundan korunmak imkansızdır. Ulema karı kocanın birbirlerinin avretlerini göre­bileceklerine ittifak etmişlerdir.

 

17- Başkalarının Avret Yerlerine Bakmanın Haram Kılınması Babı

 

74- (338) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize zeyd b. Hubab, Dâhhak b. [52] Osman'dan naklen rivayet etti Demiş ki, Bana Zeyd b. Eşlem, Abdurrahman b. Ebi Said'i [53] Hudrî'den o da ba­basından naklen haber verdiki Resûlüllah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) :

«Erkek erkeğin, kadın da kadının avret yerine bakamaz ve bir elbi­senin içinde erkek erkeğe yanaşamaz. Kadın dahi bir elbisenin İçinde ka­dına yanaşamaz.»   buyurmuşlar.

 

(...) Bana bu hadisi Harun b. Abdillah ile Muhamıned b. Râfi'dc ri­vayet ettiler dediler ki bize ibni Ebî Füdeyk [54] rivayet etti. (Dedi'ki) : Bize Dahhak b. Osman bu isnadla haber verdi. Harünla Muhanımed (Av­ret yerine)  Erkeğin uryesİ, Kadının uryesi tabirlerini kullandılar.

Urye kelimesi, «ırye» ve «ureyye» şekillerinde de okunabilir. Lügat ulemasının beyanına göre manası; soyunmuş ve çıplak demektir.

 

Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:

 

1- Erkekler erkeklerin kadınlar kadınların avret yerlerine bakamaz-lar. Bu cihet ulemanın ittifakı ile haram olduğu gibi erkeklerle kadınla­rın birbirlerinin avret mahalline bakması dahi bil ıcma' haramdır. Pey­gamber (Saiîaîlahü Aleyhi ve Sellem) erkeklerin birbirlerinin avret ma­hallerine bakmalarını men etmekle onların kadınların avret mahalline bakmaları dahi memnu olduğuna işaret buyurmuştur. Hatta erkeğin av­ret mahalline bakmak memnu olunca kadmınkine bakmanın memnu ve haram olacağı evliyette kalır. Yalnız bu tahrim ecnebi erkeklerle ecnebi kadınlar hakkındadır. Karı kocaya gelince Hanefilere göre karı koca bir­birlerinin avret yerlerine bakabilirler. Hatta İbni Ömer (Radıyallahu Anhüma)dan rivayet edildiğine göre lezzet-i tahsil için bakmak daha mües­sirdir. Bazıları bakmamanın evlâ olduğunu çünkü bakmanın unutkanlığa sebebiyet verdiğini söylemişlerdir. Bu bâbda Re sûl üllah (Saiîaîlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Biriniz ehline yakınlık etmek istediği zaman mümkün olduğu kadar örtünsün, merkep gibi çırılçıplak soyunmasınlar.» buyurmuştur.

Erkek erkeğin avretinden başka her yerine bakabilir. Kadının ecnebi bir kadına bakması da erkeğin erkeğe bakmasına kıyas olur. Yani göbe­ğinden diz kapağının altına kadar olan yerlerine bakamaz. Kadının er­keğe bakması da aynı hükme tabidir. Maamafih erkeğe bakmakla şeh-vetlenir veya bakarsa şehvetleneceğini tahmin ederse fitneden korun­mak için bakmaması icab eder. Bakılması caiz olan yerlere şehvetlenme-mek şartiyle dokunmak da caizdir.

Erkek kendi cariyesinin bütün bedenine bakabilirsede başkasının ca­riyesinin ve nikâhı haram olan akraba kadınların yalnız yüzlerine, başlanna, göğüslerine, kol ve baldırlarına, saçlarına bakabilir. Ecnebi hür bir kadının ise şehvetten emin olmak şartiyle yalnız yüzü ile ellerine ba­kabilir.

Şehvetten emin olmayan onlarada bakamaz. Bundan yalnız hâkim ile şahit müstesnadır. Ecnebi hür bir kadına şehvetten emin olsa bile dokun­mak caiz değildir. Sahibesine karşı köle ecnebi bir erkek hükmündedir.

2- Şafii'lere göre bu meseleleri   Nevevi   Şöyle anlatmaktadır.

«Karı koca birbirlerinin avret mahallerine bakabilirler. Yalnız bun­dan fere müstesnadır. Bu hususta ulemamızın üç kavli vardır. Esah olan kavle göre karı kocanın hacet yokken birbirlerinin ferclerine bakmaları mekruhtur. Haram değildir. İkinci kavle göre ikisininde bakmaları ha­ramdır. Üçüncü kavle göre erkeğin karısının fercîne bakması haram ka­dının erkeğinkine bakması mekruhtur. Kadının fercinin içine bakmak da­ha şiddetle mekruh ve haramdır.

Erkeğin cariyesine nispetle hükmü : Onunla Cima'a hakkı varsa ka­rı kocanın hükmü gibidir. Eğer cariye neseben erkeğe haramsa meselâ kız kardeşi, halası, veya teyzesi gibi yakın akrabası ise yahut süt kızkardeşi veya, nikah dolayısiyle haram olan kaynana ve onun kızı yahut oğlunun karısı olursa hür kadınlar gibidir. Şayet cariye mecusi, Mürted, putperest, veya iddet beklemekte yahut mükatebe olursa ecnebi cariye hükmünde­dir.

Erkeğin nikâhı haram olan akraba kadınlara bakması ve keza o ka­dınların erkeğe bakmaları sahih olan kavle göre göbekten yukarı ve diz kapaktan aşağıya olmak şartıyla mubahtır. Bazıları yalnız hizmet esna­sında açılan yerlere bakabileceklerini söylemişlerdir.

Hanefilere göre avret mahallinin hududu erkeklerde göbeğin altın­dan başlıyarak diz kapağın altına kadar olan yerlerdir. Diz kapak avret­tir. Çünkü Peygamber (Saîlaîlahü Aleyhi ve Sellem) bir Hadis-i Şe-rifde :

«Diz kapak avrettendir.» buyurmuştur. Cariyenin avret mahalli da­hi, erkeğin gibi İsede onun karnı ile sırtı da avrettir. Çünkü bu yerler şehvet yerleridir. Binaenaleyh göbekle diz arasına benzerler. Bu hususta bütün cariyeler hatta mükâtebe, müdebbere ve ümmü veled olanların hükmü hep birdir. Hürre bir kadının elleri ile yüzünden başka her yeri avrettir. Ayaklan hakkında iki rivayet vardır. Sahih rivayete göre ayak­lar namaz dışında avret, namaz İçinde değildir.

— «Ed - Dürrû'l - Muhtar» da şöyle deniliyor.: «Genç kadının erkekler arasında yüzünü açması menedilir. Bu, yüzü avret olduğu için değil, fitneden korktuğundan dolayıdır.»

Şafiilere göre ecnebi erkeklerin birbirlerine nisbetle avretleri göbek­le diz arasıdır. Kadınların birbirlerine nisbetle hükümleri dahi budur. Ancak göbekle dizlerin a.vret sayılıp sayılmıyacağı hususunda Şafiiyye ulemasının üç kavli vardır. Esah kavle göre bunlar avret değildir. İkinci kavle göre ikiside avrettir. Üçüncü kavle göre göbek avret, dizler değil­dir. Erkeğin ecnebi bir kadının neresine olursa olsun bakması haramdır. Kadının erkeğe bakması dahi böyledir. Bu hususta şehvetli olup olma­manın hiç bir ehemmiyeti yoktur. Bazıları 'Şehvetsiz olmak şartıyla ka­dın erkeğin yüzüne bakabilir.» demişlersede Nevevi bu sözün hiç bir kıymeti olmadığını söylemiştir. Ecnebi hür kadınla ecnebi cariye hü­küm itibarı ile müsavidirler.

Erkeğin güzel ve yalabık gençlerin yüzüne bakması şâfiilerce haram­dır. Bu hususta şehvetle veya şehvetsiz bakmanın bir farkı olmadığı gibi fitneden emin olup olmamanın da bir tesiri yoktur. Hz. Şafii 'nin nassan beyan ettiği mezhebi budur. Delili «Böyle bir gencin kadın hük­münde olmasıdır. Çünkü güzellikçe kadına benzediği gibi şer hususuna böyleleri kadınlardan daha yakındırlar. Binaenaleyh onlara bakmak.ev-leviyetle haramdır. Ancak şer'i bir ihtiyaç dolayısiyle meselâ alışverişde, doktor muayenesinde ve mahkeme huzurunda şehadet ederken bakmak caizse de o halde şehvetle bakmak yinede haramdır.

Zira bakmak ihtiyaç için tecviz edilmiştir. Şehvete ihtiyaç yoktur. Şafiiyye ulemasmca karı koca ile cariye sahibinden başka her insana şeh­vetle bakmak herkese haramdır.

4- İki erkeğin ye keza iki kadının bir örtü altına girmeleri tahrimen memnu'dur.

5- Bir kimsenin avret mahalline vücudunun hangi uzvuyla olursa ol­sun dokunmak haramdır. Bu hususta ulema müttefiktirler. Nevevi diyorki:

«Bu mesele birçok kimselerin hamamlarda dikkat etmedikleri umu­mi bir belvâdır. Böyle bir yere giren kimseye gözünü, elini ve diğer azası­nı başkasının avretinden koruması kendi avretini de başkalarından mu­hafaza etmesi gerekir. Böyle bir şeyin vukuunu gördüğü zaman gördük­lerine tenbih ve ihtarda bulunması vacibdir. Ulema tenbihin fayda ver-miyeceğini zannetmekle bu vazifenin sükut etmiyeceğini inkârın beheme­hal vacip olduğunu söylemişlerdir. Meğerki kendisi veya başkası hakkın­da fitne çıkacağından endişe ede.»

6- Nevevi'nin beyanına göre kimsenin görmiyeceği bir yerde er­keğin- bir ihtiyaçtan dolayı avret mahallini açması caizdir. İhtiyaç yoksa mesele ihtilaflıdır.. Ulemadan bazıları mekruh olduğunu söylemişlerdir. Şafii'lerin esah kavline göre haramdır.

 

18- Tenhada Çıplak Yıkanmanın Cevazı Babı

 

75- (339) Bize Muhammed b. Rafi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrezzak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hammâm b. Münebbih'-den rivayet etti. Hemmâm bize Ebu Hüreyre'nin Resûlüllah Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) den rivayeti şudur, diyerek bir takım hadisler söylemiş  ez-cümle:   Resûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Benî İsrail çıplak olarak yıkanırlar; birbirlerinin avretlerine bakarlar­dı. Musa (Aleyhisselâm) ise yalnız başına yıkanırdı. Benî İsrail :

  Vallahi  Musa'yı  bizimle  beraber yıkanmaktan  olsa  olsa  fıtıklılığı men ediyor, dediler. Bİr defa Musa (Aleyhisselâm) yıkanmaya gitti ve el­bisesini  bir taşın  üzerine koydu, derken tas elbisesini  kaçırdı. Musa :

  Aman  taş elbisemi, aman taş elbisemi  bırak, diyerek arkasından alabildiğine koştu. Böylelikle Benî İsrail, Musa'nın avret yerini gördüler de:

  Vallahi  Musa'da  hiç bir kusur yokmuş, dediler.     Müteakiben  taş durdu ve Musa İyice görüldü; sonra elbisesini alarak taşı dövmeye başla­dı.»,   buyurdular demiş. Ebu Hüreyre:

«Vallahi Musa'nın taşa vurmasından taşta altı veya yedi tane bere izi kalmıştır» demiş.

Bu hadis-i Müslim «Ehadisü'I - Enbiyâ» bahsinde tahric etmiş­tir. Buhari'de ise «KitabıTl Gusl» dedir.

Kaadi İyaz'm beyanına göre Beni İsrail'in çıplak yıkanarak birbirlerinin avret yerler