1- Hayzlı Kadına Gömlek Üzerinden Mübaşeret Babı
Hadisi Şeriften Aşağıdaki Hükümler Çıkarılmıştır.
2- (Hayzlı Kadınla Bir Yorgan Altında Yatma Babı)
Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır.
Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder.
Hadis-i Şeriften Aşağıdaki
Hükümler Çıkarılmıştır.
5 - Uykudan Uyanınca Yüzü ve Elleri Yıkama Babı
Hadisi Şerifin Muhtelif Rivayetlerinden Aşağıdaki Hükümler Çıkarılmıştır.
7- Meni Gelmekle Kadına Yıkanmanın Vacib Olması Babı
Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder:
8- Erkekle Kadın Menilerinin Sıfatını ve çocuğun Her İkisinin Menisinden
Halk Olunduğunu Beyan Babı
Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Etmektedir.
9- (Cünüblükten Yıkanmanın Sıfatı Babı)
Hadisi Şeriften Aşağıdaki Hükümler
Çıkarılmıştır
Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır
Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder
Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder :
Ebü Ömer Bu Hususta Beş Mezheb Olduğunu Söylüyor.
Hadis-i Şeriften Ulema İki Hüküm İstinbat Etmişlerdir
11- Başa ve Diğer Yerlere Suyu Üç Defa Dökünmenin Müstahab Oluşu Babı
Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder
Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:
12 - Yıkanan Kadının Peliklerinin Hükmü Babı
13- Hayzdan Yıkanan Kadının Kan Gelen Yere Bir Perça Misk Sürmesinin
Müstehap Oluşu Babı
Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder
14- Müstehaze, Müstehazenin Yıkanması ve Namazı Babı
Hadis-i Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder.
15- Hayızlı Kadına Namaz Değil Yalnız Orucun Kazası Vacip Olması Babı
16- Yıkanın Kimsenin Elbise ve Ona Benzer Bir Şeyle Örtünmesi Babı
Hadisi Şerif Muhtelif Rivayetleri İle Şu Hükümleri İhtiva Eder.
17- Başkalarının Avret Yerlerine Bakmanın Haram Kılınması Babı
Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır:
18- Tenhada Çıplak Yıkanmanın Cevazı Babı
Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder.
19- Avret Yerini (Açılmaktan) Korumaya Dikkat Gösterilmesi Babı
Hadisi Şerif Şu Faideleri İhtiva Eder
20- Kazay-ı Hacet İçin Örtülecek Şey
Babı
21- «Sü Ancak Sudan Dolayı İcab Eder» Hadisi Babı
Hadis-i Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır.
Hadis-i Şeriften Şu Hükümler
Çıkarılmıştır
Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır
Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder
23- Ateşte Pişen Şeylerden Abdest Lazım Gelmesi Babı
24- Ateşte Pişen Şeylerden Dolayı Abdest Lazım Gelmesinin Neshi Babı
Yukarıki Hadislerden Şu Hükümler Çıkarılmıştır
25- Deve Eti Yemekten Abdest Lazım Gelmesi Babı
27- Ölü Hayvan Derilerinin Dibagatla Temizlenmesi Babı
Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır.
Hadisi Şeriften Çıkarılan Hükümler
Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder
Hadisi Şerif Şu Hükümleri İhtiva Eder
29- Müslümanın Necis Olmıyacağına Delil Babı
Hadis-i Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır.
30- Cünüplük Halinde ve Diğer Hallerde Allah Tealayı Zikir Babı
32- Helaya Girmek İsteyenin Ne Okuyacağı Babı
33- Oturarak Uyumanın Abdesti Bozmayacağına Delil Babı
Hadisi Şeriften Şu Hükümler Çıkarılmıştır
Bu bahisde hayzm bâzı
ahkâmı görülecektir. Hanefîlere göre hayzın en az müddeti üç gün üç gece en çok
müddeti de on gün on gecedir, Üç günden az ve on günden çok gelen kan hayız
değil, istihâza yâni hastalık kanıdır. Şafiîlere göre hayzm en azı bir gün bir
gece, en çoku on beş gündür. Mâlike göre ise en azı kanı görecek kadar
zamandır velev bir saat olsun.
1- (293)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve İshak b. İbrahim rivayet
ettiler. İshak: Bize haber verdi tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Cerir Man
sûr'dan, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Aişe-den naklen rivayet etti.
dediler. Aişe (Radıyaîlahu Anhâ) şöyle
demiş:
«Bizden, birimiz
hayzıni gördüğü zaman Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona emreder o da
bir peştamal kuşanır sonra ona mübaşeret eylerdi.
2- (.,.)
Bize yine Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ali b. Müshir
Şeybani'den rivayet etti. H.
Bana Ali b. Hucur
es-Sa'dî dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Ali b. Müshir haber
verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû İshâk, Abdurrahman b. Esved'den o da babasından o
da Âişe'den naklen haber verdi. Şöyle demiş.
«Bizden birimiz hayızh
olduğu zaman Resulüllâh (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) ona hayızmm şiddetli
zamanında peştamal kuşanmasını emreder; sonra ona muhaşeret eylerdi. Sizin
hanginiz Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gibi nefsine malik olabilir!..»
3- (294)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Abdiîlâh Şeybani'den
o da Abdullah b. Şeddâd [1] dan,
o da Meymûne'-den naklen haber verdi. Şöyle demiş: «Resulüllâh (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) kadınlarına hayızh
iken gömlek üzerinden mübaşeret eylerdi»
Bu hadisi Buhârî
«Kitâbu'l Hayz» da EbûDâvûd, Tirmîzî, Nesâî ve İbni Mâce Kitâbu't - Tahâre» de
muhtelif râvilerden muhtelif lâfızlarla tahrîc etmişlerdir.
Hadîsin muhtelif
rivayetleri hayzın ahkamını bildirmektedir.
Hayz: Lûgatta akmak
manasınadır. Bazıları çıkan kan manasına geldiğini Söylemişlerdir. Şeriat İstılahında: Küçük ve hasta olmayan bir kadının rahminin
dışarıya attığı kandır. Lisanımızda buna aybaşı hali yahut âdet görmek denilir.
Âdet halindeki kadına araplar «hâiz» derler. Fasih ve meşhur olan lûğât budur.
Kelime müerinese sıfat olduğu halde sonuna niçin müennes alâmeti olan (tâ)
getirilmediği Nahiv ulemâsı arasında ihtilaflıdır. İmâm Halil b. Ahmed'e göre
bu kelime fiîl mânâsında kullanıldığı için ism-i mensup hükmündedir. Sibeveyhe
göre müzekker bir mevsûfun sıfatı olup mevsufu mahzûftur. Şey, insan yahut
şahıs diye takdir edilir. Yanî «insanün hâidûn» yahut «şahsım hâi-dun»
takdirindedir. Küfe ulemâsının mezhebine göre ise bu sıfat kadınlara mahsus
olduğu için sonundan müennes alâmeti atılmıştır. Fakat Kü-fe'lilerin mezhebine
itiraz edenler vardır. Çünkü hem müennese hem müzekkere sıfat olduğu halde
sonundan müennes alâmeti atılan bazı kelimeler vardır.
Ezherî hayzi : «Bulûğa
eren kadın rahminin mu'tâd vakitlerde rahimin dibinden attığı kandır.» diye
tarif eder.
Kerhî: «Hayz bir
kandır ki; çıktığı andan itibaren onunla kadın bulûğa erer» demektedir. Daha
başka tarifler de vardır.
İstihâza: Kadın
rahminden vakitsiz olarak gelen kandır. Hanefî-lere göre istihâza kadından üç
günden az yahut on günden çok gelen kandır. Buna biz hastalık kanı deriz.
Cümlesindeki «kâne»
fi'linin müzekker olarak kullanılması Nahiv imamlarını bir hayli meşgul
etmiştir. Rivayet bu şekilde sahihtir. Sîbe-veyhe göre bazı araplar cümlenin
faili müennes olduğu halde fi'li müzekker kullanırlar. Meselâ derler. Bunu Nahiv imamlarından
Ebu'l Hüseyin b. Harûf
dahi nakletmiştir. Dîğer Nahiv ulemâsı buradaki kâne'nin şan ve kıssa manâsına
geldiğini söylemişlerdir. Bu takdirde cümlenin manâsı: «Kıssa şu ki: birimiz
hayzini gördüğü zaman Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona emrederdi»
demek olur. Bu günkü arap gramercileri «kâne» yi doğrudan doğruya lisânımızda
olduğu gibi yardımcı fiil kabul ederler. Bu takdirde hadisteki kâne «emere»
fiilinin yardımcısı olurki «Resulüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) emrederdi» mânâsına gelir.
Mübaşeret: Teni tene
değdirmektir.
îttizâr : Gömlek
giymek peştemal veya çarşaf gibi bir şeye bürünmek demektir. Burada ondan murad
göbekten diz kapağın altına kadar olan yerleri Örtmektir. Hadisteki hayızın
fevrinden murâd: Hayz kanının en şiddetli ve çok geldiği zamandır.
İrb : Cima' âletinden
kinayedir. Bâzıları bu kelimeyi «erab» şeklinde rivayet etmişlerdir. Erab;
Hacet demektir. Bundan murâd cima' arzusudur. Bu takdirde hadisin mânâsı:
«Sizin hanginiz nefsine mâlik olurda böyle bîr muhaşeret esnasında haram
irtütâb etmekten yani hayız halindeki o kadınla cima'dan kendini koruyabilir»
demek olur.
Hattâbî bu rivayeti
kabul etmiş birinci rivayeti ihtiyar eden hadis ulemâsını ayıplamıştır.
1- Hayızlı
kadına mübaşeret caizdir. Mübaşeret erkeğin teni kadının tenine dokunmaktır. Bu
kelime cima' mânâsına da gelirse de burada bilicma' teni tene dokundurmak
manasınadır. Hayızlı kadına mübaşeret üç şekilde tasavvur olunabilir.
a) Hayızlı
kadına cima' etmekle olur. Bu bilicma' haramdır. Hattâ bunun helâl olduğuna
îtikad eden kâfir olur. Haram olduğunu bilerek yapan büyük günah işlemiş olur.
Böylesinin Allah'a tevbe ederek bir daha bu işi yapmaması gerekir. Keffâret
lâzım gelip gelmiyeceği ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bâzılarına göre keffâret
vermesi lâzımdır. Katâde , Evzâî, Ahmed b. Hambel, İshak ve eski mezhebine göre
İmam Şafiî 'nin kavilleri budur. Şafiî 'nin yeni mezhebine göre keffâret lâzım
değildir. Hanefilerle Ekseri ulemânın kav-]ide budur. Şafiîlerden Nevevî
diyorki: «Hayız halindeki cima'ın helâl olmadığına îtikad eden bir kimse onu
unutarak yahut hayız hali olduğunu bilmeyerek yahut o hâlde cima'ın haram
olduğundan bihaber bulunarak veya cima';ı mecbur edilerek yapsa o kimseye
günah ve keffâret yoktur. Eğer hayz halinde olduğunu ve bu halde cima'ın haram
kılındığını bildiği halde kasten yaparsa ma'siyet irtîkâb etmiş olur. Onun
büyük günah olduğunu Şafiî nassan bildirmiştir. O kimseye tevbe vâcib olur.
Keffâret vacip olup olmaması hususunda iki kavil vardır. Bunların esah olanına
göre o kimseye keffârat lâzım değildir. Üç mezhep imamının yani Ebû Hanjfe,
Mâlik ve Ahmed b. Hanbe1in ve cumhur-u selefin kavilleride budur. Seleften At
â' İbni Ebi Müleyke, Şa'bi, İbrahim Nehaî, Mekhûl, Zühri, Ebu'z-zinâd, Rabîa,
Hammâd b. Ebi Süleyman, Eyyub-u Sahtiyâni, Süfyan-ı Sevri ve Leys b. Said (Rahimehûmûllah) bunlar meyanındadır.
Şafiî 'nin zayıf olan
eski kavline göre keffâret lâzımdır. Bu kavil İbni Abbâs (Rcıdiyallahıı
anhiimâ) ile Hasan-ı Basri, Saîd b. Cübeyr, Katâde, Evzâî ve
İshak 'tan da rivayet olunmuştur. Bir rivayete göre İmam Ahmed b. Hambelin
kavlide budur. Bu zevat keffâretin ne olacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir.
Hasan-ı Basrî, Saîd b. Cübeyr ve diğerlerine göre bu cima'm keffâreti ya bir
altın yahut onun yarısıdır. Bir dinar keffâretin hayızm evvelinde, yarım
dinarın hayzm sonunda yahut bir dinarın hayzın şiddetli zamanında, yarım
dinarın hayız bittikten sonra lâzım geleceği meselesi dahi aralarında
İhtilaflıdır. Delilleri: İbnî Abbas (Radiyallahu anhiimâ) dan merfu' olarak
rivayet edilen:
«Her kim hayz halinde
karısına yakınlık ederse, bir altın yahut yarım altın tasadduk etsin.»
mealindeki hadistir.
Fakat bu hadis
bilittifâk zayıftır. Doğrusu keffâret lâzım gelmemektir.
b) Göbeğin
üst tarafına ve dizden aşağıya öpmek dokunmak veya sarmaşmak sureti ile yapılan
mübaşerettir. Bu bilicma' helâldir. Yalnız Ubeydetü's - Selmanî
ile diğer bazılarından bu yerlerin
hiç birine mübaşeretin caiz olmadığı rivayet edilmişsede bu rivayet şaz
ve münkerdir. Resulüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellemjin gömlek üzerinden mübaşerette bulunduğunu bildiren
sahih hadisler bunu reddetmektedir.
c) Ön ve
arkaya olmamak şartiyle göbekle dizler arasına yapılan mübaşerettir. İmâm
A'zâma göre bu haramdır. Bir rivayete göre İmam Ebû Yusuf 'un Kavlide bu olduğu gibi Şafiî1erce sahih olan
kavilde budur Mezkûr kavil İmam Malik
'tende rivayet olunur. Ulemâdan Saîd b. el-Müseyyeb, Kaadi Şüreyh, Tavus,
Atâ', Süleyman b. Yesâr, Katâde gibi bir nice zevat dahi bu kavli tercih
etmişlerdir. Hanefî-lerden İmâm-ı-Muhâmmedle bir rivayette İmam Ebû Yûsuf
'a göre yalnız kan gelen yerlerden
korunmak suretiyle mübaşeret caizdir.
îkrime ile Mücahid,
Şa'bî, İbrahim Nehaî, Hakem,
Süfyân'ı Sevri, Evzâî,
Ahme-d b. Hambel, İshâk
b. Râhuye, Ebû Sevr, İbnî'l
Münzir ve Dâvûd-u Zahirî 'nin mezhebleride budur. Bu kavil delil itibarı ile
sair kavillere nazaran en kuvvetli kavildir.
Zîra Enes (Radiyallahu anh)
hadîsinde:
«Her şeyi yapın,
yalnız cima1 müstesna.» Duyurulmuştur.
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in gömlek
üzerinden mübaşereti bu işin müstehab
olduğuna hamledilmiştir. İmam Muhammedin
kavli Hz. Ali, İbni Abbâs ve Ebû Ta1ha (Radiyallahu arihüm) hazeratmdanda nakledilmiştir.
Kurtubî'nin Mücâhid 'ten rivayetine göre cahiliyet devrinde Araplar hayz-lı
kadınlara arkadan cima'da bulunurlarmış. Hıristiyanlar hayızlı kadınlara cima'
eder yahudilerle mecûsiler ise bilâkis o halde kadınlardan, son derece uzak
kalır; hattâ hayz kesildikten bir hafta sonraya kadar onlara yaklaşmazlar;
kitaplarının emri bu olduğunu söylerlermiş.
2- Mübaşeret
halinde kadının mutlaka bir şeyle örtünmesi lâzımdır. Çünkü Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Selle/n) Âişe (Radiyallahu
Anhâ) ya bunu emretmiştir. Maksat kadının cima'dan korunmasıdır.
3- Mübaşeret
ancak o halde cima' etmiyeceğine
itimadı olanlara caizdir. Nefsine itimadı olmayana mübaşeret de caiz
değildir. Zira bir hadis-i şerifte varid olduğu üzere korunan bir yerin
etrafında dolaşan çobanın koyunlarını oraya kaçırması işten bile değildir.
Şafiî 'lerden bazısının kavli de budur. Nevevî bu kavli beğenmiştir.
4- Hadis-i
Şerifte gömlek giymenin hayzın şiddetli zamanı ile tak-yîd buyurulması onun
iptidası ile devamı arasında fark olduğuna delildir. Nitekim îbni Mâce 'nin
«Sünen» inde Hz. Ümmü Selem e
(Radiyallahu Anhâ) dan rivayet ettiği bir hadiste «Resulül1ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
kanın şiddetli geldiği üç gün zarfında korunur ondan sonra mübaşerette
bulunurdu» denilmesi de bunu gösterir.
Nevevî'nin beyânına
göre kadın hayzı kesilip yıkanmadıkça yahut teyemmüm etmedikçe cima* haramdır.
Mübaşereti haram sayanlara göre onun hükmü de budur. İmam Mâlik ile îmâm Ahmed
ve diğer bir çok ulemâ dahi buna kaail olmuşlardır. İmam A'zama göre kan hayz
müddetinin son haddi olan on günde kesilirse yıkanmadan cima'a dahi helâl olur.
Übbî diyor ki:
«Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in zevcelerine mübaşeret yapması
nefsânî şehvetini tatmin için değil onun caiz olduğunu göstermek içindir.
Mübaşereti zevcelerinin her birine yapması onun yayılıp şüyu' bulmasını ifade
eder. Nitekim çok kadınla evlenmesinden maksat da ahkâmı neşrederek
belletmekti. Çünkü zevcelerinden her biri gördüğünü ümmete haber verecekti...»
Bundan sonra Übbî her kocanın ailesine kızlarına ve hizmetçilerine öğretmesi
gerektiğini tenbih ederek fürûat kabilinden bir çok meseleleri ele almış ve onları
misallerle izah etmiştir. Biz sözü daha fazla uzatmamak için onları buraya
nakletmedik. Ancak mes'ele Übbînin dediği gibi pek mühimdir. Anne ve babaların
nazar-ı dikkatini celb eder kendilerine:
«Hepiniz çobansınız ve
hepiniz güttüğünüz sürüden mes'ulsünüz.» hadis-i Şerifi ile Teâla
hazretlerinin:
«Ey iman edenler! Kendinizi ve aile efradınızı cehennemden
koruyun!..» ayet-i kerimesini hatırlatırız.
4- (295)
Bana Ebu't-Tâhîr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb, Mahrama'dan rivayet
etti. H.
Bize Harun b. Said
el-Eylî ile Ahmed b. İsa da rivayet ettiler. Dediler-ki: Bize İbni Vehb rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Mahreme babasından, o da İbni Abbâs'ın azatlısı
Küreyb'den naklen haber verdi. Küreyb [2]
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Meymûneyi şöyle derken
İşitmiş:
«Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ben hayzlı iken benimle beraber yatardı.
Aramızda bir elbise bulunurdu.
5- (296)
Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet
etti. (Dedi ki) :
Bize Muâz b. Hîşâm
rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, Yahya b. Ebi Kasîrden rivayet etti.
(Demiş ki) : Bize Selemetü'bnü Abdirrahmân rivayet etti. Önada Zeynep [3] binti
Ümmü seleme rivayet etmiş. Önada Üm-mü Seleme [4]
rivayet etmiş. Demişki: Bir defa ben Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve SelJem)
le beraber kadife bir çarşaf altında yatarken hayzı-mi gördüm hemen sıvışarak
hayz esvabımı giydim. Resulüllah (Sallallafıü Aleyhi ve Sellem) bana:
«Hayzını mı
gördün?» dedi.
«Evet» dedim.
Müteakiben beni çağırdı ve onunla kadife çarşafın altında beraber yattım.
Zeyneb: «Ümmü Seleme ile
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cünüblükten dolayı ikisi bir kabta
yıkanırlarmış» demiş.
Bu hadisi Buhar i
«Kitâbu'l Hayz'ın bir iki yerinde ve «Kitâb't-Tahâre»de; Nesaî dahi
«Kitabu't-Tahare»de muhtelif ravilerden tah-riç etmişlerdir.
Gerçi Ebu Dâvûd Hz.
Aişe 'den buna muarız bir hadis rivayet etmişdir. O Hadiste Hz, Aişe: «Ben
hayzımı gördüğüm zaman yataktan hasırın üzerine inerdim. Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana yaklaşmazdı; ben de temizleninceye kadar ona
yaklaşmaz-dım. demişsede de Aliyyû-1' Kaarî: İhtimal bu hadis mensuh-dur;
diyor. İbni Kesir ise onun tenezzüh ve ihtiyata hamledil-diğini söylüyor. İbni
Abbas (Radiyallahû anh) Hayz zamanında karısından uzaklaşirmış. Halası Meymûne
(Radiyallahû anh) bunu duyunca; ona haber göndererek: «Sen Resulullahm
sünnetinden yüz mü çeviriyorsun! Vallahi o hayızh kadınlarından biri ile yatar
aralarında dizleri geçecek kadar bir Örtüden başka bir şey bulunmazdı.» demiş
Hamile yahut hâmil:
Saçaklı kadife demektir. Hadîsin bâzı rivayet-, lerinde kelimenin yerine
«hamîsa» zikredilmiştir. Hamîsa dört köşeli ve iki çizgili çarşaftır. Bâzıları
siyah ve kırmızı çizgili bir kumaş olduğunu'
söylerler.
1- Hayzh
kadınla br yorgan altında yatmak Caizdir. Yalnız çıplak tenlerin göbekle diz
arasında biri birine değmesine mani bir perde bulunması lâzımdır. Ulemânın
beyânına göre gömlek üzerinden hayzh kadından istifade edildiği gibi kadının
mayiattan bir şeye elini sürmesi kocasının başını taraması ekmek ve yemek
pişirmesi gibi şeylerde mekruh değildir.
2- Kadının
mu'tâd elbisesinden başka hayız için elbise kullanması müstahabdır.
3- Hayızh
kadının teri temizdir. Gerçi Teâlâ Hazretleri: «Hayız hafinde kadınlardan uzak
kalın!» buyurmuştur:
Fakat bunun mâ'nâsı,
onlarla cima' etmeyin, demektir.
4- Hayızla
nifâsın, namaz ve oruca mâni olmak mescide girememek, kâbeyi tavaf edememek,
kur'an okuyamamak, ve mushafa dokuna-mamak hususatmda hükümleri birdir. Burada
her ne kadar nifastan bah-sedilmemişsede onun hakkında da bir çok hadisler
vardır.
Nifas: Çocuk
doğurduktan sonra gelen kandır. Azı için hudûd yoksada son haddi kırk gündür.
Ondan sonra kan gelse bile hastalıktan dolayı olduğu için kadının namaz oruç
gibi ibadetlerine manî değildir. Ekseri ule--mâ ve fukahânm kavilleri budur.
Hasan-ı Basrî'den nifâslı kadının elli gün namaz kılamayacağı rivayet
olunmuştur. Atâ' ise bu müddeti altmış güne çıkarmıştır.
6- (297) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi kj:
Mâlike İbni Şîhâb'daıı duyduğum onunda Urveden,
onunda Amre [5] den,
onunda Aişe'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum, Aişe şöyle "demiş:
«Peygamber (SaUallahü
Aleyhi ve Seîîem) îtikafe girdiği vakit başı bana yaklaştırır; bende onu
tarardım. İnsanın hacetinden başka hiçbir ş< için eve girmezdi» demiş.
7 - (...) Bize Kuteybetü'bnü Sa'id rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.
Bize Muhammed b. Rumh
da rivayet etti. Dedi ki: Bize Leys, İbni Şi-hab'dan, o da Urve ile Amre binti
Abdirrahman'dan o da Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Âişe'den
naklen haber verdi ki Aişe şunları söylemiş :
«Ben (îtikafta iken) hacet için eve girerdim. Evde
hasta bulunduğu halde onun halini ancak geçerken sorardım. Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) dahi mescidde
(itikâfda) iken başını bana uzatır; bende saçını (hayzh olduğum halde)
tarardım. Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) itikâfta iken eve ancak hacet
için girerdi.»
İbni Rumh (hadisi) :
«İtikâfta bulundukları zaman de (ye
tefsir et) mistir.»
8- (...)
Bana Harun b. Sa'îd el-Eylî dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vehb rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Amr b. Haris Muhnmmd b. Abdirrahman b. Nevfel [6] den o
da Urvetü'bnü Zübeyr'den o da Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) in
zevcesi Aişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş:
«Resulüllah (SaUallahü
Aleyhi ve Sellem) kendisi mücavir
iken mes-cidden başını bana çıkarır bende hayzh olduğum halde
başını yıkardım.»
9- (...)
Bize Yahya b. Yalıya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme Hişâm'dan
naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bize Urve Aişe'den naklen haber verdi. Aişe
şöyle demiş:
«Resulüllah (SaUallahü
Aleyhi ve Sellem) ben hücremde iken başını bana yaklaştırır; bende hayzh
olduğum halde onun başını tarardım.
10 — (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin b. Ali,
Zâide'den, o da Mansûrdan, o da İbrahim'den, o da Eşved'-den, o da Aişe'den
naklen rivayet etti. Aişe:
«Ben hayzlı iken
Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) in başını yıkardım» demiş.
11- (298)
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb de rivayet ettiler.
Yahya: Bize Haber verdi tabirini kullandı. Ötekiler bize Ebû Muâviye*, A'meş'ten
o da Sabit b. Ubeyt [7] ten,
o da Kaasim b. Muhammed [8] ten o
da Aişe'den naklen rivayet etti dediler, Aişe: «ResulüIIah (Sallaltafıü Aleyhi ve Seîlem) bana mescidden:
«Şu seccadeyi bana
uzatıver.» buyurdular. Ben hayzliyim
dedim. Bunun üzerine:
«Senin elinde hayz
yokfur.» buvurdnioı-
12- (...)
Bize Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zaide Haccac ile Ebû
Ganiyye'den, onlarda Sabit b. Ubeyt'ten o da Kaas-sim b. Muhammed'den o da
Aişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:
«Bana Eesulüllah (Salîaîîahü Aleyhi ve
Selle/n) kendisine seccadeyi uza ti vermemi mescidden emretti.
Ben hayalıyım dedim. Bunun üzerine: «Sen onu bana uzat. Çünkü senin elinde hayz
yokfur.» buyurdular.
13- (299)
Bana Züheyr b. Harb ile Ebû Kâmil ve Muhammed b. Hâtım toptan Yahya b. Said'den
rivayet ettiler. Züheyr dediki: Bize Yahya Yezid b. Keysan'dan, o da Ebû
Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş. Bir defa
ResulüIIah (Salîaiiahü Aleyhi ve Seliem)
mescidde iken:
— «Ya Âişe! Bana elbiseyi uzat.» dedi. Aişe:
— «Ben hayzlıyım» dedi. Bunun üzerine:
— «Şüphesiz ki, senin
elinde hayz yokfur.» buyurdular. Aişe de elbiseyi kendilerine verdi.
Bu hadîsi Buharı
«Kitâbu'I-İ'tikâf»m muhtelif yerlerinde Ebû Dâvûd ile Tirmizî ve îbni Mâce
«Kitabu's-Savm» da Nesaî «Kitabu'I
İ'tikâf»ta tahrîc etmişlerdir.
Hadisin bütün
rivayetleri hayzlı bir kadının i'tikâfta bulunan kocasının başını taramak ve
yıkamak ona seccade vermek gibi hizmetlerinde bulunabileceğini ve hayızlı
kadının bedeni ile terinin temiz olduğunu göstermektedir.
İ'tikâf: Lûgatta bir
yerde durmak; iyi veya kötü birşey için nefsini hapsetmek mânâlarına gelir.
Şeriat istilahmda ise; Allah'a ibadet niyeti ile nefsini mescidde hapsetmektir.
İ'tikâfm sıfat ve ahkâmı inşaallah i'tikâf bahsinde görülecektir. İ'tikâfa
giren kimseye mu'tekif derler. Hadîsin bir rivayetinde zikri geçen mücavirden
murâd da budur.
Hamre: Seccade
demektir. Nevevî'nin beyânına göre bundan murad* yüzünün secde edeceği yere serilen
hasır veya kumaş parçasıdır. Hattâbî 'ye göre hamre yalnız başın secde edeceği
yere değil tnitfün vücüde kâfi gelcek derecede büyük seccadedir. Ebû Dâvûd 'un
İbni Abbâs (Radiyallahu anhümâ)dan rivayet ettiği bir hadis Hattabî 'nin
kavlini te'yid eder.
ResulüIIah (Sallallahü
Aleyhi ve Seliem) in insanın hacetinden başka hiçbir şey için eve girmemsinden
murâd Zührî'nin beyânına göre büyük ve küçük abdest bozmaktır. Ulemâ bunların
i'tikaf hükmünden istisna edildiğinde müttefiktirler. Fakat hasta dolaşmak
cuma ve cenaze namazları gibi başka ihtiyaçlardan dolayı mutekifİn mescidden
çıkıp çıkamayacağında ihtilâf etmişlerdir. Ashâb-ı kiramdan bazıları ile diğer
bir takım ulemâya göre bu gibi ihtiyaçlardan dolayıda mescidden çıkabilir.
Sevrî ile İbnî Mübarek'in mezhebleri budur. 'Bâzıları mu'tekifin kazâ-i
Hacetten başka hiç bir sebeple mescidden çıkamıyacağına kaildirler. Tirmizî
şöyle diyor: «Ulema bir şehirde cuma kılınan cami bulunursa o camiden başka
yerde İtikâf yapılamıyacağını söylemişlerdir. Çünkü mu'tekifin bulunduğu
mescidden çıkmasını mekruh görürler. Cuma namazını terk etmesine ise cevaz
vermezler...»
İmam Ahmed b. Hambel:
«Mu'tekif hasta dolaşamaz; cenaze arkasından gidemez, demiştir. İshak'a göre
ise i'tikâfa girerken bu gibi şeyleri şart koşan onlar için mescidden
çıkabilir.
İ'tikâfta bulunan
kimsenin ilim meclislerine iştirak edip edemiyeceği dahi ihtilaflıdır. İmam
Mâlik'e göre iştirak edemez, ve i'tikâfla alâkası olmayan hiç bir kurbette
bulunamaz. Namaz kılan nasıl başka ibadetleri meşgul olamazsa mu'tekifin
halide öyledir. Diğer ulemâya göre bu caiz hatta ilim meclislerine iştirak
ederek ilimle meşgul olmak müsta-haptır. Çünkü tahsil-i ilim en makbul
ibâdetlerdendir. Onlara göre mescidin şanına yakışan dikiş dikme gibi bir
sanatla meşgul olmak ve mubah olan şeyler hususunda cemaatla konuşmakta
caizdir. İmam Malik'-ten bir rivayete göre mu'tekif mescidde kendi sanatı ile
meşgul olursa i'tikâfı bâtıl olur. Han
ef ilerin «el-Bedâyi» namındaki fıkıh
kitabında: «Mu'tekif abdest bozmaktan mada hiç bir ihtiyaç için gece veya
gündüz mescidden çıkamaz yemek içmek uyumak, hasta dolaşmak ve cenaze namazı
kılmak içinde çıkamaz. Çıkarsa i'tikâfı bozulur. Bu hususta kasten çıkmakla unutarak çıkmak
arasında fark yoktur. Zorla çıkarılır. Veya mescid yıkılırda çıkar ve hemen
başka bir mescide girerse istihsa-nen i'tikâfı bozulmaz» deniliyor.
Bazıları mu'tekifin beş şeyden dolayı
mescidini değiştirebileceğini söylemişlerdir. Bunlar: Mescidin yıkılması, mescidin
cemaati dağılarak oraya kimsenin gelmez olması, hükümet tarafından
çıkarılması, zâlim tarafından çıkarılması ve mütegallibenin canına veya malına
kastetmelerinden korkması halleridir.
İmam Şafiî'ye göre
kasten mescidden çıkmak i'tikâfı bozarsada unutarak çıkmak bozmaz. Ona göre
yemek içmek için evine çıkmak dahi caizdir. Şafiî' imamlarından bazıları bunu
caiz görmemiş bu meselede Han ef Herle birleşmişlerdir. Bu rivayetler kadının
rızâsı ile ona başını yıkatmak; ekmek ve yemek yaptırmak gibi hususatın caiz olduğuna
da delildirler. Bu babta icma vardır. Fakat kadının rızası olmadan onu bu gibi
hizmetlerde kullanmak caiz değildir. Çünkü kadının vazifesi cima' hususunda
ona itaat ve evi ne kapanıp oturmaktan ibarettir.
14- (300)
Bize Ebû Bekr, b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dedilerki) : Bize Vekî' Mis'arla Süfyan'dan,
onlarda Mikdam b.
Şüreyc'den o
babasından, o da Âişeden naklen rivayet
etti. Âişe şöyle demiş:
«Ben hayz halinde ikn
bir şey içer; sonra onu Peygamber (Saiîallahü Aleyhi ve Sellem) e verirdim. O
da ağzını benim ağzımın değdiği yere koyarak içerdi. Ben hayızh iken kemiğin
etini ısırır sonra onu Peygamber (Saîîaîlahü Aleyhi ye Sellem} e verirdim. O da
ağzını benim ağzımın değdiği yere koyar
(ak ısırır) di» Züheyr: «içerdi»
cümlesini zikretmedi.
Ark : Üzerinde
et bakiyyesi bulunan kemiktir. Kelimenin meşhur mânâsı budur. Bazılarına göre;
bir miktar et demektir. İmam Halil b. Ahmed'e göre ark etsiz kemik demektir.
«Etearraku» kemiğin etlerini dişlerimle ısırırdım. Manasınadır. Hadis-i Şerif
hayızh kadının artığı ile bedeninin temiz olduğuna delildir. Bazıları İmam Ebü
Yûsuf'a göre bedeninin necis olduğunu söylemişlersede bu rivayet doğru değildir.
15- (301)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dâ-vûd b. Abdurrahman
el-Mekkî [9],
Mansur'dan, o da annesinden, o da Aişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle
demiş:
«Ben hayızh iken
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} kucağıma yaslanır da kur'an okurdu»
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'1-Hayz» ile «Kitabu't Tevhidi» de Ebû Dâvûd, Nesâ-i veîbni Mâce dahi
«Kitabu't-Ta-hare» da muhtelif râvîlerden tahric etmişlerdir. cümlesi şeklinde de rivayet
olunmuşsada Kurtûbî
bunun doğru olmayıp bir vehimden ibaret olduğunu söylmiştir. Buhârî 'nin
rivayetinde: «Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) başı benim kucağımda
olduğu halde kur'an. okurdu» denildiğine göre buradaki yaslanmadan murad da
başını onun dizine koyması olacaktır. Safi î'lere göre mu'tekif mescidde su
bulanmazsa su içmek için dışarıya çıkabilir. Su bulursa bir kavle göre yine
çıkabilirsede esah olan kavle göre çıkamaz. Nevevî : «Vacip olan i'tikâfta mu'tekif
hasta dolaşamaz, cenaze için de çıkamaz. Veîevki cenaze vazifesi alettayin ona
düşsün; ama vacib olmayan i'tikâfta hasta dolaşmak ve cenaze namazı kılmak
caizdir» diyor. Ancak Şafiî 'lerden bazıları buna itiraz ederek bu gibi
şeylerden dolayı nafile i'tikâftan da çıkılamı-yacağını söylemişlerdir. Bu
mesele hakkında Şafiî1er dört hal mülâhaza ederler.
1- Hasta
dolaşmak ve cenaze namazı kıldırmak gibi vazifeleri te-hammül ve edâ alettayin
mu'tekife teveccüh etmez;
2- Tehammülü
mu'tekife düşer fakat edası ona teveccüh etmez. Bu iki halde mu'tekifin
mescidden çıkması i'tikâfmı bozar.
3- Vazifenin
tehammülü değilde edası mu'tekife teveccüh eder. Bu haldede mescidden çıkmakla
i'tikâf batıl olur.
4- Vazifenin
hem tehammülü hem edası mu'tekife teveccüh eder.
Bu halde Mescidden
çıkmak î'tikafı bozmaz.
«Mescidden bana
elbiseyi uzat!» buyurdu» cümlesindeki
«mescidden» sözü Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in kavline mütealliktir. Yani bana
söylediklerini mescidden söyledi demektir. Bazıları bu sözün: «Bana mescidden
bir seccade ver» mânâsına geldiğini iddia ederek hayzlı kadının bedeninde
necaset olmamak şartiyle bir hacetten dolayı mescide girebileceğini
söylemişlersede bu doğru değildir. Çünkü Peygam'be r (Sallallahü Aleyhi ve
Selîem) zaten mescidin içinde idi. Aişe (Raâıyallahu Anhâ)dk kendi hücresinde
bulunuyordu ve hayz halinde idi. Onun özür beyân ederek seccadeyi vermek
istememesi hayz halinde kolunu mescide uzatmaktan çekindiği içindir. Eğer Resulüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem)
ona mescide girmeyi emretmiş olsaydı: «Senin elinde hayz yoktur.» diye eli
tahsis etmenin bir mânâsı kalmazdı. Zira bu cümlenin mâ'nâsı: «Mescide
sokulmaması icâbeden hayız kanı senin elinde yoktur» demektir.
İbni Rümh'un
«i'tikafta bulundukları zaman» diye tefsirde bulunması ümmehat-ı' mü'mininin
de i'tikâfa girdiklerini gösterir. Filhakika öuhârî 'ninde rivayet ettiği
vecihle Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zevcelerinin bâzılarına mecsidde
kendisi ile beraber îtikâfa girmelerine izin vermişti.
ibni Dakiki'lIyd: «Bu hadîsde hayzlı kadının kur'an okuyamıyacağına işaret
vardır. Çünkü caiz olsaydı onun
dizinde kur'an okumanın doğru olmadığı
hâtıra gelmez ve okunabileceğini bildirmeye -lüzum kalmazdı» diyor.
1- Hayzlı
kadına dokunmak caizdir. Çünkü temizdir.
2- Nevevî:
«Bu hadiste necaset mahalline yakın yerlerde Kur'an okumanın caiz olduğuna
delil vardır» demişsede Aynî buna
itiraz etmiş ve: «Hayzlı kadın temizdir. Pis olan ondan gelen kandır. Kan hayz
zamanlarının hepsinde pistir. Nevevî *nin dediğine bakılırsa helaya karşı
Kur'an okumakta mekruh olmamak îcab eder halbuki kur'an-ı
kerîme ta'zim için
helaya karşı onu okumamak gerekir. Çünkü bir şeye yakın olan onun hükmünü
alır.» demiştir.
16- (302)
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-durrahman b. Mehdi
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Seleme rivayet etti (Dedi ki) : Bize
Sabit, Enes'den naklen rivayet ettiki: Yahudiler, aralarında kadın hayz
gördüğü zaman onunla beraber yemek yemezler ve evlerde onunla bir araya
gelmezlermiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ashabı (bu hususu) ona
sormuşlar bunun üzerine Allah Teâlâ:
«Sana hayz meselesini
soruyorlar. De ki : O bir ezadır. Binaenaleyh siz hayz halinde kadınlar (ınızla
cima) dan sakının...» [10]
ayet-i kerimesini
sonuna kadar inzal
buyurmuş Resulüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) de:
«Her şeyi yapın,
yalnız cima' müstesna.» buyurmuş.
Yahudiler bunu
duymuşlar ve: «Bu adam bizim işlerimizden bize muhalefet etmedik hiç bir şey
bırakmak istemiyor» demişler. Az sonra Üseyd
b. Hudayr ile
Abbâd b. Bişr
gelerek:
«Ya Resulüllah!
Yahudiler şöyle şöyle diyor. Şu halde biz hayzlı kadınlarla düşüp, kalkmayalım
mı?» demişler.
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in çehresi
derhal değişmiş: , (Ashab) biz
onlara darıldiğıni zannettik demişler.
Müteakiben Üseyd ile
Abbâd dışarıya çıkmışlar. Derken karşılarına
Peygamber (Salîaîîahü
Aleyhi ve Sellem) e hediye-süt götüren biri çıkmış Resulüllah (Sallaîlahü
Aleyhi ve Sellem) o sütii bunların arkasından göndererek onlara içirmiş.
Böylelikle Resulüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) in kendilerine darılmadığım
anlamışlar.
Nefs-i hadistende anlaşılıyorki
ashab-ı kiramın hayzlı kadın hakkındaki sualleri bu babtaki âyet nazil
olmazdan evveldir. Onlar bunu; bizden önceki şeriatlar bizim içinde şeriattır»
zannederek sormuşlardı.
Nevevî diyorki hadiste
zikredilen ayetteki birinci mahîzdan murad kandır. İkinci mahîz ihtilaflıdır.
Bizim mezhebimize göre hayzdır. Bâzı Ulemâ bundan muradın fere olduğunu diğer
bazılarıda hayz zamanı olduğunu söylemişlerdir.
Üseyd ile Abbâd
(Radıyallahu Anhâ) nin; «Hayızlı kadınlarla düşüp kalkmayalım mı?» şeklindeki
suallerinden neyi kaşdettikleri Ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bazıları: Bundan
maksad; kadınlarla bir arada yaşamak, beraber yiyip içmektir.
Übbî'ye göre bu suali
eski şeriatleri kendileri içinde şeriat zannettikleri için sormuşlardır.
İhtimal bu zevat Hayızlı kadınları ile cinsi mü-nasebetde bulunmak istemiş ve
bu suretle yahudilere muhalefet kasdet-mişler; Fakat dilekleri şeriata aykırı
olduğu için Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) in canı sıkılmıştı diyenler vardır.
Resulüllah (Sallaîlahü
Aleyhi ve Sellem) in Üseyd ile Abbâd (Radıyallahu Anhüma) nın arkalarından
kendilerine süt göndermesi hatırlarını hoş etmek ve gönüllerini almak içindir.
Yani yüzündeki değişikliği görerek canının sıkıldığını anlayınca üzülmüşlerdir
diye göndermiştir. Bu Fahr-i Kainat (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) efendimizin
son derece müşfik ve merhametli olduğuna delildir.
17- (303)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Veki' ile Ebû Muaviye ve Hüşeym, A'meş'den o da Münzir
b. Ya'lâ [11] dan-ki bu zât Ebû Ya'lâ
künyesini taşır- o da İbni'l Hanefiyye' [12] den,
o da Ali'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:
«Ben çok mezî* gören
bir adamdım. Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) e sormağa da kızının bende
olması dolayısıyle utanıyordum. Binaenaleyh Mikdad b. Esved'e emrettim de o
sordu Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Zekerini yıkar ve
abdest alır.» buyurdu.
18- (...)
Bize Yahya b. Habib el-Harisi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâbib yani
İbni'l Haris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) :
Bana Süleyman haber verdi. (Dedi ki) :Münziri Muham-med b. Ali'den o da Ali'den
naklen rivayet ederken işittim. Ali şöyle demiş:
«Fatime'den dolayı
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e meziyi sormaktan utandımda Mikdad'a
emrettim o sordu. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Ondan abdest lâzım
gelir.» buyurdular.
19- (...)
Bana Harun b. Sa'id el-Eyli ile Ahmed'b. İsa dahi rivayet ettiler. Dedilerki:
Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mahreme-tü'bnü Bükeyr, babasından,
o da Süleyman b. Yesâr'dan o da İbnİ Abbâs'-tan nalden haber verdi. İbnİ Abbâs
şöyle demiş:
Ali b. Ebî Tâlib:
Mikdad b. Esved'i Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Selienı) e gönderdik de ona insandan çıkan nıeziyi
ne yapacağını sordu-. ResulüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Abdesf al; fercini de
yıka.» buyurmuşlar, dedi.
Bu hadisi Buharî
Taharet ve -İlim bahislerinde Nesaî Taharet bahsinde Ebû Dâvûd ile Tirmizî'de
ayni bahiste tah-rîc etmişlerdir. Müslim'in Harun 'dan tahriç ettiği ikinci
rivayetin senedindeki Mahreme hakkında söz edilmiş ve babasından işitmediği
söylenmişsede hadisin metni sahihtir. Nitekim diğer rivâyet-leride bunu
gösterir.
Hadîsin rivayetleri
muhteliftir. Nesâi'nin rivayetinde Hz. Ali (Radiyallahû anh) m: «Ben çok mezî
gören bir adam idim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in kızı da nikahım
altında idi. Bu sebeple sormaya utandım da yanı başımda oturan bir zata: Şunu
sor dedim. O da sordu ResulüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Mezide abdest
vardır.» buyurdular» dediği; Tîrmizî'nin. rivayetinde meseleyi bizzat kendi
sorduğu Resu1ü11ah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) in cevaben:
«Meziden abdest,
menidense gusul lâzım gelir.» buyurduğu; Ebû
Dâvûd 'un rivayetinde Ali
(Radiyallahû anh) in:
«Ben çok mezi gören
bir adamdım. Bu sebeple her mezi gördükçe yıkamaya başladım. Hattâ sırtım
çatladı. Nihayet bunu Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem)e söyledim. Yahut
söylendi. ResulüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Bunu yapma, mezî
gördüğün zaman zekrini yi kayr ver ve abdesfini al.» buyurdular.» dediği; İmâm-ı
Ahmet Taberanî ve Nesâî'nin bir rivayetinde soran zatın Ammar
olduğu bildirilmektedir.
Görülüyor ki bâzı
rivayetlerde Resulüllah'a soranın Mikdad b. Esved, bazılarında Ammâr
(Radiyallahû anh) bir ri-vâyettede bizzat A1i (Radiyallahû anh) olduğu
zikredilmektedir. İbni Hibbân bu rivayetlerin arasını te'lif edrek: « Hz. Ali
(Radiyallahû anh) Mikdad'a sormasını emretmiş fakat sonra kendisi sormuştur.
Yahut sorduğu için mecazen kendisi sordu denilmiştir.» diyor. Hz. A1i (Radiyallahû
anh) 'm-hem Mikdad'a hem Ammar'a sordur-w"- olmasıda mümkündür.
Mezi:
Ekseriya zevcesi ile oynaşırken gelen berrak sudur. Kadınlarda erkeklerden
daha çok görülür. Bu kelime mezy ve meziy şekillerinde de okunabilir. Hattâ
bâzıları şedde ile meziyy şeklinde okunmasını daha fasih görünürler.
Vedy:
Bevlden sonra gelen sudur. Bunu da şedde ile vediyye şeklinde okuyanlar vardır.
Hz. Ali (Radiyallahû
anh) m buradaki arkadaşlarına emri vücüb ifade eden emir değildir. Buna ilmi
tâbiri ile İltimas denilir: Hadiste zikri geçen fercten murâd zekerdir. Lafzın
mutlak zikredilmesi bütün zekerin yıkanmasını İcab edersede burada murâd küllü
zikir cüz'ü irade kabilinden yalnız pisliğin çıktığı yerdir. Maamafih bütün
zekeri yıkamak lâzımdır diyenlerde olmuştur.
1- Meziden
dolayı yıkanmak lâzım gelmezsede abdest bozulur. Çünkü mezî necistir. Zekerin yıkanması bundan dolayı
emredilmiştir. İmam1 Şafiî'ye göre bütün zekeri yıkamak vacip değildir. Yalnız
mezinin bulaştığı yerleri yıkamak kâfidir. Bu bâbta İmam-ı Ma1ik'ten muhtelif rivayetler vardır.
2- İstiftâda
vekâlet caizdir. Yani bir kimse bir meseleyi sormak için başka birini vekil
edebilir.
3- Damadın
kayın pederine karşı adab-ı muaşerete riayet etmesi ve gerek onun grekse kayın
validesinin huzurunda cima'a dair sözler söylememesi müstahabtır. Bu hüküm
kadının sair akrabaları hakkında da böyledir.
4- Mezînin
mutlak surette abdest îcâb ettiğine İmam-ı Azam ile İmam-ı Şafiî bu hadisle
istidlal etmişlerdir. Mâ1ikiyye
ulemâsına göre ise hadisten murad karısı ile oynaşırken gelen mezidir. Bu
meziden dolayı abdest almak lâzım gelirsede başka bir sebeple veya bir illetten
dolayı gelen mezî abdest icab etmez. Ma1ikîlerin bu sözü cumhûr-u ulemânın
kavline muhaliftir.
Şâfiilerden Nevevî
diyor ki: «Bu hadis taşla istihcânın yalnız mûtâd olan bevlle kazurat hakkında
caiz olacağına delildir. Kan ve mezî gibi nâdir vuku bulan hallerde mutlaka su
ile temizlenmek îcâb eder. Mezhebimize göre esah olan kavil budur.»
20- (304)
Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize
Vekî' Süfyân'dan, o da Selemetü'bnü Küheyl'den, o da Küreyb'den, o da İbni
Abbâs'tan naklen rivayet ettiki: Peygamber (Sallaiîahü Aleyhi ve Seîlem)
geceleyin kalkmış; Kazâ-i hacet etmiş sonra yüzünü ve ellerini yıkamış ve
uykuya yatmış.
Bu hadisin şerhinde
Nevevî şunları söylemiştir: Allah-ü A'lem kazâ-i hacetten murad abdest bozmak
olacaktır. Kaadi lyâz'da aynı şeyi söylemektedir. Yüzü yıkamaktaki hikmet uyku
eserini gidermektir el yıkamaya gelince Kaadi lyâz: «İhtimal ellerine bulaşan
bir şeyden dolayıdır» demiştir.
Bu hadis geceleyin
uyandıktan sonra tekrar uyumanın mekruh olmadığına delildir. Selefin bazı
zâhid ve âbid zevatından bunun mekruh olduğu nakledilmiştir. İhtimal onlar
bundan vazifeye mâni olacak derecede dalarak uyumayı kastedmişlerdir. Bu
takdirde uykuyu kerih görmeleri Resulü İlah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem) in
fi'line muhalif değildir. Çünkü (Aleyhisselâtii vesselam) efendimiz vazife ve
evradına mani olacak derecede uykuya
dalmazdı.»
21- (305)
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî ile Muhammed b. Rumh rivayet ettiler: Dediler ki:
Bize Leys haber verdi. H.
Bize Kuteybetü'bnü
Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, İbni Şihab'dan, oda Ebû
Selemete'bni Abdirrahman'dan, o da Aişe'den naklen rivayet etti ki, Resulüllah
(Sallaiîahü Aleyhi ve Seîlem) cünüb iken uyumak isterse uyumazdan önce namaz
abdesti gibi abdest ahrmış.
22- (...)
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Uleyye ile Vekî' ve
Gunder, Şu'be'den, o da Hakem'den, o da İbrahim'den o da Esved'den, o da
Aişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: ResuIüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cünüp
olurda yemek veya
uyumak isterse namazına aldığı abdest gibi abdest alırdı.
(...) Bize
Muhammed b. el-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize
Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. H.
Bize Ubeydullah b.
Muâz dahi rivayet etti. Dedi ki: Bize babam rivayet etti. Dedi ki: Bize Şu'be
bu isnâdla rivayet etti.
İbnü'I Müsennâ kendi
rivayetinde: «Bize Hakem rivayet etti. İbrahîmi rivayet ederken işittim dedi»
ibaresini kullandı.
Bu hadisi Buhârî
«Kitabul-gusl» de muhtelif ravîlerden tahriç etmiştir. Nitekim Müslim de burada
muhtelif râvîler vasıtasiyle onu Hz. Aişe. İbnî Ömer Ebû Saîd-i Hudrî ve Ene
&(Radiyallahu anhüm) tahriç etmiştir. Bu babta Ebu Davud ve başkaları Hz.
Ali (Radiyalîahû anh) dan merfu' bir hadis rivayet etmişlerdir. O hadiste:
«Şüphesiz ki içinde
köpek, suret ve cünüb bulunan eve melekler girmez.» denilmektedir:
Bazıları babımız hadisi
için: «Buhârî bunu Ebû Dâvûd
hadîsinin zayıf olduğuna işaret olmak üzere tahrîc etmiştir» demişlerdir. Fakat bu söz
doğru değildir. Çünkü evvelâ Ebû Dâvûd
hadisi zayıf değil sahihtir. Onun sahih olduğunu İbni Hıbban ve Hâkim tasrih etmişlerdir. Zayıf olduğunu
söyleyenler isnadında Nüceyy-i
Hadramî bulunduğunu bu zattan yalnız
oğlu Abdullah rivayet ettiğini onunda meçhul olduğunu
söylersede mezkûr Abdullahm meçhul
değil mevsuk bir zat olduğunu Iclî beyân etmiştir. Binaenaleyh hadisin sıhhatma
bir diyecek yoktur.
Sonra bu hadîsten
murad yıkanmaya kulak asmayrpta cünüp gezmeyi âdet edinen ve cünüb olduğu halde
üzerinden bir veya birkaç vakit namaz geçenlerdir ki zamanımız hakkında pek
mühim bir hüccettir. Çünkü bu gün bir çok kimselerin boyuna cünüb gezdiklerini
hattâ bir çoklarının cünüblük nedir; bu babta ne gibi bir vazife vardır bilmediklerini kimi gıyaben kimi şifahen
işitiyoruz. İşte hadis-i şerif böyle
müslümanlara şiddetli bir ihtardır. Ve âdeta kulaklarından çekercesine: «Eğer müslü-mansanız nıüslümanliğm şerait ve
adabını Öğrenin! Bu perişan halinizle sizin evlerinize melekler girmez.
Müslüman olduğunuza şehadet edecek kimse bulunmaz; tuttuğunuz şeytanî yol göz
baka baka sizi esfel-i sâfilî'ne götürür...» demektir. Hadisin maazallah dinden
dönmüş mürtedlerle yahut müslüman olmayanlarla alâkası yoktur. Onun ihtarı
müslüman olduğu halde bu gibi cürümleri irtikâb edenlerdir.
Babımız hadîsine
gelince; o da muhtelif rivayetleri ile cünüblüğün hükmünü bildirmektedir. Hulâseten
söylemek lâzım gelirse hüküm, şudur. Cünüb olan bir kimseye derhal yıkanmak
müstehab olmakla beraber farz değildir. Yıkanmayı namaz vakti gelinceye kadar
yahut Kur'an-ı kerimi ele almak, okumak. Kâbeyi tavaf etmek ve secde-i tilâvet
gibi cünüp olarak yapılması memnu olan bir ibadeti yapmak isteyinceye kadar
tehir edilir. Fakat bunlardan hiç birini cünüb olarak yapamayacağı için o anda
yıkanması farz olur. Hadîsin geri kalan hükümlerini inşallah bütün
rivayetlerini sıraladıktan sonra göreceğiz.
23- (306)
Bana Muhammed b. Ebî Bekr el-Mukaddemi İle Züheyr b. Harb da rivayet ettiler.
Dediler ki: Bize Yahya -ki İbni Saîd'dir- Ubey-dullah'tan rivayet etti H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeybe ile İbni Nümeyr dahî rivayet ettiler. Lâfız onlarındır. İbni Nümeyr:
Bize babam rivayet etti dedi. Ebû Bekr ise: Bize Ebû Üsâme rivayet etti dedi.
Her ikisi: Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da (babası)
Ömer'den naklen rivayet etti dediler. Ömer:
— «Ya Resulâllah!
Bizden birimiz cünüb olduğu halde uyuyabilirini?» demiş. Resulüllah (Sallatlahü
Aleyhi ve Sellem) :
— «Evet, abdest alırsa (uyuyabilir).» buyurmuşlar.
24- (...)
Bize Muhammed b. Rafi'de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ahdurrezzak, İbni
Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nâfi', İbni Ömer'den naklen haber
verdi ki: (babası) : Ömer Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den fetva istiyerek:
— «Bizden birimiz
cünüp olduğu halde uyuyabilir mi?» diye sormuş ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);
- «Evet, abdest alsın;
sonra y.kanmak istediği vakte kadar uyusun.»
buyurmuşlar.
25- (...)
Bana Yahya b. Yahya da rivayet etti. Dedi ki: Abdullah b. Dinar'dan dinlediğim,
onunla İbnî Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadisi Malik'e Okudum. İbni Ömer
şöyle demiş:
Ömerübnü'l-Hattâb
geceleyin bâzan cüniib olduğunu
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) e anlattı.
Resulüllah (Salîaliahü Aleyhi ve Seüem) ona:
«Abdest al; zekerini
yıka; sonra uyu.» buyurdular.
26- (307)
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Muaviyetü'bnü
Salih'den, o da Abdullah b. Ebî Kays [13] tan
naklen rivayet etti. Abdullah: Aişe'e Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)
'in vitir namazını sordum diyerek hadisi zikretmiş ve sözüne şöyle dvam etmiş.
(Aişe'ye) cünüblük hususunda ne yapıyordu? Uyumazdan Önce yıkan ıyormuydu?
Yoksa yıkanmazdan öncemi uyuyordu?
dedim. Aişe:
«Bunların her ikisini
de yapıyordu; bazı defa yıkanır da öyle uyur; bazen de abdesf ahr uyurdu.» dedi.
— Ben: «Bu işte
serbesti halk eden Allah'a hamd olsun» dedim.
(...) Bana
bu hadisi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman b. Mehdî
rivayet etti. H.
Bana bunu Harun b.
Said el-Eylî dahi rivayet etti. (Deki ki) : Bize İbni Vehb. rivayet etti.
Bunların ikisi de Muaviyetü'bnü Salih'tan bu is-nadla bu hadisin mislini
rivayet etmişlerdir.
27- (308)
Bİze Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs b. Gısas
rivayet etti. H.
Bize Ebu Küreyb de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zaide haber verdi, H.
Fana Amru'n-Nâkid ile
îbnü Nümeyr dahî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Mervân b. Muâviyete'I-Fezârî
rivayet etti. Bunların üçü de Âsım'-dan, o da Ebu'l Mütevekkil [14] den,
o da Ebû Said-i Hudrî'den naklen rivayet etmişler. Ebû Said şöyle demiş:
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Bîriniz ehline
yakınlık eder de sonra onu tekrarlamak isterse abdest alıversİn.» buyurdular.
Ebû Bekr kendi
rivayetinde:
«İkisinin arasında
abdest alıversin.» ibaresini ziyade etmiş ve yeûde fi'linin yerine yuâvide
fiilini zikrederek demiştir.
Hadîsin muhtelif rivayetlerinden
anlaşıldığına göre Hz. Ömer (Radiyallohû anh) Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) e cünüb olarak uyumanın hükmünü sormuştur. Buradaki rivayetlerin
zahirine bakılırsa bazı geceler cünüp olan Hz. Ömer'in kendisi isede Nesaî'nin
rivayet ettiği bir hadisten bunun İbni Ömer olduğu anlaşılıyor. Çünkü o
hadiste:
«İbni Ömer
cünüb olmuş da
(babası) Ömere gelerek
bunu soyle-. mis. Ömer (Radiyaîîahû anh) da Resulüllah (Saîlaiîahü Aleyhi ve Sellem)"&
giderek bu hususta ne emir buyuracağını sormuş. Resulüllah (Saîlaiîahü Aleyhi ve Sellem):
«Abdesf alsın da öyle
uyusun.» buyurmuşlar, deniliyor.
Binaenaleyh babımızın
25 numaralı hadîsinde Resulüllah
(Saîlaiîahü Aleyhi ve Sellem)m
«Abdest al; zekerini
yıka; sonra uyu.» emri Hz. Ömer 'e değil oğlu
Abdulahadır.
Anlaşılan mes'eleyi
sormak için Resûlu Ekrem (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem)evvlâ Ömer (Radiyaîîahû
anh)gitmiş sonradan oğ-luda gelmiş ve
Resulüllah (Saîlaiîahü Aleyhi ve
Sellem) cevabı doğrudan doğruya ona vermiştir. Böyle olmasa bile bu emir
babası vasıtasiy-le yine Hz. Abdullah 'a
aid olmuş olur. Çünkü verilen cevab bizzat sorana hitaben söylenmiş de
olsa sordurana aiddir. Mezkûr rivayette:
«Abdest al; zekerini yıka; sonra uyu.» buyurulmuş yani evvelâ abdest sonra
zekerini yıkama zikredilmişsede cümleler
biribirinin üzerine . (vav)la atfedildiği için evvelâ abdest almak ondan
sonra zekerini yıkamak icab etmez. Çünkü atıf edatı olan vav tertibe delâlet
etmez o yalnız iki şey'in bir araya toplanmasını ifade eder. Şu halde mânâ
«Abdest almakla zekerini yıkama işlerinin ikisini birden yap» demek olur.
Evvelâ zeker yıkanıp sonra abdest alınacağı malumdur. Hatta hadisin İmam Mâlik 'ten rivayet edilen lâfzı:
«Zekerini yıka; sonra
abdesf al; sonra uyu.» şeklindedir.
Asıl olanda budur. Bu
rivayet kitabımızdaki rivayetin zahirine göre hüküm vererek: «Evvelâ abdest
alınır; sonra zeker yıkanır.» diyenlerin sözünü reddeder. Çünkü bu abdest
hadesle bozulan abdest değil sırf te-abdüd için alınan hususi bir abdesttir.
1- Cünüb
olan bir kimsenin uyumadan önce abdest alması meşru'-dur. Ancak bunun
müstehabmı yoksa vacibmi olduğu ihtilaflıdır. Sevri, Hasan
b. Hay, Sa'id b. el-Müseyyeb ile hanefilerden İmam Ebu Yusuf 'a göre
cünüb olarak uyumakta bir beis yoktur. Onlar bu hususta Tirmizî'nin rivayet
ettiği Hz. Aige hadisiyle istidlal ederler. Mezkûr hadiste Aişe (Radiyaîîahû
anhâ) Peygamber (Saîlaiîahü Aleyhi ve Sellem)- Cima'dan sonra (eğer her hangi
bir farzın edası zamanı değilse) uyur
suya temas etmezdi.»
demiştir.
Ayni hadîsi İbni Mâce
ile İmam Ahmed b. Han-belde tahriç etmişlerdir. Tahâvî onu yedi tarikten
rivayet eder-ki bunların birinde şöyle denilmektedir: «Aişe: Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mescidden döndükten sonra Allanın dilediği kadar
namaz kılar; sonra döşeğine uzanır ve zevcesinin yanına yatardı. Bir ihtiyacı
olursa onu kaza eder sonra olduğu gibi her hangi bir farzın edası zaman değilse
uyur suya dokunmazdı» demiştir.
2- Evzâî.
Leys , İmam Ebû Hanîfe, İmam Muhammed, Şafiî., İmam Mâlik, İmam Ahmed b.
Hanbel, İshâk, İbni Mübarek ve diğer ulemâya göre cünüb olan kimse uykuya
yatmadan namaz abdesti gibi abdest alır. Ancak bu abdestin sıfatı ve hükmü
hususunda ihtilâf etmişlerdir. İmam Ahmede göre; cünüb olan kimsenin uyumazdan
yahut ikinci defa cima' etmez'den veya. yeyip içmezden önce zekerini yıkayarak
abdest alması müstehaptır. Bu kavil ashab-ı kiramdan Hz. Ali ile Abdullah b.
Ömer (Radiyaîîahû anh) den rivayet edilmiştir. Sa'id b. el-Müseyyebe göre
cünüp olan kimse yemek yiyeceği zaman ellerini yıkar ve mazmaza yapar. Bu kavil
İmam Ahmedle İshak'tan da rivayet olunur. «Mücâhit yalnız ellerini yıkar
demiştir. İmam Malik'e göre ellerine pislik bulaşmışsa onları yıkar. Ulemâdan
Ebû Ömer: «Et - Temhid» nam eserinde şöyle demektedir: «Cünüp olan kimseye
uyumazdan evvel abdestin vâcib olup, olmadığı hususunda ulemâ ihtilâf
etmişlerdir. Fukahânın ekserisine göre bu vacip değil mendüp ve müstehabdır.
Bazılarına göre cünüb
kimsenin me'mur olduğu abdestten murad: pisliği zekerini ve ellerini
yıkamaktır, ki temizlikten İbarettir. Araplarcâ temizliğe de abdest denilir. Bu
zevat İbni Ömer (Radiyaîîahû anh) m uykudan evvel tam abdest almazdığını
söylerler ve hadîsi rivayet eden odur. Hangi hususta söylendiğini en iyi
bilende odur. Derler İmam Mâlik cünüp olan kimse namaz abdesti gibi abdest almadıkça
uykuya yatamaz; fakat abdest almadan cima' edebilir. Yemekte yiyebilir. Yalnız
ellerinde pislik varsa onları yıkar. Hayzlı kadın abdest almadan uyuyabilir;
demiştir. Bütün bu hususatta İmam Şafiî'nin mezhebi-de budur. İmam Ebû Hanîfe
ile Sevrî: Cünüb olan kimsenin
abdestsiz uyumasında bir beis yoktur. Amma abdest alması bizce daha makbuldür.
Bir şey yemek isterse ellerini yıkar ve ağzını suyla çalkalar» demişlerdir.
Hasan b. Hayy'in kavlide budur. Evzaî: Hayzlı kadınlar cünüb bir şey yemek
istedikleri zaman yalnız ellerini yıkarlar» diyor, Leys b. Sa'd ise: «Cünüb
olan bir kimse erkek olsun kadın olsun abdest almadıkça uyuyamaz» demektedir.
«Ebu Ömer'in sözü burada sona erer.
3- Mâliki 'lerden İbni
Habîb'e göre cünüb kimsenin uyumazdan evvel abdest alması farzdır. Dâvûd-u
Zahir î'nin mezhebide budur.İbni Hazm bu meselede Dâvûdu Zâhîri'den
ayrılarak: «Cünüb bir kimsenin j^mek yiyeceği, ;' uyuyacağı, selâm alacağı ve
Allah'ı zikredeceği zaman abdest
alması müstehabtır. Bu abdest vacip
değildir» demiştir. İbnü'l
A'rabî îmam Mâlik 'le İmam
Şafiî 'ninde vücûbe kail
olduklarını söyler. Onlardan
sonra gelen ulemâdan bazıları bu nakli inkâr etmiş ve Şafiî 'nin böyle bir şey
söylemediğini; Şâfiîyye ulemâsının bunu söylediğini bilmediklerini
ileri sürmüşlerdir. Aynî diyorki:
«Sonra gelen ulemânın Şafiî 'den
nakledilen bu sözü kabul etmemeleri mü-cerred bir inkârdır. Binaenaleyh ispata
mukavemet edemez. Şafiîyye ulemasının
mezkûr kavli bilmemeleri Şafiî 'nin onu
söylememiş olmasını istilzam etmez.»
Resûlüllâh (Saîîalîahü
Aleyhi ve Sellem) in cünüb iken suya dokunmadan uyuduğuna dair az yukarıda
zikri geçen Hz. Aişe hadîsine Tahâvî şu mukabelede bulunmuştur; «Hadîs ulemâsı
bu hadisin yanlış olduğunu söylemişlerdir. Çünkü bu hadis muhtasardır. Onu
uzun bir hadisten Ebû İshâk
kısaltmış ve kısaltırken de hatâ etmiştir...» Ebû Dâvûd diyor ki: «Bize
Hüseyn elvâsitî rivayet etti. (Dedi ki) : Yezid b. Hârunu bu
hadis yani Ebû İshâk hadisi vehimdir
derken işittim. Bir rivayette Yezîd : Bu hadis sahih değildir demiş» Tirmîzî
ile Ebû Ali et-Tu-s î:» Bir çok
kimselerin Esved tarikiyle Hz. Aişe'den
rivayet ettiklerine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
cünüblükten dolayı namaz için aldığı
abdest gibi abdest alırmış. Bu rivayet Ebu
İshak'm rivayetinden daha sahihtir. Ulemâ Ebû İshâk hadîsini Ebû İshâk'm
bir hatâsı gibi kabul ederlerdi» demişlerdir.
Dâre-Kutnî, Beyhaki ve
İbni Kuteybe gibi bazı hadis ulemâsı mezkûr Hz. Âişe hadisini sahih çıkarmağa
çalışmışlardır* Dâre-Kutnî: «Hz. Aişe 'den gelen iki şekildeki rivayetin ikiside
doğruya benziyor. Çünkü Aişe: Bâzan
evvela yıkanır bazan sonra yıkanırdı demiş. Nitekim gudayf, Abdullah b.Ebi
Kays ve başkaları da Aişe (Radiyallahû anh) dan onu bu şekilde rivayet
etmişlerdir. Câizki Esved bunu bellemiş Ebû İshak'da Esvedden
abdesti gusulden sonra aldığı cümlesini; İbrahim ile Abdurrahman ise abdesti gusulden 'önce aldfığı şıkkını
bellemişlerdir. Bu babta İbni Kuteybe şunları söylemiştir: «İhtimâl her iki
şekilde vaki' olmuştur. Abdest alması onun müs-tehab olduğunu; almamasıda caiz olduğunu göstermek içindir. Şayet Ebû İshâk
hadisi doğru ise en güzel çare-i hal şudur; Hz. Aişe Esved'e Resulülla h
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bazen abdest aldığını bazanda abdest ile
güslü sabaha doğru bırakdığını haber vermiştir.
Esved'de İbrahim 'e rivayet ederken tesu1ü11ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in
abdest alırdığı Ebû İshak'a rivayet ederkende guslû tehir ederdiğini
söylemiştir.» Aynî bu tevcihi daha güzel bulmaktadır. Gerçi
Âişe (Radiyallahû anha) dan birinci rivayetine muhalif rivayetler nakledilmiştir.
Bu rivayetlerin birinde Resulüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) in cünüb iken
bir şey yemek isterse yalnız ellerini yıkadığı; diğerinde namaz aböesti gibi
abdest aldığı beyan edilmişsede Tahâvî
abdest rivayetinin ellerini yıkama rivayeti ile nesh edildiğini
söylemiştir. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in cünübken
uykudan evvel abdest aldığını İbni Ömer
(Radiyallahû anhümâ) dahi rivayet etmişsede sonraları kendisi yalnız ellerini
yıkamakla iktifa etmiştir. Buda abdest hadisinin nesh edildiğine delildir. Çünkü
ravi bir hadisi Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) den rivayet eder de sonra o rivayetin hilâfına harekette
bulunur. Yahut hilâfına fetva verirse bu o rivayetin neshedildiğini bildiğine
hamledilir. Çünkü öyle olmasa kendi rivayet
ettiği hadîsin hilâfiyle amel edemez.
İbni Cevzî 'nin
beyânına göre cünüb olan kimsenin uykuya yatmazdan önce ya abdest alarak yahut
elleri ve ağzı yıkamak suretiyle yapılan temizliğin hikmeti melekler kirden
pastan ve pis kokulardan kaçtıkları içindir.
28- (309)
Bize Hasan b. Ahmed b. Ebî Şuayb el-Harranî [15]
rivayet etti (Dedi ki) : Bize Miskin [16] yâni
Bükeyr el-Hazzâ', Şu'be'den, o da. Hişâm b. Zeyd [17] den
o da Ens'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem)
bir gusül ile bütün kadınlarını dolaşırmış.
Bu hadisi Buhârî tiraz
lâfız farkiyle «Kitabu'I Gusul» de bir iki yerde Nesaî dahi «Işratü'n-Nisâ»
bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Buhârî 'nin bir
rivayetinde o gün Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in dokuz zevcesi diğer
rivayetinde onbir zevcesi olduğu beyân ediliyor. Bu cihet ulemâ arasında
ihtilaflıdır. Tafsilâtı Buhârî
şerhlerindendir.
Hadîs-i Şerifteki
tavaftan murad cima'dir. Buhârî 'nin rivayetinde Katade'nin:
«Enes'e Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buna daya-nabîliyormuydu? dedim Enes:
Biz aramızda ona otuz
erkek kuvveti verildiğini konuşuyorduk cevabını verdi» demeside bunu gösterir.
Resulüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) in bir gusulle bütün kadınlarını dolaşmasının birkaç veçhe
ihtimali vardır, Şöyleki:
1- Bunu
seferden geldiği zaman yapmıştır. Çünkü o zaman Kasım denilen zevceler arasında
adalete riayet lâzım değildir.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sefere çıkarken zevceleri
arasında kur'a çektirir; .kur'a kime düşerse beraberine onu alırdı. Döndüğü
zaman kasme yine başlardı. Fakat başlarken bu hakta bütün zevceleri müsavi
olduğu için hiç birini tercih etmez bir defada hepsinin yanma uğrar kasme ondan
sonra başlardı.
2- Birden
tavaf meselesi zevcelerinin rizası ile olmuştur.
3- Mühelleb'e
göre bu iş zevceleri arasında kur'a çektirerek sefere çıkacağı gün olmuştur.
Çünkü kur'adan sonra kasme riâyet lâzım değildir.
Ancak bu te'viller
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''e zevceleri arasında devam üzre
müsavata riâyet farzdır diyenlere göredir, ki ekseri ulemânın kavli budur. Ona
kasm vacip değildir diyenlere göre hadisi te'vile hacet yoktur. İbnü'l Arabî
diyor ki: Allah nikâh babında bazı şeyleri Peygamberine tahsis buyurmuştur.
Onlardan biride kendisine bir saat tahsis etmesidir o vakitte zevcelerinin
onun üzerinde hakkı yoktur. Onların hepsinin yanma, girer kendilerine dilediği
muameleyi yapar sonra nevbet sırası hangisininse ona döner. Müslim'in
kitabında I farıi Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste bu saati'n ikindiden sonra
.olduğu bildirilmektedir.»
Resulüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) m zevcelerini bir gusulle fakat ayrı ayrı abdest alarak
tavaf etmiş olması muhtemeldir. Yahut abdest almadan bir gusulle hepsini
dolaşmış ve bununda caiz olduğunu göstermek istemiştir. Ebû Davud'un «Sünen»
inde rivayet ettiği bir hadîste:
«Peygamber
(Sallallahü. Aleyhi ve Sellem) bir gece bütün kadınlarını ziyaret etti ve her
birinin yanında ayrı ayrı yıkandı. Kendisine:
Ya Resulâllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Neden bir defa yıkanmakla iktifa etmiyorsun?
dediler. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Böyle yapmak daha
pâkf daha temiz ve daha iyidir.» buyurdular, denilmektedir.
Ebû Dâvûd evvelki
rivayetin bu rivayetten daha sahih olduğunu söylemiştir. Rivayetlerin ikisi de
sahih olduğuna göre bazan arada yıkanmış bazan yıkanmamış demek olur.
Nevevî cima'dan evvel
alman abdestin hikmeti hakkında şunları söylüyor: «Ulemâmız hikmeti ;hadesi
hafifletmesidir. Çünkü abdest azadan hadesi giderir. Diyorlar. Ebû Abdillâh
Mâzirî di-yorki: Bu abdestin sebeb-ü hikmeti ihtilaflıdır. Bazıları uyku
esnasında ölürüm korkusu ile iki taharetten biriyle gecelemiş olmak için
almıştır, demiş; bir- takımları da ihtimal abdest alması yıkanmaya neşatı
açılsın içindir demişlerdir. Aynî hilaf hayzlı kadının uykudan önce abdest
alması hususunda da mevcuttur. Geceyi temiz geçirmekle ta'lil edenlere göre
kadının abdest alması müstehabtır. Mazirinin sözü budur.
Ulemâmıza gelince:
Onlar Hayz ve nifaslı kadınlara abdest almanın müstehab olmadığında ittifak etmişlerdir.
Çünkü bu kadınların hadesleri-ne abdestin bir tesiri yoktur. Kadının hayzı
kesildimi cünüb gibi olur.»
Babımız hadisleri
cünüblükten yıkanmanın fevrî olmadığına yani derhal yıkanmak farz değil namaz
gibi temizliğe mütevakkıf bir ibadet yapılacağı zaman farz olduğuna
delildirler. Bu babta bütün ulemâ müt-tefİKtir.
29- (310)
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ömer b- Yûnus el Hanefî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İkrimetü'bnü Ammâr rivayet etti. Dedi ki: İshak
b. Ebî Talha: Enes b. Mâlik bana şunu rivayet etti dedi. Enes şöyle demiş.
Ümmü Süleym [18] —ki
bu kadın râvî İshâk'm ninesidir— Resulüllah (Salîallahü Aleyhi ve Selîem) e
gelerek Aişe;de onun yanında olduğu halde:
Ya Resulâllah! Erkeğin
uyku esnasında gördüğünü kadın da görür. Binaenaleyh erkeğin kendinde gördüğünü
kadın da görüyor, demiş bunun üzerine Aişe:
— Ya Ümme Süleym
kadınları kepaze ettin. Allah hayırını versin demiş. Resulüllah (Salîallahü Aleyhi ve Selîem) Aişe'ye.
— «Bilâkis
sen!.. (Bu söze
sen daha lâyıksın.)
Allah senin hayırını versin. Evet, ya Ummü Süheym kadın
da bunu gördüğü zaman yıkanmalıdır.»
buyurmuşlar.
30- (311)
Bize Abbâs b. Velid [19]
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ye-zîd b. Zürey, rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Said, Katadeden naklen rivayet etti. Onlara da Enes b. Mâlik rivayet etmiş.
Ona da Ümmü Süleym söylemiş ki kendisi Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Selîem)
e uykusu esnasında erkeğin gördüğünü gören kadının ne yapması lâzım geldiğini
sormuş Resulüllah (Salîallahü Aleyhi ve Selîem):
— «Kadın bunu görürse yıkansın.» buyurmuş. Ümmü Süleym demiş ki:
— «Ben bundan utandım, (ama yine de) Bu
olurnıu? diye sordum» Nebiyyyullah
(Salîallahü Aleyhi ve Selîem)
— «Evet! Ya
benzerlik nereden oluyor.
Erkeğin suyu (menisi) koyu beyazdır; kadınınla ise sıvı ve sandır.
Bunlardan hangisi üstün yahut önce gelirse benzerlik ondan olur.» buyurdular.
31- (312)
Bize Dâvûd b. Ruşeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Salih b. Ömer [20] rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Mâlik-i Eşcâî, Enes h, Mâlik'ten naklen rivayet
etti. Enes şöyle demiş:
— Bir kadın Resulüllah (Salîallahü Aleyhi ve Selîem) e uykusu esnasında
erkeğin gördüğünü gören kadınm ne yapması lâzım geldiğini sordu Resulüllah (Salîallahü Aleyhi ve Selîem):
— «Erkekten gelen kadından da gelirse
yıkansın.» buyurdular.
32- (313) Bize Yahya
b. Yahya et-Temimî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye, Hişâm b, Urveden, o da
babasından, o da Zeyneb binti Ebî Seleme'den, o da Ümmü Seleme'den naklen haber
verdi. Ümmü Seleme şöyle demiş:
— Ümmü Süleym
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) e gelerek:
— Ya Resulâllah! Şüphesiz kî Allah hak (ki beyân
buyurmak) dan haya etmez. Acaba
ihtilâm olduğu vakit kadına da gtısul lâzım mı? diye sordu. Resuliillah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Evet! Suyu (meniyi) görürse lâzımdır.»
buyurdular. Bunun üzerine Ümmü Seleme:
— Ya Resulüllah kadın ihtilâm olurmu? dedi
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem):
— «Allah hayrını versin. Ya çocuğu ona neden
benziyor?» buyurdular.
(...) Bize
Ebû Berkr b. EM Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Vekî
rivayet etti. H.
Bize îbnî Ebi Ömer de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. Bunlar hep birden Hişâm b.
Urveden bu isnadla bu hadîsin mânâca benzerini rivayet etmişlerdir. Yalnız
Süfyân:
«Ümmü Seleme dedi ki
ben kadınları rezîl ettin dedim» cümlesini ziyâde etmiştir.
(314) Bize
Abdülmelik b. Şuayb b. Leys de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam dedemden
rivayet etti.. (Demiş ki) : Bana Ukayl J>. Hâlid, 1b-nî Şihab'dan rivayet
etti. İbnî Şihâb şöyle demiş:
— Bana Urvetü'bnü Zübeyr haber verdi ona da
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
in zevcesi Aişe (Radiyallahû
anh) haber vermişki Ümmü Süleym -yani
Ümmü Benî Ebî Talha- Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yanına
girmiş... Âişe Hişâm hadisi mânâsında rivayette bulunmuş; Yalnız bu hadiste:
«Râvî şunu söylemiş:
«Aişe dedi ki: Ben de
ona: Yazık sana! hiç kadın bunu gÖrürmü? dedim cümlesi vardır.
33- (...) Bize
İbrahim b. Mûsâ er-Râzî [21] ile
Sehl b. Osman ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Küreybindir. Sehl
«haddesenâ» tabirini kullandı, ötekiler: «Bize İbni Ebî Zâİde, babasından, o da
Mus'ab b. Şeybe'den, o da müsâfî' b. Abdillâh [22] dan
o da UrvetüVnü Zübeyr'-den, o da Aişe'den naklen haber verdi dediler. Âişe
şöyle demiş:
— «Bir Hanını Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'e Kadın ihtilâm olurda suyu görürse yıkanacakmı? diye sordu.
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem):
— «Evet» cevabım verdi Âişe kadına: «Allah
hayrını versin. Kahrolası!» dedi. Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem):
— «Bırak onu.
Benzerlik bundan başka bir sebebten mi olur? Kadının suyu erkeğin
suyuna galip gelince çocuk dayılarına
benzer; erkeğin suyu kadınınkine galip gelirse çocuk amcalarına
benzer.» buyurdular.
Bu hadisi Buhâri
«Kitabu't-Tahâre», «Kitabu'İ Edep» ve «Halk-ı Adem» de Ebû Dâvûd, Tirmîzî,
Nesâî ve İbni Mâce «Kitabu't- Tahâre»de
muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.
Hadîsin muhtelif
rivayetlerinden anlaşılıyor ki Resulüllah (SaUalkıhü Aleyhi ve Seîlem) e Suali
soran kadın Ünımü Süleym'-dir. Müslim 'in Abbâs b. Velid .den tahriç ettiği 30
numaralı hadiste: «Ünımü Süleym ben bundan utandım (ama yinede) Bu olur-mu diye
sordum dedi.» buyuruluyor. Hafız Ebû Ali el-Gassânî bunun yerine bâzı
nüshalarda Ümmü Seleme zikredildi-ğini söylemişsede Kaadî Iyâz: «Doğrusu Ümmü
Süley m'-dir. Çünkü bu hadiste suali soran Ümmü Süleym, ona itiraz eden Ümmü
Seleme 'dir. Önceki hadiste ise itirazı yapan Aişe (Radiyalîahû anha) dır. Âişe
ile Ümmü Selemenin hep birden itiraz etmiş olmaları da muhtemeldir» diyor.
Ümmü Süleym
(Radiyalîahû anha) Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e uyku esnasında
kadının ihtilâm olmasının hükmünü sormuştur. Kadınların bu meseleyi erkeklere
açması âdeten ayıp ve utanılacak bir şey sayıldığı için Hz, Ümmü Süleym
suâlini kendine hâss bir nezâketle kapalı bir şekilde sorduğu halde Aişe ve
Ümmü Seleme (Radiyalîahû Anhüma) dayanamayıp itiraz etmişlerdir. Hz. Âişe' nin:
«Ya Ümme Süleym kadınları kepaze ettin» diyerek onların dâima sakladıkları
utanılacak bir sıfatlarını söylediğinden dolayı Ümmü Süleym'i muâhaze etmiştir.
Çünkü kadınlardan menî gelmesi onların erkeklere karşı fazla şehvetli olduklarına delâlet eder.
cümlesinin asıl mânâsı
sağ elin topraklansın demektir. Evvelce de beyân ettiğimiz gibi bu cümle
hakkında gerek selef gerekse halef ulemâsı arasında pek çok ihtilâf edilmiştir.
Muhakkikinin tesbit ettiği on sahih kavle göre bunun asıl mânâsı «fakir
olasın» demektir. Lâkin araplar onu bu mânâda kullanmazlar. Söz gelişi
türkçede olduğu gibi «Allah hayırını versin, Allahtan bul, Allah müstehakım
versin» mânâsında kullanırlar. Nitekim lisanımızda da bu ve emsali sözler ekseriyetle beddua makamında değilde
bâzan takdir bâzan leaccüb bâzan da ta'yib için kullanılırlar. Araplar bu
mânâda: «Allah belâsını versin, annesiz kalsın, babasız kalsın, annesi
ağlasın, vay anasının haline» gibi sözler kullanırlar. Bunları onlar da kimi
zem kimi medih, teşvik ve teaccüb makamında
söylerler. Meselâ : derler
ki bunun asıl mânâsı «Allah belâsını versin ne cesur
adammış» demektir. Fakat bu cümle ile o kimseye beddua değil takdir murâd
edilir. Ve âdeta: «Aferin ne cesur adammış» denilmiş gibi olur. Bâzıları mezkûr
cümlenin hakikaten beddua mânâsında kullanıldığım iddia etmişlersede kabul edilmemiştir. Kaadi İyâz:
«Bu söz arapların konuşma âdetine göre bir şeyi inkâr yahut takdir
ve'î'câb için söylenir; Araplar bunun
asli mânâsını kasdetmezler» diyor. Hâsılı bu gibi sözler yerine göre
mânâlandırüırlar.
Resulüllah (Sallailahü
Aleyhi ve Sellem) in ayni cümleyi Aişe (Radiyalîahû anha) ya iade etmesi: «Bu
sözü asıl sana söylemeli. Çünkü Ümmü Süleym bir kusur işlemedi. O ancak dinine
âid kendisine terettüp eden bir vazifeyi sordu. Bundan dolayı ona itiraz olunur
mu? Asıl itiraza lâyık sensin. Zira itiraz edilmeyecek bir şeye itiraz ettin»
mâ'nâsmadır.
Bazı nüshalarda bu
cümleden sonra bir «hayır» kelimesi zikredilmiştir. Bü kelime cümlenin tefsiri
sayılır. Bir çok müshalarda burada olduğu gibi zikredilmemiştir. Zikredilen
nüshaların bâzısında da «haber» şeklinde zaptedilmiştir. Kaadi Iyâz haber
şeklindeki rivayetini beğenmeyerek: bu bir şey csğildir» demişsede Nevevî her
ki şeklinde doğru olduğunu söylüyor. «Hayır» kırâetine göre «ben bu cümle ile
beddua kastedmedim; senin hayrını murâd ettim mânâsına gelir. Haber kira-etine
göre ise: «Ben bu cümle ile beddua kasdetmedim; bu bir haber cümlesidir. Hakikatıkastedilmez»
demektir. Aişe (Radiyalîahû anhâ)mn bir rivayette mezkûr cümle ile beraber «ve
Üllet» demesi dahî ayni mânâyadır. Bu kelimenin aslı «eline harbî batsın»
demektir. Fakat hakîkî mânâsı maksut değildir. Bir rivayette Hz. Âişe sual
sahibine «uf» demiştir. Bu kelime «sıkılıyorum» mânâsına gelen bir ism-i
fiildir. Bununla bıkkınlık sıkıntı ve tiksinti ifade edilir.
Hadisin bir
rivayetinde Hz.Ümmü Seleym sualine başlarken: «Şüphesiz ki Allah hakkı beyân
buyurmaktan haya etmez» demiştir. Bu söz bir iktibastır. Çünkü âyet-i
kerîmedir. Allah'ın hakkı beyandan haya etmemesi, onu beyandan çekinmemesi
manasınadır. Çünkü hayanın asıl mânâsı ayıplanmak veya zemmedilmek korkusu ile
insana arız olan kırıklık ve değişmedir. Biz buna utanma deriz. Utanmanın
hakikati Allah Teâlâ hazretleri hakkında müstahildir. Binaenaleyh .bu söz
burada bir istiâre-i tebaiyye kabîlindendir.
Hazreti Ümmi Süleym'in
sorduğu suali Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e Havle binti Hakîm,
Sehle binti Süheyl ve daha başka kadınlarda
sormuşlardır.
Refu1ü11ah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) in cevaben «Evet! Ya benzerlik nereden geliyor?» sözünün mânâsı:
Çocuk erkekle kadının
menilerinin karışmasından meydana gelir. Bunların hangisi galebe çalarsa çocuk
ona benzer demektir. Bu sözü müteakip:
«Erkeğin suyu (menisi)
leoyu beyazdır; kadınınla İse sıvı ve sarı.» buyurmuştur.
Bu îzâhât meninin
sıfatı hakkında büyük bir kaide olmuştur. Sağlam oîan erkek ve kadınların
ekseriyetle menilerinin sıfatı budur. Ulemânın beyânına göre erkek menisinin üç
hassası vardır.
1- Yaş
olduğu zaman kokusu hamur kokusuna; kuru olduğu zaman ise yumurta kokusuna
çaldırır.
2- Atıla
atıla gelir.
3- Dışarıya
lezzetle çıkar; çıktıktan sonra da bir gevşeklik arız olur.
Ekseri ulemâya göre bu
üç sıfatta erkekle kadın menileri arasında fark yoktur. Mezkûr sıfatların bir
tanesi meniyi İspat için kâfidir. Bu sıfatlardan hiç biri bulunmazsa çıkan
suya meni hükmü verilmez.
1- Dînî bir
meseleyi âdeten utanılacak husûsâta ait olsa bile sormak îcâb eder. Çünkü
hakikatta böyle bir mesele karşısında utanmak haya sayılmaz. Hayadan ancak
hayır doğar. Bu gibi yerlerde utanarak sormaktan çekinmek ise hayır değil şer
doğurur. Unutulmamalıdır ki Hz. Aişe (Radiyalîahu arihâ) «Ensârın kadınları ne iyi kadınlardır.
Utanmak dinde fakîh olmalarına engel teşkil etmedi.» demiştir.
2- Erkek ve
kadının meniyi gördüğü zaman yıkanmaları farzdır. Çünkü Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Selîem) in
bir kişiye verdiği hüküm umûma şâmildir. Meğerki; o hükmün husûsi olduğunu bildiren
bir delil buluna.
3- Kadının
da erkek gibi menîsi vardır.
4- Hadîs-i
Şerif kıyasın sübûtuna delildir. Zira uyku esnasında ih-tilâm olan kadına ayni
hal başına gelen erkeğin hükmü verilmiştirki bu. nâzîri nazire kıyastan başka
bir şey değildir.
34- (315)
Bana Hasan b. Alî el-Hulvânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Tevhe [23] —ki
Rabî' b. Nâfi'dir— rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâviye yânı" İbni Sellâın,
Zeyd'den yani kardeşinden naklen rivayet etti. Zeyd Ebû Sellâm'dan dinlemiş.
Demiş ki: Bana Ebû Esma' er-Rahabî [24]
rivayet etti. Ona da Resulüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) m âzâdhsı Sevbân
rivayet etmiş.'Demiş ki: Resulüllah(Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)1ın vâyet etti.
Önada Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)ın yanında ayakta duruyordum.
Derken yahudi ulemâsından bir âlim gelerek esselâmu aleyke yâ Muhammedi dedi.
Bunun üzerine ben onu öyle bir it-timki az daha yere yuvarlanıyordu.
— Beni Niçin
itiyorsun? dedi.
— Yâ Resulâllah
desene! dedim. Yahudi:
— Biz onu ancak ailesinin verdiği ismiyle
çağırırız; dedi. Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
— «Hakikaten benim adım ailemin bana isim
olarak verdiği Muham-med'dir.» buyurdu. Müteakiben yahudî :
— Sana
bazı şeyler sormaya
geldim; dedi. Resulüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) :
— «Acaba söylersem sana
bir faydası olur mu?» dedi
Yahudi:
— Kulaklarımla
dinlerim; cevabını verdi.
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) yanındaki bir sopa ile yere bir takım çizgiler çizerek:
— «Sor.» dedi. Yahudî!
— Yerle göklerin başka bir kılığa
değiştirileceği gün insanlar nerede olacak? dedi. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
— «Köprünün yanında karanlık içinde
olacaklar.» cevâbım verdi. Yahudi:
— «Peki insanlardan (köprüyü)
ilk geçen kim olacak? diye
sordu.
— «Fakİr muhacirler.»-buyurdu. Yahudi:
— Ya cennete girerken onların hediyesi ne
olacak? dedi.
— «Balık
ciğerinin ziyâdesi!» buyurdular.
— Onun arkasından yiyecekleri ne olacak? diye
sordu.
— «Onlara
cennetin etrafında otlayan cennet
Öküzü kesilecek.» buyurdu,
— Onun üstüne ne içecekler? dedi.
— «Orada Selsebîl adı verilen bir kaynakfan
(içecekler).» buyurdular Yahudi:
— Doğru söyledin; dedi ve şunu ilâve etti: Hem ben sana yer yüzünde yaşayanların bir
peygamberden yahut bir veya iki
kişiden başka hiçbirinin bilmeyeceği bir şeyi sormağa geldim. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Acaba söylersem sana bîr faydası olur mu?»
buyurdu. Yahudi:
— İki kulağımla
dinlerim; dedi ve ilâve etti: Sana çocuğun nasıl meydana geldiğini sormaya
geldim. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem):
— «Erkeğin menisi beyaz, kadının menisi ise
sarıdır. Bunlar bir yere gelirde, erkeğin menisi kadınınkine galebe çalarsa
Allah'ın izni ile erkek çocuk doğururlar.
Kadının menisi erkeğinkine
galebe çaldığı zaman
da Allah'ın izni ile kız doğururlar.»
buyurdular. Yahudi:
— Vallahi doğru söyledin sen gerçekten bir
Peygambersin; dedi sonra çekilip gitti. Müteakiben Resulüllah (SaUaUahü Aleyhi
ve Sellem) :
— «Hakikaten bu adam bana soracağını sordu. Ama
ben onun sorduklarından bir şey bilmiyordum. Tâ ki Allah onları bana
bildirdi.» buyurdular.
(...) Bu
hadîsi bana Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Yahya b. Hassan haber verdi. (Dedi ki) : Bize Muâ-viyetü'bnü Sellâm bu isnadda
bu hadîsin mislini rivayet etti. Yalnız o:
«Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yanında
oturuyordum» dedi. Birde:
«Batık ciğerinin zaidesi. »
«Çocuk doğurur; kız
doğurur.» dedi.
Çocuk doğururlar kız
doğururlar.» demedi.
Yahudi âliminin
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelmesi ya onun doğruluğunu
deneyerek îman etmek için yahut sırf imtihan maksadı iledir. Zahire bakılırsa
cevaplarını tastik ettiği halde iman etmeden oradan ayrılmıştır. Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) selâm vermesi ve Hz. Sevban (Radiyallahû anh)
kendisini ittiği halde ona unf-u şiddetle cevap vermemesi ilminin kendisine
kazandırdığı edep ve terbiyeye delâlet eder: Biz onu ancak ailesinin verdiği
ismiyle çağırırız» demesi de âlime yakışan bir cevaptır. Halbuki Kureyş
Hudey-biye musâlehasmda; «Senin hakikaten Resulüllah olduğunu bilsek seninle
harb etmezdik» demişlerdi. Maamafih Yahudi âliminin nezâket göstermesi o anda
başka bir şey elinden gelmediği için de olabilir;
«Kulaklarımla
dinlerim» demesi: «Senin söylediklerini dinler doğrumu dcgilmi düşünürüm»
manasınadır. Yoksa bununla senin sözlerin bir kulacımdan girer bir kulağımdan
çıkar manasını kastedmemiştir.
Resulüllah (Saüallahü
Aleyhi ve Selletn) in elindeki değnekle yeri kazması öteden beri arap
büyüklerinin âdeti olan,bir iştir. Onlar mühim bir mesele karşısında düşünceye
daldıkları zaman böyle yaparlardı.
Yahudi âliminin, ilk
Suali kıyamete dair olmuştur. Gerek onun sualinden gerekse Fahr-i kâinat
(Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)efendimizin verdiği cevaptan anlaşilıyorki
kıyamet gününde yer yüzünün yalnız sıfatı değil bizzat kendisi değişecektir.
Çünkü yeryüzünün yalnız sıfatı değişse meselâ dağlar vadiler dümdüz edilmek
sureti ile yeryüzü bugünkünden başka bir hal alsa yahûdî âlimine bunu anlamak
müşkil gelmezdi.
Ayni suali Resu1ü11ah
(Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)e Aişe (Radiyallahu anhâ) nın dahi sorduğu rivayet
olunur. Resulüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) in:
«Onlar köprünün
yanında karanlıkta olacaklardır.» buyurmasıda bu değişmenin zat itibarı ile
olacağına delildir. Köprüden murâd sırattır. Nitekim Âişe (Radiyallahu anhâ)ya.
verilen cevapda tasrih edilmiştir.
Değişen yerin dümdüz
beyaz olacağı gizlenecek hiçbir yeri bulunmayacağı Hz. Seh1 (Radiyallahu anh)
m rivayet ettiği bir hadiste beyan buyurulmuştur. Bunun keyfiyetini Allah
bilir.
Yahûdinin: «Sıratı ilk
defa kimler geçecek?» sualine Resû1u Ekrem (Sallalîahü Aleyhi ve Sel!em)«fakır
muhacirler.» cevabını vermiştir. Bu sözün umumu fakir muhacirlerin
zenginlerden efdal olmasını iktizâ edersede
Hz. Osman ve Abdur rahman b. Avf {Radiyallahu anhüm) gibi zenginlerin Ebû
Hüreyre ve Ebû
Zerr (Radiyallahu anhüm) gibi
bakirlerden efdal olduğuna icmâ'ı ümmet vardır. Bâzan bir zât kendisine hâss
bir meziyetten dolayı üstünlük vasfı . iiezikrolunabilir. Bu onun mutlak
surette başkalarından üstün olduğuna delâlet etmez. Bu sebepledir ki böyle
hadislerle fakirliğin zenginlikten daha makbul olduğuna istidlal edilemez.
Ashab-ı kiramın kendi aralarında fakirlikmi daha makbul dür, Zenginlik mi?
meselesini münakaşa ettikleri ve neticede zenginliği daha makbul buldukları
rivayet olunur. Çünkü zenginlerin mallan ile kazandıkları dereceleri fakirler
kazanamaz. Fakirle zenginin ibâdet ve tâât hususunda müsavi olduklarını kabul
edersek zengin mâli ibadetleri sayesinde
fakiri geçer. Resul Ekrem (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) in zikrettiği
fakirler kendi zamanındaki
fakirlerdir. Yoksa sırattan önce geçmek için muhacirlerin aleddevam
fakir kalmaları şart değildir.
Yahûdinin üçüncü suali
cennete girerken ehl-i cennete ne gibi iz-zet-ü ikramda bulunulacağı
meselesidir. Tuhfe: ikram için bir kimseye verilen hediyedir. Bu suâle
cevaben Resûl-ü Zîşân (Sallalîahü Aleyhi
ve Sellem) bir rivayette «Balık ciğerinin ziyadesi.» diğer bir rivayette
«Balık ciğerinin zaidesi.» buyurmuştur. Bu iki kelime manâca birdir. Ve
ciğerin kenarındaki çıkıntı demektir ki; ciğerin en güzel yeri de orasıdır.
Cennete girer girmez yiyecekleri şey evvelce kendileri için tahsis edilip
cennet bahçelerinde otlamakta olan öküzün eti, içecekleri de selsebil ismindeki
kaynağın suyu olacaktır. Bunların hakikatlarım Allah bilir.
1- Peygamber
(Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)in:
«Benim adım ailemin bana isim olarak verdiği Muhammed'dir.» buyurması onun son derece insaf ve yüksek
ahlâk sahibi olduğuna delildir.
2- Bir kimse
bililtizam iman ve itikad etmedikçe «doğru söyledin silâmiyet yüce bir
dindin; Muhammed (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)
Peygamberdir» gibi sözlerle müslüman olmuş sayılmaz.
3- Bu hadis
gâibden haber veren bir cûcizedir.
4- Mühim bir
iş karşısında yeri sopayla kazmak mürüvvete aykırı sayılmaz.-
35- (316)
Bize Yahya b. Yahya et - Temîmiî rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Ebû Muâviye,
Hişâm b. Urveden, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Aişe
şöyle demiş: Kesulitflah (Sallallahü
Aleyhi ve Seiletn) çünüblükten yıkanacağı zaman, evvelâ ellerinden başlar onları yıkardı. Sonra sağ
eliyle sol eline su dökerek avret yerini yıkardı. Sonra namaz abdestî gibi
abdest alırdı sonra suyu alır ve parmaklarını saçlarının diplerine sokar (ak
başını güzelce yıkar) di. İyice temizlendiğine kanaat getir-dimi başına üç avuç
su atar, sonra bütün vücüdüne su
dokunurdu (en) sonra ayaklarını yıkardı.
(...) Bize
bu hadîsi Kuteybetü'bnü Said ile Züheyr b. Harb da rivayet ettiler. Dediler
ki: Bize Cerîr rivayet etti. H.
Bize Ali b. Hucr da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Alî b. Müshir rivayet etti, H.
Bize Ebû Küreyb dahi
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnî Nümeyr rivayet etti. Bunların üçü de
Hişânıdan bu isnadla rivayet etmişlerdi. Onların hadisinde ayakların yıkanması
yoktur.
36- (...) Bize
Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' rivayet ettit
(Dedi ki) : Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki,
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «çünüblükten yıkanmış ve evvelâ üç
defa ellerini yıkamış...» Bundan sonra râvi hadîsi Ebû JVtuâvîyeninki gibi
rivayet etmiş. Fakat (o da) ayakların yıkanacağını zikretmemiştir.
(...) Bize
bu hadisi Amru'n-Nâkid dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bizt Muâviyetü'bnü Amr
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zaide Hîşâm'dan rivayet etti. Demişki: Bana
Urve, Âişe'den naklen rivayet ettiki: Resulü I lalı
(Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) çünüblükten yıkanacağı zaman evvelâ ellerinden başlayarak onları kaba
daldırmazdan önce yıkar; sonra namaz için aldığı abdest gibi abdest alırmış.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'1-Gusl» de Nesâî «Kitâbu't-Tahâre» de tahrîc etmişlerdir.
Re sulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in evvelâ ellerini yıkaması ya temizlik; yahut
uykudan uyandıktan sonra elleri yıkamanın meşru olduğunu göstermek içindir.
«Namaz abdesti gibi abdest alırdı» cümlesiyle lügaten abdest denilebilen el
yıkamadan ihtiraz olunmuştur.
Bu bâbta Nevevî
şunları söylemiştir: «Ulemâmız diyor ki çünüblükten temizlenmenin kemâli şöyle
olur. Yıkanan kimse ellerini kaba daldırmazdan önce onları üç defa yıkayarak
taharet mahallerini ve bedeninin sair yerlerini pislikten temizledikten sonra
tamamiyle namaz abdesti gibi abdest alır. Sonra parmaklarının hepsini suya
daldırarak bir avuç su a,hr. Onunla başının ve sakalının saçlarını hilâllar ve
başına üç avuç su atar. Bedeninin koltuk altı, kulak ve göbek gibi çukur
yerlerine, ayak parmaklarına dikkat eder. Bunların her yerine suyu ulaştırır.
Sonra başına üç avuç su döker sonra da vücûdunun sair yerlerine üçer defa su
dokunur; ve her defasında elinin erebildiği yerleri ovalar. Eğer nehirde veya
gölde yıkanıyorsa üç defa suya dalar ve suyu vücûdunun her yerine, sık veya
seyrek bütün saçlarının dışına ve içine ta saç bittiği yerlere kadar ulaştırır.
Müstehab olan sağ taraflardan ve bedeninin üst kısımlarından başlamaktır.
Kıbleye karşı durmalı ve gusul sona erdikten sonra şe-hadet getirmelidir. Gusle
başlarken niyet etmeli ve niyyet gusul bitinceye kadar devam etmelidir. İşte
guslün kemâli budur: Bütün bu vazifelerin içinde farz olanı suyun ilk cüz'ü
vücuda temas ettiği anda niyet etmek ve suyu bütün bedenine, saçlarına ta'mim
etmektir. Bedenin necasetten temiz olması guslün şartıdır. Bundan geriye
kalanlar sünnettir. İbrik gibi bir kabla yıkanan kimsenin şu inceliğe dikkati
gerekir. İstincâ edecek istincâ yerini su ile temizledkten sonra o yeri birde
çünüblükten temizlemek niyetiyle yıkamalıdır. Çünkü onu o anda yıkamazsa sonra
unutabilir. Ve yeri yıkamadığından dolayı da guslü sahih olmaz...»
Nevevî şafiîlere göre
bu izahatı verdikten sonra: «Bizim mezhebimiz ve bir çok imamların mezhebi
budur. Yıkanırken veya abdest alırken ovunmanın farz olduğuna İmam Malik ile
Müzenî'den başka kail olan yoktur. Diğer ulemaya göre ovunmak sünnettir; onu
terkedenin abdesti de, guslü de sahihtir. Çünüblükten yıkanılacağı zaman
abdest almak yalnız Davûd-u Zahirîye göre farzdır. Şâir ulema onun sünnet
oldugunu söylemişler. Bir kimse abdest almadan bütün vücudune su dökünse guslü
sahihtir; onunla namaz kılması ve diğer ibadetleri yapması caiz olur. Lâkin
efdal olan yukarıda zikrettiğimiz gibi-guslün ya başında ya sonunda abdest
alarak onun faziletini kazanmaktır. Guslün başında abdest alan sonunda almaz.
Bir gusülde iki defa abdest almanın müstahab olmadığında bütün ulemâ
müttefiktir." diyor.
Hanefîler göre gerek abdest de gerekse gusül de niyet
farz değil sünnettir.
1- Abdest ve
gusülden önce elleri yıkamak müstahabtır. Ancak ellere pislik bulaşmışsa o
zaman elleri yıkamak farz olur.
2- Gusülden
Önce abdest almak sünnettir. Bu husustaki kavilleri daha evvel görmüştük.
Resûlül'lâh (Salîalîahü Aleyhi ve Seliem) İn gusülden Önce tam abdest alması
ayakların gusülden sonra yıkanmayacağına delildir. Şafiî 'den rivayet olunan esah kavilde
budur. İkinci kavline göre ayaklar gusülden sonra yıkanır Üçüncü kavline göre
ise yer temiz olduğu takdirde ayaklar önce yıkanır, temiz değil veya su azsa sona
bırakılır. Hazreti Şafiî
bu babdâkı hadislerin arasını bu suretle birleştirmiştir.
Hanefîlere göre: Ayakların altında su birikiyorsa guslün
sonunda, birikmiyorsa başında yıkamak icâbeder. îmâm
Mâlik'in mezhebide budur.
3- Gusülde
sakal ve baştaki saçların aralarını güzelce hilâllayarak suyu saçların diplerine ulaştırmak Hanefîlere
göre farzdır, Abdestde bu sünnettir.
Malîkîler 'den bir
rivayete göre sakalı hilâllamak vâcib, diğer rivayete göre vâcib değildir. İbni
Battal gusülde baştaki saçların Mallanmasının vâcib olduğuna icmâ'
nakletmiştir. Mâ1ikiyye ulemâsı sakalıda buna kıyâs ederler.
4-
Bâzılarına göre yıkanırken başa üç avuç su atmak ve bedenin şâir yerlerinide
üçer defa yıkamak müstehaptır. Mâlikilerden Kurtubî ile Mârûdî üçer defa
yıkamanın müstehab olmadığını söylemişlerdir. Kurtûbî :
«Başına üç avuç su
atmasından, başını üç defa yıkadığı anlaşılmaz; zira gusülde tekrar meşru'
değildir. Tekrarda meşakkat vardır. Resû1ü11âh (Sallatlahü Aleyhi ve Seliem) in
başına üç defa su atması, başmın sağ tarafından başladığı içindir; sonra sola
geçmiş: Sonra da başının orta yerinden dokunmuştur; nitekim Buhârî ile Ebû
Dâvûd 'un rivayet ettikleri Hz. Aîşe hadisinde de ayni şekilde yıkandığı
bildiriliyor.» demiştir.
5- Hz. Âişe 'nin: «Sonra vücudunun sair yerlerine
suyu döktü» sözünden vücudunu ovuşturdu mânâsı
çıkmaz. Ovuşturmak Hanefilerle ve
Hambelîlere göre müstehabtır. Mâlikiler 'den bazıları da bu kavli tercih
etmişlersede İmam Mâlik ile Müzenî ovuşturmanın farz olduğuna kaildirler. Onlar
guslü ab-deste kıyas ederler. Hattâ İbni Battal: «Bu lâzımdır» demiştir. Fakat
diğer ulemâ ovuşturmanın abdestde dahi farz olduğunu kabul etmezler.
6- Gusül
ederken parmakları suya daldırmak caizdir.
37- (317)
Bana Ali b. Hucr es-Sa'dî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana İsâ b. Yûnus rivayet
etti. (Dedi ki) : O Bize A'meş Salim bin Ebi'l- Câ'd' [25] dan
o da Küreyb'den, o da İbni Abbâs'tan naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana teyzem
Meymûne rivayet etti. Dedikİ: Resuiüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
cünüblükteıı yıkanmak için suyunu getirdim. Evvelâ elerini iki yahut üç defa
yıkadı. Sonra elini kaba daldırdı. Sonra ondan .aldığı suyu avret mahalline
dökerek onu sol eliyle yıkadı. Sonra sol elini yere sürerek onu şiddetle oğdu.
Sonra namaza- abdest aldığı gibi abdest aldı. Sonra başına avuç dolusu üç avuç
su döktü, sonra bedeninin sair yerlerini yıkadı, sonra bulunduğu yerden
çekilerek ayaklarını yıkadı; sonra ben kendisine havluyu getirdim. Fakat o bunu
kabul etmedi.»
(...) Bize
Muhammed b. Sabbâh ile Ebû Bekr b. Ebi Şeybe, Ebû Kü-reyb, Eşecc ve îshak
toptan Vekî'den rivayet ettiler. H.
Bize bu hadisi Yahya
b. Yahya île Ebû Küreyb de rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye
rivayet etti. Vekî' ile Ebû Muâviye'nin ikisi-de A'meş'den bu isnadla rivayet
etmişler. Yalnız onların hadisinde, başına üç avuç su döktüğü ibaresi yoktur.
Vekı'in hadisinde nıazmaza ve istîn-şâki da zikretmek suretiyle bütün abdestin
tavsifi vardır. Ebû Muâviye'nin hadîsinde ise havlu kaydı yoktur.
Bu hadisi Buhârî gusl
bahsinin «Mazmaza ve istinşak» babında tahriç etmiştir. Bâzıları «Buhâri'nin
onu burada Gusl bahsinde zikretmekten muradı Mazmâzâ ile İstinşâkm Gusûlde
farz olmadığına işaret içindir. Gusül için abdest almak bilicmâ' farz
değildir. Mazmaza ile istinşak ise abdest de tabî olan şeylerdir. Asıl olan
abdest farz olmayınca onun tabileri bulunan mazmaza ile istinşak ta farz
değildir.» demişlerdir. Fakat bu istidlal doğru değildir. Zira hadîsin bir
rivayetinde mazmaza ile istinşak tasrih edilmişlerdir.
Resûlüllâh
(Sallallahii Aleyhi ve Selleın) in onlara
devam üzere yaptığı şüphesizdir. Bu ise vücûb ifade eder.
Hadîsin buradaki rivayetinde
Resû11ü1Iâh (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) .in kurulanmak için getirilen
havluyu kabul etmediği; Buna-r î 'nin rivayetinde ise onunla kurulanmadığı
bildiriliyor ki mânâ itibariyle ikiside birdir. Hz. Âişe (Radiyallahu anhâ)
dan rivayet olunan' bir hadîste Resûlüllâh (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) in
yıkandıktan sonra kurulanmak için bir bezi bulunduğu bildirilmektedir,
1- Sü ile
taharetlenen kimsenin ellerini sabunla yahut onun yerini tutacak bir şeyle hiç
olmazsa toprakla yıkaması müstahabdır. Çünkü, bu gibi şeyler pisliğin kokusunu
daha iyi giderirler.
2-
Yıkandıktan sonra mümkünse kurulanmamak müstahaptır. Nevevî diyor ki: «Ulemâmız
abdestde olsun gusülde olsun azanın kurulanması hususunda ihtilâf etmişlerdir.
Bu hususta beş kavil vardır. Bunların en meşhuruna göre kurulanmamak
müstahaptır. Fakat kurulanmak da mekruh değildir. İkinci kavle göre kurulanmak
mekruhtur. Üçüncüye göre mubahtır. Biz
de bu kavli ihtiyar ediyoruz. Çünkü kurulanmak memnudur, veya müstahabdır
demek için delil lâzımdır. Bu hususta bir delil yoktur. Dördüncü kavle göre
müstahabdır. Çünkü kurulanmakta, kirden pastan korunmak Vardır. Beşinci kavle
göre kurulanmak yazın mekruh, kışın mekruh değildir. İşte ulemâmızın kavilleri
bunlardır. Diğer ulemâ ile ashab-ı kiram kurulanma hususunda İhtilâf
etmişlerdir. Onlardan da üç kavil rivayet olunur.
a) Abdestte
olsun gusülde olsun kurulanmakta beis yoktur. Enes b. Malık (Radiyallahu
anh) ile Süfyân-ı
Sevrî 'nin mezheb-leri budur.
b) Abdestte
ve gusülde kurulanmak mekruhtur. İbni Ömer (Radiyallahu Anhüma) ile (îbni Ebî
Leylâ)'m kavilleri budur.
c)
Kurulanmak yalnız abdestte mekruhtur. Gusülde mekruh değildir. İbni Abbâs
(Radiyallahu Anhüma) nm mezhebi de budur. Buradaki hadisle diğer sahih bir
hadiste Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m havlu kullanmadığı; hattâ
bir rivayette yıkandıktan sonra başından su damlayarak çıktığı bildiriliyor.
Ashab-ı Kiramdan bir cemâat onun kurulandığını da bir çok vecihlerden rivayet
etmişlerdir. Yalnız bu rivayetlerin senedleri zayıftır. Tirmîzî bu babda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den
hiç bir sahih hadis rivayet olunmadığını söyler.
Ulemâdan bâzıları bir
rivayette Meymûne (Radiyallahu anha) nm: «Eliyle suyu şöyle şöyle yapıyordu»
diyerek suyu silktiğini göstermesi ile istidlal etmiş ve kurulanmanın mubah
olduğuna kail olmuşlardır. Zira silkmek mubah olunca kurulanmak da Öyle hatta
evlâ olmak îcâbeder. Çünkü suyu gidermekde her ikisi müşterektir.
3- Yıkanan
kimseye suyunu hazırlayarak getirmek müstahabtır.
38- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ehî Şcybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. İdıis,
A'meş'den, o da Sâlİnı'den o da Küreyb'den, o da İbni Abbâs'dan, o da
Meymûne'den naklen rivayet etti. Ki Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve
SeHem)e bir peşkir getirilmiş. Fakat o buna dokunmamış ve suyu şöyle yapmaya
yani silkmeğe başlamış.
Bu rivayet Abdest ve
Gusülden sonra elleri silkmekte bir beis olmadığına delildir. Nevevînin beyânına
göre Şâfiîyye ulemâsı bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Meşhur kavle göre elleri
silkmemek müs-tehabdır. Fakat mekruh değildir. İkinci kavle göre elleri silkmek
mekruhtur. Üçüncü kavle göre mubahtır. Bizzat Nevevîde bunu ihtiyar etmekte;
el-silkmenin mekruh olduğunu bildiren hiç bir hadis sabit olmadığını
söylemektedir.
39- (318)
Bize Muhammedü'bnül - Müsennâ el - Anezî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû
Âsim Hanzaletü'bnü Ebî Süfyan'dan o da Kaasım'-dan, o da Âişe'den naklen
rivayet etti. Âişe şöyle demiş:
Resûlüllâh {Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) cünüblükten yıkanacağı zaman külek [26] gibi
bir şey isterdi. (Ondan) iki avucu ile (su) alır; (yıkanmaya) haşinin sağ
tarafından başlar; sonra sol tarafını yıkardı. Sonra iki avucu ile (tekrar) su
alarak onu başının üzerine dökerdi.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitabü'I Gusl» de tahrîc etmişdir. Buhârî onun için bir bâb tahsis ederek:
«Yıkanmaya hilâb veya koku sürünme ile başlayanın babı» demişsede bu hususta
kendisine üç fırka tarafından îtîraz edilmiştir.
Birinci fırka: Bu
hususta Buhârî 'nin vehm ve hatâya düştüğünü İddia ederler. Hattâ İ smaîl î
«Müstahrec» inde şöyle der: «Allah Ebû Abdi11âh Buhârî'ye rahmet eylesin.
Hatâdan kim salim olabilir ki? Hazret, hilâbı koku sanmış. Gusülden önce
kokulanmanın ne mânâsı olabilir? Hilâb ancak içine süt sağılan k^b demektir.
Buna Mihleb de derler...»
İkinci Fırka :
Hadis'te tashif yapıldığını iddia ederler. Onlara göre kelimenin aslı hilâb
değil cüllâb yani gülsuyu demektir. Kelimenin aslı Fârisîdir. Ezherî
de bu fırkadandır.
Üçüncü fırka : Buhârî
'nin sözünü te'vil ederek: Korkudan, örfî manâsını kasdetmediğini bu sözle
bedeni temizleyerek, kiri pası ve necaseti gidermeyi, hilâb kelimesiyle de su
kabını muiâd ettiğini söylerler. Taberî
de bunlardandır.
Aynî bu üç fırkanın
kavillerini sıraladıktan sonra her birine ayrı ayrı cevap vermiştir. Şöyleki:
1- Buhârî
hilâb kelimesiyle koku sürünmeyi kasdetmemiştir. Çünkü koku sürünmeyi hilâbm
üzerine atfetmiştir. Matufla, matufun aleyhin hükümleri ise başka başka
şeylerdir. Onun hilâbdan maksadı su kabıdır. Hattabî'nin beyânına göre hilâb
bir devenin sütünü alacak kadar kabtır.
2- Ezherî
'nin de dahil olduğu ikinci fırkanın tashif iddiası doğru değildir. Kelime
hilâb şeklinde rivayet olunmuştur. Hattâ
Kurtûbî : Bu kelime ancak hâ'nm kesri
ile hilâb okunur. Başka türlü okumak doğru değildir. Onu koku zanneden vehmetmiştir. Fârisî
de gülsuyuna cüllâb değil, cülâb derler. Aslı gülâbdır. Bu da maruf
çiçeğin adı olan gül ile su mânâsına gelen «âb» kelimelerinden mürekkebdir. Onlarda
kaide muzâfun ileyhin muzâftan önce gelmesidir. Keza sıfat da mev-sufundan önce
gelir. Cüllâb içilen meşrubatın ismidir.» demektedir.
3- Buhârî
biri kab diğeri koku olmak üzere iki şey zikretmiş; bunları biri biri üzerine
atfeyle mistir. Fakat maksadı onlardan birini anlatmaktır. Onu âdeti, ekseriya
babın evvelinde bir şey zikretmek, sonra bir sebebten dolayı o şeye dair hadis
rivayet etmemektir. Burada da Öyle yapmıştır.
Hasılı hilâbdan murad
koku sürünmek değil su kabıdır. Kabı zikretmekle gusl için ne kadar su
harcanacağı beyân edilmek istenilmiştir.
Hadisin buradaki
rivayetinde: «Eliyle aldı» denilerek, el müfred olarak zikredilmişse de diğer
rivayetlerde «elleriyle» denildiğine göre buradaki elden murâd iki elidir.
Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in elleriyle suyu alarak başına
dökmesi «kaale» kelimesiyle ifâde edilmiştir. Bu kelimenin asıl mânâsı
söylemekse de, arablar onu yapmak mânâsında bütün işlerde kullanırlar. Meselâ:
«Kaale bi yedihî keza» derler ve «eliyle şöyle yaptı» mânâsını kasdederler.
Burada da öyledir.
Hadis-i Şerif yıkanan
kimseye su hazırlamanın ve yıkanırken evvelâ başın sağ tarafına; sonra sol
tarafına; sonra da ortasından dökerek yıkamanın müstehab olduğuna delildir.
Hz. Âişe'nin: «Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) yıkanmak istediği vakit
şunu isterdi» demesi, âdetinin devam üzere bu olduğunu gösterir.
40- (319)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Mâlike İbni Şihâbdan dinlediğim onun
da Urvetü'bnü Zübeyr'den, onunda .Âişe'den naklen rivayet ettiği şu hadisi
okudum:
«Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Seilem) cünüblükten dolayı farak denilen bir kabtan
yıkanırdı.»
41- (...)
Bize Kuteybetü’bnü Said rivayet etti. ( Dedi ki ) : Bize Leys rivayet etti. H.
Bize İbni Rumh da
rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Leys haber verdi. H.
Bize Kuteybetü'bnü
Saîd ile Ebû Bekr b. Şeybe, Amrü'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb dahi rivâyet
ettiler. Dediler ki: Bize Siifyan rivâyet etti. Bunların ikiside Zührî'den, o
da Urve'den o da Âişe'den naklen rivâyet etmişlerdir. Âişe şöyle demiş:
«Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Seilem) kadeh
denilen bir kabda yıkanırdı ki o da farak demektir. Bir kaptan hem ben hem o
yıkanırdık.» Süfyân'ın hadisinde «Bir kaptan» denilmiştir. Kuteybe şöyle
demiştir: «Süfyân: Farak üç sâ'dır, dedi»
Bu hadîsi Buhârî ile
Nesâî dahî tahrîc etmişlerdir.
Farak :
Onaltırıt1 su alan kabtır. Hadîs ulemâsı bu kelimeyi «fark» şeklinde okurlar.
İbni Esîr'in beyânına göre farak on-altı, fark ise yüz yirmi ntl su alan
kablardır. Müs1im'in buradaki rivayetine göre Siifyan b. Uyeyne farakı üç sâ'
alan kaptır, diye ta'rif etmiştir. Nevevî cumhûr-u ulemânın bu kavli tercih
ettiğini söyler. Bâzıları: «Farak: İki sa' alan kaptır» demişlerdir. Üç sa'takriben
dokuz litre eder.
Rıtl:
Takriben dört yüz altmış gramlık bir ölçüdür.
Müdd: İki
rıtl alan ölçüdür. Hadîsin bir rivayetinde «Kabdan», diğer rivayetinde «Kabda»
yıkanıyordu, denilmişsede ikisindende maksat bir kaptan yıkanmasıdır. Zaten
«Kabdan» mânâsını ifâde eder «min» edatı burada cinsi beyân eder. Yâni o
kabdaki sudan yıkanıyordu, demektir. Kabdaki suyun hepsini sarfediyordu
mânâsına değildir.
1- Erkekle
kadın bir kabdan yıkanabilirler. Ayni kabdan abdest almaları dahi bilittifâk
caizdir.
2- Erkekten
artan su ile yıkanan kadın cünüplükten temizlenir. Cumhura göre bunun aksi de
caizdir. Yanî kadından artan su ile erkek de yıkanabilir. Bu hususta Nevevî
şunları söylemiştir:
«Erkek ve kadının
gerek bir anda bir kabdan gerekse birbirlerinden artan su ile yıkanmaları
caizdir. Abdest veya gusle yetecek su bir miktarla tayin edilmiş olmayıp
guslün şartı, yani bütün âzânın yıkanması te'min olunursa bu hususta az suyun
da çok suyun da kifayet edeceğinde bütün müslümanlar müttefiktir. İmam Şafiî
(Rahimehullah):
«Bâzan idareli
davranılır azsu yeter. Bazanda idaresiz davranılarak çok su yetmez» demiştir.
Ulemânın beyânına göre gusülde müstehab olan bir sâ'dan azı, abdestte müstahab
olan ise bir müdden az su kullanmamaktır...
Deniz kenarında bile
olsa suyu israf etmenin memnu' olduğunda bütün ulemâ müttefiktirler. Zahire
göre; bu memnûiyetden murâd kerâ-het-i tenzîhiyyedir. Ulemâmızdan bazıları:
«İsraf haramdır» demişlerdir.
Erkekle kadının bir
kabtan yıkanmalarına gelince: Bu da bütün müs-lümanlarm ittifakı ile caizdir.
Delilleri bu babın hadisleridir.
Kadının erkekten artan
su ile yıkanması bilittifak caizdir. Erkeğin kadından artan su ile yıkanması
ise İmam Mâlik ve Ebû Hanîfeye hûtan su ile yıkanması ise İmam Mâlik ve Ebû
Hanîfeye ve cumhûru ulemâya göre caizdir. Bu hususta kadının evvel yıkanması
ile sonra yıkanması arasında fark yoktur. İmâm Ahmed b. Hambel
ile Dâvûd-u Zâhîri'ye g kadın yalnız başına suyu kulanarak yıkanırsa
ondan artan su yıkanması caiz olmaz. Bu kavil
Abdullah b. Sere İs ile Hasan-ı
Basrî 'den de rivayet olunmutu
Ahmed b. Hambel ile
Dâvûd-u Zâhîri'ye göre evvelâ kadın yalnız başına suyu kulanarak yıkanırsa ondan
artan su ile erkeğin yıkanması caiz olmaz. Bu kavil Abdullah b. Sere İs ile
san-ı Basrî 'den de rivayet olunmuştur.
Bir rivayette İm Ahmed bizimle beraberdir. Hasan-ıBasrî ile Said b. el-Müseyyebin kadından artan suyu mutlak surette mekruh gördükleri
rivayet edilir. Muhtar olan. cumhurun kavlidir. Çünkü; Resulü11âh (Salîaîlahü
Aleyhi ye Sellem) 'in zevceleri ile birlikte ve keza birbirlerinden artan suyla
yıkandıklarını bildiren hadisler
şahindirler. Kadının yalnız yıkanmasının bu hususta hiç bir tesiri yoktur.
Nitekim hadisin bir rivayetinde
Peygamber (Salîaîlahü Aleyhi ve
Sellem) in zevcelerinden birinden artan suyla yıkandığı bildirilmektedir. Bu hadîsi Ebû
Dâvûd, Tirmîzî, Nesâî
ve diğer Sünen sahipleri tahrîc etmiş;
Nesâî onun hakkında; «Hasen sahih bir hadistir» demiştir. Vakıa
karıkocanın birbirlerinden artan suyla yıkanmasını me-neden bir rivayet vardır.
Fakat Ulemâ bu hadise muhtelif cevablar vermişlerdir.
Evvelâ; başta Buhârî
olmak üzere Hadîs imamları mezkûr hadisin zayıf olduğunu söylemişlerdir. İkinci
cevap: O hadisteki nehiy-den murad kadının âzasından dökülen sudur. Bittabi o
su müsta'mel olur.
Üçüncü cevap :
Hadisteki nehiy müstehab ve efdal şekli beyân içindir. Mezkûr hadîs sahîh bile
olsa nesh edildiğine hüküm olunur.
3- Cünüb ile
hayzlı kimseden artan su temizdir.
4-
Derâverdî'ye göre bu hadis karı ile kocanın bir birlerinin avret yerine
bakabileceklerine delildir.
42- (320)
Bana Ubeydııllah b. Muâz el - Anberî rivayet etti. Dedi ki Bize babam rivayet
etti. Dedi ki: Bize Şu'be Ebû Bekr b. Hafs'dan, [27] o da
Ebû Selemete'bni Abdirrahman'dan naklen rivayet etti. ŞÖyle demiş: Âişe'nin süt
kardeşi ile birlikte, onun yanına girdim. Süt kardeşi ona Peygamber
(Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) in cünüblükten nasıl yıkandığını sordu. Bunun
üzerine Aişe bir sâ' kadar (su alan) bir kab isteyerek yıkandı. Onunla
aramızda bir perde vardı. Ve başının üzerine üç defa su dökün-dü Peygamber
(Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem) in zevceleri saçlarını kısaltırlar perçem gibi
olurdu.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitabû'l Gusl» de tahrîc etmiştir.
Bazıları Hz. Âişe’nin
yanma giren zâtın kardeşi Abdur-rahman, diğer bazıları anne bir kardeşi Tufey1
olduğunu söy-lemişlersede doğru değildir. Buradaki rivayet o iddiaların fâsid
olduğunu gösteriyor. Hakikatta onun yanma giren zat süt kardeşidir. Bâzıları
onun Abdullah b. Yezîd olduğunu söylerler ve bu hususta Müslim'in Cenaze
bahsinde rivayet ettiği bir hadisle istidlal ederlersede bu da doğru değildir.
Çünkü o hadîs bu hâdiseye ait değildir. Gerçi onda süt kardeşi Abdullah b.
Yezid zikredilmiştir. Fakat orada zikredildi diye buradakinin de aynı zat olması
icâb etmez. Çünkü; Âişe (Radİyallahu anhâ)mn Kesir isminde bir süt kardeşi daha
vardır. Bu sebeple buradakinin hangisi olduğunu ta'yine imkân yoktur.
Âişe (Radiyallahû
anha) mn süt kardeşi ile birlikte yanma gelen Ebû Seleme onun kız kardeşi Ümmü
Külsüm 'ün süt oğludur. Yani Âişe (Radiyallahû anha) onun teyzesidir. Kaadi
Iyâz diyor ki: «Anlaşılan bu iki zat Hz. Âişe 'nin başını ve vücudunun mahrem
zevata haram olmayan üst kısmını yıkarken görmüşlerdir. Çünkü görmeyecek
olsalar su istiyerek onların huzurunda temizlik yapmasının mânâsı
kalmazdı. Onların görmiyeceği
bir yerde olsa bu sefer de: «Bize
şöyle anlattı» diye hikâye ederlerdi. Demek ki mahrem zevatın görmesi helâl
olmayan yerlerini örtmek için araya bir perde koymuştur.
Vefre : Kulakları
geçmeyen salınmış saç demektir. Bazıları vefre lim-me'den daha çok olan saçtır,
demiş. Bir takımları bilâkis, vefrenin, lim-meden daha az olduğunu
söylemişlerdir. Limme omuz başlarına kadar sarkan Örülmedik saçtır. Kaadî Iyâz
(Rahimehullah, m beyânına göre; arap kadınlarının âdeti saçlarını pelik yaparak
örmekti. İhtimal Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Selîem) 'in zevceleri onun
vefatından sonra ziyneti terk ettikleri için pelik uzatmaktan vaz
geçmişlerdir. Kaadî 'nin bu kavli başkalarından da rivayet olunmuştur.
Ümmehât-ı mü'minin Resulü İlâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hayatında böyle
bir şey yaptıkları nakledilmediği gibi vuku'u tahmin dahi olunmamıştır.
1- Bir şey'i
fi'len öğretmek ve Öğrenmek müstehabtır. Çünkü fiilin tesiri sözden daha
çoktur.
2- Yıkanan
kimsenin suyu vücudüne tekrar tekrar dökünmesi şart değildir. Bu hususta
muayyen bir abdest yoktur. Şart olan yalnız suyun bütün bedeni kaplamasıdır.
3- Hîn-i
hacette kadınların saçlarını bir parça keserek hafifletmeleri caizdir.
43- (321)
Bize Harun b. Saîd el-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Mahremetü'bnü Bükeyr, babasından, o da Ebû Selemte'bni
Abdirrahman'dan naklen haber verdi. Ebû Seleme şöyle demiş: Âişe dedi ki:
ResûlüIIah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) yıkanmak istediği vakit sağından başlar sağ eline su
dökerek onu yıkardi. Sonra vücudundaki pisliğin üzerine sağ eliyle su döker;
onu sol eliyle yıkardı. Bu işleri görünce başına su dokunurdu. Resulüllâh
(Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) ile ben
cünüb iken bir kabtan yıkanırdık.»
44- (...)
Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Leys, Yezîd [28] den
o da Irak'dan, o da Hafsa binti Abdirahman b. Ebî Bekr'den — bu kadın
Münzirü'bnü Zübeyr'in zevcesidir — naklen rivayet etti. Önada Âişe haber vermiş
ki: Kendisi Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) ile üç müdd yahut ona yakın
(su) alacak bir kabdaıı yıkanırlarmış.
45- (...) Bize
Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. Dedi ki: Bize Eflâh b. Humeyd [29],
Kaasim b. Muhammed'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş:
«Resulüllâh (SaUallahü
Aleyhi ve Sellem) ile ben cünüblükten dolayı bir kabdan yıkanıyorduk. Ellerimiz
o kabın içine girib çıkıyordu.»
46- (...)Bize
Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Haysem'e, Âsım-ı Ahvelden,
o da Muâze [30] den, o da Âişe'den naklen
haber verdi: Âişe şöyle demiş:
Resulüllâh (Saiîaiiahü
Aleyhi ve Seliem) ile ben aramızdaki bir kab-dan yıkanırdık. O benden evvel
davranır; ben kendisine bana bırak; bana bırak derdim. Âişe her ikisinin cünüb
olduklarını söylemiştir.
47- (322)
Bize Kuteybetü'bnü Saîd ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe hep beraber İbnİ Uyeyne'den
rivayet ettiler. Kuteybe dedi ki: Bize Süfyan Amr'dan, o da Ebu'ş- Şâ1 sâdan, o
da İbnİ Abbâs'tan naklen rivayet etti* İbni Abbâs şöyle demiş:
«Bana Meymûne haber
verdi ki kendisi Peygamber (Salîaîîahü Aleyhi ve Seliem) ile bir kabdan
yıkanırlarmiş.
48- (323)
Bize İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Hatim rivayet ettiler. İshâk: Bize haber
verdi tâbirini kullandı. İbni Hâtİm ise: Bize Muhammed b. Bekr rivayet etti,
dedi. Muhammed. demiş ki; Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Amr b.
Dinar haber verdi. Dedi ki: Galiba bildiğime ve hatırımda kaldığına göre bana
Ebû'ş - Şa' sâ haber verdi. Önada İbni Abbâs haber vermiş ki:
Resûlüllâh (Sallaîlahü Aleyhi ve Seliem) Meymune'den
artan su ile yıkanırmış:
49- (324)
Bıze Muhammed b. el - Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) Bize Muazb. Hışam r.vayet
etti. Dedi ki: Bana babam, Yahya b. Ebî Ke-sır'den nvâyet etti. (Demis ki) :
Bize Ebû Selemete'bni Abdirrahman rivayet ett, Önada Zeyneb hinti ümnıi Seleme
rivayet etmiş. OnadTümmü Seleme anlatmış ki: Kendisi Resûlüllâh (Sallaîlahü Aleyhi ve Sel(em) ile
cünüblükten dolayı bir kabtan yıkanırlarmış.
Bütün bu rivayetler
erkekle kadının bir kabtan beraberce veya biri diğerinden artan suyla
yıkanmalarının caiz olduğunu göstermektedir. Ulemânın bu husustaki kavillerini
yukarıda gördük.
Şöyleki :
1- Kadın
cünüb veya hayzlı değilse; ondan artan suyla erkeğin yıkanmasında beis yoktur.
2- Erkek ve
kadının birbirlerinden artan suyla yıkanmaları mekruhtur.
3- Kadından
artan suyla erkeğin yıkanması mekruh ise de erkekten artan suyla kadının
yıkanmasında kerahet yoktur.
4- Erkekle
kadının beraberce başlıyarak abdest almalarında beis yoktur. Kadından artan su
da zararsızdır. İmam. Ahmed b: Hambe1'in mezhebi budur.
5- Erkekle
kadının birbirlerinden artan suyla yıkanmalarında beis yoktur. Bu hususta beraberce
yahut ayrı ayrı aynı kaptan yıkanmaları hükmen müsavidir. Cumhur-u Fukahânm
kavli budur. Erkekle kadının bir kabdan
yıkanabileceği hususunda Tahâvî, Kurtubî ve Nevevî ulemânın müttefik olduklarını nakletmişlerdir.
Bu mes'ele Ashâb-ı Kiramdan Ali b. Ebi Tâlib, İbni Abbâs, Câbir, Enes, Ebû Hüreyre, Âişe, Ümmü Seleme, Ümmü
Hâni ve Meymûne (Radiyaîlahu
anh'ûm) hazerâtmdan rivayet olunmuştur.
Hz. A1i hadisini İmam Ahmed b. Hanbel,
İbn-i Abbas hadisini «El' Kebir» inde
Tabarânî, Cabîr hadisini «Musannef» inde İbni Ebî Şeybe, Enes
hadisini Buhârî, Ebû Hüreyre hadisini
« Müsned» inde Bezzâr, Âişe hadisini
Tahâvî ile Beyhâkî, Ümmü Seleme
hadisini İbnî Mâce ile Tâhavî, Ümmû Hâni hadisini Nesaî, Meymûne hadisini Tirmîzî tahrîc etmişlerdir. Mezkûr
hadislerin hepsi sahih olup «erkekle kadın birbirlerinden artan su ile
yıkanamaz» diyenlerin aleyhine delildirler.
Erkekle kadının ayni
kaptan hangisinin evvel başlıyacağı meselesine gelince bir hadiste peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcelerinden birinin cünüblükten yıkandığı
ve Resûlüllâh (Sallaîiahü Aleyhi ve Sellem) 'in ondan artan su ile sbdest almak
ve yıkanmak istediği zevcesinin: «Ya Resûlâllâh! Ben cünübtüm» dediği Fahr-i
kâinat efendimizin ona:
«Su cünüb olmaz»
buyurduğu rivayet edilmiştir. İbnî Mâce ile Tahâvî de abdest hakkında buna
benzer hadisler rivayet etmişlerdir. Hattâ Tâha vî, hadîsi rivayet ettikten
sonra: «Bu gösteriyor ki suyu biri diğerinden sonra ahrmış» demektedir. Vâkıâ
Resû1ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in erkekle kadının birbirinden artan
suyla yıkanmalarını men ettiğini bildiren rivayetler de vardır. Fakat bu
rivayetler itirazdan salim değildirler. Hattâ bâzıları hakkında hadîs
ulemâsı «Sahih değildir» demişlerdir.
İbni Tîn bazı ulemâdan
naklen eskiden erkeklerle kadınların bir kaptan ayrı ayrı abdest aldıklarını
rivayet edersede mezkûr zevat her halde ecnebi erkeklerle ecnebi kadınları
kasdetmiş olsalar gerektir. Çünkü bir adamın kendi ailesiyle bir kabdan
beraberce yıkanabileceğim babımız hadîsleri göstermektedir.
50- (325)
Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.
Bize Muhammed b. el-
Müsennâ dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman yanî İbnî Mehdî rivayet
etti. İkisi de demişler kî: Bize Şu'be Abdullah b. AhdiIIâh b. Cebr'den rivayet
etti. Demiş ki: Enes'i şöyle derken işittim. Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) beş mekkûk ile yıkanır bir mekkûk (su) ilede abdest alırdı.
İbnü'l- Müsenna: «Beş
Mekâkî dedi.
İbnî Muâz da:
«Abdullah b. Abdillâh'dan naklen dedi. tbnî Cebr'i zikretmedi.
Görülüyor ki rivayetlerin
birinde İbnî Cebr lâfzı zikredilmiş diğerinde edilmemiştir. Nevevî bunların
ikisinin de sahih olduğunu söylüyor. Ulemâdan bazıları İbnî Cebr'in
yanlışlıkla zikredildi-ğini, doğrusunun İbnî Cabîr olacağını söylemişsede
buradaki hatâ itiraz edendedir. Çünkü Abdullah b. Abdillâh'a hem İbnî Cebr
hemde İbnî Câbir denilir. Bu iki vechi İmam Buhârî beyân etmiş; ona Mis'ar b.
Kidânı, Şu'be ve Abdullah b. İsâ gibi zevatın İbnî Cebr dediklerini söylemiştir.
Mekkûkün cem'i Mekâkîk
ve Mekâkiy gelir. Nevevî .burada ondan «Müdd» kastedilmiş olmasını muhtemel
görüyor. Übbî: «Mekkûk Iraklıların kullandığı bir ölçektir. Medine sâ'i ile bir
buçuk sâ' alır» diyor.
51- (...)
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî', Mis'ar'dan o da
İbnî Cebir'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir müd (su) ile abdest alır. Bir sş'dan beş
müdde kadar (su ile) yıkanırdı.
52- (326)
Bize E>û Kâmil el- Cahberî ile Amir b. Alî ikisi birden Bişr b. Mufaddal'den
rivayet ettiler. Ebu Kâmil dedi ki: Bize Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Ebû Reyhâne, Sefine'den rivayet etti. Demiş ki: Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem)'i cünüblükten bir sâ' su yıkar bir müdd (su) da abdestine yeterdi.
53- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize İbnî Uleyye rivayet
etti. H.
Bana Ali b. Hucr dahi
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail, Ebû Rey-hâne [31] den,
o da Sefine [32] den naklen rivayet etti.
Ebû Bekr bu Se-fîne için Resûlüllâh (SallaUahü Aleyhi ve Seilem) in sahabisi
olan Sefine dedi- Sefine şöyle demiş: Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)
bir sâ' (su) ile yıkanır bir müdd (su) ilede abdest alırdı.»
İbni Hucr hadisinde:
«Yahut onu bir müdd su temizlerdi» dedi, İbaresi vardır. Ebû Rey hâne:
«Ama Sefine
ihtiyarlamışti. Ben onun hadisine (pek) güvenemiyor-dum» demiş.
Bu hadisi Buhâri
«kitabu'l Vudû» da tahric etmiştir.
Hadis-i şerif muhtelif
rivayetleri ile Resûlüllâh (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) abdest ve guslü için
ne kadar su sarf ettiğini göstermektedir. Müdd ile Sâ'ın neler olduğu yukarıda
kısaca arz edilmişti. Ancak sâ' hakkında muhtelif rivayetler vardır. Bu
husustaki tafsilâtı «Tec-rid-i Sarîh» mütercimi merhum Ahmed Naîm beyden
dinleyelim. Naîm bey şöyle diyor:
«Sâ': Beş rıtl-ı
Bağdadî ile bir sülüs rıtl (1/3) istîab eden kaba denir. Bir müdd de bir sâ'ın
dörtte biri miktarıdır. Bu Şafiîler-den Nevevî 'nin verdiği hesaptır. Ancak bu
ölçek pek ihtilaflı olduğundan ihtilâfların derecesini anlamak istiyenler
Kamus Tercemesi'nden müdd, sâ', mekkûk, rıtl kelimelerine müracaat edebilirler.
(Aleyhisselâtü vesselam) Efendimiz hazretlerinin muhtelif miktarlarda su ile
abdest alıp iğtisal buyurduklarına dâir diğer pek çok rivayetler de vardır.
Buradaki miktarlar orta yapılı bir kimsenin yıkanacak âzası üzerinden akacak suyun
en az miktarını gösterir. Bedenin azası üzerinden su aktıktan sonra bu
mikdarlardan da az su ile hades giderilebilir. İsraf dedirtmeyecek ziyadesiyle
de caizdir. Medine-i Münevvere'de kullanılan müdd -ki fuka-
hâ arasında «Müdd-ü
Nebevi» namıyla maruftur- (4/3) rıtıl miktan alan bir hacim ölçüsüdür.
Dört müdd bir sâ'dır. Ancak müdd ile sâ'ın miktarlarını anlamak, mikyas tutulan
ritim ne miktar olduğunu bilmeye bağlıdır. Ritim ise Bağdadîsi, Şâmîsi vardır.
Yani birinin küsuru İran, diğerinin ki Roma ölçüleri olup hesap edilince
takrîbî bir miktar gösteren iki ölçektir.
Rıtl-ı Bağdadî (130) daha doğrusu İmam
Nevevî 'nin tahkikine göre (900/7 ) dirhemdir. Esah olan ikinci takdir
isede kesirli olduğundan buna (10/7) dirhem; diğer ta-
birle bir miskâl
katarak kesirsiz (130) dirhem itibâr edilmiştir, deniliyor.
(4/3)
rıtl olan bir müdd-ü nebevi bu hesaba göre
(1200/7) veya (130) dirhem
hesabına göre (520/3) dirhem eder ki en doğru hesap ve takdire göre bir
dirhem (3.0898) gram ettiğinden bu miktar su (0,530) yani yarım litreden biraz
ziyadece bir şey tutar. Bu miktar bu gün sucu* ların kullandıkları su
bardaklarından üçünün aldığı sudan azdır. Bu, İmam Şâfîî ile Hîcâz fukahasmm
takdiri olup Ebu Hanife ile Irak fukahasma göre ise müdd, iki rıtl olduğundan abdest
suyunun miktarı (1,06) litre eder ki; beş kadehten biraz ziyadecedir.
Rıtl-ı Şâmî : Kamus
Tercümesi'nin rıtl maddesinde beyân edildiğine göre (12) okiyye ve her okiyye
(40) dirhem olduğundan bu hesaba göre (480) ve bir müdd (620) dirhem olmak
lâzım gelirse de yine kamusun mekkük maddesinde tafsil edildiğine göre bir
okiyye (5/3) istâr bir istar
(9/2 )
mıskal, bir miskâl de (10/7)
dirhem olduğundan bir rıtl- yine İmam Nevevi 'nin bildirdiği üzere - (900/7) ve
bir müdd (1200/7) dirhem olmuş olur. Bu hesaba göre okiyye Kamus
müterciminin rıtl maddesinde dediği
gibi kırk dirhem değil Hicazlılarm" takdirine göre (75/7) ve Iraklıların
takdirine göre (150/7) dirhem olmuş olur. Meğer ki o maddede dirhem nâmiyle
gösterdiği, başka ölçü ola.
Kesûl-ü Ekrem
(Aleyhisselâtü vesselam) Efendimiz hazretlerinin -buradaki rivayete nazaran -
abdest suyu işte bu kadar az miktardadır. Gusül için kullandıkları su da - bu
rivayete nazaran - dörtten beş müdd kadardır ki; o da (4800/7) den (6000/)
dirhem eder ki aşağı yukarı (2,120) den
(2,650) litreye kadar eder. Irak fukâhasının müddû iki rıtl itibâr ettiklerine
göre ise bu miktar takriben (4,24) den (5,3) litreye kadardır.
Müs1im'in burada Ebû
Bekr b. Ebî Şeybe 'den rivayet ettiği son hadisdeki tefsirinden anlaşılıyorki
Ebû Bekr b. Ebi Şeybe Sefine'yi Resûlüllah (SailallaHü Aleyhi ve Sellem) in
sahâbisi olmakla vasıflandırmış; Ali b. Hucr ise bu tavsifi yapmayarak sâdece
ismini anmakla iktifa etmiştir. Hadisin sonunundaki: «Ihtiyarlamişti da ben
onun hadisine itima d edemiyordum» cümlesini söyleyen Ebu Reyhâne
ihtiyarlıyandan maksad da Hz. Sefine 'dir. Müslim (Rahimehullah) bu Hadisi
ssir hadislere mütâbaat için rivayet etmiştir.
1- Resûl-ü
Ekrem (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) bir
sâ' su ile yıkanırdı. Bazen bu miktarı beş müdde kadar arttırırdı. Bu
gösteriyorki; gusl için yetecek su bir miktarla tayin ve tahdid edilmemiştir.
Binaenaleyh vücûdun her yerini ıslamak şartı ile az su ile de, çok su ile de
yıkanmak caizdir. Ancak gusül ve abdestde hadislerin gösterdiği miktardan daha
az su kullanmamak müstehabdır. Vâkıâ Enes (Radiyallahû tmh) beş müddü
Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)in gusülde kullandığı saya hudut
göster mişsede bazı ulemânın kanâatlerine göre o. daha ziyade kullandığını duymamış
olacaktır. Yoksa Âişe (Radiyallahû artha) dan Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve
Sellem)m farak denilen büyük bir kaptan yıkandığı rivayet edilmiştir. Maamafih
Hz. Enes'in «Beş müdde kadar suyla yıkanırdı» demesinden. «Bundan öteye geçr
mezdi, bundan aşağiyada bırakmazdı» manasını çıkararak daha fazla kullandığını
onun duymamış olmasına hamletmek doğru değildir. Çünkü Enes (Radiyallahû anha)
gördüğünü hikâye etmiştir. Onun gördüğü bu.miktardır. Fakat hâller ihtiyaca
göre değişebilir. Hz. Âise (Radiyallahû anha) Hadis'inde farak denilen o kabın
dolu olup olmadığı ve keza içindeki suyun bitinceye kadar sarfedilip edilmediği
zikredilmemiştir. Binaenaleyh beş müdden daha fazla su harcadığı hususunda o
hadis delil olamaz.
Bazıları Mâ1ikiler
'den İbni Şaban ile Hanefi1erden bir takımlarının müdd ve sâ'ın miktarında bu
hadis'e muhalefette bulunduğunu, fakat yinede hadis'te zikredilen miktarla
abdest ve gusl'su-yurıu ta'yin ettiğini söyliyerek hadis'i onların- aleyhine
hüccet göstermek istemişse de buda doğru değildir. Gerçi î bn i Şaban abdest ve
gusül suyunu vacip olmak üzere bir miktarla tayin etmişsede Hanefî-1 erden
miktar gösterenler onu vâcibdir diye göstermemiş yalnız kifayet edeceğini söylemişlerdir.Hanefi1er
'don buna kail olan yalnız İmam Muhammed 'dir. İmam Mulıammed 'in «Gusül için
kullanılan su bir müdden az olursa bedenin her tarafına kâfi gelmez» dediği
rivayet olunur. Ama bu mesele yıkanan şahısların vücudlarına göre değişir.
Onun için İzzüddin b. Abdisselâm abdest alan ve gusl eden kimselerin hallerini
üçe ayırmıştır.
a) Vücudça Resûlüllah
(SulUıflahü Aleyhi re Sellem) Efendimiz gibi mu'tedil hilkatta
bulunanlar bir müdd ve hadım az su kullanmamak hususunda ona uymalıdırlar.
b) Vücudça
zaif ve nahif olanlar gusül ve abdeslte suyu
Resûlüllah {Sallallahii Aleyhi ve Sellem) in kullandığı nisbete göre
kullanmalıdırlar.
c) Vücudça
pek uzun. geniş ve şişman olanlara yine peygamber (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) in
kullandığı müdd ve sa'a nisbetle kullanmaları müstehab olur.
2- Peygamber
(Sallaliahü Aleyhi ve Seilem) Efendimiz bir müdd ile abdest alırlardı.
Hanefîler'e göre bir müdd ile iki rıtl, Şafiîlere göre bir Irak rıtlı ile onun
üçte biridir. Sa' ise İmam Ebû Yusuf 'a göre Irak rıtlı ile (16/3 ) rıtlıdır.
İmam Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel hazerâtmın kavilleri de budur. İmam Ebû
Hanife ile İmam Muhammet!'e göre Sâ': Sekiz rıtldır.
54- (327)
Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybetü'bnü Saîd ve Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet
ettiler. Yahya: Bize haber verdi tâbirini kullandı ötekiler: Bize Ebü'l Ahvas,
Ebû İshak'dan, oda [33]
Süleyman b. Surad'dan, [34] Oda
Ciibeyr b. Mut'im'den naklen rivayet etti, dediler. Cübeyr şöyle demiş: Ashab
Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Selle/n) in huzurunda gusüî hakkında münakaşa
ettiler. Cemaatten biri:
— Bana gelince, ben
başımı şöyle ve şöyle yıkarım, dedi. Bunun üzerine Resulüllah (Sallaliahü
Aleyhi ve Seilem) :
«Bana gelince : Ben de
başıma üç avuç su dokunurum.»
buyurdular.
Bu hadis'i Buharı «Kitabü'l Gusl» de Ebû Dâvûd, Nesâî ve
İbni Mâce «Kitabü'l - Tahâre»de tahrîc
etmişlerdir
İfâda : Suyu
akıtmak, dökünmek demektir. Hadeste taksime delâlet eden «Emmâ» kullanılmış,
fakat ibarenin bâzı kısımları hazfedilmiştir. Mânâ şudur.: «Bana gelince: Ben
suyu başıma üç avuç döküyorum, fakat başkalarının ne yapardığım bilmiyorum.
Yahut başkaları böyle yapmıyor.» Maamafih mezkûr edat tahkik edilirse mahzûf
takdirine dahî hacet kalmadığı görülür. Çünkü «Emmâ» şart tafsil ve te'kid
bildiren bir edât-dır. Te'kid bildirdiğini Zemahşerî beyân etmiştir. Burada da
te'kid içindir. Binaenaleyh taksime giderek mahzûf takdirine hacet yoktur.
Ashab-ı kiram'ın
münâkaşası guslün sıfatı hakkındadır. Bazısı gusül şöyle yapılır; bazısı böyle
yapılır demiş Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Seilem) de sünnet vecihle guslün
nasıl yapılacağını kendilerine öğretmiştir.
1- İlim
hakkında münazara ve mübahase yapmak caizdir.
2- Büyükler
huzurunda münazara ve mübahase yapılabilir.
3- Gusülde
âzâyı üç defa yıkamak sünnettir. Bu hususta bütün ulemâ müttefiktir. Fakat bütün
bedeni bir defa yıkamak bilicmâ farzdır. Mazmaza ile istinşâkm farz olup
olmadığı ihtilaflıdır. Hanefîlere göre gusülde bunlar da farzdır. Bu husustaki
hilaf meşhurdur. Nevevî'nin beyânına göre bilumum Safi ilerce, yıkanırken suyu
üç defa başa dökmek müstehabdır. Bedenin şâir kısımları da başa ve abdest
uzuvlarına kıyasla üçer defa yıkanır. Hattâ Gusülde her uzvu üç defa yıkamak
abdestdekinden evlâdır. Çünkü abdest tekerrür eder. O tahfif esası üzerine
mebnîdir. Binaenaleyh Abdestde âzâyı üçer defa yıkamak müs-tehab olunca guslde
bu iş evleviyette kalır. Nevevî; Bu hususta «El-Hâvi» sahibi Kaâdi'l kudât İmam
Ebul Hasen Mârûdi'den başka ulemâmızdan
muhalefet eden kimse bilmiyoruz.
Mârûdi: Gusülde tekrar müstahab değildir demişse de bu söz şazz ve metruktür»
demektedir.
55- (...)
Bize Muhammed b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi
ki): Bize Şu'be Ebû ishâkdan, o da Süleyman b. Surad'dan, o da Cübeyr b.
Mut'im'den, o da Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Seîiem) den naklen rivayet
etti ki: (Aleyhisseîâtü vesselam) efendimizin huzurunda cünüblükten yıkanmak
(meselesi) konuşulmuş da:
«Bana gelince ben
başıma üç defa su dokunurum.» buyurmuşlar.
56- (328)
Bize Yahya b. Yahya ile İsmail b. Salim rivayet ettiler. Dediler kî: Bize
Hüseyni, Ebu Bişr'den, o da Ebu Siifyan'dan, o da Cabir b. Abdillâh'dan aklen
haber verdi ki: Sâkif hey'eti Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) e
sorarak:
— Bizim memleketimiz
soğuktur. Acaba yıkanma işi nasıl olacak? demişler, Resulü Ekrem (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):
— «Bana gelince, ben başımın üzerine üç defa su
dökerim.» buyurmuşlar.
îbni Salim kendi
rivayetinde şöyle dedi: «Bize Hüşeym rivayet etti, (Dedi ki) : «Bize Ebû Bişr
haber verdi» bir de: «Sakif heyeti dedilerki.. Resûlallâh!...» dedi.
İmam Müslim
(Rahimehullah) bu hadîsin rivayetinde de zaman zaman gösterdiği ilmî dirayet
ve vukufunu göstermiştir. Şöyleki: Kavilerden Hüşeym müdellistir ve Ebû Bişr
'den rivayet ederken hadis imamlarınca ihtilaflı olan «an» sığasını
kullanmıştır. Bir mü-dellisin bu sîga ile rivayet ettiği hadis hüccet olarak
kabul edilmez. Meğer ki o hadisi şeyhinden işittiğini ispat eylesin. İşte
Müslim, Salim 'in rivayetinde Hüşeym'in bize Ebû Bişr haber verdi dediğini
göstermekle şeyhinden işittiğini ispat etmiştir. Bu rivayetler de yukarıkilerih
delâlet ettikleri Ahkâmın delillerindendir.
57- (329)
Bize Muhammed b. El Müsenna da rivayet etti (Dedi ki) : Bize Abdülvehhab yâni
Es - Şekafî [35] rivayet etti (Dedi ki) :
Bize Ca'-fer babasından, o da Cabir b. Abdillahtan naklen rivayet eyledi. Câbir
şöyle demiş: Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) cünüplükten yıkanacağı
zaman başına üç avuç su dökerdi.
Bunun üzerine Hasan b.
Muhammed Cabir'e: [36] «Ama
benim saçım çoktur» demiş. Cabir denıişki bende ona; «Ey kardeşim oğlu Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) in
saçı senin saçından daha çok ve daha temizdi, dedim.»
Bu Hadis-î Buharı
Kitâbü'l Gusl»ün bir iki yerinde Nesâî dahî aynı bahiste tahrîc etmişlerdir.
Hasan b. Muhammed Hz.
Câbir'e «Benim saçım çoktur» demekle başını yıkamak için üç avuç suyun
yetmiyeceğini anlatmak istemiştir. Hz. Câbir de ona «Be kardeşim oğlu
Resûlüllah (Sa'.allahü Aleyhi ve Sellem)in saçı senin saçından daha güzel ve
daha temizdi» Cevabını vererek üç avuç su ona bile yeterdi sana mı yetmeyecek
demek istemiştir.
1-
Selef-i Sâlihîn Peygamber
(Saliallahü Aleyhi ve Sellem) in fiilleri ile ihticâc eder ve ona râm
olurlardı.
2- Suyu
israf etmek mekruh'tur.
3- Saç çok
da olsa başı üç avuç suyla yıkamak kâfidir.
4-
Yıkanırken evvelâ başa ondan
sonra vücûdun sair yerlerine su dökülür.
5- Dinî
husûsâtı ulemâya sormak gerektiği gibi bilenlerin cevap vermesi de vâcibdir.
6- Hadîs-i
Şerîf, Resu1ü11ah (Salîaîlahü Aleyhi ve Selîem) in daima
başını üç avuç suyla yıkadığına delildir.
58- (330) Bize
Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amrü'n - Nâkıd, İshâk b. ibrahim ve İbni Ebî Ömer
hepsi birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. İshak dediki: Bize SÜfyan, Eyyüb
b. Musa'dan [37] o da Saîd b. Ebî Saîd el-
Makburî'den, o da Ümınü Seleme'nin âzâdlısı [38]
Abdullah b,
Râfi'den, o da Ümmü
Seleme'den naklen haber verdi Ümnıü Seleme şöyle demiş.
«Yâ Resûlüllâh. Ben
başımın peliğini ören bir kadınım, cünüplükten yıkanmak için onu çözeyim mi?»
dedim.
«Hayır! Başına yalnız
üç avuç su atman sana yeter; sonra üzorine suyu dökünür ve temizlenirsin.» buyurdu.
(...) Bize
Amru'n - Nâkıd'da rivayet etti (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Hâ-rûn rivayet etti.
H. Bize Abd b. Humeyd dahi rivayet etti ( Dedi ki) : Bize Abdürrezzak haber
verdi (Yezid ile Abdürrezzak) demişlerki bize (Sevri, Eyyüb b. Musa'dan naklen
bu isnadla haber verdi.
Abdürrezzak hadîsinde
«Onu hayz ve cünüplük dolayısîyle çözeyim mi?
(Peygamberimiz) Hayır,
dedi «cümlesi vardır. Sonra râvî Hadîs-i İbni Uyeyne hadîsinin manâsîyle
zikretmiştir.
(...) Bu
Hâdîs-î bana Ahmed ed-Dârimi dahî rivayet etti. (Dedi ki) Bize Zekeriyâ b. Adiy
rivayet etti. (D.edi ki) : Bize yezîd yanî İbni Zürey, Ravh b. Kaasim'den
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyüb b. Musa bu isnadla rivayet etti. ve: «Onu
cünüplükten dolayı çözerek yıkayayımmı?» dedi Hayzı zikretmedi.
59- (331)
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ye Ali b. Hucr toptan İbni
Uleyye'den rivayet ettiler. Yahya dediki bize İsmail b. Uleyye Eyyüb'deıı, o da
Ebu Zübeyr'den, O da Ubeyd b. [39]
Umeyr'-den naklen haberlerdi. Demiş ki: Aişe Abdullah b. Amr'in [40]
kadınlara yıkanacakları zaman peliklerini çözmelerini emrettiğini duymuş. Bunun
üzerine; «Şu İbni Amr'a şaşarım, kadınlara, yıkanacakları zaman peliklerini
çözmeyi enıredernıiş, başlarını tıraş etmelerini eniretmiyormuş bârî,
Vallahi, ben ve
Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve
Sellem) bir kaptan yıkanırdık .Başıma üç defa su dökmekten
fazla bir şey yapmazdım» dedi.
Bu rivayetler gusül
ederken kadının saçını çözmesi îcap etmediğini bildirmektedir.
Dafr : Saç
örgüsü yani pelik demektir. Bazıları bu kelimenin «Dufur» şeklinde okunacağını,
dafr kırâetinin yanlış olduğunu iddia etmişlerse de bu iddia doğru değildir.
Kelime iki şekilde de okunabilir. Ancak sabit ve muttasıl Hadislerde «Dafr»
şeklinde zaptedildiği için o şekilde okunması tercih olunur.
Hafne: Avuç
dolusu demektir. Hâdis-i rivayet eden Ümmül Müminin Seleme (Radiyalîahû
anha)nın ismi Hind'dir. Hadîs'in ahkâmı hakkında Nevevî şunları söyler.:
«Cumhur ulemâ ile
bizim mezhebimize göre yıkanan kadının saçlarının içine ve dışına su işlediği
zaman onları çözmek vacip değildir. Pe-liklerini çözmeden içlerine su
işlemiyecekse çözmek vacip olur. Ümmü Seleme Hadisi onun saçlarına çözmeden su
işlediğine hamledilir. Çünkü suyu saçların her tarafına vardırmak vâciptr.
Hattâ İbrahim Nehâi 'den rivayet olunduğuna 'göre saçların içine su işlesin,
işlemesin her halde onları çözmek vaciptir. Hasan-ı Bâsrî ile Tavus «Hayzdan
yıkanırken saçların çözülmesi vacip, cünüplükten yıkanırken vacip değildir, demişlerdir.
Bizim delilimiz Ümmü Seleme Hadis'idir. Erkeğin başında peliği bulunursa onun
hükmü de kadın gibidir.»
Hanefîlere göre
yıkanırken su saçların dibine işlemek şartıyle kadının peliklerini çözmesi
vacip değildir. Hattâ Sahîh rivayete göre pelik-lerini ıslatmak dahî lâzım
değildir. «Hanefîlere» Bu Hadis haber-i vahittir. Binaenaleyh onunla
Tealâ hazretlerinin
«Cünüp olursanız
tertemiz yıkanın.» âyet-i kerimesine ziyâde edilemez, şeklinde bir itiraz da
vârid olamaz. Çünkü saç her cihetle bedenden değildir. Âyet-i Kerîmedeki emirse
bedenin temizlenmesine aittir. Bir de gözlerin içi gibi zaruret yerleri
yıkamaktan istisna edilmiştir. Zira bunda güçlük ve zarar vardır. Kadının
saçını çözmesinde zarar yoksada güçlük vardır.
Peliklerin
ıslatılmasına gelince: Sahîh Kavle göre bu da vacip değildir çünkü bunda da
güçlük vardır. İmam Hasan b. Ziyâd'm Ebû Hanîfe‘den bir rivayetine göre saçlar
üç defa ıslanır ve her defasında sıkılır. Bu suretle aralarına suyun işlemesi
temin edilir. Pelikler zaten çözülmüş ise Fakîh Ebû Cafer 'den bir rivayete
göre onları ıslatmak vacip olur.
Erkeğin başında pelik
bulunursa çözüp çözmeyeceği ihtilaflıdır. İhtiyaten çözmesi vaciptir.
Nevevî diyorki; «Gerek
cünüplükten gerekse hayz ve nifâs gibi şeylerden yıkanma hususunda erkekle
kadının hükmü birdir. Yalnız hayz ve nifâstan yıkanan kadınların misk
kullanmaları müstehabdır. Erkeklere Misk kullanmak müstehab değildir. Kadın
bakire ise yıkanırken suyu fercinin dahiline ulaştırması vacip değildir. Bakire
değilse fercinin kaza-i hacete oturduğu zaman açılan yerlerini yıkaması vacip
olur. Çünkü o yerler bedenin dış kısmı hükmündedir. İmam Şafiî ile ulemâmızın
ekserisi bu ciheti nassan beyân etmişlerdir. Ulemâmızdan bâzılarına . göre
bakire olmayan kadmm dahili fercini yıkaması vacip değildir. Bâzıları da bunun
hayz ve nifâstan temizlenirken vacip olduğunu, cünüplükten temizlenirken vacip
olmadığını söylerler. Fakat Sahîh olan birinci kavildir.
Hanefilere göre
kadının fercinin dış kısmını yıkaması vaciptir. Zira ağız hükmündedir.
Parmağını dahile sokarak yıkaması vacip değildir. Fetvada buna göredir. Yâni bu
meselede Hanefilerle Şafiiler hemen hemen ittifak etmiş gibidirler. Sünnetsiz
erkeğin avret mahallindeki kılıfın içini yıkaması müstehabtır. Hattâ «En -
Nevazil» nam eserde yıkanmasının vacip olduğu bildiriliyorsa da esah olan
birinci kavildir.
Hz. Abdullah b. Amr'in
yıkanırken kadınlarına saçlarını çözmelerini emretmesi bunu vacip gördüğüne
hamledilir. Şu halde yıkama emrini vermesi ya suyun ulaşması îcap eden saç
diplerinin yıkanması içindir. Yahut onun mezhebine göre yıkanacak kadının
mutlaka saçını çözmesi vaciptir. Nitekim İbrahim Nehâi 'nin mezhebi de budur.
Bu takdirde İbni Amr (Radiyalîahû anh) Ümmü Seleme .ve Âişe (Radiyalîahû
Anhüma) hadîslerini duymamış demektir. Mamafih İbni Amr'm bu emri müstehab
olmak üzere ihtiyaten vermiş olması da ihtimal dahilindedir. Allahüâlem.
60- (332)
Bize Amr b. Muhammed en - Nâkıd ile İbni Ebi Ömer hep beraber İbni Uyeyne'den
rivayet ettiler, Amr dediki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Mansûr b. Safiyye'den [41] o da
annesinden [42] o da Âişe'den naklen
rivayet etti. Âişe şöyle demiş:
«Bir kadın Peygamber
(Sallalkthü Aleyhi ve Sellem) e hayzmdan nasıl yıkanacağını sordu.»
Müteakiben Âişe Resulüllah
(Saltallahü Aleyhi ve Selîem) in kadına nasıl gusül edeceğini sonra bir misk
kırıntısı alarak onunla nasıl temizleneceğini anlattığını söylemiş ve demişki:
«Kadın fcen o misk
kırıntısı ile nasıl temizleneceğim» dedi Resulüllah (Sallatlahü Aleyhi ve
Sellem) :
«Onunla temizlen işte!
Sübhânallâh!» buyurdu, ve örtündü. Süfyan b. Uyeyne eliyle yüzünü kapayarak
nasıl örtündüğünü bize işaret etti -Âişe demişki:
«Ben kadını kendime
doğru çektim ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ne demek istediğini
anlayarak kadına: onu kanın geldiği yere sürersin dedim.»
îbni Ebî Ömer kendi
rivayetinde;
«Onu kanın eserleri
Üzerine sürersin dedim» şeklinde söyledi.
(...) Bana
Ahmed b. Saîd ed-Dârimi'de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Habbân rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Vübeyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mansûr Annesinden o da
Âişe'den naklen rivayet ettiki bir kadın peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) e;
«Ben hayz'rmdan
temizlendiğim vakit nasıl yıkanacağım?» diye sormuş Resûlallah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Üzerine misk sürülmüş
bir bez parçası al da onunla temizlen.» buyurmuşlar. Sonra Mansûr hadîsi'
(geri kalan kısmını) Süfyân hadîsi gibi anlatmış.
61- (...)
Bize Muhammed b. El Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. îbni'l Müsenna
dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer
rivayet etti.
{Dedi ki) : Bize Şube,
İbrahim b. el Muhacir'den [43]
rivayet etti. Demiş ki, Safiyye'yi Âişe'den naklen rivayet ederken dinledim.
Şöyleki Esma' Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) e hayz'dan nasıl
yıkanılacağım sormuş Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) :
«Sizden biriniz suyunu
ve sidresini alır da temizlenir. Temizliği de güzel yapar. Sonra suyu başına
dökerek başını şiddetle ovalar, ta ki su saç diplerine kadar ulaşsın. Sonra
vücuduna su dökünür, sonra üzerine misk sürülmüş bir bez parçası alarak onunla
temizlenir.» buyurmuşlar. Esma:
«Onunla nasıl
temizlenecek ya?» diye sormuş, Resül-ü Ekrem
«Sübhanallah! Onunla
temizlenirsin işte!» buyurmuş. Bunun üzerine Aişe galiba sözünü gizlemek isteyerek
(Fısıltı ile Esma'ya) «Kanın yerine sürersin» demiş.
Esma «Peygamber
(Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) e cünüplükten nasıl yıkanılacağım da sormuş
Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve
Sellem):
«Su alarak temizlenir
ve güzelce paklanır. Yahut mübalağalı şekilde paklanır. Sonra onu başına
dökerek başım ovalar. Tâ ki su saçların dibine varsın, sonra üzerine suyu
dökünür.» buyurmuşlar. Bunun üzerine Âişe:
«Şu ensar kadınları ne
iyi kadınlardır. Dinlerini öğrenmek hususunda kendilerine haya mâni olmuyor»
demiş.
(...) Bize
Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Şu'be Bu isnadla bu hadis-in mislini rivayet etti. Ve şöyle dedi.
«Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) :
«Sübhanallah! Onunla
temizlen işte.» buyurdu ve örtündü.
(...) Bize
Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebi Şeybe dahi hep birden Ebül Ahvâs'dan o da
İbrahim b. Muhâcir'den, o da Safiyye binti Şeybe'-den, o da Âişe'den naklen
rivayet ettiler. Âişe şöyle demiş:
«Esma binti Şekel
Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) in huzuruna girerek:
— Yâ Resülâllah!
Bizden birimiz hayzdan temizlendikten sonra nasıl yıkanacak? dedi...
Râvi hadîsi nakl
etmiş, fakat hadîste cünüplükten yıkanmayı zikretmemiştir.
Bu hadisi Buhârî
«Taharet» ve «Hayz» bahislerinde, Ebû Dâvûd ile Nesâi dahi «Taharet» bahsinde
tahrîc etmişlerdir. Yalnız Müslim'in, Muhammed b. El Müsennâ ve İbni Beşşâr
tarikiyle tahrîc ettiği (61) numaralı rivayeti Buhâri kitabına almamıştır.
Çünkü mezkûr rivayetin senedinde İbrahim b. Muhacir, vardır. Bu zat Buharı
'nin şartına uygun değildir. Bununla beraber Alî b. El Medîni 'nin ondan kırk
tane hadîs rivayet ettiğini yine Buhâri söylemiştir. İmam Ahmed b. Hanbel ile
Süfyan onun hadisini kabulde beis görmemişlerdir. Fakat İbnil Cevzî onu
zayıflar arasında zikretmiştir.
Buraya kadar geçen
hadîslerde erkek ve kadının nasıl yıkanacakları görülmüştü. Bu bâbta hassaten
hayz'dan temizlenen bir kadının sünnet veçhiyle nasıl temizleneceği beyân
ediliyor. Hayz'dan ve keza nifas'dan temizlenen bir kadın evvelâ güzelce
yıkanıp paklandıktan sonra bir pamuk veya bez parçasına misk yahut gül yağı
gibi güzel kokular sürerek onunla fercini ve kan bulaşan yerlerini güzelce
oğuşturarak temizliği bu suretle tamamlayacaktır. Nevevî bütün kan bulaşan
yerlerin güzel koku sürülmüş bezle silinmesi îcap ettiğini yalnız «Elmuknî»:
Sahibinin söylediğini
bunu başka yerde bulamadığını kaydederek garip görüyorsa da nefsi hadiste Hz.
Aişe 'nin:
— Ben kadına o bezle
kan m eserlerini sil, dedim cümlesi bu garabete mahal bırakmamakta ve
«Elmuknî» sahibinin haklı olduğunu göstermektedir. Yine Nevevî'nin beyânına
göre güzel koku sürünmenin hikmeti hususunda ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Cumhuru
Ulemânın kabul ettikleri Sahih kavle göre bunun hikmeti o yerlerdeki pis kokuyu
gidermektir. Bu bâbta Şafiilerden Mârûdi iki vecih nakletmiştir. Bunlardan
biri pis kokuyu gidermek, diğeri güzel koku sürmenin gebeliği
ko-laylaştırmasıdır. Birinci Kavle göre misk bulamayan onun yerini tutacak
güzel kokularla kanın yerinde kalan pis kokuyu giderir. İkinci kaville amel
edilirse kadın misk yerine kust ve ezfâr gibi şeyler kullanacaktır. Kust bir
nevî güzel kokulu nebattır.
Ezfâr : Diş
büyüklüğünde yapılmış siyah renkli güzel kokulu bir şeydir. Onun ne zaman
kullanılacağı dahi ihtilaflıdır. Pis kokuyu gidermek için sürülür, diyenlere
göre gusülden sonra, gebeliğe faydası olur, diyenlere göre gusülden önce
kullanılır. Fakat bu ikinci kavle Nevevi itiraz etmiş:
«Onun bâtıl olduğunu
ispat için Müslim'in buradaki rivayeti kâfidir» demiştir.
Hadîsi Şerifde zikri
geçen sidreden murad dahi yıkanırken kullanılan sidre yaprağıdır. Sidrenin
Nebik ağacı demek olduğunu Miraç hadisinde görmüştük. Rivayete göre bu ağacın
yapraklarını kurutarak döğerler ve onunla hamamda yıkanırlarmış. Az evvel işaret
ettiğimiz vecihle Nevevî : «Güzel koku sürünmekten Murâd kadının çabuk gebe
kalmasına sebep olmasıdır «sözünü zaif hattâ bâtıl bulmakta. Ve şu mütâlâayı
dermeyan etmektedir: Çünkü bunun muktezasmca kokuyu yalnız evli ve hemen cimâı
tasavvur olunan kadın sürecektir. Halbuki bizim bildiğimiz ulemâdan böyle bir
şeye kail olan yoktur. Doğrusu koku sürünmekten maksat o yeri temizlemek ve pis
kokuyu gidermektir. Evli ölsün olmasın Hayz ve Nifasdan temizlenerek yıkanan
kadınlara bu müstehaptır. Ve yıkandıktan sonra sürülür. Kadın misk bulamazsa
onun yerine herhangi bir güzel koku sürebilir. Onu da bulamazsa toprak ve
benzeri şeylerle pis kokuyu giderir. Ulemâmızın kavilleri budur. Kadın pis
kokuyu giderecek bir vasıta bulamazsa su ile yıkanması kâfidir. Ancak vasıta
bulduğu halde kullanmaması mekruh bulamadığı takdirde su ile iktifa etmesinde
kerahet yoktur.
Fırsat: Bez veya pamuk
parçası demektir. Misk herkesçe malum olan kokudur. Umumiyetle ulema onu bu
manâya almışlardır. Bâzıları kelimeyi meşk şeklinde okumuş ve onun üzerinde
kılları bulunan deri parçası mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Kaadı İyâz
«Meşk» rivayetinin daha çok olduğunu söylemiş, Ebû Ubeyd ile İbni Küteybe
Fırsat kelimesini kabul etmiyerek doğrusunun (Karda) olacağını iddia etmişler
hatta bazıları karsa denileceğini söylemişlerdir. Vakıa «karda» ve «korsa»
kelimelerinin mânâsı da parça demektir. Fakat bu iddiaların hepsi zaîfdir.
Doğrusu kitabımızın rivayetidir.
Mümesseke : Üzerine
misk sürülmüş demektir ki, Bu da o şeyin yün veya pamuktan bir parça olduğunu
gösterir.
Rivayetlerin
mecmu'undan anlaşılıyor ki Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e sual
sormağa gelen kadın ensardan Esma'binti Şeke1'dir. Sahih ve meşhur olan da budur.
«Elmetâli» sahibi Şeke1'in «Şek» okunacağım söylemiş; Hatibi Bağdadi ile diğer
bazı Ulemâ ise soran kadının Esma'binti Yezid b. Seken olduğunu kendisine
«Kadınların hatibi» denildiğini söylemişler. Hattâ İbni Cevzî İle Dimyatı buna
cezmen kail olmuşlardır. Dimyâti, Müslim'deki ismin tashif olduğunu
söylemiştir. Esma (Radiyallahû anha) nın babası Yezid olup kendisine Şeke1 lâkabı
verilmiş olması ihtimâl dahilindedir. Hadisin birçok kitaplardaki rivayeti
Müslim'in buradaki rivayeti gibidir. Ebû Dâvûd gibi bâzı hadîs imamları Esmâ'yi
babasının adını zikretmeden rivayet etmişlerdir. Nevevî her iki vechi
zikretmiş, fakat hangisinin tercih edileceğini söylememiştir. Ebû Tâhir ve Ebû
Mûsâ gibi bâzı zevat bu hususta Nevevî'ye tabi olmuşlardır.
Sonradan yetişen bazı
Ulemâ Hatibi Bağdadi 'nin sözünü doğru bulmuş ve ensar içersinde Şeke1 isminde
bir kimse bulunmadığını söylemişlerdir. Vak'amn müteaddit olduğunu söyleyenler
de vardır.
Hz. Esma 'nın sualine
karşı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimizin «Sübhanallöh»
buyurması hayretinin ifadesidir. Resulü Zîşan (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
böyle herkesin düşünmeden anlıyabileceği bir sözü Hazreti Esma'nın
anlıyamamasma şaşmıştır. Sübhanallah kelimesinin böyle yerlerde taaccüp için
kullanıldığını yukarıda görmüştük.
Hadisin bir
rivayetinde «Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) utanarak yüzünü çevirdi»
denilmiştir. Müs1im'in rivayetinde yüzünü kapadığı bildiriliyor. Diğer bir
rivâyetde Hz. Aişe (Radiyallahû anha) «Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in
utandığını görünce kadına Öğrettim» demiştir. Müs1im'in rivayetinde bu
Ta'limİn fısıltı ile konuşarak yapıldığına işaret olunmuştur.
Cünüplükten yıkanma
sualine Resulüll ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Su alarak temizlenir
ve güzelce paklanır. Yahut mübalâğalı şekilde paklanır.» cevabını vermiştir.
Burada Ravinin şek ettiği anlaşılıyor. Yani Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) «Güzelce paklanır» mı «yoksa «Mübalâğalı şekilde paklanır» mı
buyurduğunu kestirememiştir. Kaadî lyâz'a göre bu cümlede birinci defa
zikredilen temizlikten murad pislik ve hayz kanıdır. Fakat Nevevî bununla
abdest kas-dedilmiş olmasını daha vârid bulmaktadır. Abdest bahsinde gördüğümüz
hadisler Nevevî'nin kavlini te'yid ederler.
1- Hayız ve
Nifastan sonra yıkanan bir kadının hayz kanı bulaşan her yerine güzel koku
sürünmesi müstehabtır.
2- Dînî bir
meseleyi sormaya Âr' etmemelidir.
3- Bir şeye
hayret edince Sübhanallah denilebilir.
4- Avret
yerlerine dair söz edilirken onları kinaye suretiyle anlatmak müstehabtır.
Şâir müstehcen sayılan şeylerde de hüküm budur.
5- Kadın
utandığı hallerini dahi bir alime sorabilir. Hattâ Hz. Aişe bundan dolayı ensâr
kadınlarını medhetmiş ve «Şu ensâr kadınları ne iyi kadınlardır dinlerini
öğrenmek hususunda kendilerine haya mani olmuyor» demiştir.
6- Soran
kimseye anlatmak için cevab tekrar edilebilir.
7- Alimin
anlatiğı bir meseleyi anlayamayana, o
meseleyi alimin huzurunda başkasının
izah etmesi caiz'dir. Elverirki alimin bundan memnun kalacağını bilsin. Bu
suretle anladığı o meseleyi o alimden dîye nakletmek caizdir.
8- Bir
alimin huzurunda ondan daha aşağı mertebede olan birinden ilim öğrenilebilir.
9- Bir alimi
dinleyenlerin onun her söylediğini bellemeleri şart değildir.
10- Öğreniri
mevkiinde bulunan bir kimseyi mazur görerek kendisine rıfku mülâyemetle muamelede
bulunmak gerekir.
11- Bir kimsenin kusurlarını ört bas etmelidir.
12- Hadis-i
Şerif Fahri Âlem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin yüksek ahlâkına
delildir.
62- (333)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dediler ki Bize
Vekî, Hişânı b. Urve'den, o da Babasından, o da Aişe'den naklen rivayet etti.
Aişe şöyle demiş. Fâtime Binti Ebi Hubeyş Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek:
— Ya Resûlâllah, ben
(daimî surette) istihâzah bir kadınım, hiç temizlenemiyorum, acaba namazı bıraksam mı? diye sordu Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem):
«Hayır! O bir damar
kanından ibarettir, hayz değildir. Hayz geldi mi namazı bira ki ver, gittiği
vakit kanı yıka ve namazını kıl.» buyurdular.
(...) Bize
Yahya b. Yahya rivayet etti (Dedi ki) : Bize Abdülâziz b. Muhammed ile Ebû
Muâviye haber verdiler. H.
Bize Kuteybetü'bnü
Saîd de rivayet etti (Dedi ki) : Bize Cerîr rivayet eyledi H.
Bize İbni Nümeyr dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti H.
Bize Halef b. Hişâm da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hamnıâd b. Zeyd rivayet etti. Bunların hepsi
Hişâm b. Urve'den, Veki'in hadisi ve isnadı gibi rivayette bulunmuşlardır.
Ruteybe'nin Cerîr'den
naklen rivayet ettiği hadisde:
«Fâtıma binti Ebî
Hubeyş b. Abdilmuttalip b. Esed geldi. O bizden bir kadındır» sözleri vardır.
Hammad b. Zeyd hadisinde ise ziyade bir söz vardır, biz onu terk ettik.
Bu hadisi Buhâri
«Kitâbül - Vudu'» da taline ettiği gibi Ebû Davûd, Tirmizi ve Nesâi dahi
rivayet etmişlerdir. Hadisi rivayet eden Fâtime Binti Ebî Hubeyş b. Muttalib b.
Esed !dir. Ebu Hubeyş'in ismi Kays b. Muttalib'-dir. Müslim'in ekseri
nüshalarında Abdulmüttalib diye zikredilmiştir. Bâzıları bunun yanlış olduğunu
iddia etmişlerdir. Hattâ Nevevî «Ulemâ bunun Vehm olduğunda müttefiktirler.
Doğrusu Fatime 'nin dedesinin ismi
Abdulmüttalib değil sadece Mutta1ib'tir.» demiştir. Aynî dahî bunu
tasdik ederek «Doğrusu budur Zehebide (Tecridü's - Sahabe) adlı eserinde onun
Kays b. Mutta1ib b. Esed olduğunu söylemiştir. Bu Fatime bir hadiste üç defa
boşandığı zikredilen Fatime binti Kays değildir» diyor.
İstihâzanın hayz kanı
değil hastalık sebebiyle kadından gelen kan olduğunu hayz bahsinde görmüştük.
Bu kan bazı hadîslerde bildirildiğine göre azil denilen bir damardan çıkar.
Halbuki Hayz kanı Rahmin dibinden gelir.
İstihâzalı bir kadının
ibadetleri hususundaki hükümleri fıkıh kitaplarında tafsilatıyla îzâh edilmiştir.
Biz burada Nevevi'nin işaret ettiği bazı noksanlara temas edeceğiz.
Birçok hususda
istihâzalı kadının hükmü temiz kadınlar gibidir. Bi-.naenaleyh kan geldiği
halde mezhebimize ve Cumhûr-u ulemâya göre kocası o kadana yakınlık edebilir.
İbni'1 Münzir (el-İşrak) nâm eserinde bu kavli -İbni Abbâs (Radıyallahu
Anhiima) ile Sâid b. el-Müseyyeb, Hasan-ı Basrî, Ata' b. Ebi Ra-bâh, Saîd b.
Cübeyr, Katâde , Hammad b. Ebi Süleyman, Bekr b. Abdillah el-Müzeni, Evzâi,
Süfyan-ı Sevri, İmam Mâlik, İshâk ve Ebû Sevr Hazerâtından nakletmekte ve
kendisininde buna kail olduğunu söylemektedir. Yine İbnil Münzir 'in beyânına
göre Hazreti Aişe istihâzalı kadına kocasının yakınlık edemiyeceğini
söylemiştir. İbrahim Nehâi ile Hakim'in mezhepleri de budur. "İbni Şîrîn'e
göre istihzah kadınla cima' etmek mekruhtur. İmam Ahmed b. Hanbe1'den bu
hususta iki kavil rivayet olunur. Birinci kavle göre İstihâzalı kadınla cima'
caiz değildir. Meğerki hastalığı uzun zaman devam ede. İkinci kavle göre yine
caiz değildir. Ancak kocasının zina etmek ihtimali karşısında caiz olur. Bu
kaviller içersinde muhtar ve makbul olanı Cumhurdun kavlidir. 'Cumhur'un delili
İkrime'nin rivayet ettiği Hamne binti Cahş (Radiyallahû anha) hadîsidir.
Mezkûr hadisde Hz. Hamne 'nin istihâzalı bir kadın olduğu ve kocasının kendisi
ile cima' ederdiği beyân olunur. Hadisi Ebû Dâvûd ile Beyhâki ve diğer imamlar
tahric etmişlerdir. İmam Buhâri Sahih'in-de İbni Abbâs'm «İstihâzalı kadınla
kocası cima' edebilir» dediğini rivayet eder. Böyle bir kadın namaz, oruç,
v.s. ibadetler hakkında teiniz sayılınca, cima hakkında da temiz addedilmesi
gerekir. Birde bir şeyin haram olması ancak şeriat'le sübut bulur. İstihâzalı
kadınla cimâ-nm tahrimi hususunda Şer'i bir delil yoktur.
Namaz, Oruç, İ'tikâf,
Kur'an okumak, mushafa el sürmek ve üzerinde taşımak, secde-i tilâvet, secde-i
şükür ve diğer ibadetlerin üzerine farz olması hususunda istihâzalı kadın
ulemânın ittifakı ile temiz hükmündedir. Yani bunlarla mükelleftir. Yalnız
namaz kılmak istediği vakit gerek hadesten, gerekse necasetten temizlenmesi
ihtiyaten lâzımdır. Binaenaleyh abdest veya teyemmümden önce fercini yıkaması
ve içine pamuk yahut bez parçası gibi birşey sıkıştırarak necaseti gidermesi
hiç olmazsa azaltması îcab eder. Eğer gelen kan az olur da bu kadarcığı ile
önü alınırsa başka bir şeye hacet yoktur. Kan çok gelirse bundan başka kuşak
kullanması icap eder. Bu şöyle olur: Kadın beline bezden veya ipten bir kuşak
sarar sonra iki tarafı ip şeklinde uzun başka bir bez parçası alarak fercinin
üzerine yerleştirir. Ve bir tarafını önünden, diğerini de arkasından almak
üzere belindeki kuşağı sımsıkı bağlar. Bu suretle fercine yerleştirdiği pamuğu
güzelce yerine yerleştirerek kanın akmasına mâni olur. Şafiilerce bu vaciptir.
Buna teleccüm, istisfâr, veya tâsîb derler. Kuşak kullanmak onlara göre yalnız
iki yerde vacip değildir. Biri pamuğun üzerinde toplanan kan çok gelerek
vücudu yaktığı ve rahatsız ettiği, diğeri oruçlu bulunduğu zamandır. Bu iki
surette pamuk kullanmaz sadece kuşak kullanır.
Şafiîlere göre, gerek
pamuk kullanmak gerekse üzerine kuşak sarmak abdestden önce vâcib olan
vazifelerdir. Kuşağı sarar sarmaz vakit kaybetmeden abdest alması icab eder.
Şayet aradan biraz zaman geçtikten sonra abdest alırsa o abdestin sahih olup
olmaması hususunda iki kavil vardır. Bunların sahih olanına göre o abdest
makbul değildir.
Kadın tarîf edildiği
şekilde pamuğu kullanır, kuşağı sarar da sonra kendi taksiri olmaksızın kan
gelirse abdesti ve namazı bozulmaz. O ab-destle farz namazını kıldığı gibi
dilediği kadar nafile namaz da kılabilir. Çünkü kadın kendine düşen vazife
hususunda kusur etmemiştir. Gelen kanı durdurmak ise elinde değildir. Fakat
gerek pamuğu tıkıştırmakta, gerekse kuşağı bağlamakta kusur ederde ondan
dolayı kan dışarıya çıkarsa abdesti bozulur. Bu hal namazda vâki olursa namazı
bâtıl olur. Farz namazı kıldıktan sonra olursa abdest bozulduğu için nafile
kılamaz.
Her farz namaz için
fercini yıkamak ve oraya pamuk doldurarak bağlamak îcap edermi? Etmezmi?
meselesine gelince bakılır. Eğer sargı yerinden kaymışda etrafından kanın
çıkmasına mani olamıyorsa yeniden yıkayarak sargıyı tazelemesi îcab eder.
Sargı yerinden
oynamış, kan da çıkmamışsa esah olan kavle göre yine sargıyı ve abdesti
tazelemesi icap eder.
Şafiilere göre
istihâzalı kadın bir abdestle, eda olsun kaza olsun yalnız bir farz namazı
kılabilir. Fakat aynı abdestle farzdan önce ve sonra dilediği kadar nafile
namaz kılabilir. Bir kavle göre hiç nafile namaz kılamaz. Çünkü nafile
kılmasında zaruret yoktur. Bunların doğrusu birinci kavildir. Ulemâdan Urvetüb'nü
Zübeyr, Süfyan-ı Sevri, Ahmed b. Hanbel ve Ebû Sevr 'in mezhebleri de budur.
Hanefilere göre
istihâzalı kadının temizliği vakitle mukayyetdir. Vakit çıktımı abdesti
bozulur. Müteakip namaz için tekrar abdest alması îcab eder. Bevlini tutamayan,
daima burnu kanıyan ve yarasından daima kan sızan mazurların hükmü de budur.
Yalnız İmam Züfer'le Ebû Yûsuf'a göre ikinci namazın vakti girdiği zaman tekrar
abdest almak îcap eder. Meselâ özürlü bir kimse güneş doğduktan sonra abdest
alsa İmam Â'zam ile İmam Muhammed'e göre o abdestle öğleyi kılabilir. Fakat
İmam Züfer'le Ebû Yûsuf'a göre kılamaz. Öğlenin vakti girdiği zaman tekrar
abdest alması îcab eder. Hasılı özürlülerin abdesti İ-mam Âzam'la İmam
Muhammed'e göre vaktin çıkması ile İmam Züfer'e göre vaktin girmesi iîe, İmam
Ebû Yûsuf'a göre ise hem çıkmasiyle, hem girmesiyle bozulur. Bu ihtilâfın
faydası yalnız yukarıki misâlde arz ettiğimiz vecihle güneş doğduktan sonra
abdest alan mazur hakkında zahir olur. Vakit içinde alınan abdestle mazurlar
istedikleri kadar farz, nafile, ve kaza namazı kılabilirler.
İmam Mâlik ile Rabia
ve Dâvud-u Zahiri 'ye göre istihâza kanı abdesti bozmaz. Kadın abdest aldığı
zaman o abdesti kandan başka bir sebeple bozuluncaya kadar dilediği farz
namazları kılabilir.
İstihâzeli kadına
yalnız hayz vakti geçtiği zaman yıkanma vacip olur. Selef ve halef ulemâsının
cumhuru buna kaildirler. Ashab-ı Kiramdan Ali İbni Mes'ud, İbni Abbas, ve Aişe
(Radiyaîîahu anhüm) ile onlardan sonra gelen Urvetü'bnü Zübeyr, Ebû Selemete'bni
Abdirrahman, Ebû Hanife, 'Mâlik ve Ahmed b. Hanbel Hazeratmm kavil-leride
budur. Abdullah b. Ömer, İbni Abbas, İbni Zübeyr, Ata b. Ebî Rabâh hazerâtmın
«İstihâzalı kadına her namaz için yıkanmak vaciptir.» dedikleri rivayet olunur.
Hz. Aişe 'den bir rivayete göre her gün bir defa, Saîd b. el Müseyyeb ile
Hasan-ı Basri 'den bir rivayete göre öğleden öğleye daima yıkanması îcâb eder.
Cumhurun delili : Esas
itibarı ile bu gibi mazurlara şeriatın vâcib kıldığı ibadetlerden başka hiç bir
şeyin vacip olmamasıdır. Peygamber (SaUaüahü Aleyhi ve Sellem) îstihazalı
kadına yalnız hayzı geçtikten sonra yıkanmasını emretmiştir. Bu bâbta başka bir
emri yoktur. Vâkia Ebû Dâvûd ile Beyhâki 'nin ve diğer bâzı hadis ulamasının
eserlerinde Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) in istihâzalı kadına
yıkanmasını emrettiği bildirilîyorsa da bu rivayetler sabit değildir. Onların
zayıf olduğunu Beyhâki ile ondan önceki bâzı ulemâ beyân etmişlerdir. Bu babta
sahih olan rivayet Buhâri ile Müs1im'in tahrîcettikleri Ümmü Habîbe Binti Cahş
hadîsidir ki az sonra görülecektir. Mezkûr Hadiste Resûlüllah (Sallaîlahü
Aleyhi ve Sellem) Hz. Ümmü Habîbe'ye;
«Bu ancak bir damar
kanıdır, sen yıkanıver de namazını kil.» buyurmuş, bu emre binâen Ümmü Habîbe
(Radiyallahû anha) da her namaz için yıkanmaya başlamıştır. İmâm Şafiî;
«Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) yalnız yıkanıp namaz kılmayı
emretmiştir. Bundan her namaz için yıkanmayı emrettiği anlaşılmaz. Şüphesiz ki;
emrolunmadiği halde yıkanması inşaallah tetavvu olur. Bu ona kalmış bir iştir.»
demiştir. Şafiî'nin üstadı Süfyan b. Uyeyne ile Leys b. Sa'd ve daha başkaları
buna yakın sözler söylemişlerdir.
İstihâza bahsinin sair
ahkâmı fıkıh kitaplarında görülebilir. Hadis-i Şerif de
«Hayır o bir damar
kanından ibarettir. Hayz değildir. Hayz geldi mi namazı bırakıver, gittiği
vakit kanı yıka ve namazını kıl» buyurulmaktadır.
Hayızın bittiği
hanefilere göre âdet zamanının geçmesi ile bilinir. Kadın adet zamanını
şaşırırsa teharri eder. Yani araştırma yapar. Eğer adet günlerinin geçtiğine
kanaat getiremezse bildiği günlerin en azı ile amel eder.
Şâfiilere göre hayzm
bittiği kanın renginden anlaşılır. Hayzm bittiğine en kuvvetli delil kanın
siyah renkte gelmesidir. Ondan sonra sıra ile kırmızı sarımtırak, sarı ve
bulanık renkler gelir. Bu renklerin en kuvvetlisini gördüğü günlerde kadın
hayızlıdır. Zayıfını gördüğü zaman hayzı bitmiş olur. Hayz zamanını ayırmak
için Şafiilerin üç şartı vardır.
1- Kanın
kuvvetli renkte geldiği günler onbeş günü geçmeyecektir.
2- Kuvvetli
renkte gelen kan hayz sayılabilmek için en az bir gün bir gece devam edecektir.
3- Zayıf
renkte gelen kan kadının hayızdan temizlenmesine delil olabilmek için en az
onbeş gün devam etmelidir. İmam Mâlik ile İmam Ahmed b. Hanbel 'in mezhebleri
de budur. Nevevi :
«Hayzın bittiğine ve
temizlik devresinin başladığına alâmet,
kanın, sarılık ve bulanıklığının kesilmesidir. Ondan
sonra beyaz bir akıntının gelip gelmemesi mühim değildir.» demektir.
Bir çok fıkıh
kitaplarında Resulüllah (Saîialîahü Aleyhi ve Sellem) in
«Bu ancak koparak
boşanan bir damar kanıdır.» buyurduğu rivayet edilirse de Nevevî bu cümle
hakkında; «Mânâsı doğru olmakla beraber Hadisteki bu ziyade maruf değildir»
diyor.
Hadîsin sonunda
Resûl-ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in «Gittiği vakit kanı yıka ve
namazını kıl.» buyurmuş olması zahiren müşkül görünür. Çünkü yıkanmayı
emretmemiştir. Fakat her ne kadar bu rivayette yıkanmayı zikretmese de yıkanmak
yine vaciptir.. Zira Hadis'in başka rivayetlerinde yıkanma emri vardır.
Rivayetler birbirini tefsir ederler.
İkinci rivayetteki
«Bizden bir kadın» dan Murâd Benî Esed kabilesinden demektir. Bu söz ya Hişâm
b. Urve 'nin yahut babası Ürvetü'bnü Zübeyr 'indir. Aynı rivayete Hammâd b. Zeyd
'in naklettiği ziyâdeyi Ebû Dâvûd ve başkaları abdest deye tahric etmişlerdir.
Kaadi İyâz'm beyânına göre mezkûr ziyade «Kendinden kanı yıka da abdest al.» cümlesidir.
Bu ziyâdeyi Nesâi ile başkaları tahric etmişlerdir. Müs1im'in ondan Sarfı nazar
etmesi yalnız Hammad b. Zeyd rivayet ettiği içindir. Nesâi :
«Resulüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bu hadisde «Abdest al» dediğini Hammad 'den
başka rivayet eden bilmiyoruz.» demiş, Ebû Dâvûd dahi abdest rivayetlerinin
hepsinin zayıf olduğunu söylemiştir.
1- Dini
hususlarda kadın bizzat erkeklerden fetva sorabilir.
2- Şer'i bir
ihtiyaç karşısında kadının sesini dinlemek caizdir.
3- Hayz
günlerinde istihâzalı bir kadının namaz kılması haramdır. O günlerde kıldığı
namaz bütün ulemanın icma'ı ile fasittir. Bu hususta farz ve nafile namazlar
arasında bir fark yoktur. Kabe'yi tavaf, cenaze namazı, secde-i tilâvet ve
secde-i şükür dahi namaz hükmündedir.
4- Hadis,
kanın pis olduğuna delildir.
5- Hayız
biter bitmez kadına namaz farz olur, Binaenaleyh kadının derhal yıkanarak
eriştiği vaktin namazını kılması icap eder. Çünkü temiz hükmüne girmiştir.
Artık namaz ve oruç gibi ibadetlerini bırakamaz. İmam Şafii 'nin mezhebi de budur. İmam Malik
'den üç kavil rivayet olunur. Birinci rivayete göre hayız günleri geçtikten
sonra üç gün yıkanır. Buna «istithâr» denir. Kadm ondan sonra istihâzalı
sayılır. İkinci kavlime göre kadın onbeş gün namaz kılmaz. Ona göre hayzm en
uzun müddeti onbeş gündür. Üçüncü rivayete göre, Hanelilerle beraberdir.
6-
Hanefilerden bazıları ön ve arkadan başka yerlerden çıkan kanın abdesti
bozduğuna bu hadisle istidlal etmişlerdir. Çünkü Resûlül1âh (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) taharetin bozulduğuna sebeb,
kanın damarlardan akmasını göstermiştir.
Vücuddan çıkan her kan ise mutlaka bir damardan gelir.
7- Özür
sahiplerinin her namaz için mi, yoksa her namaz vakti için mi abdest alacakları
Hânefilerle Şâfiîler arasında ihtilaflıdır. Hânefiîere göre her namaz vakti
için alırlar. Çünkü hadisin bir rivayetinde bu cihet tasrih edilmiştir.
Şâfiîlere göre ise her farz namaz için ayrı abdest alır. Ancak o abdestle bir
çok nafile namaz kılabilirler.
63- (334)
Bize Kuteybetü-bnü Said rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leyş rivayet etti. H.
Bize Muhammed b. Rumh
da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize leys, İbni Şihab'dan o da Urve'den, o da
Âişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş:
— Ümmü Habibe Binti
Cahş Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den fetva isteyerek; «Ben
istihâzahyım, dedi.» Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«O sadece bir damar
(kanı) dır, yıkanıver, sonra namazını kıl.» buyurdular. Artık Ümmü Habibe her
namaz için yıkanıyordu.
Leys b. Sa'd «İbni
Şihab» Rcsûlüllah (SalkıUahu Aleyhi ve Sellem) İn Ümmü Habibe biııti Cahş'a her
namaz için yıkanmasını emrettiğini söylemedi, lâkin bu iş Ümmü Habibe'nin
kendiliğinden yaptığı bir şeydir» demiş.
İbni Itıımh kendi
rivayetinde: İbnetÜ Cahş dedi: Ümmü Habibe'yi söylemedi.
64- (...)
Bize Muhammed b. Selemete'I - Muradı de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah
b. Vchb, Anır b. el- Hâris'ten, o da İbni Şihab'-dan, o da Urvetü'bnü Zübeyr
ile Amra Biııti Abdirrahman'dan, onlar da
Peygamber (Sallaliahü
Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Âişe'dcn naklen rivayet ettiler. Ki Resûlüllah
(Sallallahii Aleyhi ve Sellem) in baldızı ve Ab-durrahman b. Avf'ın zevcesi
Ümmü Habibe binti Cahş yedi sene İstihâza görmüş ve bu babda Resûlüllah (Saüalîahü
Aleyhi ve Sellem) e fetva sormuş Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) :
«Şüphesiz ki bu hayz
değildir, lâkin bu bir damar (kanı) dır. Binaenaleyh sen yıkan ve namazını
kıl.» buyurmuşlar.
Âişe demişki:
«— Artık Ümmü Habibe
kız kardeşi Zeynep binti Cahş'in odasında bir leğen içinde yıkanıyor, hatta
kanın kızıllığı suyun üstüne çıkıyordu.»
İbni Şihap şöyle
demiş:
— Ben bu hadisi Ebu
Bekr b. Abdirrahman b. Haris b. Hişam'a naklettim, de Ebu Bekr:
«Allah Hind'e rahmet
eylesin, bu fetvayı o işitseydi vallahi ağlardı, çünkü kendisi namaz kılmazdı,
dedi.»
(...) Bana
Ebu İmran Muhammed b. Ca'fer b. Ziyad dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
İbrahim yani İbni Sa'd, İbni Şihâb'dan, o da Amra binti Abdirrahman'dan, o da
Âişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş.:
«Ümmü Habibe Bînti
Cahş Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)e geldi kendisi yedi sene istihâza
görmüştü...»
Ravi hadîsi «Hâttâ
kanın kızıllığı suyun üstüne çıkıyordu» cümlesine kadar Amr b. Haris hadisi
gibi rivayet etmiş; sonunu söylememiştir.
(...) Bana
Muhammed übnü'l Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan b. Uyeyııe,
Zühri'den, o da Amra'dan, o da Âîşe'den naklen rivayet etti. Aişe bu rivayette
de ötekilerin hadisinde olduğu gibi.
«Binti Cahş yedi
senedir istihâza görüyordu» demiş.
65- (...) Bize
Muhammed b. Rumh rivayet etti (Dedi ki) Bize leys, haber verdi. H. Bize
Kuteybetüb'nü Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yezİd b. Ebi
Habib'den, o da Ca'ferden, o da.Irâk'dan, o da Urve'-dcn, o da Aişe'den naklen
rivayet etti. Ki Aişe söyle demiş: Ümmü Ha-bibc Kesûlûllah (SallaUahü Aleyhi ve
Sellem) e (İstihaza) Kanı(ni) sordu, ben onun leğenini kanla dolu gördüm.
Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)
ona:
«Hayzın seni
hapsettiği müddet bekle, sonra yıkan ve namazını kıl.» buyurdu.
66- (...)
Bana Musa [44] b. Kureyş Et - Temimi
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İshâk b. Bekir b. Mudar [45]
rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ca'fer b.
Rabia Irak b. Malik'den, o da Urvetii'bnü Zübeyr'den, o da Peygamber (SallaUahü
Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Aişe'den naklen rivayet etti: Aişe şöyle demiş: [46]
«Abdur-rahman b. Avf'ın zevcesi Ümmü Habibe binti Cahş Resûlüllah (SallaUahü
Aleyhi ve Sellem) e (İstihaze) kan(m) dan şikâyet etti. Resûlüllah (SallaUahü
Aleyhi ve Sellem) ona :
«Hayzın seni
hapsettiği müddet bekle, sonra yıkan!» buyurdular. Artık Ümmü Habib'e her
namaz için yıkanıyordu.
Bu hadisi bütün Kütübü
- Sitte sahihleri tahric etmişlerdir. Hadis-i şerifte Resû1ü1ah (SallaUahü
Aleyhi ve Sellem) e sual sorduğu bildirilen Hz. Ümmü Habîbe Ümmehat-ı
Mümininden Zeynep binti Cahş (Radiyallahû anha) nın kız kardeşidir. Vâkidi ile
Harbi isminin Habîbe, künyesinin Ümmü Habîb olduğunu söylemişler, Dare Kutni
dahi bunu tercih etmiş isede sahih rivayetlerdeki meşhur künyesi Ümmü Habîbe
'dir. İmam Ma1ik'in (El-Muvatta) ında Hz. Abdurrahman b. Avf'ın zevcesi Zeyneb
binti Cahş olduğu, istihaze kanını da onun gördüğü rivayet edilmiştir. Bazıları
bunun vehmolduğunu, diğer bazıları da vehim değil, doğrusunun bu olduğunu iddia
etmişlerdir. Onlara göre bu kadının ismi
Zeyneb, künyesi Ümmü
Habîbe 'dir.
Ümü'l Mü'minin Zeynep
(Radiyallahû anha) ya gelince Onun asıl isminin Birre olduğunu sonra Resûlüllah
(SallaUahü Aleyhi ve Sellem) onu değiştirerek kız kardeşinin ismini verdiğini
söylerler. Çünkü kız kardeşi künyesi ile meşhur olduğuna göre ona Zeyneb
demekle bir iltibas vaki olmamıştır. Hz. Ümmü Habibe 'nin Hamne isminde bir kız
kardeşi daha vardır. Ulemadan bazıları Ümmü Habibe ile Kamne 'nin ikisininde
istihazalı olduğunu diğer bazıları Ümmü1-Mü'minin Zeynep (Radiyallahû anha) nın
dahi istihazalı olduğunu söylerler. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
zamanında on- kadının istihazalı olduğu rivayet edilmiştir. Bunlar, Ümmü
Habibe binti Cahş, Ü m -raü'l Mü'minin Zeynep binti Cahş, diğer kız kardeşi
Hamne binti Cahş, Ümmü1 Mü'minin Meymune (Radiyallahû anha) nın anne bir kız
kardeşi Esma, Fatime binti Ebi Hubeyş, Sehle binti Süheyl, Ümmü'l Mü'minin
Şevde binti Zem'a, Zeynep binti Ümmü Seleme, Esma el Harisiyye ve Badiye binti
Gay1ân'dır.
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) in Hz. Ümmü Habibe'ye verdiği yıkanma emri mutlaktır. Bunun
her namaz için yahut bazan yıkanma ihtimali vardır. Ebu Davud 'un tahric ettiği
bir rivayet her namaz için yıkanması lâzım geldiğini bildirmektedir. Çünkü o
rivayette «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona her namaz için
yıkanmayı emretti» denilmiştir. Beyhaki bu rivayetin yanlış olduğunu söylemiştir.
Müs1im'in buradaki rivayetinde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in her
namaz için yıkanmayı emretmediği Hz. Ümmü Habibe 'nin kendiliğinden yıkandığı
bildirliyor. Bu hususta rivayetler muhteliftir. Bazılarında Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Ümmül Mü'minin Zeynep Binti Cahş'a:
«Her namaz için
yıkan.» diye buyurduğu, diğer
bazılarında :
«Her namaz için abdest
al.» dediği bildiriliyor. Hattâ Mûslîm'in Hammâd b. Zeyd 'den rivayet ettiği
hadiste, Hammâd yalnız başına rivayet etmiştir diye kitabına almadığı cümle
dahi bazılarınca budur. Mezkûr cümleyi yalnız Hammâd " değil Ebû Avâne ve
başkaları dahi rivayet etmişlerdir. Bununla beraber onu yalnız Hammâd rivayet
etmiş olsa bile kabul edilmesi lâzım gelir. Çünkü Hammâd mütemed bir ravidir.
Mutemed ravinin ziyadesi ise makbuldür.
Bazıları bu hadisin
Fatime binti Ebi Hubeyş hadisi ile nesh edildiğini söylerler. Çünkü Hz. Aişe,
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in vefatından sonra Fatime hadisiyle
fetva vermiş, bu suretle Ümmü Habîbe hadisine muhalefette bulunmuştur. Bundan
dolayı Ebu Muhammed el-îşbîlî; «Fatime hadisi istihaza hakkında rivayet edilen
en sahih hadistir.» demiştir. Az yukarıda İmam Şafii 'den naklen onun da; «Ümmü
Habibe'nin her namaz için yıkanması Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in
emri ile değil kendi fiilidir.» dediğini söylemiştik. Cumhur'u Ulemanın kavli
de budur. Yani istihazalı bir kadına her namaz için yıkanmak vacip değildir.
Hattabi (319 - 388); «Bu haber muh tasar» dır. Onda kadının hal-u şanı beyan
edilmemiştir. Her istihzah kadına her namaz için yıkanmak vacib değildir.
Yıkanmak aucak müptelâ kadına vaciptir.
Müptelâ : Gelen kanın
hayz'mı istihaza mı olduğunu ayıramıyan yahut gününü, vaktini ve sayısını
unutan kadındır. Böylesi hiçbir namazını terk edemediği gibi her namaz için
yıkanması da vacibtir, diyor.
Ebu Bekr b. Abdirrahman'm;
«Allah rahmet eylesin» diyerek zikrettiği Hind'in onun zevcesimi yoksa
akrabasımı olduğuna dair hiçbir yerde bir malûmata tesadüf edilememiştir. İbni
Hacer'in «El-İsâbe» adlı eserinin sonunda bir Hind'den bahsedilmiş fakat kim
olduğu beyan edilmemiştir.
67- (335)
Bize Ebu'r Rabi'ez Zehram rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd Eyyub'dan, o da
Ebu Kılâbe'den, o da Muaze'den naklen rivayet etti. H.
Bize Hammâd da Yezid
er-Rişk [47] den, o da Muâze'den
naklen rivayet etti ki bir kadın Aişe'ye:
«Bizden birimiz hayz
günlerindeki namazını kaza edeceknıi?» Diye sormuş. Aişe'de:
— «Sen Haruriye'misin?
Muhakkakla bizden her birimiz Resûlallah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
zamanında hayz görür; sonra hiçbir kaza ile Me'mur olmazdık» demiş.
68- (...)
Bize Muhammedü'bnü'I - Müsenna da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b.
Cafer rivayet etti: (Dedi ki) : Bize Şu'he Yezid'-den naklen rivayet eyledi.
Demişki.
— Ben Muâze'den
dinledim. Kendisi Aişe'ye «Hayzlı bir kadın namazı kaza edeceknıi» diye
sormuş. Aişe:
«Sen Har ur i yemisin?
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in kadınları elbette hayz görürlerdi:
Kendilerine onun yerine bir şey emr bu-yurdumu? Cevabını vermiş.
Muhammed b. Cafer:
«Aişe bu sözü ile kazayı Murad ediyor» demiştir.
69- (...)
Bize Abd bin Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrezzak haber verdi.
(Dedi ki) : Bize Ma'mer, Asım'dan, o da Muâze'-den naklen haber verdi demişki:
Aişe'ye sordum, neden hayzlı kadın orucu kaza ediyorda, namazı kaza etmiyor»
dedim. Aişe :
«Sen Harûriyemisin?
dedi.
«Haruriye değilim ama
soruyorum işte.» Dedim Aişe:
«(Vaktiyle) Bu iş
bizim başımıza gelirdi de orucu kaza etmekle emro-lunur; namazın kazası ile
me'mur olmazdık» cevabını verdi.
Bu Hadis-i bütün
Kütüb-ü Sitte sahipleri muhtelif ravilerden tahric etmişlerdir. Hadisin birinci
rivayetinde Hz. Aişe'ye sual soran kadının ismi zikredilmemiş. Diğer rivayetlerinde
soranın bizzat Muâze olduğu bldirilmiştir. Hadisin muhtelif rivayetlerinin
ifade ettiği mana kadının suali ve Hz. Aişe (Radiyallahû anha) nm cevabıdır.
Kadın: «Hayzhlar neden orucu kaza ediyorda, namazı kaza etmiyorlar?» diye sormuş
Aişe (Radiyallahû anha) da «Sen haruriyyemisin yoksa» diye söze başlayarak
Sahib-i Şeriat Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin kendilerine
böyle emrettiğini anlatmıştır.
Harûrâ: Kûfe'ye yakın
bir köydür, Hz. A1i (Radiyallahû anh) aleyhine kıyam eden hariciler ilk defa
burada toplanmışlardı. Bunlar Hz. Ali 'nin, Ebu Muse1 Eş Jari ile Amr b. Âs'ı
hakem tayin etmesine şiddetle itiraz ediyorlardı. Hatta kendisine «Allah'ın
emrinde şekk ettinde düşmanını hakem yaptın» demişlerdi. Husumetleri gitgide
artarak nihayet bir sabah kumandanları Abdullah 'm idaresi altında 8.000 nefer
toplanarak Hz.. A1i aleyhine kıyam ettiler. Hz. A1i kendilerine Abdullah İbni
Abba s(Radıyallahu Anhüma) yi gönderdi. İbni Abbâs (Radiyallahû anha) onlarla
münazarada bulundu, kendilerine nasihatlar verdi. Bunun üzerine 2.000 nefer
yaptıklarına pişman olarak muhalefetten vaz geçtiler. 6.000 i inatlarında
ısrar ettiler Hz. A1i (Radiyallahû anh) da üzerlerine ordu göndererek onlar-la
harb ve kendilerini perişan eyledi. Bunlar din babında pek şiddet gösterirler.
Hayzlı kadının namazları kaza edeceğine kail olurlardı. Hariciler aslen altı
fırka olup hepsi Hz. Ali ile Osman (Radiyallahû anh) dan teljerri ederler ve
onlardan uzak kalmayı her ibadete tercih eylerlerdi. Nikâhlarında bile bunu
şart koşarlardı. Halbuki bu yaptıkları tamamıyla dalâlet ve İcma'ı Ümmete
muhalefet idi. İşte Aişe (Radiyallahû anha) nm (Sen harûriyemisin) diye sorması
bundandır. Yani; bu sual dalâlet fırkalarından haricilerin soracağı bir sualdir.
Çünkü onlar hayzlı kadinin namazları kaza edeceğini kaildirler. Sen de bu
çirkin tarikatamı mensupsun? demek istemiş sonra, Resûlüllah (Sallallahil
Aleyhi ve Sellem) zamanında bütün ezvac-ı tâhiratın hayz gördüklerini fakat
Resûlüllah (SaHallahü Aleyhi ve Sellem) in yalnız orucu kaza etmelerini emir
buyurduğunu, namazın kazasını emretmediğini, kazası lâzım' gelse onu da
emrederdiğini anlatmıştır. Bunun üzerine kadın kendisinin Haruriye' olmadığını
yani haricilerle bir alâkası bulunmadığını, yalnız meseleyi iyi anlamak için
sorduğunu söyleyerek özür beyan etmiştir.
Hayzlı kadının yalnız
orucu kaza edip namazı kaza etmiyeceğine bütün müslümanlarm icma'ı vardır. Bu
hususta nifaslılar da aynı hükümdedir. Yalnız hâriciler Ehl-i Sünnetin bu
icma'ına muhalefet etmişlerse de onların muhalefetinin hiçbir kıymet ve tesiri
yoktur. Ulema-i kiram namazla oruç arasındaki farkı şöyle izah ederler.
Namazların sayısı çoktur. Çünkü onlar günde beş defa tekerrür ederler. Bu
sebeple günlerce kalan namazları her hayızdan temizlendikçe kaza etmek güç
olur. Oruçda ise bu güçlük yoktur. Çünkü oruç senede bir defa gelir. Hayz
günleride ekseriyetle birkaç günü geçmez. Binaenaleyh orucun kazasında hiçbir
güçlük yoktur. İşte orucun kaza edilip, namazın edilmemesi bu hikmete meb-nidir.
Selefi Sâlihinden bazıları namaz vakti geldikçe hayzlı kadına ab-dest almasını
ve kıbleye karşı oturarak Allah'ı zikretmesini emrederler-miş. Bu kavil
Ukbetübnü Âmir (Radiyallahû anh) ile Mekhu1'den rivayet olunmuştur. Atâ'; «Ben
böyle bir şey duymadım ama bu pek güzel bir iştir» demiştir. Ebu Ömer ise; «Bu
emir fukaha indinde metruktür. Hatta onu mekruh görürler diyor.» Ebû Kılâbe
dahi; «Bu meseleyi soruşturduk fakat aslı olduğunu Öğrenemedik.» demiştir.
Said b. Abdilâziz; «Biz bunu bilmiyoruz ve mekruh görüyoruz» mütelaasmda
bulunmuştur. Hanefilerih «Münyetül - Müfti» nam eserinde hayzh kadının her
namaz vakti abdest alarak evinin mescidinde bir namaz miktarı oturması, teşbih
ve tehlilde bulunması müs-tehabdır.» denildiği gibi «Ed-Dirâye» nam kitapda da;
«Böyle yapan kadına kıldığı en güzel namazın sevabı yazılır» denilmektedir.
Hayzlı kadın oruçla
muhatap değildir; orucun kazası ona ayrı bir emirle lâzım gelir. Bazıları
onunda oruçla muhatap olduğunu fakat hayz halinde onu terketmesi emredildiğini
söylerler. Bunlar «Abdestsiz bir kimsede namazla muhatabdır. Ama Abdestsiz
olarak namazını kılamaz» derlersede bu doğru değildir. Çünkü kadına hayz
halinde iken oruç tutmak haramdır. Bir kimsenin haramı işlemekle muhatap
olması caiz değildir. Bu Mes'ele Abdestte kıyas edilemez, zira Abdestsiz bir
kimsenin ab-dest alarak namazı kılması mümkündür. Lâkin hayzlı bir kimsenin
Ab-dcst dahi alsa namaz kılması, caiz değildir.
70- (336)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti dediki Malike Ebü'n Nadr'dan duyduğum ona
da.Ümmü Hânî binti Ebi Talib'in [48]
azadlısi Ebü Mürre'nin [49]
haber verdiği şu hadisi okudum. Ebu Mürre Ümmü Hâni binti Ebi Talib'i şunları
söylerken işitmiş.
«Mekke'nin
fethedildiği sene Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem) e gittim. Onu
yıkanırken buldum kızı Fatime'de kendisine bir elbise ile perde tutuyordu.
71- (...)Bize
Muhammed b. Rumh b. el Muhacir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize leys Yezîd b. Ebî
Habîb'den, o da Said b. Ebi Hind'den naklen haber verdi. [50]
Said'e de Akîl'in azadlısi Ebu Mürre rivayet etmiş, ona da Ümmü Hani Binti Ebi
Talib söylemişki rivayet etmişki: Kendisi Mekke'nin fethedildiği sene
Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'nin yukarısında bulunduğu bir
sırada onun yanına gelmiş, Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem) yıkanmıya kalkmış, Fatime'de onun üzerine perde tutmuş.
Sonra Resulüllah (Sallaiîahü
Aleyhi ve Selle/a) Elbisesini alarak
ona sarınmış, sonra sekiz rekât kuşluk nafilesini kılmış.
72- (...)
Bize bu hadisi Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu Üsame, Velid b.
Kesîr'den, o da Said b. Ebi Hİnd'den bu isnadla rivayet etti. Said :
«Resulüllah
(Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem) e (yine) kendi elbisesi ile kızı Fatime perde
tuttu yıkandığı zaman elbisesini alarak ona sarındı sonra kalkarak sekiz rekât
namaz kıldı. Bu kuşluk zamanında idi» demiş.
Bu Hadis-i Buhari
«Kitabu's - Salât», «Kitabu't - Tahâre» «Ki-tabü'l - Ed*.b» de bir hayli lâfız
farkıyla tahric ettiği gibi Müslim buradan başka «Kitabu's - Salât» da Tir mizi
«Kitabü'I - İstizan» da Nesai ile İbni Mâce'de «Kitabu't - Tahâre» de muhtelif
ra-vilerden tahric etmişlerdir. Tirmîzî İmam-ı Ahmed 'in. Bu bab-ta vârid olan
en sahih şey Ümmû Hân'i hadisidir.» dediğini nakleder, ki doğrudur.
Hadisde de beyan
olunduğu vecihle Ümmü Hâni Resulüllah (Sallaiîahü Aleyhi ve Sellem)in Amcası
Ebu Ta1ib'in kızı ve Hz. A1i 'nin kız kardeşidir. İsmi ihtilaflıdır. Bazılarına
göre Fâhite diğer bazılarına göre Fatime 'dir. Hind olduğunu söyleyenlerde
vardır. Hâni ismindeki oğlunun adı ile kün yel en m iştir. Ümmü Hânî
(Radiyallahû anha) Mekke'nin fethedildiği gün müsiüman olmuştur. Mekke
hicretin 8 nci yılında fethedilmişti.
1- Bir kimse
arada perde olmak şartı ile mahrem
akrabasından bir kadının yanında yıkanabilir.
2- Erkek
yıkanırken kadın ona perde tutabilir.
3- Sekiz
rekât kuşluk namaz kılmak meşru'dur. Hadisdeki «Bu kuşluk zamanında idi»
cümlesini bazıları «Bu kuşluk namazı idi» şeklinde tefsir ederler. Mezkûr cümle
kuşluk namazının sekiz rekât olduğuna delil değildir, diyenler olmuş ve
Resûlüllah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem) in o anda kıldığı sekiz rekât kuşluk
namazı diye değil Mekke feth edildiği içindir, mütelâasmı ileriye
sürmüşlersede bu söz bir hayalden ibarettir. Çünkü Hadisin ikinci rivayetinde
Hz. Ümmü Hâni «Sonra sekiz rekât kuşluk nafilesini kıldı» demiştir ki bu söz o
namazın kuşluk zamanına mahsus bir sünnet olduğunu sarahaten ifade eder. İbni
Abdi1berr «et Temhîd» nanıındaki eserinde ikrime tarikiyle Ümmü Hânî 'den şu
hadisi rivayet etmiştir. Ümmû Hâni demişki: Resûlüllah (Salîalîahü Aleyhi ve
Sellem) Mekke'ye geldi de sekiz rekat namaz kıldı.
Ben bu nedir? diye
sordum.
«Bu kuşluk namazıdır.»
buyurdular.
Müslümanlar öteden
beri kuşluk namazının sekiz rekât olduğuna bu Hadisle ihticac edegelmişlerdir.
Hadisin üçüncü
rivayetinde «Sekiz secde namaz kıldı» denilmiştir. Bundan maksad: Sekiz
rekâttır. Her rekâtda mutlaka secde bulunduğu için Cüz'ü zikir, küllü murad
kabilinden mecazen rekâta secde denilmiştir.
73- (337)
Bize İshak b. İbrahim El - Hanzali rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Müse'I [51]
Kaari haber verdi. (Dedi ki), bize Zaide A'meş'den, o da Salim b. Ebil Ca'd'dan
o da Küreyb'den, o da İbni Abbas'dan, o da Mey-mune'den naklen rivayet etti.
Meymune;
«Ben Peygamber
(Salîalîahü A leyhi ve Sellem) e su koydum ve ona perde çektim de yıkandı»
demiş.
Bu hadis de
yukarıdakiler gibi yıkanırken başkalarının göremiyece-ği şekilde kapalı bir
yerde bulunmanın vücubuna delâlet eder. Bir kimsenin zaruret olmadıkça
başkasına avret yerlerini göstermesi caiz olmadığı gibi yine zaruret olmadıkça
başkasının avret yerine bakması da caiz değildir. İbni Batta1'm de naklettiği
vecihle peştemalsız hamama giren kimsenin şehâdeti kabul edilmiyeceğine Fetva
imamlarının ittifakı vardır. İmam A'zam (80-150), Mâlik (93-179), Şafii
(150-204) ve Süfyanı Sevri 'nin kavilleri budur. Hatta hamamda yıkanacağı
havuza girerken peştemalmı atarak avreti görünen kimsenin şehâdeti dahi İmam
Ma1ikle Şafii'ye göre sakıttır. İmam A'zam'la Sevri bu kadarını özür
saymışlardır. Çünkü bundan korunmak imkansızdır. Ulema karı kocanın
birbirlerinin avretlerini görebileceklerine ittifak etmişlerdir.
74- (338)
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize zeyd b. Hubab, Dâhhak
b. [52]
Osman'dan naklen rivayet etti Demiş ki, Bana Zeyd b. Eşlem, Abdurrahman b. Ebi
Said'i [53]
Hudrî'den o da babasından naklen haber verdiki Resûlüllah (Salîalîahü Aleyhi
ve Sellem) :
«Erkek erkeğin, kadın
da kadının avret yerine bakamaz ve bir elbisenin içinde erkek erkeğe
yanaşamaz. Kadın dahi bir elbisenin İçinde kadına yanaşamaz.» buyurmuşlar.
(...) Bana
bu hadisi Harun b. Abdillah ile Muhamıned b. Râfi'dc rivayet ettiler dediler
ki bize ibni Ebî Füdeyk [54]
rivayet etti. (Dedi'ki) : Bize Dahhak b. Osman bu isnadla haber verdi. Harünla
Muhanımed (Avret yerine) Erkeğin
uryesİ, Kadının uryesi tabirlerini kullandılar.
Urye kelimesi, «ırye»
ve «ureyye» şekillerinde de okunabilir. Lügat ulemasının beyanına göre manası;
soyunmuş ve çıplak demektir.
1- Erkekler
erkeklerin kadınlar kadınların avret yerlerine bakamaz-lar. Bu cihet ulemanın
ittifakı ile haram olduğu gibi erkeklerle kadınların birbirlerinin avret
mahalline bakması dahi bil ıcma' haramdır. Peygamber (Saiîaîlahü Aleyhi ve
Sellem) erkeklerin birbirlerinin avret mahallerine bakmalarını men etmekle
onların kadınların avret mahalline bakmaları dahi memnu olduğuna işaret
buyurmuştur. Hatta erkeğin avret mahalline bakmak memnu olunca kadmınkine
bakmanın memnu ve haram olacağı evliyette kalır. Yalnız bu tahrim ecnebi
erkeklerle ecnebi kadınlar hakkındadır. Karı kocaya gelince Hanefilere göre
karı koca birbirlerinin avret yerlerine bakabilirler. Hatta İbni Ömer
(Radıyallahu Anhüma)dan rivayet edildiğine göre lezzet-i tahsil için bakmak
daha müessirdir. Bazıları bakmamanın evlâ olduğunu çünkü bakmanın unutkanlığa
sebebiyet verdiğini söylemişlerdir. Bu bâbda Re sûl üllah (Saiîaîlahü Aleyhi ve
Sellem) :
«Biriniz ehline
yakınlık etmek istediği zaman mümkün olduğu kadar örtünsün, merkep gibi
çırılçıplak soyunmasınlar.» buyurmuştur.
Erkek erkeğin
avretinden başka her yerine bakabilir. Kadının ecnebi bir kadına bakması da
erkeğin erkeğe bakmasına kıyas olur. Yani göbeğinden diz kapağının altına
kadar olan yerlerine bakamaz. Kadının erkeğe bakması da aynı hükme tabidir.
Maamafih erkeğe bakmakla şeh-vetlenir veya bakarsa şehvetleneceğini tahmin
ederse fitneden korunmak için bakmaması icab eder. Bakılması caiz olan yerlere
şehvetlenme-mek şartiyle dokunmak da caizdir.
Erkek kendi
cariyesinin bütün bedenine bakabilirsede başkasının cariyesinin ve nikâhı
haram olan akraba kadınların yalnız yüzlerine, başlanna, göğüslerine, kol ve
baldırlarına, saçlarına bakabilir. Ecnebi hür bir kadının ise şehvetten emin
olmak şartiyle yalnız yüzü ile ellerine bakabilir.
Şehvetten emin olmayan
onlarada bakamaz. Bundan yalnız hâkim ile şahit müstesnadır. Ecnebi hür bir
kadına şehvetten emin olsa bile dokunmak caiz değildir. Sahibesine karşı köle
ecnebi bir erkek hükmündedir.
2-
Şafii'lere göre bu meseleleri Nevevi Şöyle anlatmaktadır.
«Karı koca
birbirlerinin avret mahallerine bakabilirler. Yalnız bundan fere müstesnadır.
Bu hususta ulemamızın üç kavli vardır. Esah olan kavle göre karı kocanın hacet
yokken birbirlerinin ferclerine bakmaları mekruhtur. Haram değildir. İkinci
kavle göre ikisininde bakmaları haramdır. Üçüncü kavle göre erkeğin karısının
fercîne bakması haram kadının erkeğinkine bakması mekruhtur. Kadının fercinin
içine bakmak daha şiddetle mekruh ve haramdır.
Erkeğin cariyesine
nispetle hükmü : Onunla Cima'a hakkı varsa karı kocanın hükmü gibidir. Eğer
cariye neseben erkeğe haramsa meselâ kız kardeşi, halası, veya teyzesi gibi
yakın akrabası ise yahut süt kızkardeşi veya, nikah dolayısiyle haram olan
kaynana ve onun kızı yahut oğlunun karısı olursa hür kadınlar gibidir. Şayet
cariye mecusi, Mürted, putperest, veya iddet beklemekte yahut mükatebe olursa
ecnebi cariye hükmündedir.
Erkeğin nikâhı haram
olan akraba kadınlara bakması ve keza o kadınların erkeğe bakmaları sahih olan
kavle göre göbekten yukarı ve diz kapaktan aşağıya olmak şartıyla mubahtır.
Bazıları yalnız hizmet esnasında açılan yerlere bakabileceklerini
söylemişlerdir.
Hanefilere göre avret
mahallinin hududu erkeklerde göbeğin altından başlıyarak diz kapağın altına
kadar olan yerlerdir. Diz kapak avrettir. Çünkü Peygamber (Saîlaîlahü Aleyhi
ve Sellem) bir Hadis-i Şe-rifde :
«Diz kapak
avrettendir.» buyurmuştur. Cariyenin avret mahalli dahi, erkeğin gibi İsede
onun karnı ile sırtı da avrettir. Çünkü bu yerler şehvet yerleridir.
Binaenaleyh göbekle diz arasına benzerler. Bu hususta bütün cariyeler hatta
mükâtebe, müdebbere ve ümmü veled olanların hükmü hep birdir. Hürre bir kadının
elleri ile yüzünden başka her yeri avrettir. Ayaklan hakkında iki rivayet
vardır. Sahih rivayete göre ayaklar namaz dışında avret, namaz İçinde
değildir.
— «Ed - Dürrû'l -
Muhtar» da şöyle deniliyor.: «Genç kadının erkekler arasında yüzünü açması
menedilir. Bu, yüzü avret olduğu için değil, fitneden korktuğundan dolayıdır.»
Şafiilere göre ecnebi
erkeklerin birbirlerine nisbetle avretleri göbekle diz arasıdır. Kadınların
birbirlerine nisbetle hükümleri dahi budur. Ancak göbekle dizlerin a.vret
sayılıp sayılmıyacağı hususunda Şafiiyye ulemasının üç kavli vardır. Esah kavle
göre bunlar avret değildir. İkinci kavle göre ikiside avrettir. Üçüncü kavle
göre göbek avret, dizler değildir. Erkeğin ecnebi bir kadının neresine olursa
olsun bakması haramdır. Kadının erkeğe bakması dahi böyledir. Bu hususta
şehvetli olup olmamanın hiç bir ehemmiyeti yoktur. Bazıları 'Şehvetsiz olmak
şartıyla kadın erkeğin yüzüne bakabilir.» demişlersede Nevevi bu sözün hiç bir
kıymeti olmadığını söylemiştir. Ecnebi hür kadınla ecnebi cariye hüküm itibarı
ile müsavidirler.
Erkeğin güzel ve
yalabık gençlerin yüzüne bakması şâfiilerce haramdır. Bu hususta şehvetle veya
şehvetsiz bakmanın bir farkı olmadığı gibi fitneden emin olup olmamanın da bir
tesiri yoktur. Hz. Şafii 'nin nassan beyan ettiği mezhebi budur. Delili «Böyle
bir gencin kadın hükmünde olmasıdır. Çünkü güzellikçe kadına benzediği gibi
şer hususuna böyleleri kadınlardan daha yakındırlar. Binaenaleyh onlara bakmak.ev-leviyetle
haramdır. Ancak şer'i bir ihtiyaç dolayısiyle meselâ alışverişde, doktor
muayenesinde ve mahkeme huzurunda şehadet ederken bakmak caizse de o halde
şehvetle bakmak yinede haramdır.
Zira bakmak ihtiyaç
için tecviz edilmiştir. Şehvete ihtiyaç yoktur. Şafiiyye ulemasmca karı koca
ile cariye sahibinden başka her insana şehvetle bakmak herkese haramdır.
4- İki
erkeğin ye keza iki kadının bir örtü altına girmeleri tahrimen memnu'dur.
5- Bir
kimsenin avret mahalline vücudunun hangi uzvuyla olursa olsun dokunmak
haramdır. Bu hususta ulema müttefiktirler. Nevevi diyorki:
«Bu mesele birçok
kimselerin hamamlarda dikkat etmedikleri umumi bir belvâdır. Böyle bir yere
giren kimseye gözünü, elini ve diğer azasını başkasının avretinden koruması
kendi avretini de başkalarından muhafaza etmesi gerekir. Böyle bir şeyin
vukuunu gördüğü zaman gördüklerine tenbih ve ihtarda bulunması vacibdir. Ulema
tenbihin fayda ver-miyeceğini zannetmekle bu vazifenin sükut etmiyeceğini
inkârın behemehal vacip olduğunu söylemişlerdir. Meğerki kendisi veya başkası
hakkında fitne çıkacağından endişe ede.»
6- Nevevi'nin
beyanına göre kimsenin görmiyeceği bir yerde erkeğin- bir ihtiyaçtan dolayı
avret mahallini açması caizdir. İhtiyaç yoksa mesele ihtilaflıdır.. Ulemadan
bazıları mekruh olduğunu söylemişlerdir. Şafii'lerin esah kavline göre
haramdır.
75- (339)
Bize Muhammed b. Rafi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrezzak rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hammâm b. Münebbih'-den rivayet etti. Hemmâm bize Ebu
Hüreyre'nin Resûlüllah Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) den rivayeti
şudur, diyerek bir takım hadisler söylemiş
ez-cümle: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Benî İsrail çıplak
olarak yıkanırlar; birbirlerinin avretlerine bakarlardı. Musa (Aleyhisselâm)
ise yalnız başına yıkanırdı. Benî İsrail :
— Vallahi
Musa'yı bizimle beraber yıkanmaktan olsa
olsa fıtıklılığı men ediyor,
dediler. Bİr defa Musa (Aleyhisselâm) yıkanmaya gitti ve elbisesini bir taşın
üzerine koydu, derken tas elbisesini
kaçırdı. Musa :
— Aman
taş elbisemi, aman taş elbisemi
bırak, diyerek arkasından alabildiğine koştu. Böylelikle Benî İsrail,
Musa'nın avret yerini gördüler de:
— Vallahi
Musa'da hiç bir kusur yokmuş,
dediler. Müteakiben taş durdu ve Musa İyice görüldü; sonra
elbisesini alarak taşı dövmeye başladı.»,
buyurdular demiş. Ebu Hüreyre:
«Vallahi Musa'nın taşa
vurmasından taşta altı veya yedi tane bere izi kalmıştır» demiş.
Bu hadis-i Müslim
«Ehadisü'I - Enbiyâ» bahsinde tahric etmiştir. Buhari'de ise «KitabıTl Gusl»
dedir.
Kaadi İyaz'm beyanına göre Beni İsrail'in çıplak yıkanarak birbirlerinin avret yerler